Kötülüğe iyilik er yiğidin kârıdır

21 Mayıs 2007

SORU: İnsanlar kızdığı zaman, “Seni Allah’a havale ediyorum”, “Allah seni ıslah etsin” veya “Allah’ından bul” gibi laflar ediyorlar. Bunun dinimizdeki yeri nedir? Böyle konuşmak doğru mu? (Aydın Zaloğlu)CEVAP: Bu tür sözler beddua niteliğindedir. Kişi çok zorda kalmadıkça ağzını bedduaya alıştırmamalı, hatta elinden geliyorsa kendisine kötülük etmiş olanları affedip onlara iyilik dilemelidir. İyiliğe iyilik her yiğidin kârı, kötülüğe iyilik er yiğidin kârıdır. Ne güzel söylemiş İbrahim Hakkı Hazretleri: Hiç kimseye hor bakma İncitme gönül yıkma Sen nefsine yan çıkma Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler.Tasavvufçulara iftiraSORU: Büyük Mevlânâ, Hacı Bektaş ve Yunus namaz kılmazlardı deniyor. Doğrusu nedir? (Ahmet Ertürk/Beşiktaş)CEVAP: Mevlânâlar, Yunuslar, Hacı Bektaşlar ne buldularsa Hz. Muhammed’e bağlılık, onun dinini uygulamayla namazla niyazla buldular. Bu tür sapık sözler o büyüklere iftiradır, saygısızlıktır. Mevlânâ kendisinin her konuda Peygamber’in bendesi olduğunu, onun dinine aykırı sözleri kendisine yakıştıranın, kendisine iftira etmiş olacağını söylemiştir. Mevlânâ’nın Mesnevisini okuyun, Hacı Bektaş’ın Makalatını okuyun da bakın bakalım onun dine bağlılığı nasıldır? Namaz ve şeriatin hükümleri hakkında ne diyor? Bir araştırın. İftiracıların sözlerine kanmayın. Namazsız dinde hayır yoktur.Evin zekâtı vergisidirSORU: Bir evim, bir de yazlığım var. Emekliyim. Ne kadar zekât vereceğimi bilmiyorum. Eşim, evin değerinin 40’ta 1’i kadar vermemiz gerekir diyor. Ama benim gelirim buna yetmiyor. Bu durumda ne yapmam gerekiyor? (Ali Aksan / İzmir)CEVAP: Oturduğunuz eve zekât düşmez. Çünkü zorunlu ihtiyaçtır. Bu evden başka bir ev varsa ona da zekât düşmez. Onun zekâtı devlete ödediğiniz emlak vergisidir. Fakat o eviniz kirada ise ve kira gelirleriniz, diğer gelirlerinizle birlikte toplandığında bir yıllık zorunlu ihtiyaçlarınızdan fazla olarak 3 bin YTL tutarında paranız kalıyorsa bunun üzerinden bir yıl geçtikten sonra yüzde 2.5’ini zekât olarak vereceksiniz.

Devamını Oku

Saf insanları kandıranlar...

20 Mayıs 2007

SORU: Büyü, dinimizce kabul ediliyor mu? Ben bu tür şeylere prim vermeyen biriyim. Ancak bir akrabamızın tavsiyesi üzerine gittiğimiz bir hoca hanımda, gözümle görmesem inanmayacağım bir durumla karşı karşıya kaldım. Hanım, oğlumu hiç tanımadığı halde başından geçen olayları özetledi ve büyü yapılmış olduğunu söyledi. Sonra boş bir bardağa su koydu. Suyun içine tespihini attı ve dua etmeye başladı. Oğlumun üzerine sudan birkaç damla damlattı. 10 dakika sonra su kabarmaya başladı. Gözümüzün önünde toprağıyla birlikte 7 tane düğüm atılmış beyaz bir kefen parçası, 2 tane de muska çıkardı suyun içinden. Bize bir torba açtırdı ve içine döktürdü. Bunu denize atmamızı söyledi. Ayrıca kızımla ilgili olarak da ona bir cinin musallat olduğunu ifade etti. Bu cinin kızımın aklını karıştırdığını ve hayatının her alanında kararsızlığa ittiğini söyledi. Gerçekten de kızım evlilik kararını bile bir türlü veremeyen ve çok çabuk sıkılan bir mizaca sahiptir. Şunu da belirteyim, hoca hanımın bizden para talep etmedi. Bu yaşadıklarımız bizi çok şaşırttı. Ailece Allah inancına sahip Kur’an-ı Kerim’e bağlı yaşayan insanlarız. Ayrıca oğlum ve kızım pozitif bilimlerle ilgili her türlü tahsili almış modern görüşlü ve eğitimli kişilerdir. Yaşananlar dinimizle ne kadar örtüşmektedir? Büyü diye bir şey var mıdır? Bozmak mümkün müdür? Cinler insanlara musallat olur mu? Ne yapmamızı önerirsiniz? (Z. K.) CEVAP: Anlattığınız bu olay benim bilgilerime ters düşüyor. Bu kadın eğer öyle gizlileri biliyor, geleceği de okuyorsa ne diye falcılık, büyücülük yapıyor? Defineleri çıkarsın. O tür kişilerin bin bir türlü haber alma ağları vardır. Onlar saf insanları kandırmayı çok iyi bilir. Elbette büyü vardır ama bu sizin anlattığınız büyünün de ötesinde gaybı bilme olayıdır ki, Kur’ân gaybı sadece Allah’ın bildiğini vurgular. Allah dilerse bazı kişilere gaybtan pencere açar ama onlar da öyle şeyleri kimseye söylemez. Bu işi para ve şöhret için basamak yapmazlar. O bayan sizden para istemedi ama siz yine de verdiniz değil mi? Siz verince reddetti mi? İşte bu mühim. Sizin özelinizi bilemem. Zaten böyle şeyler benim alanıma girmez. Ben Kur’ân’ın doğrularına inanırım, başkalarının kabulleri hakkında yorum yapamam.

Devamını Oku

Namazların birleştirilmesi iki türlü yapılır

18 Mayıs 2007

SORU: Yazılarınızda belittiğiniz üzere öğleyle ikindi, akşamla yatsı namazları birleştirilebilebilir. Ancak öğle vaktinde, ikindinin birleştirilmesi nasıl olacak? (Levent Türkay)CEVAP: Önceki yazılarımda sorunuzun cevabı var. Ama yine de açıklayayım. Cem (birleştirme) iki türlüdür: Takdim cem’i, tehir cam’i. Takdim cem’i, bir namazı vaktinden öne almak suretiyle yapılır. Mesela öğle vakti içinde önce öğle namazını ardından da ikindi namazını kılmak takdim cem’idir. Tehir cem’i de ikindi vakti içinde önce öğleyi, sonra ikindiyi kılmaktır. Bu namazlar gündüz namazlarıdır ve bunlar Kur’ân ile sabit değildir. Peygamberimizin uygulamasıdır. Ama Peygamberimiz bunları sürekli kıldırdığından bunlar da farzdır. Peygamberimiz bunları ayrı ayrı vakitlerde kıldırdığı gibi özellikle yolculuklarda, bazen de normal zamanlarda birleştirerek kılmıştır. Kur’ân ile sabit olan sabah, akşam ve gece ortası namazları birleştirilemez. Önemli bir engel olursa bunlar da birleştirilir.Zekâtı fakir akrabaya vermek makbuldürSORU: Anne, baba, kardeşler ve yeğenlere zekât verilebilir mi? (Aslı Gündoğdu) CEVAP: Kişi usul ve füruuna zekât veremez. Usulü: Ana babası ve bunların ne kadar yukarı çıkarsa çıksın ataları. Füruu: Kişinin çocukları. Oğluna, kızına, torunlarına, torunlarının torunlarına zekât veremez. Çünkü bunları beslemek kendisi üzerine gereklidir. Bunun dışında kalan yakınlarına, eğer fakir iseler zekât verebilir. Hatta zekâtı fakir akrabaya vermek daha da makbuldür. Buna göre kendi öz veya üvey kardeş ve kız kardeşlerine, kardeş ve kızkardeş çocuklarına, halasına, teyzesine ve öteki akrabasına zekât verebilir.Nazar var mı yok mu?SORU: Eşimin nazar konusunda bazı şüpheleri var. Nazar yoktur diyor. Ne yaptıysam inandıramadım. (Emel Ünlü) CEVAP: Eşinizin nazara inanıp inanmaması tabii ki kendi tercihidir. Ancak nazar vardır. Bazı kişilerin bakışları ruhsal etki bırakır, karşıdaki insanda veya eşyada olumsuzluklar yaratır. Peygamber efendimiz de nazarın bulunduğunu söylemiştir. Kendi torunlarına nazardan korunmaları için dua etmiştir. En etkili dua Felak ve Nâs sureleridir.

Devamını Oku

“Kira gelirinin zekâtı olur mu?”

17 Mayıs 2007

SORU: Benim yıllık kira gelirim 31 bin 200 YTL. Bu kazancımın içinden ihtiyacı olan birine her yıl 5 bin YTL veriyorum. Bu para benim zekâtımı karşılar mı? Ayrıca maliyeye, kiracılarımdan aldığım kira bedellerinin vergisini eksiksiz ödüyorum. Tabii belediyeye de emlak vergilerini veriyorum. Zekât verecek miyim vermeyecek miyim, bilmiyorum? Bu konuda herkes değişik şeyler söylüyor. Beni aydınlatır mısınız? (T. O.)CEVAP: Evin vergisi onun zekâtıdır. Ayrıca 31 bin 200 YTL’den 5 bin YTL zekât veriyorsunuz. Vergilerinizi de ödüyorsunuz. Uygulamanız çok güzel ama sadece geliriniz bu kiralarsa verdiğiniz para zekât miktarını aşıyor. Ne kadar çok verseniz sevabınız o kadar fazla olur. Allah onun yerini doldurur. Fakat işin aslı şu: Bütün gelirinizi toplayacaksınız. Zorunlu ihtiyacınızı ayırdıktan sonra geriye kalan miktar 2-3 milyardan fazla ise bunun üzerinden bir yıl geçtikten sonra yüzde 2.5’ini zekât olarak vereceksiniz. Yetimlere yardım edinSORU: Bayan bir akrabamız var. 5 yaşındaki çocuğuyla birlikte yaşıyor. Eşi öldü. Oturdukları ev kendilerinin. Ayrıca bir de arsaları var. Kendisi devlet memuru. Zekâtımızdan bir kısmını bu akrabamıza, çocuğunun masraflarını karşılamak için versek acaba uygun olur mu? (Ahmet Koç) CEVAP: Yazdıklarınıza göre bu hanımefendinin geliri çok az, yani kıt kanaat geçinebiliyor. Çocuğu ise yetim. Bu çocuğun okul masraflarını karşılamanız çok yerinde bir davranıştır. Yapacağınız yardım, makbul bir zekât olur. Yetimin başını okşayan, yediğinden ona da yediren kimse, cennette Peygamberimize arkadaş olma şerefine erer.“Mis gibi kokuyordu”SORU: Bir gece saat 3-4 gibi uyuyamadım. Abdestimi alıp namaz kıldım, Kur’an okudum. Bu arada sabah ezanı okundu. Namazımı kılıp yattım. Uyandığımda sağ avucumun içi kınalıydı. Mis gibi kokuyordu. Bu ne anlama geliyor? (Nezihe Tezel) CEVAP: Doğrusu ben bu gibi şeyleri bilemem. Ama güzel bir durum olduğu apaçık ortada. Namazlarınızı kaçırmayın, Allah’ı çok sevin. Kendinizi maneviyata yöneltin. Mutluluğunuz daim olsun.

Devamını Oku

Şehitlik kolay değil

17 Mayıs 2007

SORU: İslâmi yazılarla donatılmış “Erkam” adlı takvimin bir yaprağında şehitlerle ilgili bazı hadis-i şerifler var. Aynen aktarıyorum: “Malını müdafada katlolunan şehiddir, ırz ve namusunu müdafa ederken öldürülen şehiddir, kim cuma günü vefat ederse şehiddir, kim hayvanından düşüp ölürse şehiddir, suda boğulan, ateşte yanan, gurbette garip olarak ölen, zehirli hayvan sokan, karın ağrısından ölen, bina yıkılıp ölen, damdan düşerek boynu kırılıp ölen, üzerine büyük taş düşüp ölen de şehiddir, din kardeşini korurken ölen de, masum komşusunu korurken ölen de şehiddir. Şehidin borçtan başka bütün günahları mağfiret olunur (Müslim). Bazı alimlerse denizde boğularak ölenin, kul borcunun dahi kefaret olacağını ileri sürmüşlerdir. Şehidin, ehl-i beytinden 70 kişiye şefaati kabul edilir (Ebu Davut, Tirmizi). Kıyamet günü 3 sınıf şefaat addecek: Peygamberler, sonra alimler, sonra şehitler...” Bunlar bana garip geldi. Aydınlatır mısınız? (Erkan Karip) CEVAP: Bu tür uydurma rivayetlerle din olmaz. Bazı hastalıklardan ve haksız saldırıya uğrayıp hayatını kaybedenlerin şehit sevabı alacağı doğrudur ama şehidin 70 kişiye şefaat edeceği safsatadır. Bunlar uydurmadır. Ahiret, iltimas yatağı değildir. Kayırma yeri hiç değildir. Ayrıca bu kişiler şehit olmaz. Şehitlik öyle kolay şey değildir. İslâm’a göre yaşayan kişi haksız saldırıyla veya kanserden veya bir kazaya kurban giderse şehit sevabı alır. Yoksa Kur’an’a göre şehit, Allah yolunda yapılan savaşta hayatını kaybeden kişidir. Asıl şehit ise gerçeğin tanığı olan büyük din bilginleri, evliyaullahtır (Allah dostları).İbadetin derecesiSORU: Kişinin yapmış olduğu ibadetin, yaşadığı zamana ve yere göre derecesi artar mı? Mesela şehirde yapılan ibadet köydekinden daha üstün olabilir mi? (İlayda Duran)CEVAP: İbadetin derecesi mekândan değil, kalitesinden kaynaklanır. Köy, kent, kasaba, dere, tepe hiç fark etmez. Nerede olursa olsun huzur ve sevgiyle yapılan ibadet üstündür, makbuldür. Huzursuz, sevgisiz yapılan ibadet ise sadece şekildir. Kur’ân’da, “Ancak Allah’ın zikriyle kalpler mutmain olur” buyurulmaktadır. Zikir, Allah’ı içinden sevgiyle anımsamaktır. İşte ibadet budur. Yoksa nerede yapılırsa yapılsın huzursuz ibadetin hiçbir değeri yoktur.

Devamını Oku

Hızır Aleyhisselam ve Veysel Karani

15 Mayıs 2007

SORU: Baba, çocuğunun dini nikâhını kıyabilir mi? Hızır Aleyhisselam ve Veysel Karani var mıdır? Kanıtları nerede yazılıdır? Sizin yeni İslam ilmihalinizi çıkaran yayınevinin telefonunu öğrenebilir miyim? (Raci Tarım)CEVAP: Baba, oğlunun da kızının da nikâhını kıyabilir. Nikâhın temel elemanı nedir? İcap, kabul ve iki tanık. İcap: Erkeğin teklifi. Kabul: Kızın veya kız tarafının bu öneriyi kabul etmesi. İşte erkek ve kadının bu anlaşmalarına iki tanık şahit olursa nikâh tamamdır. Dua okumak nikâhın unsuru değil, geleneğidir. Bu geleneksel duayı baba da yapabilir, herhangi bir kimse de... Ancak unutmayın ki, resmi nikâh esastır. Hızır vardır ama bildiğimiz biçimde fiziksel bir varlık değil, darda kalmışların imdadına koşan bir ruhanidir. Ancak bu ruhani varlık, çeşitli biçimlerde görünebilir. Yoksa fiziksel varlık olarak Hızır diye ebedi yaşayan bir insan olamaz. Çünkü bu Kur’ân’a aykırıdır. Kur’ân bütün nefislerin ölümlü olduğunu, Hz. Muhammed’den önceki bütün insanların öldüğünü, Hz. Muhammed’in de öleceğini vurgularken binlerce yıl yaşayan birinden söz etmek Kur’ân düşüncesine aykırıdır. Hızır’ın varlığı, Kehf Suresi’nin 60-82’nci ayetlerinde anlatılan öyküden ve bunu açıklayan hadisten anlaşılmaktadır. Veysel Karani üzerinde çok tartışma, kuşku ve sis perdesi vardır. Belki tarihte o adla bir kâmil insan yaşamıştır ama çeşitli menkıbeler hep derlenerek bu şahsa mal edilmiştir. Karani, Peygamber efendimizi görmek için Yemen’den Medine’ye gelir. Ama Peygamber mesciddedir. O’nu görmek için mescide gitmez çünkü annesinden, Peygamber’i sadece evinde görmek üzere izin almıştır. Bu efsane çok geniş bir hayal ürünüdür. Peygamber aşkıyla yanan biri binlerce kilometre yol katettikten sonra Medine’ye gelecek de O’nu görmeden dönecek? Bunu hangi mantık bunu kabul edebilir? Ama bizim hayalcilerin mantığı kabul ediyor. Bunu şiirleştirmişler bile. Bu tür şiirleri dinleyince doğrusu öfkeleniyorum. Nedir bu saçmalıklar? Kaldı ki Peygamber’in evi nerede? Mescidin içinde. Peygamber’in evine gelen aynı zamanda mescide de gelmiş olur. Ayrıca Peygamber’in hırkasını Veysel Karani’ye vermek üzere Hz. Ömer’le gönderdiği de bana göre bir efsanedir. NOT: İstediğiniz yayınevinin telefonu (0216) 492 66 12 veya 13’tür.

Devamını Oku

Diş dolgusunun abdestle hiçbir ilgisi yoktur

15 Mayıs 2007

SORU: Yakından tanıdığım bir hoca, ağzında dolgu olan kişinin Maliki mezhebine göre abdest alması gerektiğini söylemişti. Ben Hanefi mezhebine bağlıyım. Abdest alırken Maliki mezhebine göre niyet ediyorum. Yaptığım bu uygulama doğru mu?CEVAP: Ömrünüzü böyle boş işlerle heba ediyorsunuz. Benim mezhebim Kur’ân ve Peygamber yoludur. Allah aşkına, diş doldurmanın abdestle ne ilgisi var? Çürük diş mikrop yuvasıdır. Çürük dişle abdest oluyor da çürüğün temizlenip diş oyuğuna dolgu koymakla mı abdest olmuyor? Ben bu tür uydurmalara itibar etmiyorum. Kur’ân’da “diş doldurmak abdeste engeldir” diye bir hüküm yok. Peygamber zamanında böyle modern diş doldurma da yoktu. Peki olmayan bir şeyin hükmü olur mu? Kim verdi dolgu dişle abdest olmaz hükmünü? Falan imam, filan hoca... Bunlar peygamber midir? Eğer siz Peygamber’den sonra gelen 13-14 yüzyıl önceki şartlarda yaşamış insanların hükümlerini değişmez din kabul ediyorsanız varın Maliki mezhebine göre abdeste devam edin. Ama böyle şeyler size dinin özünden hiçbir şey kazandırmaz. Din ruhtur, Allah dişe bakmaz kalpteki ihlasa bakar. Dolgu dişle namaz olur ama bozuk düşünce dolu kalple olmaz.*****“Namazda takke takma zorunluluğu var mı?”SORU: Namazlarımı takke takmadan kılıyorum. Camiye gittiğim zaman bana “neden takke takmıyorsun, namaz sahih olmaz” diyorlar. Sizin görüşünüz nedir?CEVAP: Çıfıt kalple namaz kılmak sahih değildir ama takke takmakla namazın bir ilgisi yoktur. Ne Kur’ân’da ne hadiste böyle bir şart vardır. Sadece bir gelenektir. Namazda kapanması gereken yerler bellidir.*****Gerekçesi şart değilSORU: Bütün vakit namazları 2 ve 4 rekât olduğu halde akşam namazının farzı neden 3 rekâttır? (Osman Öztürk)CEVAP: Peygamberimiz öyle kıldığı için akşam namazı 3 rekâttır. Her ibadetin mutlaka gerekçesini bilmek şart değildir. Akşam namazı sünnette 3 rekât olarak aktarılmaktadır.

Devamını Oku

Namaz insanlar için değil sadece Allah için kılınır

13 Mayıs 2007

SORU: Geçen yıl üniversiteyi bitirdim. 6 ay önce askerden geldim. Henüz iş bulamadım. İki ay önce bir firmanın sınavına girip kazandım. Mülakata gittiğimde konuşup anlaştık. Bana “hayırlı olsun” dediler. Ben de onlara namaz kıldığımı, bana günde 5-10 dakika izin vermelerini rica ettim. Daha sonra telefonda işe alınmadığımı söylediler. Başka girişimlerim de oldu ama namaz hep işe alınmama engel oluyor. Bana “işe girmek istiyorsan namazını kazaya bırakacaksın” diyorlar. Ne yapmalıyım? (M. K.)CEVAP: Namaz Allah’ın emridir. Ancak işe girerken ne diye namaz için izin verin diyorsun. Bu hem doğru değil, hem de işin içine riya girer. Sen namaz kılacaksan, öğle vakti yemek paydosu var. Beş dakikanı namaza ayırırsın. Önce öğle namazını, ardından da ikindi namazını birlikte kılarsın. Zaten sabah ve akşam namazları için sorun yok. Akşam namazı geç kalırsan eve gittiğinde önce akşamı, ardından yatsıyı kılarsın. İşi o kadar büyütmeye gerek yok. Bir daha iş görüşmesi yaparken namaz kıldığını söyleme. Sen namazı insanlar için değil Allah için kılıyorsun. Namazın temeli Allah’ı içinden anmaktır. Hiç fırsat bulamazsan içinden “Allah, Allah” diye zikretmen bile namaz sayılır. İslâm’da asla zorluk yoktur. Tipik bir hayal mantığıSORU: Bedir Savaşı, Mekkeli müşriklerin Müslümanların mallarını yağma edip bunları Şam’da satmaya götürmeleri üzerine çıkmıştı. 11 Eylül’de saldırıya uğrayan kuleler birer ticaret merkeziydi. Burada dönen paralar da sömürülen ve yağma edilen malların parası olunca saldırı neden terörist bir saldırı olsun ki? (Zekeriya Demir) CEVAP:Tipik bir hayal mantığı. Demek siz, New York’taki ikiz kulelerdeki iş adamlarının hepsini, Müslümanların mallarını soyanlar olarak görüyor ve bu terör saldırısını haklı kabul ediyorsunuz. Mekke’nin şartlarını 14 asır sonraki New York şartlarına benzetmeniz güzel bir hayal işletimidir. Ne diyebilirim? Ben sadece sizin görüşünüzde olmadığımı belirtmek isterim. Ali’nin yaptığı haksızlığı Veli’den çıkarmak Kur’ân düşüncesine uyar mı? Herkes kendi yaptığından sorumludur.

Devamını Oku