Namaz insanın kalbiyle, beyniyle ve düşüncesiyle olur

1 Eylül 2007

SORU: “Sübhanallah-i velhamdüllillahi ve laila illallahü vallahü ekber” duasının anlamı nedir? Kendimi namaza tam olarak yoğunlaştıramıyorum. Kafamın içi arı kovanı gibi oluyor. Bunu engellemenin bir yöntemi var mı? CEVAP: “Sübhanallah-i velhamdüllillahi ve laila illallahü vallahü ekber, velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm” cümlesi dua değil, tesbihtir. Anlamı da şudur: “Allah’ın şanı yücedir. Övgü O’na mahsustur. Allah’tan başka tanrı yoktur. Allah en büyüktür. Güç ve kuvvet ancak ulu Allah’ın yardımıyla olur.” Namazda huzur, maneviyata konsantrasyon sorununa gelince onun reçetesi sizin elinizde. Kendinizi Allah’ın huzuruna çıkmaya hazırlayacaksınız. Abdesti huzurla alacaksınız. Namaza Allah’ın rızasını ve sevgisini kazanmak için durduğunuzu bileceksiniz. Eğer namaza durunca büroya, tezgaha, çarşıya, pazara gidecekseniz o yaptığınız zaten namaz değil. Çünkü namaz insanın düşüncesiyle, beyniyle, kalbiyle olur. Yoksa beden hareketi şekildir. Allah kulunun biçimine, hareketlerine değil, kalbine bakar. İşte bunu düşünerek namaza durun. Bunu eğitim haline getirin. İnşallah git gide namazınızı daha huzurlu kılma yeteneğine ulaşırsınız. *****Dua edin, sadaka verinSORU: Ölen kişinin ardından onun ruhunu rahatlatmak için ne yapılabilir? Mesela ben Yasin Suresi’ni Türkçe olarak okuyorum. Sakıncası var mı? (Efe Salihoğlu)CEVAP: Ölenin ruhunun rahatlaması için çok dua edin, sadaka verin, onu hayırla anın, Kur’ân-ı Kerîm okuyun. Yasin şart değil. Kur’ân’ın hepsi bir. Neresinden okusanız olur. Kur’ân meali okumak da Kur’ân okumak gibi sevaptır. *****‘Bir Ömür Böyle Geçti’YENİ çıkan 2 ciltlik “Bir Ömür Böyle Geçti” adlı bu eserde çileli hayat hikayemi özetledim. Ayrıca hayatımın akışı içerisinde çeşitli olaylar üzerindeki düşüncelerim, tartışmalarım da yer alıyor. Hayat maceramı ve temel görüşlerimi merak edenlere okumalarını tavsiye ederim.

Devamını Oku

Kur’ân’ın iman ve ahlak prensipleri

31 Ağustos 2007

OKURUM S.E., eşinin son zamanlarda namazdan soğuduğunu belirtiyor. Ayrıca eşinin Ahzâb Suresi’nde Peygamber’e evlenme konusunda öteki Müslümanlardan ayrı haklar tanındığını görünce bu durumu sorgulamaya başladığını da ifade ediyor ve Ahzâb Suresi’ndeki ayetin açıklamasını istiyor.*EŞİNİZ, 1400 yıl öncesinin şartlarında Peygamberin aile hayatına takılıp kalacağına, Kur’ân’ın insanlara getirdiği ahlak ve iman prensiplerini okusa daha iyi olur. İman, Hakk’ın nasibidir. Nasibi yoksa inanmaz. Bilse de inanmaz. Bahane çok. Söz konusu olan Ahzâb Suresi’nin 50’nci ayeti geldiği zaman Peygamber zaten ayette sözü edilen o hanımlarla evliydi. Ortadoğu toplumlarında bir erkek, istediği kadar kadınla evlenebilirdi. Kur’ân, buna bir sınır getirdi ve bir erkeğe dört kadınla evlenme hakkı tanıdı. Bundan fazla kadın almış olanlar, dörtten fazlasını boşamak zorunda kaldı. Ama onlar sıradan insanlardı. Peygamberimizin de o zamanın şartları gereği hanımları çoktu. 13 kadınla fiilen evlendi. Bu evlilikleri de 50 yaşından sonra oldu. Asıl amaç nikâh yoluyla yakınlıklar kurup İslâm dininin süratle yayılmasını sağlamaktı. Sıradan insanlar değildiPeygamberimizin evli bulunduğu hanımlar sıradan insanlar değildi. Bunlar ileri gelen kişilerin, kabile reislerinin kızlarıydı. Nisa Suresi’nin 4’üncü ayetiyle evlenilecek kadın sayısı dörtle sınırlanınca çok kadınla evli olanlar 4’ten fazlasından ayrıldılar. Onların boşanmış kadınları başka erkeklerle evlenebilirlerdi. Peygamberimizin durumu farklıydı. Çünkü bu ayette Peygamberin hanımlarının, diğer müminlerin anneleri olduğu belirtilmektedir. Peygamber boşarsa bu kadınlar ne olacaktı? Başka erkeklerle evlenmeleri yasaktı. Çünkü onların anneleri durumundaydılar. Peygamberin bunları boşaması demek, sokağa terk etmesi, perişan hale düşürmesi demekti. Ayette Peygambere özgü olarak evli bulunduğu kadınlarını yanında tutma hakkı tanınmış oldu. Bu, Peygamberin çıkarı için değil, o kadınların perişan duruma düşmelerini önlemek içindi. Bu, Peygambere tanınmış bir ayrıcalık değil, müminlerin anneleri olan hanımlara Allah’ın bir lütfuydu. Konunun doğası gereği böyle olmalıydı. Siz büyük bir liderin karısının ondan ayrılıp sıradan insanlarla evlenmesini doğru bulur musunuz? Hele bu lider peygamber olursa durum daha nezaket kazanır.

Devamını Oku

Müta uygulamasını Hz. Ömer yasakladı

30 Ağustos 2007

SORU: Şiiler müta’yı helal, Sünniler ise haram sayar. Harama helal ya da helale haram demek dinimizce sakıncalı değil mi? CEVAP: Hz. Peygamber zorunlu durumlarda müta’ya (geçici evlenme) geçit vermiştir. Kur’ân’da da “Yararlandığınız kadınların ücretlerini veriniz” (Nisa: 25) ayeti vardır. Hz. Peygamber’in, Mekke’nin fethinde müta nikâhını yasakladığı hakkında rivayetler vardır ama kanaatime göre bu rivayet, Peygamber’den sonra gelen otoritenin etkisiyle üretilmiştir. Çünkü hem Cabir ibn Abdullah hem de Abdullah ibn Abbas, Hz. Ömer’in, o zamanın şartları gereği olarak müta’yı yasaklamasını kabul etmemişler, “Ömer yasaklamasaydı bu millet zina etmeyecekti” demişlerdir.Doğrusu Hz. Ömer, devlet başkanı olarak toplum ahlakının bozulmasına yol açtığı düşüncesiyle müta uygulanmasını yasaklamıştır. Çünkü Hz. Peygamber normal şartlarda değil, Müslümanların uzun zaman ailelerinden ayrı kaldığı, savaş durumu, gurbette bulunma gibi zorunlu hallerde buna müsaade etmişti. Hz. Ömer, normal zamanlarda bunun, amacı dışına çıkarıldığını ve çıkarılacağını düşünerek yasaklamış, tabii o yasaklayınca daha sonra kurulan dini hukuk ekolleri de onun bu hükmünü bağlayıcı kabul etmiştir. Fakat Sünni mezheplere göre yasak olmakla beraber müta yapana zina cezası uygulanmaz. Çünkü bunun zina olup olmadığında kuşku vardır.*****Kredi almak caiz mi? SORU: Biz iki arkadaş ticaretle uğraşıyoruz. Yeni bi iş kurmak için kredi kullanmamız dinimizce sakıncalı mı? (A. Ö. ve Y. P.) CEVAP: Siz işinizi kurmak için kredi alıyorsunuz ve banka da size verdiği krediden kâr ediyor. Eğer bu kâr yani kredi faizi, yasal faizi geçmiyorsa kanaatime göre caizdir. Bu sistem yoksulların veya kredi alanların lehinedir. Alanın da verenin de menfaati var. Ancak işlem bir tarafın yararına, öbür tarafın zararına ise o zaman haramdır. Mesela borçlu birinin kâr etmek için değil, borcunu kapatmak için tefecilerden aldığı paraya verilen faiz haramdır. Çünkü burada biri sadece kâr öteki ise zarar ediyor. Oysa iş kurmak için alınan kredilerde karşılıklı yarar var. Ayrıca iş yeri açılırsa işsizlere iş imkânı doğar.

Devamını Oku

Allah’ın Elçisi cihanı aydınlatan bir ışıktır

30 Ağustos 2007

Dünden devamKa’b, camide konukların halkalar halinde sofralara oturmuş olduklarını, Allah Elçisi’nin de her sofraya uğrayıp onlarla konuştuğunu gördü. Daha önce Peygamber’i hiç görmemiş olan Ka’b, anlatılan sıfatlarından onu tanıdı ve Peygamber’in önünde diz çöktü. Peygamber ona kim olduğunu sordu. Ka’b kendisini tanıttı. Af dileyip Müslüman oldu ve o ünlü “Banet Suad” kasidesini okudu. Orada diyordu ki: “Bana engel olanlara dedim ki: Bırakın beni, yoluma engel olmayın, babasız kalasılar, Rahman’ın takdir ettiği ne ise o olacaktır, kimse ona engel olamaz. Her kadının oğlu, ne kadar uzun yaşasa da bir gün tabut üzerinde taşınacaktır. Duydum ki Allah’ın Elçisi beni uyarmış (idamıma ferman çıkarmış) ama Allah Elçisi’nden af umulur. Allah’ın Elçisi, cihanı aydınlatan bir ışıktır. O, Allah’ın çekilmiş yalın keskin kılıcıdır. Ey Allah’ın Elçisi, Allah sana Kur’ân’ı verdi, onda öğütler, keremler, lütuf ve bağışlama var. Sen beni koğucuların sözüne bakıp da cezalandırma, hakkımda çok dedikodu yapılmışsa da ben suç işlemedim.” Hz. Peygamber, hırkasını çıkarıp Ka’b’a giydirdi. Ka’b’ın ölümünden sonra evladına kalan bu hırka, Muaviye tarafından 20 bin dirhem karşılığında satın alındı ve hükümdarlar tarafından saygıyla saklandı. Asıl hırkanın Moğol istilasında yandığı rivayeti varsa da bugüne kadar korunduğu kabul edilmektedir. Gelelim okurumun ikinci ve üçüncü sorularına. 2- Lokman 19. ayette kastedilen, bağırarak konuşmaktır. Bu, eşek bağırmasına benzetilmiştir. Çünkü eşek ölçüsüz bağırır ve insanı rahatsız eder. Sanat eseri olarak müzik dinlemek güzel bir şeydir. Peygamberimiz de müzik dinlemiş, türkü söyleyen cariyeleri övmüştür. Hatta savaşa giderken develeri şevke getirip hareketlendirmek için beraberinde türkücüler götürürdü. Bunlara hadda denilir. Başkalarını rahatsız etmeyecek biçimde müzik dinleyebilirsiniz ama arabanızdaki müzik parçasını sonuna kadar açmak saygısızlıktır. 3- Sizin anlamını yazdığınız söz hadis değil, hadis olarak rivayet edilir. Anlamı da şudur: “Eğer insanın insana secde etmesi uygun olsaydı kadına, kocasına secde etmesini emrederdim.” Fakat bu sözün, Peygamber’e iftira olduğunda kuşku yoktur. Çünkü tevhit prensibine tamamen ters olan böyle bir sözü Peygamber söylemez. Zaten hadis kritiği bakımından da bu söz kuvvetli bir rivayet değildir.

Devamını Oku

‘Senden güzelini hiçbir göz görmedi’

28 Ağustos 2007

SORU: 1- Şuara Suresi 224. ayette, “Şairlere de sapıklar uyarlar” deniyor. Şiir okurken bunun günah olup olmadığı sorusu aklıma takılıyor. Bu konudaki düşünceniz nedir? 2- Lokman Suresi 19. ayette Yüce Rabbimiz, “Yürüyüşünde tabii ol. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini elbette eşek sesidir” diyor. Burada kastedilen konuşma esnasındaki ses mi? 3- Okuduğum bir hadiste, “Biz insana Allah’tan başkasına secde etmesini emretseydik, o vakit kesinlikle kadının kocasına secde etmesini emrederdik” yazıyordu. Bu hadis aile reisliğinin önemine vurgu yapmak için mi söylenmiştir? (Özge Haras) CEVAP: 1- O ayette kastedilen olayları abartan, mezbeleyi gülistan gösteren yalancı kahin şairlerdir. Ayetin devamında inanıp güzel işler yapan, haksızlığa uğrayanları savunan, haksızlıkla mücadele eden inançlı şairler övülmektedir. Şiirin hepsini aynı kefeye koymak Kur’ân’a aykırıdır. Çünkü Peygamberimizin şairleri vardı. Bunların en ünlüsü Hassan ibn Sabit’ti. Hassan, Hz. Peygamber’i övgüsünde şöyle diyor: “Ve ahsenu minke lem tere kattu aynuVe ecmelu minke lem telidi’n-nisâuKhulikte muberreen min kulli aybin Keenneke kad khulikte kemâ teşâu.” ANLAMI:“Senden daha güzelini hiçbir göz görmediSenden daha güzelini kadınlar doğurmadıSen her türlü kusurdan uzak yaratıldınSanki sen istediğin gibi yaratıldın.” Peygamberimiz, Hassan’ın kutsal ruh tarafından desteklendiğini söyleyerek onu övmüştür. Ayrıca “Şiirin bir bölümü hikmettir” buyurmuştur. Siz sanat eseri olan şiirleri okuyun, bunda niçin günah olsun. Bunlar insanı maneviyata yöneltir, kahramanlık duygularını kamçılar. Bu münasebetle anımsadığım Kaside-i Bürde olayını anlatmak isterim: Hz. Peygamber’in şairlerinden biri de Ka’b ibn Züheyr’dir. Ka’b, Hz. Peygamber’i övgü babında yazdığı kasideyi okuyunca Peygamberimiz çok etkilenmiş ve hırkasını çıkarıp Ka’b’a giydirmiştir. İşte o hırkanın kalıntıları Topkapı Sarayı’nda Hırka-i Saadet adıyla muhafaza edilmektedir. Bu ünlü olaydan dolayı o kasideye “Kaside-i Bürde (Hırka Kasidesi)” denmiştir. Bu hediye olayı şöyle cereyan etmiştir: Ka’b, kardeşinin Müslüman olmasına çok kızmış ve bu yüzden Hz. Peygamber’i hicveden şiirler yazmıştı. Daha sonra yazdıklarına pişman olan Ka’b, Müslüman olmaya karar verip Medine’ye geldi. Devesini çökertip Mescid’e girdi. Devam edecek

Devamını Oku

Asıl din gönülden Allah’a bağlılıktır

27 Ağustos 2007

SORU: Namaz kıldığımız odada fotoğraf bulundurmak günah mı? Her Müslüman erkeğin bıyık bırakması şart mı? Bu konuda bir dini emir var mı? (Osman Meydan)CEVAP: Namaz kılanın karşısında olmamak kaydıyla odada fotoğraf bulunması günah değildir, namaza da engel olmaz. Kur’ân’da ne bıyıktan, ne de sakaldan söz edilir. Bıyık ve sakal eskilden erkeklik belirtisi olarak düşünülürdü. Bunun dinle bir ilgisi yok. Peygamberimiz sakallı olduğu için sakalın sünnet olduğu söylenir ama o dönemde sakalsız erkek yoktu ki... Peygamber’in düşmanı Ebusüfyan ve Ebucehil de sakallıydı. Peygamberimiz uzun sakalı bir tutama kadar kısaltmış, bıyığın ise kaldırılmasını önermiştir. Bundan dolayı bazı din bilginleri uzun sakal bırakır, bıyıklarını tıraş eder. Bunlar örftür, gelenektir. Asıl din gönülden Allah’a bağlılıktır. Peygamberimiz Allah’a bağlılığın gönül işi olduğunu, Allah’ın insanın malına, şekline değil gönlüne baktığını belirtmiştir. Zaten Kur’ân da ahirette malın, dünya varlıklarının değil, sadece sağlam gönlün yani Allah sevgisiyle dolu kalbin yarar sağlayacağını vurgulamıştır.Oje, namaza engel değil SORU: Ojeli ellerle, evde yalnızken pantolonla namaz kılınır mı? (Figen Güngör)CEVAP: Oje, namaza engel değildir. Ojeli de olsan abdestini al, namazını kıl. Kadın namaz kılarken el yüz hariç bedenini tümüyle örtecektir. Bu, namaza saygının gereğidir. Pantolonla namaz kılınabilir. Elbisenin dar olması namaza engel değildir. Ama başın ve kolların örtülmesi gerekir. Bu hususlar ilmihal kitaplarında açıklanmıştır. Maneviyata saygısızlık, nezaketsizlikten kaynaklanır.İnsanı koruyan varlıklar SORU: Bir yazınızda şöyle bir cümle vardı: “Nitekim Ra’d Suresi’nde, O(insa)nın önünden ve arkasından izleyen(melek)ler vardır, onu Allah’ın emrinden korurlar.” Burada ne kastediliyor? (Deniz Han)CEVAP: Söylediğiniz cümlenin devamında açıklama vardı ama demek ki tam anlaşılmamış. Allah’ın emri, kazası demektir. Kazalar da Allah’ın takdiridir. Her olay Allah’ın işi çerçevesindedir. Ayette meleklerin, insanı bazı kazalardan, zararlı şeylerden, felaketlerden korudukları anlatılmaktadır.

Devamını Oku

Bu gece Berat Kandili

27 Ağustos 2007

Hicri takvime göre Şaban ayının 15’inci gecesine Berat Kandili denmiştir. Beraat kökünden isim olan berat, suçsuzluk belgesi demektir. Hz. Peygamber’in, “Yüce Allah, Şaban’ın orta gecesinde en yakın göğe iner. Kelb kabilesi koyunlarının tüylerinin sayısından daha çok kimseyi affeder” (et-Tâc: 2/93) dediği rivayet edilmiştir. Kandil geceleri hakkında rivayet edilen hadislerin hiçbiri güvenilir değildir. Buhari ve Müslim’de Allah’ın, her gecenin üçte ikisi olunca en yakın göğe inip, “Yok mu mağfiret dileyen, bağışlayayım. Yok mu dilekte bulunan kabul edeyim” dediği şeklinde sağlam bir hadis vardır ama bu, belli bir geceye özel değil, her geceye özgüdür. Zaten Kur’ân da gece ibadetini kuvvetle vurgular. Kur’ân’a göre gece vakti sadece uyumak için değil, bir bölümü istirahat ve bir bölümü de ibadet içindir. Gece namazının nafile olduğu söylenir ama Kur’ân’a bakarsanız asıl farz namazın gece namazı olduğu anlaşılır. Çünkü Kur’ân’da gündüz namazına dair açık bir emir yoktur. Müzzemmil Suresi’nde şöyle buyurulmaktadır: “Ey örtüsüne bürünen, geceleyin kalk (namaz kıl), yalnız gecenin birazında (uyu). Gecenin yarısında (kalk) yahut bundan biraz eksilt. Veya bunu artır ve ağır ağır Kur’ân oku. Doğrusu biz, senin üzerine ağır bir söz bırakacağız. Gerçekten gece kalk(ıp ibadet et)mek daha oturaklı ve (geceleyin) söz (dua) daha etkilidir. Çünkü gündüz, senin uzun süre uğraşacağın şeyler vardır” (Müzzemmil: 3/1-7).İsra Suresi’nin 78-79’uncu ayetlerinde güneşin ufkun altına kaymasından alacakaranlığa kadar namaz kılınması ayrıca gecenin bir bölümünde de uyanıp ibadet edilmesi emredilmektedir. Hud Suresi’nde de aynı şey değişik bir üslupla vurgulanmıştır: “Gündüzün iki tarafında (sabah, akşam) ve gecenin yakın saatlerinde namaz kıl çünkü iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, ibret alanlara bir öğüttür.” Secde Suresi’nde de Allah’ın hatır ve hayale gelmeyecek nimetlerine erecek olan içtenlikli müminlerin, geceleyin yanlarını yataktan ayırıp ibadete kalktıkları belirtilir. Zariyat Suresi’nin 15-18’inci ayetlerinde de cennetteki çeşme başlarında sefa sürecek olan korunanların, geceleri pek az uyudukları, seher vakitlerinde istiğfar ettikleri belirtilmektedir. Al-i İmran Suresi’nin 17’nci ayetinde de seherlerde istiğfar eden sabırlı, dosdoğru kullar övülmektedir. Her geceniz mübarek, her ibadetiniz ve duanız makbul olsun.

Devamını Oku

Fatiha Suresi Kur’ân’ın özetidir

25 Ağustos 2007

SORU: İnançsız bildiğimiz birini imana davet ederken bana Fatiha Suresi’nin mealini şöyle okudu: “Âlemlerin Rabbi rahman ve rahim olan din gününün sahibi Allah’a hamd olsun. Yalnız sana ibadet eder yalnız sana sığınırız. Bizi nimetlendirdiklerinin yanına gönder, gazaba uğrayanların değil.” Aynı kişi daha sonra da “Allah’ın kelamıysa ibadet edip sipariş veren kim?” diye sordu. Fatiha Suresi’nin mealini ve Kur’an’da Allah’tan başka varlıkların sözleri olmadığını siz açıklarsanız belki o kişi ikna olabilir. (E. A.)CEVAP: Ayetin anlamı, “Bizi, nimet verdiklerinin yani sevdiklerinin yoluna ilet, onların izinde yürüt” şeklindedir. Ayrıca Allah bize sipariş vermiyor. Peygamber’e vahiy getiren melek, insanlara nasıl dua edeceklerini öğretiyor. Fatiha, bütün Kur’ân’ın özetidir. Kur’ân temel konuları şunlardır: 1- Allah’ın birliğine, O’nun sıfatlarına inanmayı öğretmektir. İşte “2- Âlemlerin Rabbi (sahibi, yetiştiricisi) Allah’a hamd olsun. 3- (O) Rahman’dır, Rahim’dir” ayetlerinde Allah’ın birliğine, O’ndan başka hiçbir varlığın övgüye layık olmadığına, O’nun en kapsamlı iki sıfatı olan Rahman ve Rahim (çok esirgeyen, çok bağışlayan) sıfatlarına işaret edilmektedir.2- Ahiret inancı. İşte “4- Din (ceza ve mükâfat) gününün sahibidir” ayetiyle kısaca ahiret ödül ve cezasına işaret edilmiştir.3- Allah’a kulluk (ibadet) etmek. İşte “5- (Ya Rabbi) Ancak sana kulluk eder, ancak senden yardım isteriz” ayetiyle sadece Allah’a tapılacağı, O’ndan başkasından yardım istenmeyeceği anlatılmaktadır ki buna tevhit denilir.4- Daima doğru olmak, doğru yoldan ayrılmamak. İşte “6- Bizi doğru yola ilet” ayeti doğruluğun önemini vurgulamaktadır.5- Allah ve ahiret inancını duyurmak, Allah’a tapmak, doğru yoldan ayrılmamak suretiyle Allah sevgisine ve O’nun dünya ve ahiret nimetlerine ermiş olan örnek insanların yani peygamberlerin, salihlerin, Allah dostu müminlerin kıssaları yani hayat öyküleri. İşte 7’nci ayetin, “7- Nimet verdiğin kimselerin yoluna” cümlesiyle örnek insanların hayat öykülerine, “Kendilerine gazap edilmiş olanların ve sapmışların yoluna değil” cümlesiyle de peygamberlerin ve iyi kişilerin sözünü dinlemeyip yanlış işler yapmak suretiyle Allah’ın gazabına ve cezasına uğrayanların ibret veren sonuçlarına dikkat çekilmektedir.

Devamını Oku