Kur'ân-ı Kerîm'de hayzın, kadının cünüp olacağına ve hayzı kesilen kadının, cünüplükten yıkanır gibi yıkanması gerektiğine dair bir söylem yoktur. Yalnız kan akması, insanlar tarafından pislik kabul edilir. Özellikle akan kan temizlenmezse o bölgede mikrop üremesine neden olur.Bu bakımdan ayette, "Temizlendikleri" yani kan akması durduğu zaman, onlarla cinsel ilişkide bulunulabileceği belirtilmektedir. Elbette akan kan durduktan sonra o bölgenin yıkanması gerekir. Bu, cünüplükten temizlenme değil, kan bulaşıklarından temizlenmedir. Bunu cünüplük hali olarak görmek hatadır. Çünkü Kur'ân-ı Kerim'de böyle bir söylem ve tanım yoktur.Tevrat'tan hükümlerAdet ve loğusa halindeki kadının kirliliği inancı, Kur'ân'dan değil, Tevrat'tan alınmadır. Bundan söz etmediğine göre demek ki Kur'ân-ı Kerim, Tevrat'ın bu hükümlerini muhataplarından kaldırmışken gelenek, bunları hadisleştirerek fıkıh kuralları haline getirmiştir.Tevrat, loğusa kadını murdar (cünüp) saymaktadır (Levililer: 12/2-5).Yine Tevrat'a göre kendisinden kan gelen (adetli) kadın, yedi gün murdar olur, ona dokunanlar da murdar (pis) olurlar, hatta o kadının oturduğu yatak, ya da döşek üzerine bir şey bulaşırsa o şeye dokunan erkek, akşama kadar murdar (pis) olur. Adetli kadınla yatıp da üstüne bir şey bulaşan erkek de yedi gün murdar (pis) olur (Levililer: 15/19, 23-24).Çocuk doğurursa"Ve eğer bir kadının akıntısı olur ve bedeninde akıntısı kan olursa yedi gün murdarlığında kalacak ve ona her dokunan akşama kadar murdar olacaktır" (Levililer: 15/19)."Bir kadın gebe kalır, çocuk doğurursa âdet murdarlığı günlerinde olduğu gibi murdar olacak ve altmış altı gün kendi tathiri kanında kalacaktır" (Levililer: 12/2, 5).Fakat Kur'ân adetli kadının murdar olacağından söz etmez. Ancak âdet halindeki kadınla yatmanın, kadına eziyet olacağını, bu yüzden adetli kadınla yatmaktan uzak durulmasını emreder (Bakara: 92/222). Tevrat'ın, adetli kadının pis olacağı hükmü de hadis şekline getirilmiştir. (BİTTİ)
Kur'ân, adetli kadının neyi yapamayacağını söylüyor, o da cinsel ilişkidir. Kadına eziyet vereceği için erkeklere, bu durumdaki kadınla ilişkiye girmemeleri emredilmiştir. Maksat kadına eziyet vermemek, bir de o durumda kadına karşı bir soğukluk duygusu oluşma olasılığını uzaklaştırmaktır.Ezâ, eziyet veren bir hastalık manasına gelebileceği gibi insanı tiksindiren pislik anlamına da gelir. Yani hayz, kadına eziyet veren, sizi de tiksindiren bir haldir. O halde bulunan kadınla münasebetten uzak durun.Yahudiler, hayızdan çok sakınırlar, hayızlı kadınla yatmadıkları gibi onunla beraber yemek yemez, onunla aynı odada dahi oturmazlardı. Hıristiyanlar ise hayza hiç önem vermezler, hayızlı kadınlarla münasebette bulunurlardı.İslam'ın hükmü nedirAraplar, özellikle Medineliler bu hususta Yahudilerin tesirinde kalmışlardı. Onlar da Yahudiler gibi yapıyorlardı. Bazı sahabiler, Hz. Peygamber'den bu konuda İslâm'ın hükmünü sordular. İşte ayet, bu münasebetle indi (Tabe-rî, 2/380-391; İbn Kesîr, 1/358-360).Ayetteki "kadınlardan ayrılın" sözü, onlarla münasebette bulunmayın anlamınadır. Yoksa onlarla bütün ilişkileri kesin demek değildir. Hz. Peygamber (s.a.v), hayz halinde bulunan hanımlarıyla, cima dışında bütün ilişkilerini sürdürmüş ve âdet halindeki kadınla ilişki konusunda sorulan bir soru üzerine, "Cima'dan başka her şeyi yapın" demiştir (Müslim, Hayd, 3, Hadîs 16; Ebû Dâvûd, Nikâh 46. )."Yalnızca orayı yıkardı"Hz. Ayşe diyor ki: "Ben ve Peygamber ikimiz de cünüpken aynı kaptan (su alıp) yıkanırdık. Ben âdet halindeyken göbeğimle diz kapağım arasını kapatmamı emreder ve o şekilde benimle münasebette bulunurdu. İ'tikâfa girdiği zaman (mescidinden) başını uzatırdı, adetli olduğum halde onun başını yıkardım" (Buhârî, Hayd, 5)."Ben adetliyken su içtiğim kabı Peygamber (s.a.v.)'e uzatırdım, o da alır, benim ağzımı vurduğum yere ağzını koyup su içerdi. Adetliyken yediğim tikeyi, Peygamber (s.a.v.)'e verirdim, o da alır, benim ağzımı vurduğum yerden yerdi" (Müslim, Hayd, bâb 3, Hadis: 14)."Ben adetliyken Allah'ın Resulü ile beraber aynı kaftan içinde yatardık. Eğer benden, kendisine bir şey bulaşmış olursa yalnız o bulaşan yerini yıkardı. Şayet elbisesine bir şey bulaşırsa yalnız orayı yıkar ve o elbise içinde namaz kılardı" (Ebû Dâvûd, Nikâh 46, Taharet, 106; Nesâ'î, Taharet 178, Hayd 11; Dârimî, Vudû', 105; et-Tefsîru'1-hadîs, 7/338-340; el-Cevâhir fî Tefsîri'l-Kur'ân, 1/200-201).Yarın: Kur'an, adetli kadının murdar olacağından söz etmez.
Bir rivayete göre Hz. Ayşe, "Hayz günlerindeki namazlarını kaza etmemiz gerekir mi?" diye soran bir kadına, "Sen Harûriyye (Haricîler)'den misin? Allah Elçisi zamanında biz âdet görürdük. Bize (âdetten sonra) namazımızı değil, sadece orucumuzu kaza etmemiz emredilirdi" demiştir (Müslim, Hayd: b. 15, h. 67-68). İşte adetli kadının namaz kılamayacağı, oruç tutamayacağı hakkındaki delil sadece Ayşe'ye dayandırılan bu rivayetlerdir. Zan ifade eden bu rivayetlerle Kur'ân'ın kesin emri nasıl askıya alınamazsa bu rivayette adetli kadının namaz kılamayacağı hakkında bir söylem de yoktur. Sadece adetli kadının, kılmadığı namazı kaza edip etmeyeceğine dair bir sorunun cevabı vardır.Namazlarını kılmıştırÖnce Hz. Ayşe'nin, namazın kazasından söz etmesi de kuşkuludur. Çünkü Peygamber döneminde öyle günlerce kılınmayan namazların kazasından söz edilmez. O dönemde Müslümanlar, namazlarını özürsüz olarak terk etmezlerdi. Özür dolayısıyla bir iki vakit veya bir iki günlük namazlar da kaza olarak değil, tertip ile cem edilerek kılınırdı.İnsanın isteği dışında hasıl olan özür, ibadete engel değildir. Hz. Peygamber, düzensiz âdet gören kadına, yıkanıp namaz kılmasını emretmiş ve bu kadın, her namazını yıkanarak (veya abdest alarak) kılmıştır.Şimdi düzensiz âdet görmeyle düzenli âdet görme arasında ne fark vardır? İkisinde de kadından gelen kan, aynı kandır. Gelen kan, pis görüldüğü için bu kadına, temizlenip, yani abest alıp namazını kılması emredilmiştir. İnsanın elinde olmayan bir hal, neden onun ibadetine engel olsun?Her vakit abdest alırAşağıdaki rivayet, Hz. Peygamber'in, normal âdeti özür saydığını kanıtlar: Adet halinde bulunan Hz. Ayşe, mescitte bulunan Peygamber'in başını yıkayıp tarardı. Peygamber, adetli Ayşe'ye, "Mescitten bana humre (seccâde)'yi getir" demiş. Ayşe, adetli olduğunu söylemiş. Peygamber, "Adet, senin isteğinle olan bir şey değildir. Sen mescide git, seccadeyi getir" demiş (Müslim, Hayd: b. 3, h. 11-13).Kur'ân-ı Kerîm'de ne âdetin süresinden, ne de adetliyken Kur'ân okunamayacağından, namaz kılınamayacağından, oruç tutulamayacağından söz edilir. Hayd, tıpkı idrar tutamamak gibi bir özürdür. Özürlü erkek ibâdetten muaf tutulmaz, sadece her vakit için abdest alıp ibadetini yapar. Kendi içinde olağanüstü çelişkili olan bu kişi rivayetleriyle maalesef din bozulmuş, Kur'ân'ın söylemediği şeyler dine sokulmuştur. Yarın: Kur'an'a göre adetli kadın neyi yapamaz?
Konya'dan yazan Akın Ülkebay'a anımsatması için teşekkür ederim. İhmal ettiğimiz önemli bir noktaya değinen Akın Bey özetle şöyle diyor: "VATAN Gazetesi'nin dağıttığı tefsirinizde adetli kadının oruç tutamayacağını, namaz kılamayacağını, Kur'ân okuyamayacağını yazıyorsunuz. Oysa 17 Ocak 2004 tarihli yazınızda âdet halinin cünüplük olmadığını, adetli kadına bu ibadetleri yapma yasağının getirilmediğini, her türlü ibadeti yapabileceğini söylüyorsunuz. Bu görüşlerin hangisi doğrudur?"Akın Bey'in işaret ettiği, tefsirin yıllar önce çıkan eski versiyonundaydı. Orada klasik fıkıh bilginlerinin görüşlerini yansıtmıştım. Ama kendi araştırmamın sonucunu yeni versiyona yansıttım ve Kur'ân Ansiklopedisi'nde ayrıntılı olarak açıkladığım gibi iki yıl önce yayınladığımız Kur'ân Mesajı dergimizde de izah ettim. Dağıtılan tefsir, özet olduğu için âdet haliyle ilgili fıkıhcıların görüşlerini yansıtmıştım. Kendi görüşümüz ise tefsirin ana versiyonunda vardır. Şimdi oradaki görüşümüzü aktarıyorum.Hastalık eseri sayılırHayd; dilde akmak, taşmak anlamına gelen haydi, kadının âdet görmesi anlamında bir terimdir. Fakîhlere göre âdet süresi en az üç, en çok on gündür. Bundan az veya çok süre akan kan, hayd değil, hastalık eseri sayılır. Yine fakîhlere göre hayd halinde kadın oruç tutamaz, namaz kılamaz, Kur'ân'a el süremez, cinsel ilişkide bulunamaz. Orucunu sonra kaza eder ama namazı kaza etmez. Fakîhler kişi rivayetleriyle gelen hadislere dayanarak bu yargılara varmışlardır. Adetli kadının namaz kılamayacağı hakkındaki rivayet, sadece Hz. Ayşe'ye dayandırılmaktadır. O da ilim ifade edecek nitelik ve güçte değildir."Yıkan ve namazını kıl"Ayşe'den gelen bir rivayete göre zamansız âdet gören bir kadın [Rivayetlerde bu kadının ismi değişik verilmektedir. Kimine göre Fâtıma binti Ebî Hubeyş (Müslim, Hayd: b. 14, h. 62) kimine göre Abdu'r-Rahmân ibn Avf'ın karısı, Peygamber'in de baldızı olan Ümmü Habîbe binti Cahş (Müslim, Hayd: b. 14, h. 63-64)], Allah'ın Elçisi'ne düzensiz âdet gördüğünü, bu durumda namaz kılıp kılamayacağını sormuş, Allah'ın Elçisi, "O gerçek âdet değildir, yıkan ve namazını kıl" demiştir (Müslim, Hayd: b. 14, h. 62-64). Bu kadın, her vakitte yıkanıp namazını kılarmış (Müslim, Hayd: b. 14, h. 66). Bu rivayeti duyan Abdu'r-Rahmân ibn Hişâm, "Allah, Hind'e rahmet eylesin. Keşke bu fetvayı duysaydı. Vallahi bu özründen dolayı namaz kılamadığı için ağlayacak derecede üzülürdü" demiştir (Müslim, Hayd: b. 14, h. 64).Yarın: İbadete engel olmayan özür.
Soru: Altın takılar kullandığım için (alyans, kolye) çevremden sürekli olarak uyarılar alıyorum. Dinimizde er kişi için altın takı takmak yasak mıdır? (Nizamettin Burcu)Cevap: Kur'ân'da altın takı kullanmanın veya ipek giymenin haram olduğu hakkında hiçbir ifade yoktur. Tam tersine cennetliklerin, altın bilezikler ve küpeler takacakları, saf ipek giyecekleri imrendirici bir üslupla anlatılır. Bazı rivayetlerde Hz. Peygamber'in, saf ipek giymeyi, süs için altın takmayı erkeklere yasakladığı ifade edilirse de bunun tam tersi rivayetler de vardır. Bazı rivayetlerde erkeklere ipek giymenin ve süs için altın takmanın yasaklanmasının, o zamanki ekonomik darlıktan kaynaklandığını, Peygamber'in torunu Ca'fer-i Sâdık açıklamıştır.Hz Peygamber (s.a.v.)'in giydiği ipek elbiseyi çıkarıp attığı, "Bu, korunanlara yaraşmaz" dediği (Buhârî, Müslim) rivayeti yanında, Dûmetu'l-Cendel emîri Ukaydir'in, kendisine hediye olarak gönderdiği altın işlemeli saf ipek elbiseyi giydiği, imrenerek elbiseye ellerini süren sahâbîlerine, "Siz buna imreniyor musunuz? Andolsun cennette, Sa'd'ın mendilleri bundan daha güzeldir" (Tirmîzî, Müslim) dediği de rivayet edilmektedir.Bu rivayetlerden erkeklere ipek giymenin ve altın kullanmanın, haramdan ziyade mekruh olduğu, uygun olmadığı anlaşılır. Erkeğin süsü, güzel ve temiz giyinmektir. Aşırı süslenmek, takılar takmak erkeğe yakışmaz. Ama kadınlara süslenmek meşrudur. Alyans takmakta ise bir sakınca yoktur. Kâmil Miras Tecrîd-i Sarih tercümesinde bunu kanıtlarıyla izah etmiştir.Kadına dokunmakla abdest bozulur mu?Soru: Sayın hocam, Şafiî mezhebinde kadın eline dokununca abdest bozuluyor mu? Bilgi verir misiniz? (Hayriye Erik)Cevap: Mâide Suresi'nin 6'ncı ayetinde, abdesti bozan şeyler arasında "kadınlara dokunmak" tabiri geçmektedir. Bu tabiri, gerçek dokunma anlamında kabul eden İmam-i Şafiî'ye göre, kadının abdestli olan erkeğe dokunması erkeğin abdestini bozar, Ebû Hanîfe'ye göre bozmaz.Şafiî, "dokunmuşsanız" kelimesini gerçek anlamda dokunma kabul etmişken Ebû Hanîfe, bu tabiri cinsel ilişkiden kinaye saymıştır. Bu cümle, kadınlarla cinsel ilişkide bulunmuşsanız anlamındadır. Buna göre abdesti bozan, kadına dokunmak değil, onunla cinsel ilişkide bulunmaktır. Sadece kadına dokunmak veya kadın elinin değmesi, abdesti bozmaz. Taberî de buradaki dokunmanın, cima'dan (cinsel ilişkiden) kinaye olduğu kanısındadır.
Soru: Rüyaya yatma nasıl oluyor? İstihare duası bununla mı ilgili? Bir arkadaşım önemli bir olayda karar vereceği zaman rüyaya yatıyor ve ona göre karar veriyormuş.Cevap: Aklı, buz dolabına koyup işleri rüyalara bağlamak hatadır. Allah aklı niçin verdi? İnsan bir iş yaparken düşünecek, uzmanlara danışacak, şayet karar verecek duruma ulaşamazsa o zaman istihare yapacaktır. İstihare, rüyaya yatmak değil, Allah'a yalvarıp gönlüne şu işin hayırlı mı, kötü mü olduğunu ilham etmesini dilemektir. İki rekât namazın ardından okunacak istihare duası şudur:"Allahumme innî estehîruke bi-ilmike ve estakdiruke bi-kudratike ve es'eluke min-fadlike'l-azîm. Feinneke takdiru velâ akdiru ve ta'lemu velâ a'lemu ve ente allâmu'l-ğuyub. Allahumme in kunte ta'lemu enne hâza'l-emra hayrun lî fî-dînî ve meâşî ve akıbeti emri (âcili emrî ve âcilihî) fakdurhu lî ve yessirhu lî summe bârik lî fîh. Ve in kunte ta'lemu enne hâzâ'l-emre şerrun lî fi dînî ve meâşî ve akıbeti emrî (âcili emrî ve âcilihî) fasrifhu annî vasrifnî anhu vakdur liye'l-hayra haysu kâne summe ardınî bih.""Bunu bana takdir eyle"Manası: "Allahım! Senin ilmine göre hayır ne ise onu diliyorum, kudretinden güç istiyorum, Senin büyük keremini diliyorum. Zira Sen kadirsin, ben kadir değilim; Sen bilirsin, ben bilmem; Sen gizlileri bilensin. Allahım eğer Sen bu işin benim dinim, geçimim, sonum, şimdim ve geleceğim hakkında hayırlı olduğunu biliyorsan bunu bana takdir eyle, kolaylaştır ve bana mübarek eyle. Eğer bu işin benim dinim, geçimim, sonum, şimdim ve geleceğim hakkında şerli olduğunu biliyorsan bunu benden, beni de bundan çevir, hayır nerede ise bana onu nasip eyle, beni onunla memnun eyle."Hadiste belirtildiği üzere istihare zamanında kalbine ağırlıklı düşünce doğarsa, gönlü hangi fikirle sevinç duyarsa onu yapmak lâzımdır. Hayır ondadır. Eğer gönlüne bir şey gelmezse, namazı ve duayı yedi kez yinelersin. Çünkü Hz. Peygamber, "Bir iş yapmak istersen, o konuda yedi kere Rabbine istihare et" buyurmuştur. Hac ve cihad gibi iyi şeyler için istihare yapılmaz. Bunların hangi zamanda yapılmasının daha uygun olacağı hakkında istihare yapılabilir. Hz. Enes'in rivayetinde Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Ey Enes, bir iş yapmak istediğin zaman yedi defa, Rabbine istihare et. Sonra kalbine ilk gelene bak çünkü hayır ondadır."İstihare namazı kılıp birinci rekâtta Fatiha'dan sonra Kâfırûn, ikinci rekâtta Fatiha'dan sonra İhlâs okumak ve ardından da istihare duasını okuyup yatmak, rüyada beyaz veya yeşil görünce işin hayırlı olduğuna hükmetmek, siyah veya kırmızı görünce, kötü olduğuna hükmetmek de nakledilmiştir.
Rasim Aydın adlı okuyucumun sorularını cevaplamaya bugün de devam ediyorum.Okuyucum, "Abdestsiz Kur'ân okunur mu?" diye soruyor. Vâkı'a Suresi'nin 77-80'inci ayetlerinde, Hz. Muhammed'e vahyedilen değerli Kur'ân'ın, mutâhherlerden başkasının dokunmadığı saklı bir kitapta bulunduğu vurgulanmaktadır. Bizim kanaatimize göre bu ayetlerde kastedilen kitap, Kitap ehlinin, özenle sakladığı temel ilâhi kitaptır. el-Mutahherûn, sünnetliler demektir. Ayetlerde, vahyedilen Kur'ân muhtevasının, sünnetli, tertemiz bilginlerin ellerinde özenle saklanan ilâhi kitapta mevcut olduğu daha açık bir ifadeyle ilâhi kitabın prensiplerinin, Hz. Muhammed'e Kur'ân (okuma) olarak vahyedildiği anlatılmaktadır. Ayetlerin, Mushaf'ı abdestli olarak tutmakla bir ilgisi yoktur.Zaten bu surenin indiği sırada henüz Kur'ân, kitap halinde derlenmemişti. Vahyedilenler, çeşitli yazı malzemesine yazılmış sayfalar halindeydi ama Kur'ân'ın tamamı bir kitap halinde değildi. Özetle, Kur'ân okumak, Mushafı tutmak için abdest almak gerekli değildir. Elbette saygı için abdest alınsa daha iyi olur ama bu şart değildir.Cenaze namazıyla ilgili sorunuza gelince; bu, namaz biçiminde duadır. Allah için namaz kılınır. Bundan dolayı Hadis-i şerife göre duaların en güzeli olup her namazda okunan Fatiha okunur. Ölmüş kişi için de dua edilir.Tevhit inancına aykırıAynı sorunuzun devamında, "Cenaze namazı eğer namazsa, ayakkabıyla namaz kılınır mı?" diye soruyorsunuz. Temiz ayakkabıyla namaz kılınır. Çıkarılması güç olan ayakkabının çıkarılması gerekmez. Asker, potinleriyle namaz kılabilir. Ancak ayakkabıyla caminin içine girmek hijyen kurallarına aykırıdır. Cenaze namazında secde olmadığı için ayakkabıyla kalmakta bir sakınca yoktur.Okuyucum, son sorusunda, "Camilerin baş köşelerinde Allah'ın ismi yanında Hz. Muhammed'in ve diğer peygamber ve halifelerin isimleri yazılmaktadır. Bunlar sanki Allah'ın ortakları gibi olmuyor mu? Yoksa ben mi yanlış düşünüyorum" diye soruyor.Camilerde kıble duvarına ve diğer yüksek yerlere Allah ismi yanında Peygamber ve bazı sahabi isimlerinin yazılması, Peygamber devrinin uygulaması değildir. Bu isimler, sırf örnek olarak anılması için oralara konmuşsa bir sakınca görmem. Ama bunlar şefaat, yardım beklentisiyle oralara asılmışsa tevhid inancına aykırıdır. Allah'ın dışında, Peygamber de dahil, hiç kimseden yardım beklenmez, kimseden bir şey istenmez. Tevhit inancı bunu gerektir. "Makbul dua, sadece Allah'a yapılan duadır" (Ra'd Suresi).
Soru: Sayın Hocam, VATAN gazetesindeki yazılarınızı geçen yıldan beri büyük bir şevkle ve heyecanla okuyorum. Ve güzel dinimizin kolaylıklarını öğreniyorum. Sizlere sonsuz teşekkürlerimi arz ediyorum. Hocam, sizin çorap üzerine meshedilebileceğini bildiren yazınızı okumuştum. Köye gittiğimde bunu köyümüzün imamına anlattım. Karşı çıktılar. "Abdestin farzı dörttür, Süleyman Hocam üç diyebilir mi?" dediler. "Çorap üzerine meshedilebilir mi?" diye Diyanet'e sordum, kırk dereden su getirdiler. Yok çorap su geçirmeyecekmiş, beş kilometre yürünecek fakat yırtılmayacakmış... Hocam bağışlayın ama vatandaş çoraba bakacak ince mi, kalın mı, su geçirir mi, geçirmez mi, hele 5 kilometre yürüyeyim bakayım yırtılacak mı? Kafam karışıyor. Sizden şu sorularımı cevaplamanızı rica ediyorum:1- Çorap üzerine meshedilir mi? Bununla ilgili bir eseriniz var mı? Sizin Kur'ân Ansiklopedisi ve diğer eserlerinizi temin edebileceğim adresi ve telefonu verebilir musunuz?2- Abdestsiz Kur'ân okunur mu?3- Cenaze namazı namaz mıdır, dua mıdır? Namazsa ayakkabıyla namaz kılınır mı?4- Camilerin baş köşelerinde Allah'ın ismi yanında Hz. Muhammed'in ve diğer peygamber ve halifelerin isimleri yazılmaktadır. Bunlar sanki Allah'ın ortaklan gibi olmuyor mu? Yoksa ben mi yanlış düşünüyorum. Sizce bu doğru mudur? (Rasim Aydın / Ankara)Fıkıhçıların uydurmasıCevap: Size öyle yüzeysel cevaplar veren insanlara acıyorum. Abdestin farzı dörttür, üç diyen yok. Yalnız bu farzların ikisi yıkama, ikisi de mesihtir. Maide 66'ncı ayetin açık hükmüne göre yüz ve kollar yıkanır, baş ve ayaklar meshedilir. Peygamber ailesi böyle yapmış, Peygamber'e yıllarca hizmet etmiş olan Enes ibn Malik böyle olduğunu söylemiş. Ayakları yıkama uygulamasının Emeviler tarafından yerleştirildiğinde kuşku görmüyorum.Baş ve ayaklar yıkama uzvu değil, mesih uzvudur. Mesih uzvunun üstünde bir giysi varsa onu çözmeden üstüne meshedilebilir. Bu giysinin kalınlığı, inceliği söz konusu değildir. O su geçirmeme, 5 kilometre yürüme gibi şartlar bazı fıkıhçıların uydurmalarından başka bir şey değildir. Siz eğer bu konuda ayrıntılı ve kanıtlı bilgi istiyorsanız Kur'ân Ansiklopedisi adlı eserimizin abdest maddesine bakınız.Eserlerimi temin edebileceğiniz adres: Nuhkuyusu Caddesi No. 365 Bağlarbaşı / Üsküdar / İstanbul Tel: 0216 - 492 66 12 Faks: 0216 - 492 66 13* Bu okuyucumun sorularını cevaplamaya yarın devam edeceğim.