İntihar eylemi cinayettir

14 Haziran 2007

SORU: Bir insanın şehit mertebesine ulaşması için ne olması gerekir? İntihar eylemi yapanların durumu nedir? CEVAP: Masum halkı öldürmek için intihar eylemi yapmak cinayettir. İslâm böyle bir şeyi asla kabul etmez. Ama maalesef insanlar kendi çıkarlarını, hakimiyet emellerini gerçekleştirmek için gençlerin beynini yıkıyor ve o zavallıların hem kendilerini hem de bir yığın masum insanı öldürmeye yönlendiriyorlar. Şehitlik öyle ucuz değildir. Kur’ân şehitler hakkında “Allah yolunda öldürülen” tabirini kullanır. Kendi kendini öldüren değil, düşman tarafından öldürülen. Vatan için, namus için çarpışmak da Allah yolunda savaştır. Canını, ırzını korumak için savaşmak da Allah için savaş kapsamına girer. Çünkü din ve vicdan özgürlüğü ancak vatan özgürlüğüyle tam olarak sağlanır. Özgürlük olmadıkça cuma namazı bile gerekli olmaz. İstiklal Savaşımız sırasında ilk çarpışma, Maraş’ta bu gerekçeyle başlatılmıştır. Bilindiği üzere Fransızlar Adana’yı, Maraş’ı işgal edince Sütçü İmam, cuma namazında minbere çıkıp, “Özgürlük olmayan yerde cuma namazı kılınmaz. Yurdumuz düşman işgali altındayken bizim cuma namazı kılmamız doğru olmaz, önce düşmanı temizleyelim” mahiyetindeki konuşmasıyla cemaati düşmana saldırmaya yönlendirmiş ve silahlanan halk işgalcileri kentten çıkarmıştır. Kavramları saptırmak günahtır, dine iftiradır.Saç boyası abdeste engel teşkil eder mi?SORU: Kadınların saçlarını boyatmadan önce boy abdesti alması gerekir diye biliyorum. Böylece saç boyalıyken alınan abdestler kabul olur. Ancak kadın dalgınlık ve unutkanlık sonucu âdet dönemindeyken saçını boyatırsa ne yapması gerekir? Bunun telafisi var mı? (Gülen Sinanoğlu) CEVAP: Abdestten önce saç boyamanın bir sakıncası yoktur. Gusülde önemli olan saçı değil, saçın dibindeki deriyi yıkamaktır. Gusül abdestinde kadının saçlarını çözmesi gerekmez. Sadece saç altındaki deriye suyu geçirmesi yeterlidir. Saç boyası ne abdeste ne de gusle engel değildir.

Devamını Oku

Gönlünüz nasıl huzur buluyorsa öyle yapın

13 Haziran 2007

SORU: 73 yaşında bir bayanım. İlkokuldan beri beş vakit namazımı kılıyorum. Artık dizlerim ağrıyor. Yıllarca yere secde yapmaya alışmışım. Şimdi bir türlü boşluğa, yani havaya secde yapmak istemiyorum. Alnımın yere değmesini arzu ediyorum. Sandalyeye oturup önüme koyduğum yastığın üzerine secde yapıyorum. O zaman içim huzur buluyor. Ancak bazı kimseler, “Öyle olmaz, ellerinle boşluğa secde yap” diyor. Hangisi doğru? Nasıl secde yapayım? Bir başka sorum da şu: “Allah’a yemin ederim” ki diyorlar. Bu şekilde yemin etmek doğru mu? (Elif Ergelen)CEVAP: İlmihal kitaplarında ya yere secde edilmesi veya rükûdan biraz daha fazla eğilmek suretiyle secde eyleminin yapılması söylenir. Öne konulan 15-20 santimden daha yüksek bir şeye secde edilmesi mekruh görülür. Ama bu normal zamanlar içindir. Cemaatin kalabalık olduğu toplu namazlarda sıkışıklıktan ötürü her saf, önünde bulunanların sırtlarına secde edebilir. Secdeye varmış olanın sırtı yerden 40-45 santim yüksekte olur. Bu caiz görülünce doğal olarak önde bulunan bu ölçüdeki yükseltilere de secde edilebilir. Sözün özü, sizin gönlünüz nasıl huzur buluyorsa öyle yapın. Yastığa secde edin, zararı yok. Çünkü yükseltiye secde etmek, özrü olmayanlar için mekruhtur. Siz özürlüsünüz, bu durumda yastığa veya herhangi bir yükselti üzerine secde etmekte sakınca olmaz. Diğer sorunuza gelince, Allah’a yemin edilerek bir şeyin anlatılması uygun değildir. Bir konuyu anlatan kimsenin zorunlu olmadıkça yemin etmesine gerek olmadığı gibi bu, Allah’a saygıya da aykırıdır. Kaldı ki dini meselelerde görüş ayrılıkları, yorum farkları olur. Bir insanın kendi görüşünü tek doğru görüş diye yeminle vurgulaması, kendi nefsini yüceltmek olur. Gurur ve kibir belirtisidir.Namazda secde ayetiSORU: Namaz kılarken içinde secde ayeti geçen bir sureyi okursak, tilavet secdesini yapmamız gerekir mi? (Mehmet Yayıltı)CEVAP: Eğer secde ayetinden sonra, üç ayetten daha çok okuyacaksanız secde ayetinin ardından hemen secdeye gider ve kalkıp okumanızı tamamlarsınız. Secde ayetinden sonra sadece en çok üç ayet okuyacaksanız bunun tamamlayıp rükû ve secdeye gidersiniz. Vardığınız rükû, secde ayeti için yeterlidir.

Devamını Oku

Ülkemizde din özgürlüğü var

12 Haziran 2007

SORU: Eşimin namazlarını ihmal etmesi beni çok üzüyor. Çoğu namazını benim uyarılarımla kılıyor. Bu beni kahrediyor. Size göre eşim fasık grubuna girer mi? (S. A.)CEVAP: Sizin davranışınıza hayret ediyorum doğrusu. Eşinize hatırlatırsınız ama zorlama olmaz. Herkes kendi günahından sorumludur. Bana göre siz Allah’ın, eşinizin günahını sizin sırtınıza yükleyeceğini sanıyorsunuz. Bu boş kuruntudur. Siz dünyayı düzeltemezsiniz. Böyle devam ederseniz yuvanız bozulabilir. İşi oluruna bırakın. Bir gün onun da aklı başına gelir, kılmazsa siz sorumlu değilsiniz. Kitap ehli bir kadınla evli olan Müslüman, karısı kiliseye gitse bile engel olamaz. Din özgürlüğü vardır. Bana göre siz müdahaleden vazgeçin, kimseyi de fasık sınıfına sokmayın. Böyle düşünceler ters tepki yapar.Resmi nikâhla sağlam bir ailenin temelleri atılırSORU: Dini nikâh olmadan evlenmek İslâm’a göre caiz midir? (Mesut Sümbül)CEVAP: Nikâh, öneri ve kabulden ibaret bir akittir. resmi nikâh aynı zamanda dini nikâh sayılır. Çünkü kadınla erkek pek çok şahidin huzurunda birbirleriyle evlendiklerini kabul ediyorlar. Bu akit, belediye tarafından kayıt altına alınıyor. Sağlam bir aile kuruluyor. Nikâhın amacı da aileyi sağlam temellere oturtmaktır. Ayrıca dini nikâh kıyma şartı yoktur. Şahitler huzurunda kıyılmış olan her nikâh dinin prensiplerine uygundur. Dua okutmak şart değildir ama gönül huzuru için halk tarafından uygulanan güzel bir gelenektir.İhlas Suresi’ni okuyunSORU: Allah’ı düşünürken O’nu soyut olarak kavrayabilmek için ne yapmalıyız? Düşüncemizi berraklaştırmak amacıyla nasıl bir yol izlenmeli? (Bülent Kaya) CEVAP: Bunun için anlamını iyice düşünerek İhlas Suresi’ni okumalısınız.Hz. Musa ile Hz. HarunSORU: Acaba aynı zamanda yaşamış birden fazla peygamber var mı?CEVAP: Hz. Musa da kardeşi Hz. Harun da peygamber olduğu gibi Hz. İbrahim de yeğeni Lut da aynı zamanda yaşamış peygamberlerdi. Ayrıca Yusuf, babası ve kardeşleri aynı zamanda yaşamış peygamberlerdi.

Devamını Oku

Ticarette esas olan dürüstlüktür

10 Haziran 2007

SORU: Ticaret yapan kişinin İslâmi kurallara göre kazanç oranı nedir? Esas olan hangi özelliktir? (Mehmet Durmaz)CEVAP: Bu konuda kesin bir hüküm yok. Ülkede örfe göre uygulanan kâr haddi, helal kazanç sayılır. Yasanın tanıdığı kâr haddi yüzde 20 veya yüzde 30’ken bir malı yüzde 50’ye satmak doğru olmaz. Hele alıcının bilmemesini fırsat sayarak bir malı normal fiyatının üstünde satmak ğabn (aldatma) demektir ki kesinlikle haramdır. Ğabn, bir şeyi gizlemek, saklamak ve aldatarak birinin hakkını eksik vermek, hakkını çalmaktır. Ticarette aldanmak veya aldatmak anlamında kullanılır. Bir malı değerinden aşağı veya yukarı almak ve satmak ğabn’dır ki fark asıl değerinden az olursa ğabn-i yesir (az aldanma), çok olursa ğabn-i fahiş (çok aldanma) denilir. Teğabün de karşılıklı aldanma ve aldanmanın ortaya çıkmasıdır. Bu münasebetle İslâm’da ticaret kurallarına bir miktar temas etmekte yarar görüyorum. Çünkü bu, halkın en çok bilmesi gereken konulardandır.Nisâ 29’uncu ayette, karşılıklı rızaya dayalı ticaretin dışında insanların, birbirlerinin mallarını batıl yollarla yemeleri ve birbirlerini öldürmeleri yasaklanmakta, “Nefislerinizi öldürmeyiniz” buyurulduktan sonra Allah’ın, kullarına çok merhametli olduğu vurgulanmaktadır. Bu şu demektir: “Allah, batıl yollarla birbirinizin mallarınızı yemenizi ve birbirinizi öldürmenizi, size acıdığı, sizi korumak istediği için yasaklamaktadır. Öyle ise kurtuluşunuz için Allah’ın buyruklarını tutmanız, yasaklarından kaçmanız gerekir.” Tefecilik, kumar, rüşvet, gasp, çalma, hıyanet gibi hileli kazanç yollarının hepsi batıldır. Bu tür yollarla para kazanmak haramdır. Yalnız kişinin çalışması, karşılıklı rızaya dayanan ticaret, hibe ve miras yoluyla elde ettiği mal helaldir. Ticaretin yasallığı, karşılıklı rızaya bağlıdır. Aldatmanın farkına varıldığı zaman taraflardan birinin razı olmayacağı ticaret yasal değildir. Hz. Peygamber, çarşıda bir yiyecek yığınının yanından geçerken elini kümenin altına daldırmış. Islak olduğunu görünce neden böyle olduğunu sormuş. Satıcı, “Yağmur değdiği için” yanıtını verince Peygamber, “Ne diye yaş kısmı üste koymadın ki herkes görsün? Aldatan kimse bizden değildir” demiştir.

Devamını Oku

Dine iftira eden vebal altındadır

9 Haziran 2007

SORU: Çalıştığım iş yerinde arkadaşlardan biri tuvaletten çıktıktan sonra adımlarını sayarak yürümeye başladı. Kendisine ne yaptığını sorduğumda, “Tuvaletten sonra abdest almak için kırk adım atmak gerekir. Yoksa abdest olmaz” dedi. Sizin bu konudaki yorumunuz nedir? (Mahmut Barın) CEVAP: O arkadaşınız ve onun gibi ham sofular dini anlamsız şekillere dökmüşler. Bu yazdığınız cehaleti ben ilk defa işitiyorum. Ne Kur’ân’da, ne hadiste, ne de fıkıh kitaplarında böyle bir şey var. Demek kırk adım ha! Neden 39 değil, 41 değil de 40 adım? Acaba bu da bir sır mı? Bu tür saçmalıklara gülüyorum. Dinimizi böyle basit şekillere döküp gülünç duruma düşürenler vebal altındadır. Çünkü yaptıkları şey iftiradır, dine iftira edenler de Kur’ân’ın açık ifadesine göre iflah olmaz.İnsanların uydurmasıSORU: Peygamberimizden mucize istendiği halde, o sadece “Ben bir uyarıcıyım” diyor. Bazı kitaplarda Peygamberimizin Ay’ı eliyle ikiye ayırması, parmaklarından pınarlar fışkırması, güneşi geri çevirmesi gibi mucizelerini okudum. Bu durum, Kur’ân’la karşılaştırılınca çelişki oluşturmuyor mu? (Anıl Efe) CEVAP: Peygamberimizin, elbette bazı mucizeleri vardır ama güneşi geri çevirmesi, Ay’ın yarılması gibi Allah’ın yasalarına aykırı şeyler tamamen uydurmadır. Maalesef insanlar bu hayalleri uydurup hadis şekline getirmişler ve kitaplara sokmuşlardır. Çünkü halk gerçeklerden çok hayallerden hoşlanıyor. Ama Kur’ân’a zıt olan bu uydurmaları eleştirdiğiniz zaman tepki alıyorsunuz.Kadirşinaslık örneği“KUN’ÂN Işığında Soru ve Cevaplarla İslâm adlı eserinizin 1 ve 2’nci ciltlerini aldım. 3’üncü cildini de alacağım. 1’inci cildi bitirdim. 2’nci cildin de yarısına geldim. Okumaya devam ediyorum. 63 yaşındayım. Zaman zaman akşam ve yatsı namazlarımı kılıyordum ama şimdi 5 vakit namazımı Allah için kılıyorum. Ahirete inancım tam oldu. Artık davranışlarımı Kur’ân’a göre düzenliyorum. Eserleriniz sayesinde aydınlandım. Kur’ân’ı anlıyorum. Az da olsa içki de içiyordum. Onu da bıraktım. Allah sizden razı olsun. Sağ olun, varolun. Teşekkür etmek ve minnetlerimi sunmak için yazdım. Saygılarımla...”

Devamını Oku

Şeyh Bedrettin İslâm ruhuyla beslenmiştir

8 Haziran 2007

* Dünden devamAllah inancına ve kardeşliğe dayalı sosyal yardımlaşma ve eşitlik, İslâm’ın ruhuna, amansız maddeci kapitalizmden daha yakındır. Nitekim Peygamberimiz, Nadiroğulları toprağını fethettiği zaman göçmen kardeşlerine mallarıyla, imkanlarıyla yardım etmiş olan Medine yerlilerine dedi ki:- Siz, göçmen kardeşlerinize her türlü yardımı yaptınız. Mallarınızı, tarlalarınızı onlarla paylaştırdınız. Şimdi Allah bize bu toprakları nasip etti. İsterseniz bu toprakları, sizin topraklarınızla birleştirelim ve hepsini eşit biçimde aranızda paylaştırayım. İsterseniz onlar sizin topraklarınızı geri versinler. Bu toprakları sadece göçmen kardeşlerinize dağıtayım. Onlar büyük bir özveri gösterdiler: - Ey Allah’ın Elçisi, biz onlara verdiğimiz topraklarımızı istemiyoruz. Bu toprakları da yalnız onlara dağıt, biz bir şey talep etmiyoruz. Allah Eçisi buyurdu ki: - Yemen’de Eş’ariler adıyla bir kabile vardır. Bunlar cemaat halinde yolculuk yaparken yemek molasında herkes çıkınında ne varsa getirir, sofrayı birleştirirler. Ne varsa herkese eşit biçimde dağıtırlar. İşte Yüce Allah’ın en çok sevdiği insanlar onlardır.Kur’ân, müminleri, “kendi ihtiyaçları olsa dahi kardeşlerini kendi canlarına yeğlerler” şeklinde tanımlar. İslâm mutasavvıfı Sülemi, doğduğu zaman babası, elinde ne malı varsa hepsini yoksullara dağıtmış, kendisine “Senin bir oğlun oldu, ona hiçbir şey bırakmadın” diyenlere, “Eğer çocuk iyilerden olursa Allah iyileri kollar. Kötülerden olursa ben eline fesat aleti vermemiş olurum” demiştir.Bedrettin’deki sosyal anlayış işte bu manevi temele dayanır. Yoksa onu materyalist bir sosyalist olarak değerlendirmek gerçeğe uygun olmaz, onun ruhunu da incitir. Ben onun zikir, fikirle aç durarak ve çok ibadet yaparak manevi makamlar aştığı kanısındayım. Ancak çevresinde çok kimsenin toplanması, zamanın iktidar adamlarını ürkütmüştür. Çünkü yaşadığı dönem, Osmanlı’nın sancılı dönemiydi. Onu saf dışı etmek için bahane gerekliydi. Herhalde o da tıpkı Hallac-ı Mansur gibi cezbe esnasında görünürde dine aykırı düşen sözler söylemiş, bu sözleri kendisini çekemeyen kimseler tarafından abartılarak padişaha götürülmüş ve idamına sebep olmuştur.

Devamını Oku

Bedrettin’in ömrü ibadetle geçmiştir

7 Haziran 2007

Dünden devamBedrettin’e göre “İnsanlar cahiliyye döneminde somut putlara taparlardı. Şimdi ise hayali putlara tapmaktadırlar. Umulur ki Allah hakkı açığa çıkarır da insanlar kendisine gereği gibi kulluk ederler.” Hakkında yazılan eserlere göre Şeyh, Osmanlı toprağında sosyalist bir devlet kurmayı, taklitçilerin inanışlarını yıkmayı, ahali arasındaki farkları kaldırıp Müslüman olmayanları bile paylaşımdan yararlandırmayı planlıyordu. Bağlıları ona peygamber gözüyle bakıyorlardı. Ancak o, gerek devlet ve gerekse ulema çoğunluğu katında hoşgörüyle bakılamayacak kadar tehlikeli bir ihtilalciydi. Aziz Mahmut Hüdayi’ye göre Şeyh’in yoluna gidenler, Müslüman bir adamı öldürmeyi kafir öldürmekle eş tutuyor ve bunu gaza sayıyorlardı. Tabii aleyhindeki söylentilerin birçoğu, onu çekemeyip idamına sebep olanların, kanıttan yoksun olumsuz savlarıdır. Bunlar resmi otoritenin etkisiyle kitaplara girmiş ve yargısız infaz yapılmıştır. Şeyhin eserleri ortadadır. Eserleri onun gerçekten irfan sahibi olgun bir insan olduğunu gösterir. Kanaatime göre Şeyh, fikirlerinden dolayı asılmadı. Çünkü ondan önce de benzeri görüşleri dillendiren insanlar çıkmıştı. Mesela İbn Sina ve Farabi gibi filozoflar da cisimsel haşri kabul etmezler ama onlar asılma yerine ikbal görmüşlerdir. Fakat Şeyh Bedrettin, çevresindeki adamlarla devleti devirmeyi hedefleyen tehlikeli bir ihtilalci olarak görülüyordu. Kendisini asıl idama götüren soyut düşünceleri değil, onun isyan girişimi içinde olduğu yolunda yayılan tevatür derecesindeki haberlerdi. “Varsıllık tek başına yaratılamaz. Toplum içinde, toplum sayesinde kazanılır” diyen Şeyh Bedrettin’in sosyal reformcu görüşleri, J.J.Rousseau gibi Fransız aydınlarının düşüncelerinde de yansır. Voltaire gibi dünyanın önemli düşünürlerinin ilgisini çekerken Nazım Hikmet’in, “yarin yanağından başka her şeyde ortak olunmasını” öğütleyen destanına da esin kaynağı olmuştur. Ancak şunu da vurgulamak gerekir ki onun sosyalizmi, Allah tanımaz maddeci bir düşünceye değil, temelinde Allah’ı ve yaratıklarını sevmeyi, insanları eşit yapmayı hedefleyen İslâm’ın ruhuna dayalıydı. Çünkü onun ömrü ibadet ve riyazetle geçmişti. YARIN: Bedrettin İslâm ruhuyla beslendi.

Devamını Oku

Şeyh Bedrettin’in şimşekleri üzerine çeken görüşleri

7 Haziran 2007

* Dünden devamBedrettin, çok derinleştiği fıkıh (hukuk) bilimine ilişkin Letaifu’l-İşarat, Camiu’l-Fusuleyn ve et-Tahsil gibi eserlerinde özgün görüşlerini ortaya koymuş, asıl görüşlerini ise tasavvufa ilişkin Varidat adlı eserinde açıklamıştır. et-Tahsil adlı eserini, İznik’te sürgündeyken 10 ay gibi kısa bir zamanda yazmıştır. Nuru’l-Kulub (Gönüllerin Işığı) adıyla yazdığı tefsirini padişaha sunmak istiyordu ama idam edildikten sonra dostları ve müritleri bu tefsiri gizlediler. Onun menkıbesini yazan Hafız Halil bu konuda şöyle demiş:Bilün evladı elindedür nihan (gizli)Taşra virmezler anı hem serverân (dostları)Lîk Şeyh ettügî tevhîd kamu (şeyhin sohbetlerini)Cem’idüben Kadî vü Nûr amû (Kadı ve Nûr amca derlediler)Kendi dünyadan gidicek ol dahîBilmediler nice oldu ey ahî (şeyhin ölümünden sonra bu sohbetlerin de ne olduğu bilinmedi). Katip Çelebi’nin gördüğü anlaşılan bu tefsir maalesef zamanımıza kadar gelmemiştir. Şeyh’in inanç ve tasavvuf konularında şimşekleri üzerine çeken kimi görüşleri şöyle: “Şeyhe göre dünya ve ahiret farklılığı itibaridir. Ruhlar ve diğer soyut varlıklar bedenle tamamen ayrı ve ilişkisiz değildir. Somut âlem tümden kalkarsa ruhlar da kalmaz. Dünya ve ahiret, cisim ve ruh birbirine paralel olarak öncesiz ve sonrasızdır. Cisimsel haşr (ruhun bedenlenmesi) yoktur. Ölmüş olan bedenin parçalarının yeniden bir araya gelmesi mümkün değildir. Deccal ve Dabbetu’l-Arz (yerden çıkıp konuşacak olan canlı) gibi beklenen kıyamet alametleri şimdiye dek olmadı, bundan sonra da hiç olmayacaktır. Cennet ve cehennem, dünyadaki iyi ve kötü davranışların ruhlardaki acı ve tatlı görünümlerinden (yani eylemlerin manevi biçimlerinden) ibarettir.” Şeyhe göre insanı Hakk’a ve doğruya götüren her şey melek, insanı yanlışa, günaha sürükleyen ve insanın damarlarında dolaşan şehvet güçleri de şeytandır. Madde elemanları mutlaka yok olur. İsa da maddi bedenle değil, ruh olarak diridir. Şeyh bunu keşif (gönül gözü) ile açıkça gördüğünü de söylemiştir. YARIN: Ömrü ibadetle geçmiştir.

Devamını Oku