Hacca giden herkes kurban kesmez

17 Eylül 2007

SORU: Her yıl 100 bin civarında Türk, hacca gidiyor. Yani bu, Mekke’de 100 bin kurban kesiliyor anlamına geliyor. Kurbanlar ülkemizde kesilse ve muhtaç insanlara dağıtılsa daha iyi olmaz mı? Bir diğer sorum ise şu: Hz. Meryem doğum yaptığında Zekeriya peygamber onu koruması altına alıyor. Bu arada ona Allah tarafından bir oğul sahibi olacağı müjdeleniyor ve Yahya doğuyor. Bu durumda Hz. İsa ile Yahya aynı yıllarda, aynı yaşlarda ve aynı bölgede yaşamış oluyor. Hz. İsa, dinini yayarken Yahya peygamberin hiç adı geçmiyor. Neden? (Nilüfer Göztaş)CEVAP: Hacca giden herkes kurban kesmez. 100 bin Türk hacca gittiyse 100 bin kurban kesildi demek değildir. Ayrıca kurbanları hacıların kendileri kesmiyorlar. Diyanet İşleri Başkanlığı veya hacca götüren firmalar, hacılardan kurban parasını alıp kurban işiyle uğraşan kurumlara veriyorlar. Onlar adına bu kuruluşlar kurbanları kesip ihtiyacı olan ülkelere gönderiyor. Diğer surunuza gelince, aslında birbirlerinin teyze oğlu olan Hz. İsa ile Yahya aynı yaştadırlar. Yalnız aralarında Yahya lehine birkaç aylık fark vardır. Yahya da peygamberdir. Hatta Hz. İsa’yı vaftiz etmiştir. Vaftiz, İsrailoğlu törelerine göre dine sokma törenidir. Ama onu vaftiz ederken, “Aslında benim seni değil, senin beni vaftiz etmen gerekli” diyerek onun büyük peygamberliğine işaret etmiştir. Yahya, İsa çapında büyük bir peygamber değildir. Onun peygamberliği, bir anlamda Tevrat’ı açıklayan, iyi yetişmiş bir din adamı düzeyindedir. Nitekim Kur’ân’dan anlaşılan da budur. Yahya yeni bir din getirmedi, Tevrat’ın açıklamasını yaptı ve onun ödünsüz uygulanmasını öğütledi. Ama iftiraya uğrayarak öldürüldü. Görüşlerini yaymaya fırsat bulamadı. O misyonu İsa üstlendi.Ne hadis ne de ayetSORU: “Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım” sözü hadis midir? Mehmet YayıltıCEVAP: Yazdığınız söz hadis de değil, ayet de değil. Uydurmadır. Bütün bilginlerin görüşüne göre uydurma bir sözdür. Allah evreni kimsenin hatırına yaratmadı, kendi varlığının gereği olarak yarattı. Allah varsa evren de zorunlu olarak vardır. Güneş varsa ışığı da olur. Işıksız güneş olur mu?

Devamını Oku

Kur’an-ı Kerîm temel yasadır

16 Eylül 2007

SORU: Bir yazar şöyle diyor: “Allah Kur’ân’ı Peygamber’e müjdeledikten sonra bu yüce kitapla baş edemeyeceklerini anlayan inkârcılar, milyonlarca sünnet ortaya çıkardılar. Gerçi bunlar İslâm alimleri tarafından sahih olanlar ve olmayanlar diye ayıklandılar ama sanki insanları Kur’ân’dan uzaklaştırmak, onu okumalarını engellemek için bu sünnet kavramı ortaya atıldı.” Yazının bu girişinden sonra şunu sormak istiyorum: Sünnet nedir? Farz olanın sünnetle gölgelenmesi mümkün mü? (Hasan Ahmet Okan)CEVAP: İslâm’ın tek kaynağı Kur’ân-ı Kerim’dir. Ancak sünnet adı altında toplanan Peygamberimizin hayat tarzı, sözleri de Kur’ân’ın anlaşılmasına yardımcıdır. Bunları bir çırpıda tamamen uydurma saymak, iyi niyetle bağdaşmaz. Kaldı ki bu sözleri müşrikler niçin uydursun? Hangi müşrik uydurmuş? Yazar bunu ispat edebilir mi? Siz sünneti tamamen devre dışı bırakırsanız Kur’ân’ın birçok noktası kapalı kalır, anlaşılmaz. Bir kere Kur’ân’ın tebliğcisi Hz. Peygamber’in yaşayış tarzı nasıl öğrenilecek? Hadisler olmadan bunları bilebilir miyiz? İslâm tarihini bilebilir miyiz? Evet hadis adı altında birçok uydurma söz, kitaplara girdi. Bunlar kendi aralarında çelişkilerle doludur. Ama bu uydurmalar var diye hiç hadis yok denilemez. Kur’ân temel yasadır. Hadisler yahut sünnet o temel yasanın yönetmeliğidir. Yönetmelik yasayı açıklar ama yasaya ilave yapmaz. Kur’ân’dan ayrı olarak dine ilaveler yapan, haramlar koyan rivayetler (sünnet veya hadis) özellikle Emevi döneminin uydurmaları olarak kabul edilebilir. Çünkü Peygamberimiz, Kur’ân’dan başka helal ve haram kitabının olmadığını vurgulamıştır. Ailesine zulmeden baba* Üniversite öğrencisi bir okurum, babasının içkiye ve kumara olan düşkünlüğü yüzünden aileyi çok sıkıntıya soktuğundan yakınıyor ve “Ne yapabilirim” diye soruyor. * Böyle ruh hastası babalar maalesef var. Ama onlar hasta olduklarını kabul etmezler. Zaten etseler problem çözülür. Babanızın yasak olan kumara para yatırması günahtır. Tek çare ona Allah’ın bunları yasakladığını anlatmak, öğretmektir. Siz onu ara sıra cuma vaazlarına gitmeye ikna edin. Din büyüklerini dinlesin. Belki yola gelir. Ayrıca sizin babanıza gerçekleri anlatmanız gerekir. Allah’a yönelin ve dua edin.

Devamını Oku

Namazın temeli Allah’ı anmaktır

16 Eylül 2007

Peygamberimizin soyundan gelen imamlar cem uygulamasını esas alarak beş namazı üç vakit içinde kıla gelmişlerdir. Peygamberimizin dördüncü göbekten torunu İmam Cafer’in mezhebi böyledir. Elbette beş namazı ayrı vakitlerde kılmak daha üstündür ama bu zamanın zorlayıcı ve sıkışık şartları içinde birleştirerek üç vakit içinde beş namaz kılınsa da olur. Gece namazı ise bireysel namaz olmakla beraber Kur’ân’da en çok vurgulanan ve en etkili olduğu belirtilen namazıdır. Kur’ân’da Nisa Suresi’nin 102. ayetinden, cemaat namazlarının ikişer rekât olduğu anlaşılır. Önceleri Peygamberimiz namazları ikişer rekât kıldırırdı. Fakat İslâm iyice yerleştikten sonrü öğle, ikindi ve yatsı namazlarına ikişer rekât daha ilave ederek dörder rekât kıldırmıştır. Fakat yolculuk gibi durumlarda yine Kur’ân’ın anlattığı üzere ikişer rekât kılınır. İşinden ayrılma ve bu meseleyi büyütme. Gündüzün herhangi bir zamanında verilen mola içinde hemen bir abdest alıp bir kenarda önce 4 rekât öğle namazını, sonra da 4 rekât ikindi namazını kılarsın. İstirahat için eve geldiğinde de önce 3 rekât akşamı, ardından da 4 rekât yatsıyı kılarsın. Sabah namazı da zaten uykudan uyanınca kılacağın namazdır. Şayet öğle, ikindi namazlarını iş yerinde hiç kılamadınsa eve geldiğinde bunları birlikte kılarsın. Önce öğleyi, ardından ikindiyi, ardından akşamı, ardından da yatsıyı kılarsın. Sadece farzlarını kılmak da yeterli olur. Her gün mutlaka Allah’ın huzuruna varmak, yaratanımızla iletişim kurmak gerekir. Hayatın ne zaman tükeneceği belli olmaz. Namazda en doğrusu, Kur’ân’ı Arapça aslıyla okumaktır. Ama yapamıyorsan, Türkçe mealden okuyarak da namazını kılabilirsin. Namazın temeli Allah’ı anmak, dua, Allah ile iletişim kurmadır. Bunda okunacak söz kalıplarından çok düşünce ve mana önemlidir. Namazınızı mutlaka kılın. Hiç değilse günde bir vakit olsun kılın. Sonra Allah hepsini kılmayı da nasip eder. Çünkü kul Allah’a yaklaşmak isterse Allah ona daha çok yaklaşır. O, bizi bizden çok sever. Ruhumuzun arınması için O’na yönelmemiz gerekir. O’na yönelmenin en güzel ifade biçimi namazdır. NOT: Dünkü yazımda, “İşâ kelimesi geçer ki, güneş doğduktan sonra olan vakittir” sözü hatalıdır. Doğrusu, “güneş battıktan sonraki vakittir” olacaktır. Düzeltir, özür dileriz.

Devamını Oku

5 namaz 3 vakit içinde kılınabilir

14 Eylül 2007

SORU: Kur’ân’da namazın üç vakit olduğunu bir internet sitesinde okudum. Biz niye beş vakit kılıyoruz? Namazların rekâtlarının Kur’ân’da belirtilmemiş olduğu yine aynı sitede var. Bu doğru mu? Namaza başlamayı düşünüyorum ama iş yerinde kılmamın imkanı yok. Namaza başlamaktan çekiniyorum. Ne yapmalıyım? Bu nedenle işimden ayrılırsam o zaman da ailece zor duruma düşeriz. Hiç namaza başlamayayım mı? Namaz surelerinin Türkçe mealini okumanın bir sakıncası var mı? (Fatih Akhisar/İstanbul)CEVAP: Ne kadar kılabilirsen, o kadarını kıl. Hiç kılmamaktansa bir vakit namaz kılmak daha iyidir. Kur’ân’da namaz için üç vakit belirtilir. Sabah güneş doğmadan önceki zaman, akşamleyin güneş battıktan itibaren alacakaranlığa kadar olan zaman ve gece ortalarında özellikle sabaha doğru olan zaman. İşte Ancak Peygamberimiz, kendi zamanında arkadaşlarına cemaatle beş vakit namaz kıldırmıştır. Kur’ân’da anılanlardan ikisi cemaat namazıdır. Gece ortasındaki namaz bireysel namazdır. Çünkü geceleyin insanları toplamak çok zordur. Herkes bireysel olarak evinde kılar.Peygamberimiz iki vakit cemaat namazına ilave olarak öğle, ikindi ve yatsı namazlarını da cemaatle kıldırmıştır. Böylece cemaat namazı beşe çıkmıştır. Peygamberimizin uygulaması elbette toplumu bağlar. Yalnız Peygamberimiz öğleyle ikindi namazlarını zaman zaman, özellikle yolculuklarda birleştirerek de kılmıştır. Yani öğle vakti içinde önce öğleyi sonra ikindiyi yahut ikindi vakti girdikten sonra önce öğleyi sonra ikindiyi birlikte kılmıştır. Peygamber kendi içtihadına dayanarak kıldırdığı namazları çoklukla ayrı vakitlerde bazen de aynı vakit içinde birleştirerek kıldırmıştır.Aynı şey akşamla yatsı için de söz konusudur. Akşamın vakti içinde önce akşam sonra yatsı kılınabilir. Yahut yatsı vakti girince önce akşam sonra yatsı birlikte kılınabilir. Çünkü Kur’ân’da yatsı vakti diye bir vakit geçmez. “İşa” sözü geçer ki, güneş doğduktan sonra olan vakittir. Kur’ân, güneşin batmasından itibaren alacakaranlığa kadar olan zamanı, akşam ibadetinin vakti olarak belirlemiştir. Peygamberimiz bu vakit içinde iki namaz kılmıştır. Birincisine akşam, ikincisine yatsı namazı denmiştir. Bazen bu iki namazı birleştirerek de kıldırmıştır. Böylece Peygamberimizin uygulamasına göre beş cemaat namazı vardır ama cem (yani birleştirme) ile bu beş namaz üç vakit içinde kılınabilir. * Devam edecek

Devamını Oku

Tasavvufta amaç sadece tek yaratanı düşünmektir

13 Eylül 2007

* Dünden devamŞeyh eğiticidir. O, Allah yolunda yürümek isteyen salike, yol esnasında karşılaşacağı engelleri nasıl aşabileceğini söyler, geçirdiği hal ve makamların derecesini bilir. O hal ve makamlarda ne yapması gerektiğini öğretir. Yani mana yolunda tecrübeli bir öğretmen ve eğitici olarak salikin elinden tutup ona yardım eder. Yoksa hâşâ kendisini tanrı yerine koyup müride, Allah’ı düşünme yerine kendisini hayal etmesini emretmez. İlk mutasavvıflar, rabıtada Allah’tan başka her şeyi yok bilerek tefekküre dalıyorlar ve fena (Allah’ta yok olma) mertebesine yükselmeye çalışıyorlardı. Asıl tasavvufta gaye, herhangi bir yaratığı değil, sadece tek yaratanı düşünmek ve gönülde O’ndan başka bir şey bırakmamaktır. İbadette başka bir varlığı, taparcasına, ondan medet umarcasına düşünmek Kur’ân’a göre şirktir. Peygamber’i sevmek, O’nun sünnetine uymak, kişiyi Allah’a ibadete, O’nu zikre götürür. O’na ibadet ve O’nu zikir esnasında artık O’ndan başka hiçbir şey düşünülmez. Gönülde sadece Hakk’ın adı, anısı ve sevgisi kalır. Böyle zikre devam eden kul, ilahi tecellilere erip kemal bulur.Manevi eğitim esnasında şeyhi iki kaşı arasında düşünmek şeklinde bir rabıta İslâm’ın tevhidine uymamakla beraber insanın bir insanı üstün ben ve örnek olarak kabul etmesine, onu gönülden sevmesine engel değildir. Kişi annesini babasını, kardeşini, evladını çok sever, ondan ayrı kalmanın hasreti bağrını yakar. Bu şekildeki sevgi doğaldır ve tevhide de aykırı değildir. Çünkü bu sevgi insanın doğasında vardır. Ahzab Suresi’nin 6. ayetinde Hz. Peygamber’in, inananlara canlarından daha ileri olduğu vurgulanmaktadır. Hz. Peygamber’i öylesine sevmek tevhide aykırı değil, tam tersine tevhidin gereğidir. Müridin, Peygamber ahlakıyla huylanmış, sıfatlanmış, olgunlaşmış üstadını sevmesi, onu düşünmesi de tevhide aykırı değildir. Onu sevmesi ve düşünmesi, manen onunla yakınlık kurmasına ve onun huy ve meziyetlerinin kendisine de yansımasına neden olur. Bunda bir sakınca yok, tersine yarar vardır. Ama özellikle Allah’ı bırakıp da şeyh diye bir insanı kaşları arasında düşünmek, onu hâşâ tanrı yerine koymak anlamına gelir ki bu şirke yol açar.

Devamını Oku

Güzelim tasavvufu ne hale getirdiler

12 Eylül 2007

SORU: Geçen yıl kayınpederimle Antalya Elmalı Tekke Köyü’ndeki Abdal Musa Türbesi’ni ziyaret ettik. Türbenin içine girenler oradaki kabre secde ettikten sonra geri geri çıktılar. Ben ise normal şekilde davrandım. Duamı edip ayrıldım. Kayınpederim bunu kusur kabul etti. Biliyorum ki Allah’tan başkasına rükû ve secde edilmez. Sizin de eserlerinizde belirttiğiniz gibi peygamberimiz, putlara secde eden müşriklerle mücadele etti. Müşriklerin yaptığıyla bu yapılan arasında bir fark var mı? Şeyhlere yapılan rabıta veya secde makbul mü? (Necmettin Yazıcı) CEVAP: Kim olursa olsun türbeye, kabre secde etmesi şirkin ta kendisidir, haramdır. Güzelim tasavvufu ne hale getirdiler. Peygamberin mücadele ettiği Arap müşriklerinin yaptığı da bundan başka bir şey değildi. Bu tür rabıta şirktir, bundan uzak durmak gerekir. Türbede yatan zatın kabrine değil, sadece ruhaniyetine saygı gösterilir. Saygı da onu rahmetle anmaktan ve ona dua etmekten ibarettir. Yoksa ondan medet ummak batıldır, şirktir. “İslâm Tasavvufu” adlı eserimde rabıta hakkında yazdıklarım özetle şöyle: İlk mutasavvıflar mürşidin lüzumuna kesin kani olmakla beraber, tasavvufun kuruluşundan Abdulkahir Söhreverdi’nin yaşadığı altıncı hicri asra kadar, şeyhi göz önünde hayal etmek gibi bir rabıta uygulamamışlardır. 505 (1111) tarihinde vefat eden İmam-ı Gazali’nin şeyh-mürid ilişkisini gözden geçirdiğimiz gibi 563 (1168) tarihinde vefat eden Abdulkahir Söhreverdi’nin Avarifu’l-me’arifinde, bu konudaki düşüncelerini okuduk. Tasavvuf ilimlerinin camii Ebu Abdi’r-Rahman es-Sülemi’nin ve onun hem arkadaşı hem de talebesi olan Hafız Ebu Nuaym’ın ve yine onun talebelerinden Kuşeyri’nin eserlerini de taradık. Bunların hiçbirinde bugün uygulandığı biçimde bir rabıta anlayışı görmedik. Onlar şeyhi sevmeyi, ona teslimiyeti ve onun emirlerine uymayı gerekli görüyorlar ama “şeyhin sureti göz önünde hayal edilecektir” diye bir şey söylemiyorlar. İslâm, kul ile Allah arasında her türlü vasıtayı kaldıran tevhit dinidir. Bu yolda suretler düşer, tek hakikat kalır ki o da bütün görünen vücudların, suretlerin kaynağı olan Allah’tır. * Okurumun sorusunun cevabını yarınki yazımda tamamlayacağım.

Devamını Oku

Müslüman insan Kur’ân’a göre yaşar

11 Eylül 2007

SORU: İnancı tam biri olmama rağmen çok ender de olsa birkaç kadeh içki içiyorum, evli olmadığım için de beğendiğim biriyle beraber oluyorum. Böyle davranmakla günaha mı giriyorum? Bir daha yapacağımı bilerek tövbe etmemin bir anlamı var mı? CEVAP: İslâm’da zorunlu ihtiyaçları karşılamanın helal yolları gösterilmiştir. Evlenmeden yapılan cinsel ilişkinin adı zinadır. Kur’ân ise sadece zina yapmayı değil, zinaya yaklaşmayı dahi yasaklamıştır. İçki içmek zevk gibi gelir ama bin bir felakete yol açar. Peygamberimiz içkinin, tüm kötülüklerin anası olduğunu söylemiştir. Müslüman insan Kur’ân’a göre yaşar. Ona uymazsa sonucuna ahirette katlanır. Tekrar yapacağı günahtan tövbe etmek, gerçekte tövbe değildir. Çünkü tövbenin anlamı o kötü eylemi bir daha yapmamaktır.İki taraf da kâr ediyorSORU: Biriktirdiğim paramı bankaya yatırdım. Banka her 1000 YTL için bana 20 YTL veriyor. Ancak 6 YTL kesinti olduğundan elime 14 YTL geçiyor. Bu paranın bir bölümüyle ihtiyacı olan kimselere yardım ediyorum. Elde ettiğim bu kazanç helal mi?CEVAP: Bankalar kâr amaçlı kuruluşlardır. Sizin yatırımınızdan onlar para kazanırlar. Size de bir miktar katkı payı verirler. Ben bu paranın, Kur’ân’ın yasakladığı tefe hükmünde olduğu kanısında değilim. Asıl haram olan faiz, fakirlere verilen ödünç paradan enflasyonun üstünde bir fazlalık almaktır. Haram faizde bir taraf zarar ederken öbür taraf kâr etmektedir. Oysa burada hem banka hem parasını yatıran kişi kâr ediyor. Para yatıran ayrıca ülke kalkınmasına da yardım etmiş oluyor.Ramazan orucu farzdırSORU: Muharrem orucu, Kerbelâ’da şehit edilen Hz. Hüseyin için mi tutuluyor?CEVAP: Müslümanlık, Hz. Muhammed’in getirdiği Kur’ân ve onun yönetmeliği durumundaki Peygamber sözleriyle belirlenmiştir. Peygamberden sonra hiç kimsenin dine bir katkısı veya dindeki hükmü atması olamaz. Ramazan orucu farzdır. Aşure günü yani Muharrem’in onuncu günü oruç tutmak sünnettir. Hz. Hüseyin’e ağıt olarak 12 gün oruç tutmak diye bir şey yoktur. Buna inanmak Hz. Hüseyin’i rahatsız eder. Çünkü onun amacı, dedesinin dininin aynen korunmasıdır. Kendisi adına dine katkılar yapmak değildir.

Devamını Oku

Sünnet namazlar zorunlu değildir

10 Eylül 2007

SORU: Sadece farz olan namazları kılıyorum. Bazı kişiler sünnet namazlarını kılmanın zorunlu olduğunu söylüyor. Camide ikindi ve yatsı namazlarının farzlarında Fatiha okuyorum. Bu doğru mu? (Mehmet Yayıltı)CEVAP: Sünnet namazlar zorunlu değil, isteğe bağlı, nafile namazlardır. Kılan kimse ek sevap alır. Kılmayan günah sahibi olmaz. Zorunlu namazlar, farz namazlardır. Sadece farzları kılmanız, sizin için yeterlidir. Sünnetlerin zorunlu olduğunu söyleyenler, dini bilmeyen ümmi insanlardır. Akşam, yatsı ve sabah namazlarında imamın okuması cemaat için de yeterlidir. Ama imamın gizli okuduğu öğle, ikindi namazlarında ve akşamla yatsının ilk iki rekâtından sonraki rekâtlarında cemaatin Fatiha okuması uygundur. Çünkü Hanefi mezhebi dışındaki fıkıh ekolleri bunu gerekli görürler. Ancak Hanefi mezhebinde cemaatle namazda imamın okumasının, cemaat için de yeterli olduğu görüşü benimsenmiştir. Ama işin doğrusu Fatiha’yı okumaktır. Çünkü Peygamberimiz Fatiha’sız namazın olmayacağını buyurmuştur. Hayırla anmak önemlidirSORU: “Menduptur” ne anlama geliyor? Arkadaşlarımla birlikte bir köy okuluna yardım yapıyoruz. Bu çocuklar gün gelir vefatımdan sonra benim için dua ederlerse sevap kazanır mıyım? (Yıldız)CEVAP: Mendup; yapılması güzel iş, hoş ibadet anlamına gelir. Müstehap da takriben aynı manaya gelir. Sünnetin altında bir ibadet derecesidir. Ara sıra yapılan bu tür nafile ibadetlere mendup denilir. Gelelim diğer sorunuza. Yardım ettiğiniz okul çocukları size dua ederlerse eylem defterinize sevap yazılır. Önemli olan kendi öz çocuğunuz olması değil, yetiştireceğiniz, himaye ettiğiniz insanların arkanızdan sizi hayırla anmasıdır. Ölen için kurban kesilmezSORU: Ölen biri için kurban kesmek dinimizce uygun mu? (Özden Tozanoğlu)CEVAP: Ölen için kurban kesilmez. Bu kötü bir gelenektir. İslâm ile ilgisi yoktur. Kurban, sağ olan kişinin kendi sevabına sunacağı bir ibadettir. Kurban Bayramı’nda zengin olan kişi keser. Sevabı kendisine aittir. İsterse kurban kesip etini ölüleri için sadaka olarak bağışlar. Ama doğrudan ölü için kurban kesilmez. Batıl gelenekleri İslâm’a mal etmenin anlamı yoktur. Bunlar dine bid’at sokmadır.

Devamını Oku