‘Bakara ve Al-i İmran’ı okuyunuz’

10 Kasım 2006

Al-i İmran Suresi’nin 180. ayeti, cimrilik edip mallarını Allah yolunda vermekten kaçınan kimselerin, kıyamet gününde, o üzerine titredikleri malların, yılan gibi boyunlarına dolandırılacağını bildirmektedir: “Allah’ın, kereminden kendilerine verdiğine cimrilik edenler, o malı kendileri için hayırlı sanmasınlar. Hayır o, kendileri için şerlidir. Cimrilik ettikleri şeyler, kıyamet günü boyunlarına dolandırılacaktır.” Manaların, eylemlerin ve sözlerin birer manevi biçime bürünüp insana göründüğünü belirten bazı hadisler de vardır, onlardan biri şudur: “Kuran okuyunuz, çünkü Kuran, kıyamet gününde sahiplerine (kendisini okuyanlara) şefaatçi olarak gelir. Zehravan’ı: Bakara ve Âl-i İmran surelerini okuyunuz. Bunlar, kıyamet gününde iki bulut gibi ya da kanatları açık iki kuş zümresi gibi gelir, sahiplerini (cehenneme ve zebanilere karşı) savunurlar. Bakara suresini okuyunuz. Çünkü onu almak bereket, terk etmek hasrettir. Büyücüler ona tesir edemezler.” İbn Hanbel’in Müsned’inde bu hadis şöyledir: Bakara Suresi’ni okuyunuz. Çünkü onu almak bereket, bırakmak hasrettir. Büyücülerin ona gücü yetmez. Allah’ın Resulü biraz sustuktan sonra devamla şöyle buyurmuştur: Bakara ve Âl-i İmran surelerini okuyunuz. Çünkü onlar iki zehra (nur yüzlü, parlak)tır. Kıyamet gününde iki bulut gibi ya da kanatlarını açmış iki kuş zümresi gibi sahiplerini gölgelendirirler. Kuran, kıyamet gününde kabir yarılıp açıldığı zaman rengi uçmuş cılız bir adam gibi (yani sahibinin dünyadaki zayıf hali biçimde) sahibini karşılar ve ona, “Beni tanıyor musun?” der. Sahibi: “Seni tanımıyorum.” Kuran: “Beni tanımıyor musun?” Sahibi: “Tanımıyorum.” Kuran: “Ben seni, günün sıcağında susuz bırakan, geceni de uykusuz geçirten arkadaşın Kuran’ım.” Her tüccar, ticaretinin arkasından gider. Sen de bugün her ticaretin arkasındasın. O kimsenin sağına mülk, soluna ebedilik verilir. Başına vakar tacı konulur. Anne babasına da dünya halkının yapamayacağı iki elbise giydirilir. Kendilerine, “Çocuğunuzun Kuran’ı almasından (Kuran’ı bellemesinden) dolayı (bu elbise size giydirildi)” denilir. Sonra o kimseye, “Oku! cennetin derecelerine ve köşklerine çık” denilir. Kuran okudukça yükselir.

Devamını Oku

‘O gün her nefis yaptığı her hayrı hazır bulacaktır’

8 Kasım 2006

İnsan ölünce onun kötü sıfatları, huyları, eziyet veren şeylere dönüşür. Amellerin dönüştüğü varlıklar, duyusal olmadığı halde, tıpkı yılanların ısırması gibi acı verirler (İhya, 4/620). İnsanın dünyada yaptığı işler kaybolup gitmez. Her biri manevi bir şekil alarak zaptedilir. Malumdur ki konuşulan bütün sesleri atmosfer, titreşim halinde zaptedip muhafaza eder. Hareketlerimizin görüntüsü de yine dalgalar halinde uzayda kalır, yayılır. Uzaydaki sesleri, verici ve alıcı aletler vasıtasıyla kulaklarımızın duyacağı frekansa getirip duyarız. Görüntüleri de alıcı televizyon aracılığıyla ekrana yansıtırız. Yani uzaya yayılan hareketlerimizin titreşimleri, dalgaları ancak bir alet vasıtasıyla ekranda görülür. İşte bizim bütün hareketlerimizi kaydetmekle görevli melekler Allah’ın yarattığı kayıtçı kanunlar saptamaktadır. Bu hareketlerimiz, manada kendilerine uygun birer şekle dönüşmektedir. Kabirde yani ölümden sonra ise ruh, tüm hareketlerinin şekilleriyle karşılaşır. İnsanın dünyada yapmış olduğu hareketler nimet veya azap şeklinde insanın karşısına çıkar. Önce insanın yaptığı işlerin, birer nimet veya azap şekline dönüştüğüne dair bazı ayetler zikredelim: “Evet, kim bir günah kazanır da suçu kendisini kuşatmış olursa işte onlar ateş halkıdır, orada ebedi kalacaklardır” (Bakara: 181), “O gün her nefis, yaptığı her hayrı hazır bulacaktır. İster ki o kötülükle kendisi arasında uzak bir mesafe bulunsun” (Âl-i İmrân: 30), “Her nefis, kendi kazandığına rehin edilmiştir” (Tûr: 21, Müddessir: 38), “(O gün herkese yaptığı tastamam verilir, onlara asla haksızlık edilmez” (Nahl: 11), “...Ki (Allah), bir toplumu kazandığıyla cezalandırsın” (Câsiye: 14), “Nihayet yaptıklarının kötülükleri onlara ulaştı ve alay ettikleri şey, onları kuşattı” (Nahl: 34), “Yaptıklarının kötülükleri onlara göründü ve alay ettikleri şey, onları kuşattı” (Câsiye: 33), “... Sen onlara şunu hatırlat ki bir can, yaptığı işin eline teslim edilmeye görsün, (yoksa) onun ne bir dostu, ne de bir yardımcısı olmaz” (En’âm: 70). YARIN: “Bakara ve Âl-i İmran surelerin okuyunuz, onlar nur yüzlüdür.”

Devamını Oku

KABİR AZABI VE SORUSU – 3

7 Kasım 2006

Müminin kabri aydınlatılırAbdullah İbn Ömer, öldürülen Abdullah İbn Zübeyr’in yanına gitmiş. Asılmazdan önce cesedinin bir tarafa atılmış olduğunu görünce Abdullah’ın annesi Esma’yı teselli ederek, “Bu cesetler bir şey değildir. Fakat ruhlar Allah katındadır” demiştir. Ebu Hüreyre, Peygamber’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Mümin, kabrinde yeşil bir bahçe içindedir. Kabrinde ona yetmiş arşın genişliğinde yer açılır ve dolunayın aydınlattığı gibi onun kabri aydınlatılır. Zikrimden dönen için dar bir geçim vardır (Tâhâ Suresi: 124) ayetinin, kimin hakkında indiğini biliyor musunuz? ‘Allah ve Resulü daha iyi bilir’ dediler. Buyurdu ki: Kabir içinde kafirin azabı şöyledir: Ona doksan dokuz tenin musallat edilir. Tenin nedir biliyor musunuz? Doksan dokuz yılandır. Her yılanın yedi başı vardır. Kıyamete değin bu yılanlar onu yalarlar, cismine (zehir) üflerler.”Gazali, bu hadisi şöyle açıklıyor: “Burada, anılan sayıda şaşılacak bir şey yoktur. Bunlar kibir, riya, haset, gill, kin gibi kötü ahlaktan türeyen yılan ve akreplerin sayısıdır. İnsandaki kötü sıfatların sayılı kökleri vardır. Bu köklerden belli sayıda dallar çıkar. Bu kötü sıfatların kendileri helak edicidir. İşte bu sıfatlar akreplere, yılanlara dönüşür. Bunların kuvvetleri tenin (ejderha) gibi, zayıfları da akrep gibidir. Kuvvetli ile zayıf arasında bulunanlar da küçük yılan gibi eziyet eder.” Kalp ve basireti açık olanlar, bu helak edici sıfatların manevi durumunu ve bunlardan dallanan sıfatların manevi biçimlerini gönül gözü nuruyla görürler. Ancak bunların sayısı, yalnız peygamberlik nuruyla bilinir. Bu tür haberlerin gizli sırları vardır. Bu gizli sırlar, basiret sahiplerince görülür. Nasıl melek insanlara ve hayvanlara benzemezse kabirdeki yılanlar, akrepler de bizim dünyamızdakiler türünden değildir. Ancak başka duyularla algılanabilirler. Bunu, uyuyan kimsenin rüyada gördükleriyle karşılaştırabiliriz. İnsan rüyada kendisini yılan ısırdığını görür. Bundan acı duyar, hatta sen onun uykuda bağırdığını, alnının terlediğini görürsün. O kişi bunların hepsini ruhuyla duyar. O kimse azap çekmektedir ama sen onun azabını göremezsin.YARIN: “O gün her nefis yaptığı her hayrı hazır bulacaktır.”

Devamını Oku

Kabir azabı ve sorusu – 2

6 Kasım 2006

Firavun ailesini azabın en kötüsü kuşattı: Ateş! Ebu Hüreyre diyor ki: “Allah’ın Resulü, kafirin ruhunun kötü koktuğunu anlatırken gömleğini burnuna tuttu” (Müslim, Cennet, 17, H. 75). İbn Hazm da kabir azabının, bedenden ayrılan ruha olacağını söylüyor. Çünkü Yüce Allah, “Firavun ailesini azabın en kötüsü kuşattı: Ateş! Sabah akşam ona sunulurlar (dünya durdukça azap böyle sürer). Kıyamet koptuğu zaman da ‘Firavun ailesini azabın en çetinine sokun’ (deriz)” buyurmaktadır. Bu sunulma, kabir azabıdır. Ayetten, azabın ruha olduğu açıkça anlaşılmaktadır (el-Fasl, 4/ 67). “Şekk üzerine yakin (kesin bilgi gerektiren inanç) kurulamaz” genel prensibinin gereği, inanç sorunlarının, garip niteliğindeki kişi haberi üzerine kurulamayacağı açıkken, maalesef bir iki kişi haberlerine dayanılarak ruhun, kabirde tekrar cesedin içine sokulacağı, ehl-i sünnet inancı olarak asırlarca öğretilmiştir. Oysa bu kanaat, ilmi gerçeğe aykırı olduğu gibi nakil bakımından sağlam bir delilden de yoksundur. Ruhun, cesedin içine tekrar gireceği varsayılırsa hiç kabre konulmayan, hayvanlar tarafından parçalanıp yenilen, yanıp kül olan cesede ruhun girmesi nasıl izah edilecektir? Çünkü bu durumda ceset yoktur. Yok olan bir maddeye ruhun girmesi söz konusu olamaz. Hadislerde kastedilen gerçek şudur: Ruh, içinde uzun süre yaşadığı, kemal kazandığı bedenden ayrıldıktan sonra hem ayrıldığı bedenini görür hem de bedeninin şeklini latif cisim olarak koruduğundan, kendisini aynen beden içinde hisseder. Nasıl ki insan rüyada, yaşadığı olayları, ruh olarak yaşadığı, gördüğü halde bedenle yaşıyor, görüyor zanneder, rüyada dolaştığı yerleri, bedensiz olarak dolaştığının farkında değildir.Ölüm halinde tamamen bedenin etkisinden kurtulan ruh, gezer, dolaşır, içinde yaşadığı bedenin de çevresinde bulunur, hatta ilk anda henüz yeni bedenden kurtulduğu için kendisini hâlâ beden içinde sanır. Yoksa ruhun bir daha bedene dönmesi, ona yeniden hayat vermesi, maddi bedenin kalkıp oturması, başın kabrin tahtalarına değmesi mümkün değildir. Bu, Allah’ın yaratış yasasına ve ayetlerin açık ifadesine aykırıdır. YARIN: Mümin kabrinde yeşil bahçe içindedir.

Devamını Oku

İnsana kişiliğini veren ruhudur

6 Kasım 2006

İnsana kişiliğini veren ruhudurSahih hadis mecmualarında kabir sorusundan ve kabir azabından söz edilir. Fakat Kuran’dan ve hadislerden, bu soru ve azabın cesede değil, ruha olacağı anlaşılmaktadır. Buhari, Müslim, Nesai ve İbn Hanbel’in rivayet ettikleri hadiste, kabre konulan ölüye, iki meleğin gelip Rabbinin ve peygamberinin kim olduğu hakkında soru soracakları anlatılır. Fakat meleklerin adından söz edilmez . Yalnız Tirmizi’nin rivayet ettiği ve garip olarak nitelediği hadiste bu meleklerden birinin Münker, diğerinin Nekir adlı iki siyah, çakır gözlü melek oldukları belirtilmiştir.Sorgu meleklerinin, Münker ve Nekir (çirkin, tanınmaz, inkârcı) adını taşıdıkları tartışma konusudur. Mutezilenin çoğunluğu, Allah’ın meleklerine Münker ve Nekir adının verilemeyeceğini söylemiştir. Mutezileye göre Münker, sorgu sırasında ölünün tereddüdü, Nekir de meleklerin onu azarlayıp rezil etmesidir. Kabir sorusu ve azabı vardır ancak bu bedene değil, ruhadır. Ölmüş insanın ruhu, kıyamete kadar bir daha bedene dönmez. Öldükten sonra yakılan yahut hayvanlar tarafından parçalanıp yenen, hiç cesedi kalmayan insanlar da vardır. Olmayan cesede ruhun gelip girmesi mümkün değildir. Nitekim tekrar dünyaya döndürülmek istenen ruhlara yüce Allah, bunun olmayacağını bildirmiştir (Mü’minûn Suresi: 99).Ruh ölmez, ebedidir. Dünyada yaptığı işlere göre ya yücelere çıkar, iyi ruhlarla beraber zevk-ü sefa içinde bulunur ya da zindanlara atılır, azaplara sokulur. Hz. Ebu Hüreyre, bu konuda Allah’ın Resulü’nden duyduklarını şöyle anlatıyor: Müminin ruhu (cesedinden) çıktığı zaman onu iki melek alıp (göğe) çıkarırlar. Müminin ruhunun güzel koktuğunu anlatan Ebu Hüreyre şöyle devam ediyor: Gök halkı, “Yer tarafından güzel bir ruh geldi. Allah sana ve içinde ömür sürdüğün bedene rahmet etsin” der. Bu ruh, Yüce Rabbine götürülür. Sonra Yüce Allah, “Bunu sürenin sonuna (yani sidretu’l-münteha’ya) götürün” der. Kafirin kötü kokan lanetli ruhu da (bedeninden) çıkınca gök halkı, “Yer tarafından habis bir ruh geldi” der. YARIN: Firavun ailesini azabın en kötüsü kuşattı: Ateş!

Devamını Oku

Dini bayramlar ay takvimine göre belirlenir

4 Kasım 2006

SORU: 1- Dini günler ve dini bayramlar hangi kaynağa göre her yıl 10 gün geriye gidiyor? 2- Seferiyken sünnet ve vacip namazları kılınır mı? 3- Günlük hayatta mest kullanmıyorum. Abdestliyken çorap giyip daha sonraki abdestlerde çorap üzerine mesh edebilir miyim? 4- Cem ruhsatını kullanmak için genel kriter ne olmalıdır? 5- Cuma namazının ardından zuhr-i âhar diye bir namaz kılınıyor. Bu gerekli mi? (Yavuz Aslan/Bursa) CEVAP: 1- Arap Yarımadası’nda güneş takvimi değil, ay takvimi kullanılırdı. Bu sadece İslâm için değil, Yahudilik ve Hıristiyanlık için de söz konusudur. Bölgede ay takvimi kullanıldığından elbette tarihi olaylar ve günler ay takvimine göre saptanırdı. Dini gün diye bir şey yoktur. Her gün, hem din hem de dünya günüdür. Yılda iki kez bayram ve bir de Ramazan ayı vardır. İşte bu bayramlar ve Ramazanlar ay takvimine göre belirlenir. Bu takvimi Müslümanlar icat etmedi, İslâm’dan çok önce vardı. NAMAZ CEMİNİN ŞARTI YOK2- Sünnet namazların hazarisi, seferisi yoktur. Sünnet nafile demektir. Kılarsanız sevap alırsınız, kılmazsanız günahı yoktur. 3- Yazılarımı kadın veya erkekler için değil, kamu için yazıyorum. İslâm’ın hükümleri de öyledir. Kuran, başın ve ayakların mesh edilmesini emreder. Başta sarık, takke, ayakta çorap varsa onların çıkarılması gerekmez. Çoraplar üzerine de mesh edilebilir. 4- Namaz ceminin şartı yok. Acele yapmanız gereken bir işiniz varsa veya yolcu iseniz o zaman takdim ve tehir birleştirmelerini yapabilirsiniz. 5- Cuma günü farz olan sadece iki rekât cuma namazıdır. Hutbeden önce de iki veya dört rekât sünnet kılınabilir. Dileyen kılar. Zuhr-i âhar, vaktin sünneti diye bir şey yoktur. Onlar uydurmadır. Cuma namazından sonra dileyen iki veya daha çok sünnet kılabilir. Sünnet nafile demektir. Nafilenin sınırı yoktur. Elinizden geldiği kadar kılmakta sevap vardır ama bunlar gerekli namazlar değildir.

Devamını Oku

Kuran’ı anlama ve anlatma yılı

3 Kasım 2006

Okurum Orhan Kılıççı gönderdiği, “Kuran’ı okumak ve anlamak” başlıklı e-mektubunda diyor ki: “Türkiye’nin din tarihine bakınca dikkatimi çeken bir konuyu sizinle paylaşmak istedim. Bizim gerçekten anlayarak Kuran ile tanışmamız ne kadar da yeniymiş. Sadece son 30 yıldır dinini kaynağından okumaya başlayan halkımız bundan daha iyisini hak ediyor. Sizin de başkanlığını yapmış olduğunuz Diyanet’in 2007 yılını ve sonraki 5 yılı, “Kuran okuma ve anlama yılı” ilan etmesi için ne yapmak gerekiyor? Geçmişte kim neyi ne şekilde eksik bırakmışsa artık bir önem taşımıyor. İnsanlığın ve yüce milletimizin kurtuluşunun bundan geçtiğini bilerek ve inanarak, yapmış olduğunuz çalışmaların sizi cennete önde gidenlerin makamına taşımasını Allah’tan dilerim.” CEVAP: Orhan Kılıççı’ya teşekkür ederim. 2007 yılının, Diyanet İşleri Başkanlığı’nca “Kuran’ı anlama ve anlatma yılı” olarak seçilmesinin ve bu yılın çeşitli etkinliklerle, Kuran üzerinde söz sahibi bilim adamlarına verdirilecek konferanslarla geçirilmesinin, Kuran kültürünün ve dolayısıyla Kuran dininin yayılmasına büyük hizmet sağlayacağı kanaatindeyim. Bu girişim uygun görülürse aydınlık ufukların belirmesine vesile olur.Allah’ın sevgili kullarıSORU: Geçmişte yaşamış olan evliyalar var. Neden günümüzde böyle değerler ortaya çıkmıyor? (Yunus Duman)CEVAP: Evliya, Allah’ın sevdiği veya Allah’ı seven kullar demektir. Kim demiş şimdi evliya yok diye? Her zaman Allah’ın sevgili kulları vardır. Ancak eski evliya denilen zatların kerametleri olmakla beraber bir keramete çok sayıda ekleme yapılmıştır. Elbette kanaatkârlığın, dünya tutkusundan uzak durmanın manen ilerlemede payı büyüktür. Kalbini dünyayla meşgul eden kimse manen yol alamaz. Ama kalbinden, Allah sevgisinden başka sevgileri çıkaran kişi, Allah’ın lütuflarına erer. Onda birtakım olağanüstü şeyler, kendisi farkına varmadan da görünebilir. İşte bu olağanüstü şeylere Allah’ın ikramı anlamında keramet denilir.

Devamını Oku

Kuran’ın her suresi namaz emrini vurgular

2 Kasım 2006

SORU: Bazı dostlarım var. Gerçekten Allah’a, peygambere ve kitaba inanıyorlar. Haşa, Müslümanlıklarını tartışmak haddim değil ama namazın, orucun, zekâtın ve haccın Kuran’da olmadığını iddia ediyorlar. Yani bize öğretilen İslâm’ın ve imanın şartlarını kabul etmiyor, Kuran’ı başka türlü yorumluyorlar. Böyle düşünenlerin amacı nedir? (E.Ö.)CEVAP: “Namaz, oruç Kuran’da yoktur” diyen kimse, Kuran’dan habersizdir. Kuran’ın her suresi namaz emrini vurgular. Bakın ilk surede ne buyuruluyor: “Gördün mü şu men edeni? Namaz kılarken bir kulu (namazdan)?” (Alak Suresi: 9-10. ayetler). Hz. Peygamber, Kabe yanında namaz kılarken Ebucehil ona engel olmak istemiş fakat yanına varınca korkudan titreyerek dönüp kaçmıştır. İşte Kuran’da namaz olmadığını söyleyerek namazı, Kuran’ın emirlerini yok sayan kimse aynen Peygamber’in namazına engel olmaya kalkan Ebucehil’in durumuna düşer ki Kuran bundan sonraki 15-18. ayetlerinde cehennem zebanilerinin, o yalancı günahkâr kimselerin perçeminden tutup cehenneme sürükleyeceklerini vurgulamaktadır. İnsan ibadetlerinde kusur edebilir ama inkâr, o kişiyi dinden çıkarır. Herkes Allah’a karşı sorumludur. Herkes kendi inanç ve eylemleriyle Allah katında ödül veya ceza görür. Ahirette iltimas, kayırma, aracılık yoktur (Bakara: 253). Öyle filan beni kurtaracak, falan bize şefaat edecek hayalleri, Allah’ın adaletine ve Kuran’ın tevhit dinine aykırıdır. Allah insanları önyargı batağından kurtarsın! Kimse ayın veya güneşin varlığını inkâr edemez.Kabe, Hz. İbrahim tarafından Hicaz Bölgesi’nde yapıldıSORU: Kabe’nin Müslümanlık için önemi nedir? Kim tarafından yapılmıştır? (M.Ö.)CEVAP: Kabe, Allah’ın buyruğu üzerine Hz. İbrahim tarafından Hicaz bölgesinde yapılmış olan ilk tevhit mabedidir. Hz. İbrahim, bu binayı yapınca insanları buraya gelmeye davet etmiştir. O zamandan bu zamana Allah’a inananlar, gelip Kabe’yi ziyaret ederler. Zilhicce ayının 9-10’uncu günlerinde önce Arafat denilen mıntıkada durup dua etmek, sonra gelip Kabe’yi ziyaret edip çevresini dolanmak hac ibadetini oluşturur. Hac, İslâm’ın beş şartından biridir.

Devamını Oku