Kur’ân, hukuk ahlak ve ibadet kurallarını içerir

16 Ağustos 2007

SORU: Bir yazınızda, “Sadece Kur’an okuyarak içtihat yapmaya kalkarsanız pişman olursunuz” diyorsunuz. En’âm Suresi 38’inci ayet şöyle buyuruyor: “Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır.” Bu ayet, sizin yazınızla tezat değil mi? (Safa Gökçe)CEVAP: “Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık” ayetinde geçen kitap, Kur’ân değildir. Bütün olayların orijinini, çekirdeğini içeren tanrısal bilgi hazinesidir. Buradaki kitap, Kur’ân’ı da içeren el-Kitap’tır. Yani temel ilahi kitaptır. O kitaba Levh-i Mahfuz veya Kitab-ı Meknun (saklı, korunmuş kitap) da denilir. Âlemde ne olmuş ne olacak herşeyin çekirdeği o kitapta vardır. Kur’ân o ana kitaptan gelen bazı bilgi sızıntılarıdır. Eğer siz ayetteki kitap kelimesiyle Kur’ân’ı anlarsanız bu gerçeğe uymaz. Çünkü Kur’ân’da her şey yoktur. Kur’ân temel hukuk, ahlak ve ibadet kurallarını, inanç esaslarını içerir ama evrende olmuş ve olacak her şeyi Kur’ân’da aramak hayalciliktir. Kur’ân’ın amacı bu değildir. Ayrıntı istiyorsanız Kur’ân Ansiklopedisi adlı eserimizdeki Kitap ve Levh-i Mahfuz maddelerine bakınız.Hurafeler bitmek bilmiyor SORU: Bir bayan arkadaşım âdetliyken tırnak kesilemeyeceğini, eğer kesersek onları saklayıp, boy abdesti alırken onları da yıkamamız gerektiğini söyledi. Ayrıca âdetliyken besmeleyle başlayan sureleri okumanın çok günah olduğunu belirtti. Tabii ben bunlara çok itibar etmedim ama âdet dönemindeyken yatmadan önce dua etmek istiyorum. Bu sefer aklıma arkadaşımın söyledikleri geliyor, içim huzursuz oluyor, aklım iyice karışıyor. Dua etmenin günahı olur mu? (Ayça Kutman)CEVAP: Nerede bir hurafe duyulursa bana yazılıyor. Ben de bunları ilk kez öğreniyorum. Şaşarım o âdetliyken tırnak kesilmeyecek diyen geri kalmış insanın sözüne. Bu kadar mantıksız bir şey olabilir mi? Yani âdetliyken temizlik yapılmayacak mı? Tırnak kesmek bir temizlik değil mi? Nereden çıkarıyorlar bu saçmalıkları anlamıyorum? Âdet hali ibadete engel değildir. Âdetli kadın abdest alıp namazını da kılar, Kur’ân’ını da okur, her türlü ibadetini de yapar.

Devamını Oku

İhtilaflı olan dini konularda uzlaşma sağlanamaz mı?

15 Ağustos 2007

*Bir okurum mektubunda şöyle diyor: “Özellikle son yıllarda dini konularda bir bölünme yaşanıyor. Bir kısım hocalar tamamen gelenekçi zihniyetle birlikte çok katı kuralları savunurken bir kısmı ise dini daha kolaylaştıran unsurlar üzerinde duruyor. Mesela bazı din adamları ojenin abdeste ve gusle mani olduğunu bazıları ise mani olmadığını, bazıları kadınların âdet günlerinde ibadet yapamayacaklarını bazıları ise böyle bir yasağın olmadığını söylüyor. Böyle ihtilaflı konularda bir uzlaşı sağlanamaz mı?” *SÖZÜNÜ ettiğiniz hocalar Kur’ân’a değil, çoğu zamanın şartları içinde üretilip Peygamberin ağzına konulmuş rivayetlere dayanarak konuşuyorlar. Hicri 2’nci ve 3’üncü çağlarda oluşmaya başlayan İslâm hukuku ve ibadet kitapları maalesef Kur’ân yerine bu rivayetlere dayandırıldığından Kur’ân’ın açık ve kolay emir ve prensipleri bir kenara bırakılıp bu rivayetler esas alınmıştır. Çünkü bu rivayetlerde o zamanki iktidarların çıkarları vardır. Böylece Kur’ân’ın kolay dini bu rivayetlerle gölgelenip ayrıntıya boğulmuş ve İslâm yaşanmaz hale getirilmiştir. Tıpkı daha önceki dinlere yapılmış olan sokuşturmalar İslâm’a da yapılmıştır. Onlar bizim açıklamalarımızı beğenmez görünürler ama biz onların hemen çoğunun hocasıyız ve hep benim eserlerimden alıntı yaparak kitap yazmışlardır. Siz, itiraz edenlere cevap verebilmek için sözlerimizin dayandığı delilleri bilmelisiniz. Bunun için de 30 ciltlik Kur’ân Ansiklopedisi ve 12 ciltlik Yüce Kur’ân’ın Çağdaş Tefsiri adlı eserimi okumalısınız. Bana saldırırken aslında Kur’ân’a saldıran, görünürde dindar ama gerçekte halka yaranıp çıkar sağlamaktan başka amacı olmayan o kişilere itibar etmiyorum. Onlarla bir araya gelip fikir birliğine varmak mümkün değildir. Sağduyu sahipleriyle anlaşılabilir ama önyargılı olanlarla anlaşmak imkansızdır. Ayrıca dini yorumlar ihtilafa açıktır. Çünkü yorumun doğasında bu vardır. Kur’ân’da da, “Eğer Allah isteseydi insanları bir tek inançta birleştirirdi” buyurulmaktadır. Demek ki fikri gelişme alanında düşünce ayrılığının bir ölçüde yararı vardır. İzleyin bakın ilerleyen yıllarda, bugünkü fetvalarıyla halkın gerisinde kalanların nasıl fikir değiştireceklerini göreceksiniz. Biz 20-25 yıl içinde bunun örneklerini çok gördük.

Devamını Oku

Alınan bir abdestle kaç namaz kılınır?

14 Ağustos 2007

SORU: Bir namazın bir sonraki namaza kadar belli bir süresi var mı? Bir defa abdest almakla kaç namaz kılınır? (Saime Erbar)CEVAP: Vaktinde kılamadığınız namazı, bir sonraki namaz vaktinde mesela öğleyi ikindinin vaktinde kılabilirsiniz. Ancak bu kaza değildir, cem(birleştirme)dir. Önce öğle namazını, sonra ikindi namazını kılarsınız. İkindiyi de kılamadınızsa o zaman yine sırasıyla önce öğleyi, sonra ikindiyi, sonra akşamı, daha sonra yatsıyı kılarsınız. Bu kaza değil, birleştirmedir. Ama siz kaza diyorsanız o da aynı kapıya çıkar. Alınan abdest bozulmadıkça o abdestle beş vakit namazı kılabilirsiniz. Ama vakit namazları için ayrı ayrı abdest almak daha güzeldir.Bu vasiyet doğru mu? SORU: Peygamberimizin, “Beni olduğum yere gömün. Mezarımı bir türbe haline getirirseniz ahirette iki elim yakanızda olur” vasiyeti doğru mu? (Çevik Çakmur)CEVAP: Hz. Ebubekir’in aktarımına göre Peygamberimiz, “Peygamberler öldükleri yere gömülürler” buyurmuştur. Ayrıca peygamberlerinin kabirlerini mabetleştiren kimselere Hz. Peygamber’in lanet okuduğuna dair de bir rivayet vardır. Ancak bu sözlerin ne dereceye kadar Peygamber’in kesin sözü olduğu kuşkuludur. Gerçeği sadece Allah bilir.Süslenmek caiz midir? SORU: Allah’ın yarattığı bir şeyi değiştirmek şirktir. Saçlara fön çekmek de aynı şekilde değerlendirilir mi? (Mustafa Doğan)CEVAP: Süslenmek, yıkanıp taranmak, tıraş olmak Allah’ın yaratışını bozmak değil, güzelleştirmektir. Allah’ın yaratışını değiştirmek, bozmak, çirkinleştirmek, sakatlamak anlamındadır. Yoksa tıraş olmak bu kategoride değerlendirilemez. Çünkü Kur’ân süslenmenin haram olmadığını vurgulamış ve süslenmeyi, güzelleşmeyi emretmiştir. Saçlarınıza istediğiniz gibi makyaj yapabilirsiniz.Selam sözünün anlamıSORU: “Selamünaleyküm” ifadesinin dini selamlaşmayla bir ilgisi var mı? CEVAP: Kur’ân-ı Kerim’de meleklerin, cennet halkına “selamünaleyküm” şeklinde selam verdikleri anlatıldığı gibi cennet halkının da birbirlerini “selam” sözcüğüyle selamladıkları ifade edilmektedir.

Devamını Oku

Gelecek kuşağa ne bırakıyoruz?

13 Ağustos 2007

Toprak İsrafıİsrafımız sadece suyla sınırlı değil. Topraklarımızı da israf ediyoruz, hoyratça kullanıyoruz. Bursa ve Yalova dünyanın cennetiydi. Biz ne yaptık? Her iki ilimizin en verimli toprakları, şeftali ve elma bahçeleri üzerine fabrikalar kurduk. Tabii fabrika olan yerlerde konuta da ihtiyaç oluyor. Böylece en verimli topraklar apartmanlarla doldu. Yıllar önce Elazığ’da öğretmenken bizi bir köye davet ettiler. Köyün iki bölümü vardı. Eski bölümü dağlar üzerinde, yeni bölümü düz arazideydi. Ben, “Eskiler güvenlik ve toprağı korumak için evleri dağlara yapmışlar” dedim. O zamanın müftüsü ise “Akıl yoktu, akıl” diye cevap vermişti.Aslında akıl yoktu değil, onlar akıllı oldukları için öyle yapmışlardı. Toprak mahsul içindir. Onu yapılaştırdıktan sonra yeniden kazanmak kolay değil. İki gün önce Trabzon’daydım. Oradan Ayder’e kadar uzandık. Cennet gibi yerler. Eski Trabzon, dağlar üzerinde kurulmuş. Ama şimdiki yöneticiler, Trabzon’un ürün kaynağı olan topraklarını yapılaşmaya açmışlar. Bu basiretli (!) yöneticiler sayesinde Trabzon’un zaten kısıtlı olan düz toprakları, sebze ve meyve tarlaları apartmanlarla dolmuş. Bunları görünce kültürsüz, cahil sandığımız atalarımızı rahmet ve takdirle anmamak mümkün mü? Onlar düşünmüşler, güzelim düz tarlalara kıymamışlar. Gelecek kuşaklara, yani bizlere bırakmışlar o toprakları. Ama bizim neslimiz gelecek kuşaklara bir şey bırakmadı. Bir zaman Yalova’da eski bakanlardan merhum Adnan Kahveci ile sohbet etmiştik. Ona, “Yalova’nın en güzel toprakları betonlaşıyor, devlet niçin buna müsaade ediyor” demiştim. Kahveci de bu işe son derece karşı olduğunu, meyve bahçeleri ve tarım arazisi üzerinde yapılaşmanın önlenmesi için bir proje sunacağını söylemişti. Ama rahmetli oldu. Sonra gelen idarecilerden bazıları pamuk tarlaları üzerinde traktör fabrikası kurdurmaktan ötürü övündü. Her gün ormanlarımız yanıyor. İki sorumsuz, iki saatlik keyif için gelip ormanda mangal yakıyor, ateşi söndürmeden çekip gidiyor. Kimsenin gözünün yaşına bakmadan ormanda yangın çıkaranlar şiddetle cezalandırılsa bunun önü alınır. Akif’in dillendirdiği üzere: “Adam aldırma da geç git diyemem, aldırırımÇiğnerim çiğnenirim hakkı tutar kaldırırım” Bu bilinçle hareket edilirse vatan kurtulur.

Devamını Oku

Yağmur duası

13 Ağustos 2007

Yağmur yağmadığı için çeşitli yerlerde yağmur duasına çıkılıyor. Susuzluğa çare bulmak içini insanlar ellerinden gelen çabayı gösterirken bu arada Allah’tan yağmur istiyorlar. Yağmuru yağdıracak olan Allah’tır. Doğa yasalarını yaratan ve yürüten O’dur. O istediği her şeyi yapabilir. Fakat duaya şov karışırsa ona dua denmez. Müftülere, yağmur duasını düzenleyenlere söylüyorum. Siz duaya çıkarken niçin televizyon kanallarına duyuruyorsunuz? İmamlar yahut müftüler niçin şatafatlı elbiseler giyiyorsunuz? Eğer amaç insanları etkilemekse beyhude. Çünkü insanlar yağmur yağdıramaz. Eğer amaç Allah’ın rahmetini çekmek ise bu ancak mahviyetle olur. Cenabı Hakk’ın huzuruna mahviyetle, içtenlikle çıkılır. Elbiseler ters giyilir, hadiste belirtildiği üzere giysinin sağı sola, solu sağa getirilir. Başlar öne eğilerek mütevazı bir şekilde yaya olarak açık alana çıkılır, tövbeler yenilenir, sadakalar verilir. Müslümanlar, yanlarına çocuklarını ve hayvanlarını alır. Çocukları bir süre analarından uzaklaştırırlar. Bu hazin tarzda zayıflara, ihtiyarlara dua ettirerek kendileri de “amin” derler. Maksat Allah’ın rahmetini celbetmektir. Ebu Hüreyre Hazretleri diyor ki: “Peygamber, bir gün bize yağmur istemek için iki rekât ezansız ve kametsiz namaz kıldırdı. Sonra hutbe okudu, Allah’a dua etti. Yüzünü Kıble’ye çevirdi, ellerini kaldırdı, ridasını (dış elbisesini) ters çevirdi, ridanın sağını sola, solunu sağa getirdi.”Enes ibn Malik de şunu anlatıyor: “Hz. Peygamber cuma günü hutbe irad ederken bir adam geldi, karşısında durdu: ‘Ya Resulallah, hayvanlar mahvoldu, yollar kesildi. Allah’a dua et, bize yağmur versin.’ Allah’ın Resulü ellerini kaldırdı: ‘Allahumme eskınâ, Allahumme eskınâ (Allahım bizi sula, Allahım bizi sula)’dedi. Gökte hiçbir leke, hiçbir bulut izi yokken birden bir bulut çıktı. Yağmur yağmaya başladı. Yağmur bir hafta devam etti. Ertesi cuma bir adam geldi: ‘Ya Resulallah, mallarımız telef oldu, yollar kesildi. Allah’a dua et, yağmuru bizden kessin.’ Allah’ın Resulü de, ‘Allahım yağmuru üzerimize değil, çevremize, dağlara, tepelere, vadilere ve ağaçlı yerlere ver’ diye dua etti. Yağmur dindi (Buhari, İstiska, 6; Müslim, İstiska).”Üç gün ardı ardına yağmur duasına çıkılması müstahsendir (güzeldir). YARIN: Toprak israfı

Devamını Oku

Su israfı

12 Ağustos 2007

Barajlar kuruyor su kaynakları hızla tükeniyor Dünyada yağışlar azaldı. Ülkemizde ise daha çok azaldı. Yağmur yağmayınca yer altındaki su kaynakları da git gide azalıyor. Niçin böyle oldu? Tabii ki doğanın dengesini bozduğumuz için... İnsanlar doğayı kirlettiler. Bir yandan gelişen teknoloji insanlara büyük kolaylıklar sağlarken diğer yandan da teknolojiyi sorumsuzca kullanmaktan ötürü doğanın dengesi alt üst oldu. İşte küresel ısınma ve işte kutuplardaki buzulların erimesi ve yağışın azalması... Kullandığımız otomobillerin saldığı karbondioksit, milyarlarca evde yanan belki trilyonlarca ampul, sokak lambaları, elektronik cihazlar bunlar hep doğanın ısınmasına sebep olur. Her köşe başında kurulan ATM’lerin küresel ısınmada payı az değildir. Boş yere akıtmayalımBu konuda fazla ayrıntıya girmeye gerek yok. Bunu hemen herkes bilir. Salınan bu enerjiler doğanın dengesini bozuyor ve yağışın azalmasına yol açıyor. Şimdi olan oldu. Büyük şehirlerin barajları kurumak, su kaynakları tükenmek üzere. Ama biz hâlâ vurdumduymazlığımıza devam ediyoruz. Musluklardan akan suları uygun biçimde kullanmıyoruz. Boş yere akıtıyoruz. Banyoya giriyor, yarım saat hatta bir saat duşta suyu boşa akıtıyoruz. Ne gerek var buna? Duşu aç, bedenin her yanına suyu ulaştırdıktan sonra kapat, sabunlan. Sonra tekrar suyu açıp sabunlarını akıt ve çık. Dakikalarca suyu boşa akıtmanın ne gereği var? Günahtır! Su hayatın kaynağıdırBu su, sadece sizin değil, dünya üstünde yaşayan her canlının hakkıdır. Suyu öyle sorumsuzca akıtan, başkalarının susuz kalmasına neden olur. Bu israftır. Dinimizde israf haramdır. Peygamberimiz, “Bir ırmağın kenarında dahi olsanız abdest alırken suyu tutumlu harcayın” buyurmuştur. Gürül gürül akan ırmaktan abdest alırken bile tutumlu hareket etme, suyu gereğinden fazla harcamama öğüdü, insanı her konuda israftan kaçınmaya, dengeli hareket etmeye yöneltmek içindir. Su hayatın kaynağıdır. “Allah her canlıyı sudan yaratmıştır.” YARIN: Yağmur duası.

Devamını Oku

İnsanı insan yapan sevgidir

10 Ağustos 2007

* Dünden devam“Allah, göklerin ve yerin nurudur”, madde olmadığından gözle görülemez. Ama her yerde ve her varlıkta O’nun nuru vardır. Nuru her varlığa uzanmış, her şeyi kuşatmıştır. Âlemin ruhu O’dur. O’nun haberdar olmadığı hiçbir şey yoktur. Çünkü her şeyin içinde, özünde o vardır. Eşyadaki faaliyet, atomdaki enerji, doğadaki canlılık hep O Hayy’in her zerreye uzanmasıdır. O, her şeye kendisinden yakındır. Her şey O’nun bir görüntüsüdür. Kendisi görünmez, gizlidir. Yarattığı şeylerle görünür. O açıktan açık, gizliden gizlidir. Eşyadaki dinamizm O’ndandır. Asıl O’dur, varlık O’dur, aslın aldığı şekiller ise O’nun yaratıklarıdır. Görünenler yaratıklar, gösteren Yaratıcıdır. “Veray-i halk Hak’tır, attığın taş incitir Hakk’ı. (Yaratıkların arkasında Hak vardır, halka attığın taş Hakk’ı incitir.)” Mübarek geceler, hayatımızı, toplum hayatındaki bozulmaları bir kez daha düşünme ve toplumsal sorunları çözüme kavuşturma üzerinde kafa yorma (muhasebe) zamanları olmalıdır. İnsanlar inançtan, manevi değerlerden uzaklaştıkça bencil, kıskanç, gururlu, acımasız oluyorlar. İnsanı insan yapan sevgidir. Tüm güzelliklerin kaynağıSevgi güzeli, değerliyi düşünmekten doğar. Tüm güzelliklerin ve değerlerin baş kaynağı yüce Yaratıcı’dır. Güzeli ve değerliyi seven, elbette en güzeli, en değerliyi daha çok sever. Çünkü öteki güzeller, değerliler bir gün yok olur ama güzellerin güzeli, tüm güzelliklerin kaynağı Allah, hep kalıcıdır. Aynı sevgiliyi sevenler birbirine düşman olurlar. Ama güzeller güzeli Yaratıcı’yı sevenler dost olurlar. Bu sevgide kıskanma olmaz, düşmanlık olmaz, dostluk olur, huzur olur. O halde toplumun huzuru, kardeşliği, dayanışması için hep birlikte Yaratanımızı sevmeli, O’nun sevgisinde birleşmeliyiz. Aslında “Biz gelmişiz sevi için...” Yaratanı sevenler, O’nun eserleri olan yaratıkları da severler. Dost olurlar. Doğaya dost, hayvanlara dost, insanlara dost... Değil insanı, hayvanları da, çiçekleri de, ağaçları da incitmezler. Sorumsuzca hoyratça doğayı tahrip etmez, çıkar için ormanı yakmazlar. Kendi canlarını korudukları kadar tüm canlıları, ormanları, ağaçları korurlar. İçleri böyle sevgiyle dolanlar huzurla yaşarlar. Ne mutlu Allah dostluğunda birleşip kardeş olanlara.

Devamını Oku

Bu gece Miraç Kandili

9 Ağustos 2007

İslâm dünyasında Recep ayının 27’nci gecesi, Peygamberimizin göklere yükseldiği gece olarak kabul edilmiştir. Peygamberimizin mana âleminde yükselip ruhani âlemleri dolaşması vizyonuna Miraç denilir. Kur’ân-ı Kerîm’de Miraç’a işaretler bulunmakla beraber açıkça Miraç’tan söz edilmez. Ancak İsra olayının büyüklüğüne dikkat çekilir: “Eksiklikten uzaktır O (Allah) ki kulunu, gecenin bir vaktinde, ayetlerimizden bir bölümünü kendisine göstermemiz için Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksa’ya yürüttü. Gerçekten O, işitendir, görendir” (İsra: 50/1).İsra; yürümek, yürütmek demektir. Ayetin ruhundan anlıyoruz ki Hz. Peygamber, Allah’ın, kalbine attığı dürtüyle geceleyin kalkıp Mescid-i Haram yöresinde bulunan Mescid-i Aksa’ya doğru yürümüş ve orada ruhani olaylar görmüştür. Allah, kendi ruhundan üflediği insanı, çok yüce yeteneklerle, maddenin etkisinden soyutlanıp manevi yüceliklere yükselme imkanıyla donatmıştır. Nur Suresi’nin 35’inci ayetinde belirtildiği üzere Allah, evrenin ışığıdır. Işık varlıkları gösteren şeydir. Demek ki varlıklar Allah’ın ışığıyla olmuş, varlığını göstermiştir. O latiftir, madde değildirYüce Allah’ın en büyük ışığı insanda, insan ruhunda gizlidir. İnsan, Allah sevgisiyle nefsini yani ruhunu maddenin etkisinden kurtarabilirse o zaman maddenin yoğunluğundan kurtulur, mekan boyutunu aşıp binlerce kilometrelik yolu bir anda geçebilir ve aynı anda birkaç yerde görünebilir. Bu olağanüstü hale tasavvuf dilinde tayy-i mekan (mekanı dürüp katlama, uzak mesafeleri kısaltıp aşma) denilir. İşte Hz. Muhammed’in Allah sevgisiyle Hira mağarasında aylarca hatta yıllarca ibadete çekilmesi, Allah aşkında yoğunlaşması, ruhunu maddenin etkisinden soyutlayıp yüceler âlemine çıkarmış, onu melekut âleminin gizemlerinde dolaştırmıştır. Salat ve selam ona. En’âm 103’üncü ayetinde Allah’ın latif olduğu, gözlerden gizli kaldığı bildirilmektedir. Latif, kesif’in karşıtıdır. O, latiftir (yoğunluksuzdur), madde değildir. Cisimde mutlak letafet olmaz. Cismin letafeti mutlak değil, görecelidir. Mutlak (tam, kesin, genel) letafete ancak nur denebilir. Bu konuya yarınki yazımda da devam edeceğim. Miraç Kandiliniz kutlu olsun.

Devamını Oku