Kur’ân Allah’ın kelamı değil mi?

28 Mayıs 2007

SORU: Hud Suresi’nin 2’nci ve 3’üncü ayetlerinde, “Ta ki Allah’tan başkasına tapmayasınız. Ben de, O’ndan size (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim. Ve Rabbinizden mağfiret dileyesiniz, sonra O’na tövbe edesiniz ki, sizi belirtilmiş bir süreye kadar güzelce yaşatsın ve her lütuf sahibine lütfetsin. Ve eğer yüz çevirirseniz, ben sizin için büyük bir günün azabından korkarım” buyurulmaktadır. Burada “de ki” sözcüğü kullanılmamıştır. Bu ayet Hz Peygamber tarafından mı söylenmiştir? Eğer öyleyse Kur’ân’da yer alabilir mi? Kur’ân Allah kelamı değil mi? (Tamer) CEVAP: Hud Suresi’nde şu husus açıklanmıştır: “Ey insanlar, Allah’tan başkasına tapmayınız, ben size Allah tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim. Rabbinizden mağfiret dileyiniz, O’na tövbe ediniz ki sizi belli bir süreye kadar güzelce yaşatsın ve iyilik eden, fazilet gösteren herkesin karşılığını versin.” Kitapta Peygamber’e bunları halka duyurup açıklaması emredilmiştir. Burada söz Hz. Peygamber’in değil, vahyi getiren melek elçi Cebrail’indir. Cebrail, Hz. Peygamber’e insanlara bu mesajı ulaştırmasını, kendisinin bir tanrı elçisi olduğunu, insanları tevhit çizgisine çağırmak üzere görevlendirildiğini söylemesini emretmektedir. Burada satır aralığında bir “Kul: Söyle” sözü gizlidir. Bu söz açıkça söylenmemiş, gizlenmiştir. Çünkü söz geliminden anlaşılacak anlamların açıkça değil, satır aralığına gizlenerek anlatılması, mesajı daha etkili kılar. Kur’ân Peygamberin sözü olamaz. Ayrıca burada önemli bir husus daha vardır ki o da zaman zaman Hakk’ın, bizzat Elçinin diliyle konuşmasıdır. Nitekim “(Ey Muhammed), attığın zaman sen atmadın fakat Allah attı” (Enfal: 17), “Sana bey’at edenler (İslâm uğrunda ölünceye kadar savaşmak üzere sana söz verenler), gerçekte Allah’a bey’at etmektedirler. Allah’ın eli, onların ellerinin üzerindedir” (Fetih: 10) ayetleri de Allah’ın, peygamberine olan yakınlığını belirtir. Enfal 17’nci ayetin açıklamasında şu olay anlatılır: “Kureyşliler, Müslümanlarla savaşmak için ilerleyince Allah’ın Elçisi, ‘Allahım, Kureyş senin Elçini yalanlayan kibirli önderleriyle geldi. Allahım, bana verdiğin sözü gerçekleştirmeni diliyorum’ dedi ve iki topluluk karşılaşınca bir avuç toprak alıp yüzlerine doğru serpti. Gözleri görmez olan Kureyş ordusu bozuldu. Ayet, bu kutsal atışa işaret etmekte, onu atanın gerçekte Allah olduğunu bildirmektedir. Elçi, onu atarken kendi varlığıyla değil, Allah ile atmıştı.”

Devamını Oku

Estetik ameliyatlarda dinen sakınca yoktur

27 Mayıs 2007

SORU: Birkaç yılda bir ya Diyanet ya da bir ilahiyat hocamız, “Estetik cerrahi günahtır” fetvası verir. Kur’ân meallerinde güzellik konusunda hiçbir ayet yok. Buna rağmen iddia sahipleri, “Yüce Allah’ın yarattığı hiçbir şey bozulmaz” diye kişisel bir yorum getiriyorlar. Eğer durum onların dediği gibiyse o zaman dudak veya damak yarıklı ya da kalbi delik çocukları ameliyat etmek de günah olmalı. Ya sünnete ne dersiniz? (Prof. Dr. Ali Barutçu) CEVAP: Ben Diyanet’in bu tür fetvaları olduğunu bilmiyorum. İşin doğrusu, Kur’ân’da Allah’ın yaratılışını değiştirmek şeytan işi sayılır ama bu güzelleştirme amacıyla değiştirmek değil, canlının doğasını bozacak, çirkinleştirecek şeklindeki müdahaleler içindir. Kur’ân’ın indiği ortamda bazı kişiler hayvanları işaretlemek için kulaklarını yarar, alnına damga vurur, hayvanı çirkinleştirilerdi. İşte Kur’ân bunların kötü, Allah’ın yaratışını değiştirmek olduğunu söyler. Peygamberimiz hayvanın yüzüne damga vurulmasını yasaklamış, mutlaka damga vurmak gerekiyorsa yüzüne değil, kalçasına vurulmasını buyurmuştur. Yüz, canlının en güzel yeridir. Onu çirkinleştirecek eylemlerden kaçınmak gerekir. Yoksa iyi yönde müdahaleleri Peygamberimiz de teşvik etmiştir. Saçları kısaltmak, sakal traşı olmak, sünnet olmak hep doğaya müdahaledir ama bunlar Peygamberimizin tavsiyesidir. Çünkü bunlar çirkinleştirmek için değil, güzelleştirmek için yapılmaktadır. Öyle ise güzellik amaçlı estetik ameliyatlarda bir sakınca yoktur. Bedenin herhangi bir yerindeki kusuru düzeltmek asla dinen sakıncalı değil, tersine güzel şeylerdir.Önemli olan iyi niyettirSORU: Kur’ân’ı mealinden okuyorum. Sakıncası var mı? Onur Yazkan)CEVAP: Türk harflerle yazılmış Kur’ân da okunabilir ama Arapça sesleri verecek transkripsiyon gerekir. Türkçe’de, Arapça’daki bütün sesler yoktur. Bir örnek: Khalik yaratan, Halik tıraş eden, Hâlik öldüren. İşte Türkçe’de aynı harfle yazılan üç kelimenin temelde anlamları çok farklıdır. Bu harfleri birbirinden ayırt edecek sesler yani işaretler konsa o zaman Türk harfleriyle yazılmış Kur’ânlar da okunabilir. Ancak Arapça’sını okuyan birçok kimse de zaten manasını bilmiyor ve harfleri birbirinden ayırt edemiyor. Okuyan kimse iyi niyetliyse Allah onun kusuruna bakmaz.

Devamını Oku

Almanya’dan mektup var

27 Mayıs 2007

MURAT Ateş adlı bir gurbetçinin bana gönderdiği mektubu sizlerle paylaşmak istedim: “Sayın Süleyman Ateş, ben ve kız kardeşim annemizi 16 Nisan 2007 tarihinde kaybettik. O, doktorların ihmalinden dolayı vefat etti. İki ay boyunca hastanede yattı. Kendisine Pancoast Tümörü (kötü huylu) teşhisi kondu. Kemoterapi uygulanacaktı ama alerji yaptığı için tedavi kesildi. Işın tedavisine devam edildi. 9 Nisan tarihinden itibaren hastalığı ciddi bir hal aldı. Son bir haftayı annemle birlikte hastanede geçirdim. Son nefesine kadar gece gündüz hep dua etti. Öldüğü günün sabahında beraber birkaç defa kelime-i şahadet getirdik ve sonunda ruhunu Allah’a teslim etti. Türkiye’ye getirip defnettik. Sonra tekrar Almanya’ya döndük. Anneme ölümünden 5 gün önce zatürre teşhisi de konmuştu. Kendimi suçladım çünkü onu hastanenin bahçesine çıkarmıştım. Bunu da doktor tavsiyesi nedeniyle yaptım. Üşümesin diye her zaman üzerine kalın birşeyler giydiriyordum. Ama şimdi internet aracılığıyla öğreniyorum ki, bir de hastane zatürresi varmış. Bunun da başlıca sebepi hastaların temiz olmaması ve hastane yönetiminin buna gerekli önemi vermemesi. Kısacası annem boşu boşuna vefat etti. Er geç herkes ölecek ama annemin ölümüne sebep olanlar, elini kolunu sallayarak mesleklerini icra etmeye devam ediyor. Annemin resimlerine baktıkça içim daralıyor. Ne yapacağımı bilmiyorum. Herkes, “sen elinden geleni yaptın” diyerek beni teselli etmeye çalışıyor. Türkiye’de yaşayanlar Avrupa’da her şeyin daha iyi olduğunu düşünüyor. Batı dünyasının parası var o kadar. Burada insanların ırkından ve dininden dolayı ayrımcılık yapılıyor. Bunu bir ibret olarak o Avrupa sevdalılarına iletirseniz sevinirim. Saygılarımla...”Her ibadet namaz değilSORU: Kur’ân-ı Kerîm’de namaz kelimesinin geçmediğini söyleyenler var. Bu bilgi doğru olabilir mi? (Ayşe Kaya) CEVAP: Kur’ân’da en çok geçen salat yani Türkçe karşılığı namazdır. İbadet de değişik formlarda geçer. Ama her ibadet namaz değildir. İbadet kulluk demektir. Çoluk çocuğun rızkını kazanmak için çalışmak da ibadettir, fakire sadaka vermek de ibadettir... Ancak bunlar namaz değildir.

Devamını Oku

İbadet Allah’a kulluk etmek demektir

25 Mayıs 2007

SORU: Geçen günkü yazınızda “çalışmak ibadettir” diyorsunuz. Halbuki cuma hutbelerinde pek çok defa insanın Allah’a ibadet için yaratıldığını duydum. Bu konuyu biraz açar mısınız? (Saim Akın) CEVAP: İbadet, Allah’a kulluk etmek, O’nun buyrukları doğrultusunda yaşamak demektir. Hizmetçinin görevi nedir? Hizmet etmek değil mi? İşte kulun görevi de hizmetçinin de ötesinde yaratana hizmet etmek, O’nun buyrukları istikametinde yaşamaktır. Buna göre yalan söylememek ibadet yani kulluğun gereğidir, başkalarına yardım etmek kulluğun gereğidir, ailenin geçimi için çalışmak kulluğun gereğidir, insanlığa hizmet Allah’ın yaratıklarına hizmet olduğundan kulluğun gereğidir, zaman zaman Allah’ın huzurunda durup dua etmek, tespih çekmek, namaz kılmak, Kur’ân okumak da kulluğun gereğidir. ALLAH’IN EMRİNE UYMAKHer türlü güzel işleri Allah’ın emri uyarınca yapmak kulluğun gereğidir, yani ibadettir. Bu anlamıyla dinin gereği olan her türlü güzel ahlak kurallarına göre yaşamak, her türlü güzel, yararlı iş yapmak ibadettir. Çünkü Allah kulundan güzel ahlaka uyup güzel işler yapmasını istemektedir. Bunu yapmak Allah’ın emrine uymak değil mi? Allah’ın emrine uymak da kulluk demektir, yani ibadettir. Siz ibadeti sadece namaz kılmak, oruç tutmak diye anlamayın. KULLUK NEYİ GEREKTİRİR?Allah insanları sırf namaz kılmak için yaratmadı, hayatın gereklerini yapmak için yarattı. Haram olan şeylerden kaçınmak da ibadettir ama haram işleri yapmak ibadete yani kulluğa aykırıdır, hırsızlık etmek kulluğa aykırıdır, adam öldürmek kulluğa aykırıdır, yalan söylemek kulluğa aykırıdır, zina etmek kulluğa aykırıdır, haset etmek, başkalarını çekememek, kıskançlık kulluğa aykırıdır, dinin herhangi bir yasağını çiğnemek kulluğa aykırıdır. Allah insanları emirlerini uygulamak, yasaklarından kaçınmak için yaratmıştır. Kulluk da bunu gerektirir. İşte Allah’ın, insanları kendisine kulluk etmeleri için yaratmasının anlamı budur.

Devamını Oku

Kin ve nefretin tipik bir örneği

24 Mayıs 2007

Kur’ân’ın “es-sâbikune’l-evvelûn: İlk İslâm’a geçenler” diye övdüğü Peygamber sahabilerine karşı içindeki kinin ve düşmanlığın etkisiyle birtakım uydurma sözlerle bizi kendi saygısız düşüncelerine alet etmek isteyen kişiye cevabımdır: Aradan 1400 yıl geçmiş olmasına rağmen senin içinde hâlâ öfke var, düşmanlık var. Muaviye’ye lanet okumakla ne kazanacaksın? Hz. Ali’nin, senin bu yaptığından memnun olacağını mı sanıyorsun? O kendisine kılıç çeken haricileri bile, “Onlar bizim kardeşlerimizdir ama yollarını şaşırmışlardır” demiş onlara lanet okumamış, kafir de dememiş sadece bâğî (haydut) demiştir. İçi düşmanlık dolu insanlara sadece esef olunur. Sen kendi ahiretini berbat ediyorsun. 1400 yıl önce ölmüş olanlar artık hata ve savaplarıyla Allah’ın huzurundadırlar. Onları yargılamak bizim vazifemiz değildir. Çoktan yargılandılar ve cezaları varsa çektiler. Belki hep birlikte cennettedirler. Nedir bu kin ve öfke anlamıyorum. “Yaratılanı sevdim, yaratandan ötürü” diyen Yunusların geniş düşüncesi ve merhameti nerede? Kur’ân’da namazın nasıl kılınacağı bellidirSORU: Namazın nasıl kılınacağı Kur’ân’da belirtiliyor mu? (T. Köseoğlu)CEVAP: Kur’ân’da namazın nasıl kılınacağı bellidir. Ayakta durmak (Kumu: ayakta durunuz), rükûya varmak (varkeu: rükû ediniz), secdeye varmak (evscud, fescudu: Secde ediniz), Kur’ân okumak (Kur’ân’dan kolayına geleni oku). Temel olarak iki rekât. Nisa Suresi’nin 102. ayetinde 2 rekât olduğu anlatılmıştır. Tövbe eden affa uğrarSORU: Kur’an’daki, “zina eden erkek ancak zina eden veya müşrik bir kadınla evlenir. Bu müminlere haramdır” ayetine göre bekârken zina etmiş ama sonra tövbe etmiş bir erkekle zina etmemiş mümin bir kadının evlenmesi uygun mu? (Seval Poyraz)CEVAP: Ayet, zina eylemine devam eden erkek ve kadınlar hakkındadır. Zinadan tövbe etmiş kişiler Allah’ın affına uğrarlar. Onları zani (zina eden) olarak tanımlamak doğru değildir. Vaktiyle zina etmiş erkek veya kadın, gerçekten tövbe etmişse onunla evlenmekte bir sakınca yoktur.

Devamını Oku

Halifeleri eleştiren sözler asılsızdır

24 Mayıs 2007

SORU: Kadınlar neden camiye cuma namazına gitmiyor? Bir diğer sorum ise şöyle: Babamın dükkânına bir müşteri gelmiş. Elinde de “Nehcu’l Belâğa” adlı kitap varmış. O kitabı babama hediye etmiş. Ben de bir kısmını okudum ve çok şaşırdım. Çünkü kitapta Hz. Ali’ye ait olduğu söylenen ve diğer halifeleri eleştiren sözler var. Mesela, “Ebubekir döneminde, Hz. Ali neden hakkı olan halifeliği istemedi” başlığının hemen altında şu ifade yer alıyor: “Allah’a yemin olsun ki, eğer Muhammed’in getirdiği hak dininin yeryüzünden tamamen kaybolmasından korkmasaydım, Ebubekir’le hilafet için savaşırdım.” Bunlar doğru olabilir mi? (Ferhat)CEVAP: Hz. Peygamber döneminde kadınlar da cuma ve bayram namazlarına gelirlerdi. Peygamber’den sonra kadınlar yavaş yavaş camiden dışlandı. Diğer sorunuza gelince, Nehcu’l-Belâğa’da gerçekte Hz. Ali’ye iftira olan birçok uydurma vardır. İmamlık konusunda bazı kardeşlerimizin inançları, Kur’ân düşüncesine ve İslâm’ın ruhuna uymaz. Hz. Ebubekir, Peygamberimizin kayınpederidir. En önemli konularda danışmanıdır. Malını ve gerektiğinde canını Peygamber uğruna feda edecek büyük bir insandır. Ona kimsenin dil uzatmaya hakkı yoktur. Ayrıca Ebubekir de, Ömer de, Osman da temelde birbirine akraba olan Kureyş kabilesinin mensuplarıdır. Eğer Ebubekir ve Ömer gibi büyük devlet adamları olmasaydı İslâmiyetten eser kalmazdı.Eşinizin size geçim ücreti vermesi lazımSORU: 10 aylık bebeğim var. Eşimden ayrıldım. Ancak daha sonra ikinci çocuğuma hamile olduğumu öğrendim. Bu durumda ne yapabilirim? (R. A.)CEVAP: Eşinizden ayrıldığınızı söylüyorsunuz. Mahkeme kararıyla mı ayrıldınız? Eğer eşiniz mahkeme kararına itiraz etmediyse durumu kabul etmiştir. Ancak siz çocuğunuzu dünyaya getirinceye kadar eşiniz sizin geçiminizi temin etmek mecburiyetinde olduğu gibi çocuğu emzirmeniz karşılığında da size bir geçim ücreti ödemek zorundadır.

Devamını Oku

Herkes üstüne düşen yurttaşlık görevini yapmalı

23 Mayıs 2007

SORU: Bildiğiniz üzere “vicdani ret”, bir kişinin ahlaki tercih, dini inanç ya da politik nedenlerle askere gitmeyi reddetmesidir. Bu konuya dinimiz nasıl bakıyor? (A. S.)CEVAP: “Vicdani ret” ne demek? Askerliği reddedip gitmeyen kişi nerede yaşıyor? Onun malını, namusunu kim koruyor? Vatandaşların çocukları gidip askerliğini yaparak bu kişinin hakkını, hukukunu, namusunu, toprağını korurken kendisinin bunu yapmaması, başkasının sırtında yaşaması anlamına gelir. Onun diğer insanlardan ayrıcalığı nedir? Askerden kaçan iflah olmaz. Askerlik yapmayan kişi adamdan sayılmaz. Bu tür şeylerin konuşulması dahi abestir. Bu topraklarda yaşayan ve ülkenin yasalarından yararlanan herkes, üstüne düşen yurttaşlık görevini yapmak zorundadır. Bu hem dini, hem vatani hem de kanuni bir zorunluluktur. Müt’a nikâhı hakkındaSORU: Şiiler müt’ayı helal, Sünniler ise haram sayar. Harama helal ya da helale haram demek doğru mu? CEVAP: Kur’ân’da da “Yararlandığınız kadınların ücretlerini veriniz” ayeti vardır. Bu ayeti nesheden bir ayet yoktur. Hz. Peygamber’in, Mekke’nin fethinde müt’a nikâhını yasakladığı hakkında rivayetler vardır ama kanaatime göre bu rivayet, Peygamber’den sonra gelen otoritenin etkisiyle üretilmiştir. Çünkü hem Cabir ibn Abdullah hem de Abdullah ibn Absbas, Hz. Ömer’in müt’ayı yasaklamasını kabul etmemişler, “Ömer yasaklamasaydı bu millet zina etmeyecekti” demişlerdir. Hz. Ömer, bunun toplumun aleyhinde olduğunu düşünerek uygulanmasını yasaklamıştır. Sünni mezheplere göre müt’a yasak olmakla beraber müt’a yapana, zina cezası uygulanmaz. Çünkü bunun zina olup olmadığında kuşku vardır. Kelime-i tevhid çekmekSORU: 70 bin adet kelime-i tevhid çekilmesinin Kur’an ve sünnetteki yeri nedir? Sayıların önemi var mı? (Yüksel Yımaz)CEVAP: 70 bin adet kelime-i tevhid çekmek bir gelenektir. Kur’ân’da ve sünnette bir delili yoktur. Bu, bazı tasavvuf önderlerinin öneri ve uygulamalarından ibarettir.

Devamını Oku

İslâm dininde çalışmak ibadettir

22 Mayıs 2007

SORU: Bazı işverenler, sabahın erken saatlerinden akşamın geç saatlerine kadar çalıştırdığı insanlara komik ücretler veriyor. Burada bir adaletsizlik var. Bir Müslüman kendisine haksızlık yapıldığını anlayınca sabretmeli mi? Çalışmak dinimizde ne anlama geliyor? (Hüseyin Temizel) CEVAP: Dinimizde her konuda adalet şarttır. Aynı işi yapan insanlara, iş yapma kalitesi aynı ise farklı ücretler ödemek adalete uymaz. Çünkü öteki işçilerin gözü, aynı işi yaptığı halde fazla ücret alanda kalır. Bu da kıskançlığa, nefrete hatta düşmanlığa yol açar. Bu bakımdan Müslüman kişi adam kayırmaz, işçilerinin hakkını gözetir. Onları sömürmeye kalkmaz. Kendi nefsine reva görmediği şeyi başkalarına yapmaz. İşçilerine baba gibi davranır. Ama işçi var, işçi var. Tembelle çalışkan bir değildir. Çalışkan kişi, tembelin iki günde yaptığı işi bir günde bitirebilir. İkisine de aynı ücreti vermek hakkaniyete uymadığı gibi iş yapma kalitesi farklı olanların da işin önemine göre farklı ücretler alması doğaldır. Ama bu, adam kayırma şeklinde değil, hak etme, hakkaniyet esasına göre yapılır. Aynı işi aynı kalitede yaptıkları halde birilerinin kayırıldığını gören işçilerin, haklarını aramaları doğaldır. Bunu önce iş sahibiyle görüşmeli, insafsız eylemlere başvurmamalıdır. Çünkü bu fitnedir, iş gücünü sömürü yapma yöntemidir. Haksızlık edenden hakkını almak için yasal yollara başvurulur. Ama sabredilmesi gereken durumlar da vardır. Çünkü aşırı mücadeleye girmek, sonra işinin kaybedilmesine sebep olabilir. Sabreden derviş muradına ermiştir. Çalışmak dinimizde ibadettir ve evrene egemen olan ilahi yasadır. Peygamberimiz, çoluk çocuğunun rızkı için çalışan kimsenin kazandığı lokmayı çocuğunun ve ailesinin ağzına koyuncaya dek attığı her adımın ibadet olacağını söylemiş ve en hayırlı ekmeğin, alın teriyle kazanılan olduğunu buyurmuştur. İslâm’ın prensibi, ahiret için dünyayı, dünya için ahireti ihmal etmemek, her ikisi için de çalışmak ama ahiret ağırlıklı yaşamaktır. Çünkü ahiret korkusuyla yaşayan kimse hakka tecavüz etmez, kimseye saldırmaz, incitmez, kalp kırmaz, sever, sevilir. Hakkın hatırı için yaratıkları sever. “Yaratılanı sevdim, yaratandan ötürü” bilinciyle hareket eder.

Devamını Oku