* Dünden devamŞeyh Bedrettin, İznik’ten gizlice İsfendiyar Beyi’nin yanına gitmiş ancak ondan umduğunu bulamayınca Zagra’ya geçmiş. Nüfuzu gittikçe genişleyen Şeyh Bedrettin, önce Silistre’ye oradan da Dobruca’ya geçip Deliorman’a yerleşmiş. Buradan her yana devlet aleyhinde propaganda mektupları gönderdiği söylenir. Tehlikeyi gören Çelebi Mehmet, Börklüce Mustafa’yı Karaburun’da, Torlak Kemal’i Saruhan’da bozguna uğratır. Bu olaylardan ürken müritlerin birçoğu dağılır. Bayezid Paşa, bir tertiple Şeyh’i ele geçirip o sırada Serez’de bulunan Mehmet Çelebi’nin huzuruna götürür. Padişah, Şeyh’in işini bir bilim heyetine havale eder. Tartışma sonunda Mevlânâ Haydar Acemi’nin “Malı haram, kanı helal” fetvasıyla Şeyh Bedrettin, Serez’de asılarak idam edilir (823 H / 1420 M). Bazı kaynaklara göre Bedrettin ihtilalci değildi. Hasetçilerin dedikodu ve çekiştirmeleri üzerine Padişah Çelebi Mehmet, Bedrettin’i kendi üzerine geliyor sandığı için idam ettirmiştir (Şakaik-ı Nu’mâniyye çevirisi, s. 72-73; Keşfu’z-zunun: 1/443; Osmanlı Müellifleri, 1/39-40). Şeyh Sofyalı Bali (ö. 960/1553) ile halifesi Nuruddinzade (öl. 981/1573) ve Aziz Mahmut Hüdayi (ö. 1038/1628) özgün görüşlerinden ötürü Bedrettin’i çok olumsuz biçimde nitelelemişlerdir. Bu eleştiri ve saldırıların asıl hedefi ise Bedrettin’in cisimlerin haşrini kabul etmemesidir. Buna karşılık Şeyhülislâm Ebussuud Efendi’nin babası Muslihud-din Yavsi, Şeyh’in bu yoldaki düşüncelerini yumuşak bir üslupla açıklar, hatta destekler. Ruhu’l-Beyan adlı tefsirin sahibi Bursalı İsmail Hakkı da (ö. 1137/1725) Bedrettin’i savunmuştur. Cisimsel dirilmeyi kabul etmeyen Bedrettin, bunun “insan türünün tamamen ortadan kalkıp yeni baştan topraktan bir insan doğarak ondan üremek suretiyle olmasını” mümkün görmektedir. Eğer nakiller doğru ise Bedretin’in siyasi davranışı yanlış olmakla beraber bilimsel üstünlüğü, birçok bilgin nezdinde kabul edilir. Özellikle fıkıh (hukuk) alanında o, bir derya olarak değerlendirilmiştir. Onu bazı noktalarda eleştiren kimi alimler, birçok noktada da alkışlamışlardır. Şeyh ile görüşen ünlü bilgin İbn Arapşah, onu bütün ilimlerde ve özellikle fıkıh ilminde derya gibi engin bir bilgin sayar. YARIN: Şeyh Bedrettin’in şimşekleri üzerine çeken görüşleri.
SORU: Şeyh Bedrettin ile ilgili görüşleriniz nedir? (Onur Esen/Manavgat) CEVAP: Bedrettin Simavi (760 H/1358 M) tarihinde Edirne’ye bağlı Simavna’da doğdu. Babası Simavna kadısı (yargıcı) İsrail’dir. Bundan dolayı Simavna Kadısı Oğlu adıyla tanınmıştır. Çocuk yaşında Kur’ân-ı Kerîm’i ezberlemiş olan Bedrettin, ilk tahsilini Konya’da görmüş, sonra gittiği Kahire’de ünlü İslâm bilgini Seyyid-i Şerif Cürcani ile beraber Şeyh Ekmel Baberti’den ders almış, yine Mısır’da Peygamber soyundan geldiği kabul edilen Hüseyin Ahlati’ye intisap ederek tasavvuf yoluna girmiştir. Yaptığı sıkı riyazet sonucu zayıf düşüp hastalanan Bedrettin’i Şeyh Hüseyin Ahlati, öküz dili denilen bir otla tedavi ettikten sonra icazet verip Tebriz’e göndermiş. Timur huzuruna çıkan Bedrettin, bilginler arasındaki tartışmalara katılıp bilimsel yeterliliğini göstermiş ve kimsenin çözemediği bir davayı çözdüğü için Timur ona kızını vermek istemişse de gönlü buna razı olmayan Bedrettin, gizlice Mısır’a gidip şeyhinin hizmetine girmiştir. ÇOK SAYIDA MÜRİTİ VARMIŞBir ara Mısır hükümdarı Melik Zahir Seyfettin Barkuk’un oğlu Farah’a hocalık da yapmış. Hüseyin Ahlati ölürken Bedrettin’i yerine bırakmış. Altı ay kadar şeyhinin postuna oturan Bedrettin, şeyhin müritlerinden gördüğü kıskançlık dolayısıyla önce Halep’e, sonra Şam’a gelmiş, oradan da Anadolu’ya geçmiştir. Anadolu’da büyük saygı kazanan Bedrettin’e çok kimse bağlanmıştır. Yıldırım Bayezid’in oğlu Musa Çelebi, onu kazaskerliğe tayin etmiştir. Yıldırım’ın öteki oğlu Çelebi Mehmet, kardeşlerini yenerek Osmanlı İmparatorluğu’nun başına geçince Şeyh Bedrettin’i aylık 1000 akçe ulufe (maaş) ile ailesiyle birlikte 1413’te İznik’e sürgün etmiş. Bedrettin İznik’te bir yandan bilimsel çalışmalarını sürdürürken bir yandan da mürit toplayıp siyasi örgütlenmeye çalışmış. Bu amaçla has müritlerinden kendi gibi toprak ve malların müşterek hale getirilmesi, özel mülkiyetin kaldırılması görüşünü savunan Börklüce Mustafa’yla (Dede Sultan) Torlak Kemal’i Aydın ile Saruhan’a göndererek geniş bir bağlılar kitlesi vücuda getirmiş. YARIN: Şeyh Bedrettin’in idamı...
SORU: Eşim altı kez düşük yaptı. Yedinci çocuğumuz 6.5 aylık dünyaya geldi ve yaşıyor. Ancak yavrumuz spastik. Oturmuyor, yürümüyor, sadece anne baba diyor. Altı yaşına girdi. Bakımı çok zor ama evladımızdır. Aradan beş yıl geçtikten sonra nurtopu gibi sağlıklı bir kızımız oldu. Bu kader mi? (T. S.) CEVAP: Dünyada kaderin dışında kalan hiçbir şey yoktur. Çocuk neden spastik olur? Bunu tıp bilimi izah ediyor. Bu bir gen bozukluğundan kaynaklanıyor. Ancak bu durumda olan çiftlerin hepsinin çocuklarının spastik veya kusurlu olacak diye bir kural yok. Çünkü onlarda sağlam genler de var. Spastik olarak dünyaya gelen birinci çocuğunuzda kusurlu gen taşıyan sperm ve yumurtanın birleşmesi bir kader olduğu gibi sağlıklı olarak doğan ikinci çocuğunuzda sağlam gen taşıyan sperm ve yumurtanın birleşmesi de bir kaderdir. Bu seçimi yapan yüce yaratıcıdır. Yaşayan ilk çocuğunuz hastalıklı doğmuş. Bu Allah’ın bir sınavıdır. İkinci çocuğunuzun sağlam doğması da Allah’ın bir sınavıdır. Çünkü spermleri seçen Allah’ın kaderi, iradesidir. İnsan milyonlarca sperm içinde seçim yapabilir mi? Allah insanı darlıkla, sıkıntıyla denediği gibi bollukla, sevinçle de dener. Birinci çocuğunuzla sizi sıkıntıyla, ikinci çocuğunuzla da sevinçle denemiş. Allah’a şükretmek, Yunus gibi “Lütfun da hoş, kahrın da hoş” demek gerekir.Kısır görüşün sonucuSORU: Bir din görevlisi, kadınların yanlarında mahrem bir erkek bulunmadan tek başlarına hacca gitmelerinin dinimize göre caiz olmadığını söyledi. Günümüzde böyle bir düşünce doğru olabilir mi? (Ramazan Bulut)CEVAP: İmamın söylediği hüküm, bugünün meselesi değil, asırlar öncesinin hükmüdür. O zaman güvenlik olmadığı için kadın tek başına mahrem bir koruyucusu olmadan bir yere giderse saldırıya uğrardı. Şimdi artık Diyanet İşleri Başkanlığı ve diğer turistik acentalar uçaklarla güvenlik içinde hac kafileleri düzenliyorlar. Her kafilede bir değil, onlarca kadın var. Uçak personelinin ve hac kafilesi yöneticilerinin koruması altında gidilir. Güvenlik tamken hâlâ bin yıl önceki hükümleri insanlara dinin temel hükmüymüş gibi anlatmak, kısır görüşün sonucudur. Hacca gitmek isteyen kadın gidebilir. Haccı da makbuldür.
SORU: Beş yıldızlı bir otelin barında çalışıyorum. Müşterilere içki servisi yapıyorum. Ailemin geçimini sağlamak zorundayım. Bu iş dinimizce sakıncalı mı? CEVAP: Alkollü içki içmek ve keyfi olarak bunu satmayı meslek edinmek haramdır. Ancak ekmeğini içkili lokanta veya barda çalışarak kazanmak zorunda kalan kimselerin durumu farklıdır. Ailesinin geçimini sağlamak için o işi yapmak günah değildir. Çünkü bunu yapmaya mecburdur. Bu zamanda iş bulmak kolay değildir. Zorunlu haller yasakları kaldırır, helal kılar. Siz ve benzerleriniz, bu işi yapmak zorunda iseniz, aile geçimi için içkili yerlerde işçi olarak çalışabilirsiniz. Benim kanaatim budur. Domuz eti yemek haramdır ama başka et bulamayıp onu yemek zorunda kalan için haram değildir. Maide 3’üncü ayet böyle söylüyor. Her zorunlu hal, sakıncalı şeyleri mubah yapar.Temizlik için söylenmişSORU: Bir cuma vaazında hocamız, ayakta hacet giderenlerin bunu kabir azabı olarak çekeceklerini söyledi. Bu doğru mu? (Emin Fehmi Arpapay)CEVAP: O söz temizlik açısından söylenmiştir. Hadis olarak rivayet edilir. Ben bu tür sözlerin Peygamber sözü olduğuna inanmıyorum. Doğal bir hacet giderme, ibadet değil, günah da değil. Öyle ise ne azaba, ne de günaha sebep olur.Gece namazı hakkındaSORU: Gece namazını kılmam için uyuyup kalkmam gerekir mi? Yoksa gecenin uygun bir vaktinde gece namazını kılabilir miyim? (Osman Senai Arıkan)CEVAP: Sünnet olan, uyuduktan sonra kalkmaktır ama siz uyumadan da gece namazını kılabilirsiniz. Önemli olan, seher vakti (gece yarısından sonra), sabaha doğru uyanık olup namaz kılmaktır.Hata kılanda değil ki!SORU: Namaz kılarken önümüzden biri geçerse namazımız bozulur mu? Kılmaya devam etmelimiyiz? (Mehmet Yayıltı) CEVAP: Namaz bozulmaz. Hata, namaz kılanın önünden geçendedir, namaz kılanda değil. Namaza devam edebilirsiniz.
SORU: Namaz kılarken takke giymek zorunlu mu? Kur’ân’ın Türkçe mealini okurken, aynen orijinalinden okuyanlar gibi secde bölümlerinde secde etmek gerekiyor mu? Kur’ân’ın orijinalini öğrenmeye vaktim yok. Ne kadar ders alsam da özellikle telaffuzlarda çok büyük hatalar ve yanlışlıklar yapacağımı, bu sebeple günaha gireceğimi düşünüyorum. Kur-an’ı orijinalinden okumak ve anlamını öğrenmek başlı başına bir uzmanlık işi. Kur’ân’ın Türkçe açıklamasını okumak bana feyz veriyor. (Erhan Merdioğlu)CEVAP: Namazda takke giymek sadece bir gelenektir. Namazın şartı değildir. Namazın şartlarından biri avreti örtmektir. Erkeğin örtmesi gereken yerleri göbekle diz kapağı arasıdır. Bu bölge kapalı olduktan sonra başka bir şart aranmaz. Ayrıca saygı ve Hak huzurunda mahviyet belirtisi olarak başı açmak daha da makbuldür. Nitekim hacda baş açık tutulur. Başı örtmek haccın gereklerine aykırıdır ve fidyeyi gerektirir. Eğer ibadette başı örtmek şart olsaydı hacda da örtülmesi emredilirdi.SECDE ETMEK EMREDİLİRKur’ân mealinden okurken, secde ayetinde secde edilir. Arapça bilmeyen bir kişi, asıl Mushaftan Arapça ayetin anlamını bilmez ama meali okurken manayı bilir. Orada secde etmenin emredildiğini veya çeşitli varlıkların Allah’a secde ettiklerini okuyup anlayınca bu emre daha çok uyması gerekir. Kur’ân’ı orijinalinden okumak elbette doğrudan vahiy kalıplarını telaffuz etmek olduğundan daha makbuldür. DÜŞÜNE DÜŞÜNE OKUYUNAncak bunu Mushaf kenarındaki mealiyle karşılaştırarak okumak en makbulüdür. Yani Mushaf’tan bir ayet okur, hemen o numaradaki ayetin manasını da okursunuz o zaman çok makbul olur. Kur’ân okurken kasıtsız yapılan telaffuz hataları günah değildir. Allah kulunun niyetine bakar, ağzından çıkan söz kalıplarına değil. Kuldan istenen diksiyon değil, zikirdir, içtenliktir, güzel düşüncedir. Ama hiç Kur’ân okumayı bilmiyorsanız, bunda zorlanıyorsanız düşüne düşüne doğru dürüst bir Kur’ân meali okumanız da çok daha güzeldir.
SORU: Bir cuma günü caminin hocası, okuduğu hutbenin bir bölümünde şöyle dedi: “Peygamberimizin sağlığı koruma açısından çokça uyguladığı ve tavsiye ettiği şeylerden birisi de kan vermedir. Kendisi bizzat hacda ihramlıyken kan vermiştir. Diğer yandan kan vermek aklı ve hafızayı güçlendirir.” Bu konudaki düşünceleriniz bana ışık tutacaktır. (İbrahim Baldan) CEVAP: Peygamberimiz zamanında bugünkü anlamda birinden başkasına kan vermek diye bir şey yoktu. O zaman insanlar rahatlamak için kan aldırırlardı. Hatta kan aldırmanın bazı hastalıkların iyileşmesine yardımcı olduğuna inanılırdı. Kan aldırmaya hacamet denilirdi. Bu işin ustası olan bir berber (buna haccam denilir), gelenin bir damarını keserek kan akıtırdı. Bu kan birine verilmez, dökülürdü. Bu suretle kişinin rahatlayacağına veya şifa bulacağına inanılırdı. İşte Peygamberimizin de bu şekilde kan aldırdığı ve kan aldırmayı tavsiye ettiği rivayet edilmektedir. Buna kan vermek değil, kan aldırmak denilir.Günümüzde insandan insana gerektiğinde kan verme yöntemi bulunmuştur. Bu da birçok hastalığın tedavisinde önemli bir aşamadır. Yaralanmalarda veya ameliyatlarda hastaya kan vermek can kurtarır. Bu yöntem, elbette kan aldırma yönteminden çok daha faydalıdır. Peygamberimiz kan aldırmış ve kan aldırmayı tavsiye etmekle bunun daha ileri ve yararlı aşamasını elbette tavisye etmiş olmaktadır. Kan vererek hayat kurtarmak, Kur’ân’a göre bütün insanları kurtarmakla eş değerdir. Öyle ise kan vermek, büyük erdemdir ve sevaptır.Peygamberin uygulamasıSORU: Kulaktan dolma bilgiler aklımı karıştırıyor. Çalışan biriyim. İşyerim namaz kılmak için müsait değil. Eve gittiğimde namazımı kılabiliyorum. “Akşam namazı, yatsıya 15-20 dakika kala kılınmaz” diyorlar. Doğru olan nedir? (Ferda Bayram) CEVAP: Yatsı ezanı okununcaya kadar akşam namazı kılınabilir. Zorunlu durumlarda akşam namazı ertelenip yatsıyla birleştirilerek de kılınabilir. Siz, “Kılınmaz” diyenlere bakma. Peygamberimiz çok defa iki namazı birleştirerek kılmıştır.
SORU: İçkinin dinimizde kesin olarak haram olduğunu biliyorum. Ancak gazete ve dergilerde, hergün düzenli olarak bir kadeh şarap içenin çok daha sağlıklı yaşadığının bilimsel olarak kanıtlandığı haberleri yer alıyor. Geçenlerde bir gazetede akşam yemeğinde alınan bir kadeh şarabın, yediğimiz yiyeceklerdeki yağ oranını azalttığı yazıyordu. Hatta bir köşe yazarı da Kur’ân da Nahl Suresi 67’nci ayetinde belirtilen bu mucizenin, bilim tarafından 1500 yıl sonra keşfedilebildiğini dile getirmişti. Yaşar Nuri Öztürk de yemeğe lezzet verici olarak şarap katılmasında mahzur olmadığını söylemişti. Dinimizin şaraba, diğer içkilerden farklı bir muamele ettiği doğru mu? Eğer değilse, dinimiz faydalı olduğu bilimsel olarak kanıtlanan bir içkiyi sarhoş olmaksızın içmeyi neden yasaklamış olabilir? Şarabın faydalı olduğu, dinimizin yasaklama emri karşısında doğru olabilir mi? Çünkü İslâm, insanlığın faydasına olan hiçbir şeyi yasaklamaz. (Aydın Kıroğuz) CEVAP: Kur’ân-ı Kerîm, hamr dediği şarabın necis yani pislik olduğunu belirtmekte, bundan uzak durmayı emretmektedir. Onda biraz yarar olsa da zararının, yararından çok olduğunu vurgulamaktadır. Şarapta yarar var ama zararı daha çok. Her yasaklanan şeyde biraz yarar bulunabilir. Hırsızlıkta yarar yok mu? Var. Hırsız, soyduğu evin mücevheratına parasına konar, bir anda zengin olur ama ya soyulan? Ya toplum? Bundan büyük zarar görür değil mi? Kumarda da yarar var, kazanan bir anda zengin olur. Ya kaybeden ve toplum? Tinerde de yarar var. Adam kullanınca kendisini dünya hükümdarı görür ama alıştıktan sonra dengesini kaybeder, o zehiri alabilmek için önüne çıkan engelleri yıkmaya, insanları öldürmeye kalkar. Azı faydalıymış, sarhoş olmadıkça zararı yokmuş. Onun sınırı var mı? Bugün bir kadeh, ertesi gün 1.5, sonra 2 ve devam edince alkolik bir insan. Ağzı şarap kokan dengesizlerden oluşan bir toplum. Sarhoş insan neler yapar, trafiğe sarhoş çıkan nice katliamlara neden olur. Bunun önünü açınca içki topluma yayılır, ortalığı sarhoş insanlar sarar. Hangi akıllı kişi bunu savunur bilemem, hangi din adamı bunu savunur bilemem. Çünkü Peygamberimiz şarabı pisliklerin anası saymaktadır.
SORU: 25 yaşında, doğuştan spastik bir kızım. Allah’ın adı anılınca titreyip O’nun aşkıyla ağlıyorum. Halime her dakika her saniye şükrediyorum. Aşırı derecede sabırlıyım. Çevremdeki bazı kişiler televizyon izlememin, oje sürmemin, müzik dinlememin çok büyük günah olduğunu söylüyor. Bu duyduklarım kalbimi incitiyor. Benim İslâmiyet’le kristalleşen kalbimi bu şekilde kıran insanlar kul hakkı yemiyorlar mı? Bunun hükmü nedir? (P. G.) CEVAP: Sen kimsenin sözüne bakma. Oje de kullansan, makyaj da yapsan namazını kıl, ibadetini yap. Allah senin şekline değil, kalbine bakar. Allah aşkıyla dolmak, ağlamak ibadetlerin en makbulüdür. Sen eğer Allah sevgisiyle ağlayabiliyorsan Allah sana çok yakın, seni senden çok seviyor ki sevgisini senin içine doldurmuş. Hiç o şekilcilerin sözlerine aldırma, Allah seni seviyor. Spastik olman da bir sınavdır, sabret. Dünya hayatı geçicidir, bir var, bir yok. Ruh ise ebedidir. Fiziki bedende kusur olsa bile ruh kusursuzdur. Hele aşkla sevgiyle beslenen ruh pırıl pırıl, ışıl ışıldır. Sen bildiğin gibi rahat yaşa ama sevgi, Allah aşkı hiç içinden eksik olmasın. Yunus gibi ol ve onun gibi söyle:Ne varlığa sevinürem Ne yokluğa yerinüremAşkın ile avunuram Bana seni gerek seni. Müzik dinlemeyi haram saymak cehaletin kendisidirSORU: Müziğin dinimizdeki yeri nedir? Saz çalmayı seviyorum. Okuldayken din kültürü dersi hocam, saz çalmanın günah olduğunu, kıyamet gününde zebaniler tarafından etlerimin çekilerek kopartılacağını söylemişti. Ben günahkâr mıyım? (Aydın Kıroğuz)CEVAP: Peygamberimiz, o zamanın çalgısı olan davul ve tef dinlemiş, bunların düğünlerde çalınmasını emretmiştir. Savaşa giderken beraberinde türkücüler götürürmüş. O din kültürü dersi hocan ne biçim adammış ki saz çalanın zebaniler tarafından etlerinin kopartılacağını söylüyor? Sanıyorum zebaniler, saz çalanın etlerini değil de bu yalanı söyleyip Peygambere iftira edenin dilini koparır. Müzik dinlemeyi haram saymak cehaletin kendisidir. Gazali, müzikten hoşlanmayanı, hayvanlardan kaba bir yaratık olarak görmektedir. Müzik, âşıkın aşkını, fasıkın fıskını artırır. Elbette günaha yönlendiren müzik türlerini dinlemek doğru değildir.