Y. E. adlı okurum, taşıyıcı annelik konusundaki görüşümü öğrenmek istemiş.CEVAP: Bu konuda vaktiyle bir soru daha sorulmuştu. Ona verdiğim cevabı size de iletiyorum: “Yumurta kiminse çocuk onundur. Erkeğin sperminin, bir kadının yumurtasını döllemesi için o hanımın o erkekle dinen evli olması gerekir. Şimdi yapılacak şey şudur: Yumurta vermeyi kabul eden kadınla o erkek dini nikâh kıyarlar. Sonra o kadının yumurtasıyla dölleme işlemi yapılır ve asıl kendi hanımına nakledilir. Ancak böyle olursa caiz olabilir, aksi takdirde bir erkeğin, nikâhlı olmadığı bir kadının yumurtasını aşılaması kanaatime göre caiz olmaz. Bildiğiniz gibi bu tamamen yeni bir meseledir. Bundan birkaç yıl önce böyle bir şey düşünülemezdi bile. Bu bakımdan bunun dinde açık hükmünü bulmak mümkün değildir. Ancak burada yumurtanın aşılanması sorunu var. Bir erkek ancak evli olduğu bir kadının yumurtasını aşılayabilir. Aksi takdirde bunda zina kuşkusu vardır. Gerçeği Allah bilir.Banka kredisi kullanmak caizdirSayın hocam banka kredisi ile araba almak caiz mi öğrenmek istiyorum. A. OrhanCEVAP: Banka kredisi ile araba almak sizin lehinize ise caizdir. Ev almak sizin lehinize ise caizdir. Başka türlü nasıl dar gelirli aileler ev veya araba sahibi olabilir? Bu, kanunun tanıdığı, toplumun yararına olan bir işlemdir. Ayrıca bu suretle ekonomi canlanır, araba, ev satılır, yeniden arabalar, evler üretilir, bunun için iş gücü lâzım. İşsizler iş bulur, aileler geçinir. İnsanlara ekmek kapısı açılır. Hiç kimsenin ekonomiyi durdurmaya hakkı yoktur.”
Kıymetli hocam, tespih namazı diye bir namaz var mıdır? Bu namazı kılanın günahlarının affedileceğini söylüyorlar. Bu konudaki düşünceniz nelerdir? Mehmet YayıltıCEVAP: Tesbîh namazı: Dört rek’atli bir namazdır. Her rek’atinde yetmiş beş defa: “Subhânellahi ve’l-hamdu lillâhi velâ ilahe illâllahu vallâhu ekber” denilir. Tesbîh namazı şöyle kılınır:Allah rızâsı için nafile namaz kılmaya niyet edilerek namaza başlanır. “Subhâneke”den sonra 15 kere “Subhânellahi ve’l-hamdu lillâhi velâ ilahe illâllahu vallâhu ekber” denilip “E’ûzu besmele” çekilir. Fatiha ve sûre okunduktan sonra 10 kere “Subhânellahi ve’l-hamdu lillâhi...” denilip rükû’a gidilir. Üç defa “Subhâne rabbiye’l-azîm”den sonra 10 kere “Subhânellahi...” okunur. “Semi’allâhu limen hamideh, rabbenâ ve leke’l-hamd” diyerek rükû’dan doğrulunca 10 kere “Subhânellahi...” denilir. Secdeye varılıp üç defa “Subhâne rabbiye’l-a’lâ” dedikten sonra 10 kere “Subhânellahi...” denilir. “Allâhu ekber” denilerek secdeden doğrulup oturunca 10 kere “Subhânellahi...” okunur. “Allâhu ekber” deyip ikinci secdeye gidilir, üç defa “Subhâne rabbiye’l-a’lâ”dan sonra 10 kere “Subhânellahi...” okunur. Böylece bir rek’atte 75 tesbîh tekbîri okunmuş olur.Sonra ikinci rek’ate kalkılır. Fâtiha’ya başlamadan önce 15 kere, Fatiha ve sûreyi bitirdikten sonra 10 kere “Subhânellahi...” okunur. Birinci rek’atteki gibi bir rek’at daha kılınır. İki rek’at sonunda oturulur, selâm vermeden veya selâmdan sonra ayağa kalkılıp yine böylece üçüncü ve dördüncü rek’atler kılınır. Bu suretle dört rek’atte 300 tesbîh okunmuş olur. Bu namazın, hiç olmazsa ömürde bir defa kılınması tavsiye edilmektedir. İkrime yoluyla gelen zayıf bir hadîse göre bu namaz kılındığı takdirde günâhlar bağışlanır.Ancak bu namazı kılınca günahların affedileceği hakkındaki rivayet zayıf olduğu gibi günahların affı da öyle bir namaz kılmaya bağlı değildir. İçtenlikle Allah’a yönelip tevbe ettikten sonra ibadet edilirse Allah’ın günahları bağışlaması umulur. Çünkü Hadis-i Şerifte: “İçtenlikle günahtan tevbe eden, günah işlememiş gibi olur!” buyurulmuştur.
Değerli hocam, okuduğum meallere göre abdestle ilgili olan âyet şöyle başlıyor: “Namaza kalktığınızda...” O zaman her namaz öncesi abdest almak lâzım, abdestin bozulmaması ve hattâ bozulması diye bir şey yok, her namazdan önce abdest alınacak, doğru mu? Doğru ise abdesti bozan şeyler diye bir şey de yok, çünkü her namaz öncesi abdest alınması mecburi zaten. Kaza namazı diye bir şey var mı? Kuran’da ben bulamadım.Oruç anında yemek yenmez ve su içilmez. Onun dışında kalan şeyler, yok ipliğin boyası ağızda kalırsa oruç bozulur, yok diş kanarsa şöyle gibi konuların anlamı var mı? Orucun bir amacı nefsi terbiye etmek ise, diş kanaması gibi olayların bu terbiyeye nasıl bir zararı olabilir ki? Önemli olan yememek ve içmemek, ya da bunları rahatlatacak işlere maruz kalmamak. Doğru mu hocam? Saygılarımla bilgilerinizi rica ediyorum. Allah sizden razı gelsin. Murat GÖÇECEVAP: Evet Kur’ân âyetinden sizin anladığınız gibi her namaza kalkıldığında abdest alınması anlamı çıkar. Ancak peygamberimizin tevatüren bize aktarılan uygulaması, abdest bozulmadıkça her namaz için abdest almanın gerekli olmadığını, ancak abdesti olmayanın abdest alması gerektiğini ifade eder. Abdesti bozan şeyler de aynı âyetin devamında belirtilmektedir: O da tuvalete çıkmaktır. Yıllarca kılınmamış namazların kazası olmadığını kaç kez yazdım, okumadığınız anlaşılıyor. Eski yazılarımı veya bunları içeren, gazete tarafından yayınlanmış kitaplarımı okumanızı tavsiye ederim. Oruç hakkındaki anlayışınız da doğrudur. Ama peygamberimizden sonra uzmanlaşma dönemi başlayınca kılı kırk yarıp dini ayrıntıya boğanlar böyle anlamsız düşünceleri dinleştirip kitaplara soktular. Şimdi insanlara bu mantıksız yorumlar din olarak öğretiliyor. Doğrusunu yazdığımız zaman bu kez sözde dindarlar saldırıya geçiyorlar.
Akif Yiğit isimli tahammülsüz, dar düşünceli biri, birkaç gün önce kan bağışına teşvik amaçlı yazımda söylediğim “Peygamberimiz kan aldırmış ve kan aldırmayı tavsiye etmekle bunun daha ileri ve yararlı aşamasını elbette tavsiye etmiş olmaktadır. Kan vererek hayat kurtarmak, Kur’ân’a göre bütün insanları kurtarmakla eşdeğerdir. Öyle ise kan vermek, büyük erdemdir ve sevaptır” cümlelerime tahammül edemeyerek şöyle diyor: “Ne kadar cüretkârsınız. Kan vererek hayat kurtarmak değil, “hayat kurtarmak” bütün insanları kurtarmakla eşdeğerdir. Niye insanlara böyle Allah adına konuşuyorsunuz? Bu konuda bir âyet yok diyin, caizdir, diyin illa dine bir şeyler karıştırmaktan ne anlıyorsunuz hâlâ anlayamıyorum. Hocamsınız ama pes yani.” AYETTEN HABERİN VAR MICEVAP: Senden fikrini soran mı var? Sana ne yazıp söylediklerimden? İnsan haddini bilmeli. Yarasalar ışıktan rahatsız olur. Senin gibi insanlara cevap vermeye değmez ama artık çok oluyorsunuz. Senin âyetten haberin var mı? “Kim bir canı (hayâtını kurtarmak sûretiyle) yaşatırsa, bütün insanları yaşatmış gibi olur.” (Maide Suresi: 32) âyeti, bir canı yaşatanın bütün insanları yaşatmış gibi olduğunu söylemiyor mu? Kan vermek hayat kurtarmaya neden oluyorsa, demek ki kan vererek birinin hayatını kurtarmış olan, bütün insanları yaşatmışçasına sevap alır. Bunu söyleyen ben değilim, Kur’ân söylüyor. Ayrıca aynı mesajı Diyanet İşleri Başkanlığı bütün Türkiye camilerinde hutbe olarak okuttu. Sen bu çok saygılı ve derin bilgini(!) niye onlara yöneltmiyorsun da bana yöneltiyorsun?İnsan biraz hoşgörülü, saygılı, edepli olur. Din her şeyin başında edeptir, saygıdır, hoşgörüdür. Topluma zararlı olmayan konularda başkalarına hoşgörü ile davranmayan insan, İslâm ahlâkından uzaktır.
SORU: Okurum N. T. Diyor ki: “Hocam bana çok ters gelen 2 hususu açıklığa kavuşturmanızı rica ediyorum:1- Tanıdığım biri, hiçbir yakınlığı bulunmayan emekli bir lise öğretmeniyle, yaşlılığında bakmak kaydıyla sözleşme yaptı. Öğretmenin evini, hayat boyu kullanım hakkı öğretmende kalmak kaydıyla oğlunun üzerine geçirtti. Kız torununu da emekli öğretmenin nüfusuna geçirtti. Emekli öğretmen bir süre sonra öldü. Mirasçısı olmadığından kadının oğlu evi sattı, emekli maaşını da üç yıldan beri alıp kullanmaktadır. Bunu yapan kimsenin 3 kiralık dükkânı, yazlığı, 3 evi, 1 işyeri ve 2 otomobili var. İhtiyacı da yok. 20-30 yıl evli ve çocukları, torunları bulunan bir çift, kadının, sırf ölmüş babasının maaşını alabilmek için anlaşmalı ayrılık yaptılar. Bu kimseler gerçekte evli, kadın da babasının emekli maaşını almaktadır. Maalesef görünürde kanunlara uygun yapılan benzeri olaylara ülkemizde çok rastlanmaktadır.Memleketimizde böyle hareket edenler çoğaldıkça huzursuz oluyoruz ama elimiz kolumuz bağlı, bir şey yapamıyoruz.” CEVAP: Her iki durumda yazılanlar, kanunun şekline uygun olsa da ruhuna uygun değildir. Bu adam sırf o öğretmenin evine ve maaşına konmak için onunla sözleşme yapmış ve torununu da o kadının üstüne geçirtmiştir. Oysa gerçekte kadının öz çocuğu yoktur. İslâm zaten evlatlığı kabul etmez. Din açısından bakıldığında bu kadının maaşı devlete kalır. Bütün milletin, tüysüz yetimin hakkı olan parayı bu kimse hileli bir yolla gasbetmektedir. 2. durum daha da kötü. Kadın, sırf babasının emekli maaşını alabilmek için kocasından ayrılıyor ama yine onunla beraber yaşıyor. Yani yasal olarak ayrı ama gerçekte beraberler. Peki devlet bunların birlikte yaşadığını, sırf maaş alabilmek için bu yola başvurduklarını bilse o maaşı ona verir mi? Vermez. Bu eylem, devleti kandırmadır. Kanunun tanımadığı hakkı hileli yolla ele geçirmek milletin hakkını gasbetmektir. Böyle hileli şeyleri İslâm kabul etmez. Çünkü İslâm’ın özü doğruluktur, dürüstlüktür. Günde beş kez Allah’tan doğruluk isteyen, bunu şiar edinmiş olan inançlı bir insan böyle şeyi yapmaz. Şunu da düşünmek gerekir ki “Hesabı pek çabuk olan Allah”, tüysüz yetimin hakkını alır.
SORU: Hanefi mezhebine göre, bir insan köpekle temasa geçerse abdesti bozulur. Öncelikle bu bilgim doğru mu? Bir de köpek bir elbiseye sürtünmüşse o elbiseyle namaz kılmak caiz midir? O kıyafetin yıkanması mı gerekir? (Faik Doğru) CEVAP: Bu sözle eğer köpeğe dokunmayı kastediyorsanız bu hüküm doğru değil. Köpeğin tüyü pis değildir. Bazı fıkıhçılara göre köpekler necis(pis)tir. Hanefi ve Mâlikîlere göre canlı olan her hayvan temizdir. Ona dokunan şey (insanı eli veya kumaş, bez, elbise) kirlenmez. Yalnız Hanefîler köpeğin salyasını pis sayarlar. Malikîlere göre köpeğin salyası da temizdir (Cezîrî, al-Fıkh: 1/11). Çünkü, “Eğitilmiş köpeklerin tuttuğu hayvanlardan yiyiniz” (Mâide: 4) buyurulmuş, köpeğin tuttuğu yerin yıkanması emredilmemiştir. Köpeğin yakaladığı yeniliyor. O halde köpeğin salyası da necis değildir. Abdullah ibn Ömer’in anlattığı bir hadise göre (Buhârî, Vudû’: 33; Ebû Dâvûd, Tahânet: 137; İbn Hanbel, Müsned: 2/71). Köpeğin dolaştığı yer pislenmiyor. Bu hadise dayanan kimi bilginler, köpeğin etinin de temiz (helal) olduğu anlamını çıkarmıştır.Kur’ân’ın her suresi aynı zamanda namaz suresidirNAMAZA yeni başladığını belirten ve “Kim Müslüman kim değil? Namazda hangi ayetleri okumalıyım?” diye soran okuruma cevabımdır: Kur’ân’ı ve hükümlerini kabul eden kimse Müslüman’dır. Bunları açıkça reddeden Müslüman değildir. Kur’ân’ı kabul etmeyen nasıl Müslüman olabilir? Namaza başladığın için seni kutlarım. Nasıl olursa olsun namazını bırakma. Namazsız din olmaz. Öğle ve ikindi namazları ayrı ayrı kılınsa daha iyi olur ama iş dolayısıyla bunları birlikte kılmak da caizdir. İkindi namazını kılarken akşam ezanı da okunsa namazı kesmek doğru olmaz, namaz tamamlanır. Namazda Kur’ân’ın herhangi bir yerinden bir ayet okumak yeterlidir. Kolay olduğu için Kur’ân’ın sonunda, Elemtere’den başlayan surelere namaz sureleri denmiştir. Bu halkın değerlendirmesidir. Yoksa aslında bunlar namaz sureleri değildir. Kur’ân’ın her suresi, her ayeti aynı zamanda namaz suresi veya ayetidir.
SORU: Rüyamda karanlık bir yerdeyim. Önümde büyük bir kapak. Karşımda yüzünü seçemediğim ama bana yakın Arap kıyafetleri içinde biri. O sırada gür bir ses bana, “O karşındaki kişi Hz. Muhammed” dedi. Önümdeki büyük kapak açıldı. İçinde korkunç bir ateş vardı. Sonra Peygamberimizin yanında bir sürü Arap kıyafetleri içinde şahıslar belirdi. Yine o gür ses, “Bunlar Hz. Muhammed’i öldürmeye çalışan müşrikler. İlk olarak bunlar cehenneme girecekler” dedi. Hepsi korkunç çığlıklar atarak ateşin içine düşmeye başladı. Ben korkuyla beklerken kapak kapanıyordu. Sevgili Peygamberimiz de yüzünü çevirip bana baktı. Bununla ilgili bir yorum yapar mısınız? (Sacit Özpirinççi)PARAYA TAPANLARCEVAP: Gördüğünüz Hz. Muhammed’dir. Onu öldürmeye kalkan müşrikler de zamanımızda Hz. Muhammed’in fikirlerini, ruhaniyetini temsil eden İslâm dinini tümüyle ortadan kaldırmaya çalışan din tanımaz, maddeci, paraya tapanlardır. Kur’ân’da bunlara müşrik denir. Hz. Muhammed çağındaki puta tapanlar ne ise bugünün maddecileri de odur. Hatta onlardan da beter kişilerdir. Çünkü onlarda hiç değilse bir namus anlayışı vardı. Bunlar bütün değerlere karşı yaratıklardır. Onların şu kısa sürecek dünya yaşamından sonra atılacakları yer de cehennemdir. Allah size bunu göstermiş. Ama Peygamberimiz sizi seviyor ki size gülümsemiş. Peygamber’i gören gerçekten onun ruhunu görmüştür. Ne mutlu size...*****DÜZELTME: 22 Haziran tarihli yazımda geçen iki hadisin kaynağı hatalı verilmiştir. “Helal Allah’ın kitabında helal kıldığı şeyler, ... Kendinizi zorlamayın” hadisinin kaynağı (Tirmizî, Libas: 6), “Müslümanların içinde suçu en büyük olan, bir helalin haram kılınmasına sebep olandır” hadisinin kaynağı da (Buhârî, İ’tisam: 3) olacaktır. Düzeltir, okurlarımdan özür dilerim.
Kur’ân’ın genel esasları değişmezDünden devamTefsirlerde ve fıkıh kitaplarında Allah’ın Elçisi’nin kastetmediği, hatta hatırına bile getirmediği yorumlar ve hükümler vardır. Oysa Allah’ın Elçisi, “Benim sizi serbest bıraktığım şeylerde siz de beni serbest bırakın” fermanıyla ümmetine, ayrıntılarla uğraşmamalarını öğütlemiştir. Selman-i Farisi’nin anlattığına göre Allah’ın Elçisi’nden birtakım şeyler sormuşlar, buyurmuş ki: “Helal Allah’ın kitabında helal kıldığı şeyler, haram da kitabında haram kıldığı şeylerdir. Allah’ın, kitabında bildirmediği şeyler, muaf tuttuklarındandır. Kendinizi zorlamayın” (Enfâl: 17). “Müslümanların içinde suçu en büyük olan, bir helalin haram kılınmasına sebep olandır” (Fetih: 10).Böylece Allah Elçisi’nin telkini de Kur’ân’ın telkiniyle birleşmektedir. Allah’ın, kitabında haram kılmadığı şeyleri, birtakım akıl yürütmelerle haram kılmak, dini güçleştirmekten başka bir sonuç vermez. Din kolaylıktır. “Allah size kolaylık ister, güçlük istemez” (Nahl: 125) buyurulduğu gibi Bakara Suresi’nin son ayetinde de, “Ya Rabbim, bizden öncekilere yüklediğin ağır yükleri bize yükleme” diye dua edilip Allah’tan, dinde kolaylık istenmesi öğütlenmektedir. Dinin son şekli İslâm, insanları daha iyi şartlar içinde, güzel ahlakla bezeyip mutlu kılmak için gönderilmiştir, onları dünya nimetlerinden yoksun bırakmak için değil. Kur’ân’ın genel prensipleri her devre uyar. Ayrıntı ise çağın gereklerine göre saptanır. Ayrıntıya ait hükümler, zaman ve şartların değişmesiyle değişebilir. Çünkü zaten Allah’ın kesin hükmü olmayan bu hususlar, insanların ictihadı sonucu ortaya çıkmıştır. Ama Allah’ın buyrukları olan Kur’ân’ın genel esasları değişmez.Maide Suresi’nin 3’üncü ayetinde dinin tamamlandığı bildirilmektedir. “Allah, Nuh’a, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya tavsiye ettiği hükümleri, Hz. Muhammed’e de din yasası olarak vahyetmiş” sonra ona, “Seni buyruğumuzdan bir düzene koyduk, ona uy” buyurmuştur. Kur’ân vahyinden sonra hiç kimsenin, bir din koymaya veya dinin vahyedilmiş sarih hükümlerini değiştirmeye hakkı yoktur. “Yoksa onların, kendilerine Allah’ın izin vermediği din yasaları koyan tanrıları mı var?” buyurulmuştur.