Dinin ruhu kolaylıktır

31 Temmuz 2007

SORU: Peygamber Efendimiz bir hadisi şerifinde, “Müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz, kolaylaştırınız güçleştirmeyiniz” buyurmuşlardır. Bu hadisi şerifi nerelerde kullanabiliriz? Piyasadaki dini kitaplara inancım sarsıldı. Çoğu yanlış bilgilerle dolu. Dini konularda yanlışa düşmekten korkuyorum. CEVAP: Bu hadis, çeşitli varyantlarıyla Buhari’nin İlm, 11, Cihad: 164, Edeb: 8, Ahkam: 22; Müslim’in Cihad: 5; Ebu Davud’un Edeb: 17. bablarında mevcuttur. Ebu Musa’nın rivayetine göre Hz. Peygamber, herhangi bir sahabisini göreve gönderdiği zaman ona, “Müjdeleyiniz, ürkütmeyiniz, kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz” diye emrederdi. Muaz’la bir arkadaşını Yemen’e gönderdiği zaman da onlara, “Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, ürkütmeyiniz, uyumlu olunuz, anlaşmazlığa düşmeyiniz” buyurmuştur. Enes ibn Malik de Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğunu aktarmıştır: “Kolaylaştınız, güçleştirmeyiniz, gönülleri rahat ettiriniz, ürkütmeyiniz” (Müslim: Cihad: b. 3, h. 6-8). Bu hadisler, dinin ruhunun kolaylık olduğunu gösterir. Kur’ân da “Allah dinde size bir güçlük bırakmadı” ve “Allah sizin için kolaylığı ister, güçlüğü istemez” ayetleriyle dinin ruhunun kolaylık olduğunu vurgulamaktadır. Ama insanlar kolay dini kendi yorumlarıyla zorlaştırma çabasına girmişler ve din işte böyle ayrıntıya boğulmuştur. Siz Kur’ân’ın doğru mealini okuyunuz. En güvendiğim kitaplar kendi yazdıklarımdır. Size Yeni İslam İlmihali ve Kur’ân Ansiklopedisi adlı eserlerimi tavsiye ederim.Farz ve sünnetSORU: Peygamberimizin sünnetleri hiç camide kıldırmadığı, hep evinde kendi başına kıldığını okudum. Bu doğru mu?ÇÖZÜM: Peygamberimizin camide hiç sünnet kılmadığı sözü doğru değildir. Genelde farz olmayan, kendiliğinden kıldığı namazları evde kılardı. Camide cemaatle kıldırdığı namazlara farz, kendi başına kıldıklarına da sünnet denmiştir. Ama zaman zaman camide de sünnet namazları kılmıştır. Mesela teravih namazını iki üç gün camide kendi başına kılmış, bunu görenler de camide tek başına namaz kılmışlar. Peygamberimiz cemaatin git gide arttığını görünce bu namazı herkesin evinde kılmasını emretmiştir.

Devamını Oku

Hurafelerden ne zaman vazgeçeceğiz

30 Temmuz 2007

SORU: Bulaşık, tuvalet ve banyo temizliğinde çamaşır suyu kullanılırsa cin çarpar diyorlar. Bu doğru mu? Dört ay önce vefat eden kayınvalidemi hemen hemen her gün rüyamda görüyorum. Bazen bu rüyalar korkutucu olabiliyor. Ne yapabilirim? Eşim benden önce Alman bir kadından çocuk sahibi olmuş. Biz evlendikten sonra kadın uzak bir semte taşınmasına rağmen eşim onunla gizlice buluşuyor, telefonla konuşuyor. Bunu biliyorum. Eşim çocuk için gittiğini söylüyor ama ben ona güvenmediğim için oraya gitmesine izin vermiyorum. Düzenli olarak nafakasını ödüyoruz. Acaba eşimin kızını görmesini engellemekle günaha mı giriyorum? CEVAP: Bu mantıkla hareket edilirse çamaşırları kaynatıp yıkamak da günah olur. Öyleyse yıkanmayalım, çünkü vücudumuzda da mikroplar, mikroorganizmalar var. Yıkanırken sabunla bu mikroorganizmaları öldürürüz. Bırakalım bunlar vücudumuzda kalsın, üresinler. Hastalık yapsınlar, kokuşmaya sebep olsunlar, onlara dokunmayalım. Hastalar tedavi olmamalı, ilaç kullanmamalı çünkü tedavi sırasında bakterileri, mikropları öldürüyorlar. Bırakalım mikroplar istedikleri gibi vücudumuzu kemirsinler, çürütsünler. Mikroplar insanlara zarar veriyor. Cinler ruhsal varlıklardır. Çamaşır suyu onlara zarar vermez. Böyle ham fikirleri bırakın. Temizlik imanın yarısıdır, bunu bilin yeter. Bu tür hurafe sözlere kulak asmayın. Gelelim rüyalarınıza. Kayınvalidenizi sık sık rüyada görmeniz, onun yaşadığı son anların bilinç altınızda yer etmiş olmasından kaynaklanıyor. Demek ki onun durumu sizi çok etkilemiş. Merak etmeyin zamanla bu rüyaları görmeyeceksiniz. Şimdi de eşinizle olan sorununuzu cevaplayayım. Bir çocuğu babasız bırakmak doğru olmaz. Siz niçin eşinizin çocuğuna ve çocuğunun annesine telefon etmesine karşı çıkıyorsunuz? Ne var bunda. Eşiniz vaktiyle o kadınla evlilik yaşamış. Çocuk kendisinin ise elbette arayacak? Ama kötü niyet taşıyorsa siz buna engel olamazsınız. Eşiniz evden telefon etmez de dışarıdan eder. Artık herkeste cep telefonu var. Çocuğu için eşinizin telefonuna razı olacaksınız. Hatta birlikte gidip çocuğu görmenizde de yarar vardır. Ama eşiniz o kadınla yasak ilişki kurmak isterse bu onun sorunudur. Günahtan haberi varsa bunu yapmaz.

Devamını Oku

Peygamberimiz her zaman gece namazını kılardı

29 Temmuz 2007

SORU: Bir yazınızda gece namazını Nisa 102’nci ayete dayandırmıştınız. Bu ise okuyanda, gece namazının farz gibi algılanmasına yol açmaktadır. Nisa 102’nci ayette böyle bir şey yok. Burada bir yanlışlık mı var? Farz namazlarına yeni bir ilave mi getiriliyor? (Süleyman Koloğlu/Denizli)CEVAP: Nisa Suresi’nin 102’nci ayetini dikkatle okursanız, namazların ikişer rekât olduğunu anlarsınız. Burada Hz. Peygamber’in, cephede kıldırdığı namaz anlatılıyor. Cephede asker iki bölüğe ayrılır. Bir bölük namazın ilk rekâtını kılar. Secdeden sonra gidip nöbeti devralır. Öteki grup da gelip ikinci rekâtı Peygamberle beraber kılar. Böylece imam iki rekât, cephedeki askerler ise birer rekât kılmış olur. Bundan, farz namazların ikişer rekât olduğu anlaşılır. O yazımda bir okurum bana, gece namazının kaç rekât olduğunu sormuş, ben de farz namazların (gece namazı da farzdır) iki rekât olduğunun, Nisa 102’nci ayetten anlaşılacağını yazmıştım. Bunda ne ilave var? Gece namazı dine ilave mi, yoksa Peygamberin sürekli kıldığı namaz mı? Müzzemmil Suresi’nin ilk ayetlerini, 20’nci ayetini, İsra Suresi’nin 78-79’uncu ayetlerini okumanızda fayda var.İnsanın ruhu arınırSORU: Gece namazını hiç uyumadan kılıyorum. Bu, dinen uygun mudur? CEVAP: Gece namazı, gecenin ortasında kılınan namazdır. Kendini dine verenler, seher vaktinde kalkıp namaz kılar, ibadet ederler. Çünkü gece namazı ruhu arındırmada, huzurda çok etkilidir. Mutlaka uyumak şart değildir. O vakte kadar uyumayan ve o saatte namazını kılan, zikrini yapan da gecesini ibadetle ihya etmiş olur. Ancak o vakte kadar uyumayıp gece namazını kılarlar ama uyuyunca sabah namazına kalkamazlarsa işte o kötü olur. Çünkü sabah namazı, gece namazından da önemlidir. Peygamberimiz, şafak atınca kılınacak iki rekât namazın tüm dünya nimetlerinden üstün olduğunu belirtmiştir. En iyisi uyuduktan sonra kalkıp namaz kılmaktır. Çünkü uyuyunca insanın zihninden dünya düşünceleri, dertleri, tasaları silinir. Daha zinde bir kafa ve huzurlu bir gönülle kalkıp ibadet eder. Onun için Müzzemmil Suresi’nde gece namazının daha etkili ve huzurlu olduğu vurgulanmıştır.

Devamını Oku

Farz namazının ardından tespih çekmek sünnettir

29 Temmuz 2007

SORU: Sabah namazı cem edilebilir mi? Namazda tespih çekmek farz mıdır?CEVAP: Sabah namazı, diğer namazlarla cem edilmez. O, güneş doğmadan önce kılınacak bir namazdır. Şayet uyanamazsanız, güneş doğduktan sonra kalktığınız zaman kılarsınız. Ama sabahı, öğle ve ikindiyle birlikte kılma âdeti yoktur. Öğleyle ikindi, akşamla da yatsı birlikte kılınabilir. Ama ayrı ayrı kılmak esastır. Bunu yapamayan birlikte de kılabilir. Tespih, namazın temel öğesi değildir. Çekerseniz sevabı var, çekmezseniz namaz tamamdır. Cem etme durumunda her farz namazın ardından tespih çekmeniz daha iyidir. Böylece iki namazın ayrı namazlar olduğu anlaşılır. İki namaz arasına bir ayrım konulur. Ama her farzın ardından tespih çekmeniz şart değildir. Tespihler sünnettir, çekmek çok güzeldir, namazın sevabını artırır.Yani sünnet olan, farz namazların ardından tespih çekmektir. Yatsı namazında da farzın ardından tespih çekilir, sonra vitr kılınır. Ama farzın ardından tespih çekilmeyip vitri kıldıktan sonra çekmekte de bir sakınca yoktur. Peygamberimiz her zaman namazın ardından tespih çekmiş değildir. Vakti olan çeker, tespih namaza ilave zikirdir. Zikir ne kadar çok olursa o kadar iyidir, sevabı fazladır. Her ayet önemlidirSORU: Her namazdan sonra günahlarımın bağışlanması için dua ediyorum ve hemen arkasından Haşr Suresi’nin son üç ayetini okuyorum. Bunun bir sakıncası var mı? Bu ayetleri namazda Fatiha Suresi’nden sonra da okuyabilir miyim? CEVAP: Haşr Suresi’nin son üç ayetini her zaman okuyabileceğiniz gibi namazda Fatiha’dan sonra da okuyabilirsiniz. Ancak bunu alışkanlık haline getirmek bence uygun değil. Bir kere, “falan ayetler falan zamanda okunursa şu kadar sevap getirir” gibi söylentiler abartılıdır. Bu sözleri Hz. Peygamber’in söylediği kesin değildir. Ayrıca bu alışkanlıktan, Kur’ân’ın diğer sure ve ayetlerini dışlama anlamı da çıkarılabilir. Kur’ân’ın her ayeti ve suresi önemlidir. Hepsi birbirinden güzeldir. Kur’ân’ın neresinden okursanız sevap alırsınız. Hepsi vahiy kelamıdır.

Devamını Oku

Hz. Zekeriya’yı putperestler haince öldürdü

27 Temmuz 2007

SORU: Hz. Zekeriya’nın iftiraya maruz kaldığını, kaçarken bir ağacın kovuğuna saklandığını ve o ağacı şeytanın telkinleriyle azanların kestiğini ve orada öldüğünü okudum. Bu rivayet doğru mu? Bir peygamberin katledilmiş olmasını düşününce içim sızlıyor. (Nil Özge) CEVAP: Abiya takımından olan (Luka: 1/5) ve Hz. Süleyman soyundan gelen Zekeriya, Süleyman mabedinin din adamı, Yahya (Yuhanna) el-Mamedan (Vaftizci Yahya)’nın babası ve Elisabet’in kocasıdır. İslâm kaynaklarına göre marangozluk yapıp elinin emeğiyle geçimini sağlardı. Kendisinin eceliyle öldüğü yanında, girdiği ağaç kovuğunda ağaçla birlikte biçildiği rivayeti de vardır. Filistin Valisi Herodes, eylemlerini eleştiren Yahya’yı öldürmeye karar verdiği zaman, oğlunu kurtarmaya çalışan Zekeriya, kendisinin de ölüm fermanı çıkınca kaçıp bir ağacın kovuğuna saklandı. Valinin adamları onu, kovuğuna saklandığı ağaçla birlikte ikiye biçtiler (Encyclopedia Britanica, John the Baptist maddesi, 5/594).Kur’ân-ı Kerim’de peygamberlerin öldürülemeyeceği inancı yoktur. Tam tersine Yahudilerin “Haksız yere peygamberleri öldürdükleri” vurgulanmaktadır. Tabii burada Hz. Zekeriya’yı ve Yahya’yı insafsızca öldüren içtenlikli dindar Yahudiler değil, dini çıkarına kullanan, dine putperestlik sokan çıkarcı iktidar sahipleridir. Zaten Zekeriya da oğlu Yahya da insanları bu dini yozlaştıran, dünyaya alet eden çıkarcılara karşı uyarmıştır ama bu uğurda maalesef canlarını vermişlerdir. Yalnız şunu iyi bilmek gerekir ki Hz. Zekeriya ve Yahya, peygamber olmakla beraber yeni bir din ve hukuk sistemi getiren büyük peygamberlerden değillerdir. Başka bir ifadeyle bunlar büyük din adamı niteliğinde nebidir (Allah’tan vahiy alan peygamber), resul (hukuk düzeni getiren vahiy elçisi) değildir. İsrailoğulları tarihinde büyük din getirmiş olan resul (elçi) Hz. Musa’dır. Hz. İsa da Musa dinini yumuşatan, ona biraz daha ruhanilik katan bir resuldür. İsrailoğulları ile amcazade sayılan Kureyş Arapları arasından çıkmış son şeriat elçisi Hz. Muhammed Aleyhisselam’dır.

Devamını Oku

Hilful-Fudul antlaşması nedir?

26 Temmuz 2007

SORU: Hilful-Fudul cemiyetinin kurulma amacı nedir? Peygamberimiz, bu cemiyetin üyesi olmuş mudur? Bugün bu cemiyete denk olan kurum hangisidir? (Sinem Örtekin) CEVAP: Kureyş ve taraflısı Kinaneoğulları ile Hevazin’in bir kolu olan Kays-Aylan arasında bir savaş olmuştu ki, haram ayında geçtiği için bu savaşa Ficar (günah) Savaşı denmişti. O dönemde henüz 14-15 yaşlarında olan Muhammed, birkaç gün süren bu savaş sırasında zaman zaman amcalarının yanında bulunmuş, düşmanın attığı okları toplayıp onlara getirmiştir. Daha sonra Kureyş kolları Haşimoğulları, Muttaliboğulları, Esed ibn Abdul-Uzza, Zühre ibn Kilab ve Teym ibn Mürre Abdullah ibn Cudan’ın evinde toplanıp yaptıkları antlaşmada, Mekke’de yerli ve yabancı zulme uğrayan herkese yardım etmeye, mazlumun gasp edilen hakkını zalimden alıp kendisine vermeye karar verdiler. İşte bu antlaşmaya “Hilful-Fudul: Erdemler antlaşması” denildi. Bu antlaşmada bulunmuş olan Hz. Muhammed, bunu şöyle değerlendirmiştir: “Abdullah ibn Cudan’ın evinde bir antlaşmaya tanık oldum ki, onu kırmızı develere değişmem. İslâm’da da böyle bir antlaşmaya çağırsalar hemen kabul ederim.” Günümüzde bu cemiyete olsa olsa Birleşmiş Milletler Örgütü karşılık olabilir ama bu örgüt maalesef güçlü devletlerin egemenliği altındadır. Gerçekten tam bir hak ve eşitlik aramış olsa bu örgüt güzel bir cemiyettir. Zaten uluslararası haksızlığı önlemek amacıyla kuruldu ama asıl amacına ulaşamadı. İslâm Konferansı Örgütü’nün de yine Hilful-Fudul ruhunu taşıdığı söylenebilir. Ancak hem askeri yaptırım gücü yok hem de uluslararası bağlayıcılığa ulaşamadı.Dar günün ömrü az olurKredi kartı borcunu ödeyemediği için bunalma girdiğini yazan okuruma öğüdüm şudur: Siz önce borcunuzu ödeyip bundan kurtulmaya bakın. Sabredin, kanaat edin, eski insanları düşünün. Arpa ekmeğiyle karnını doyurup şükreden insanları... Bu dünya sınav dünyasıdır. Namaz kılın çünkü ibadet insanı bunalımlardan kurtarır, güç verir. Merak etmeyin, dar günün ömrü az olur. İnşallah bir kapı açılır ve siz rahata kavuşursunuz ama bir daha önünüzü görmeden adım atmayın ve böylesine bilinçsizce borçlanmayın. Yorganınızın boyu ne kadarsa ayağınızı o kadar uzatın. Helal kazanın, kanaat edin, mutlu olursunuz.

Devamını Oku

Annene veya babana ‘öf’ deme

25 Temmuz 2007

Bizim toplumumuzda 25-30 yıl öncesine kadar anneler, babalar yapayalnız bir damın köşesine terk edilmezlerdi. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm, “Rabbin, yalnız kendisine tapmanızı ve anaya babaya, iyilik etmenizi emretti. İkisinden birisi yahut her ikisi, senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşır(ihtiyarlık zamanlarında senin yanında kalırlar)sa sakın onlara ‘Öf’ deme, onları azarlama. Onlara güzel söz söyle. Onlara acımadan dolayı, küçülme kanadını indir, (onlara karşı alçak gönüllü ol) ve ‘Ey (her varlığı terbiye edip yetiştiren) Rabbim. Bunlar, beni küçükken nasıl (acıyıp) yetiştirdilerse sen de bunlara (öyle) acı’ de” (İsrâ: 50/23-24) buyurmuştur. Peygamber de “Kime iyilik edeyim?” diye soran bir sahabisine üç kez, “Annene” demiş, daha sonra babasına ve komşusuna iyilik etmesini öğütlemiştir. Yine Allah’ın Elçisi, “İhtiyarlık zamanlarında annesine, babasına yahut bunlardan yalnız birine yetiştiği halde bunların rızasını kazanarak cennete giremeyen kimsenin burnu yerlerde sürünsün” (Müslim, Birr: 8; İbn Hanbel, Müsned: 2/346) buyurmuştur. İşte Allah Elçisi’nin sözlerine gönülden bağlı olan müminler, annelerini, babalarını bir damın deliğinde yapayalnız bırakmazlar. Hatta onlara hizmet etme fırsatını verdiği için Allah’a şükreder, onlara hizmette kusur etmezler. Çünkü İslâm Peygamberi, cennetin annelerin ayakları altında olduğunu bildirmiştir (İbn Mâce, Cihâd: b. 12, h. 2781). Tutarsız sözlerBir okurum, bir yerden aldığı vizyon fukarası kimi kişilerin tutarsız sözlerini, namaz vakitleri hakkındaki açıklamalarımın yanlışlığına kanıt göstererek beni tövbeye davet ediyor. Kendisine teşekkür ederim. Hatam varsa elbette Allah’tan bir kere değil, günde bin kez af dilerim. Ama ben görüşlerimde kişilerin akıl yürütmelerine değil, Kur’ân’a dayanıyorum ve bunların doğruluğundan kuşku duymuyorum. Okurumum sandığı gibi bilimsel değeri olmayan benim yazılarım değil, bağnazlığın somut bir örneği olan o yazıdır. Yazıyı kimin yazdığı belli değil. Böyle afaki, imzasız bir yazı nasıl gönderilebilir? Bu yazıyı yazan kişilerin benim yazılarımı okumadığı gayet açıktır. Sanki ben beş vakit namaz yoktur demişim de onlar bana bu tür cevap veriyor.

Devamını Oku

Yaşlandığımızda sıcak aile ortamına ihtiyaç duyarız

24 Temmuz 2007

* Dünden devamKadınların, herhangi bir konuda düşünce belirtmelerine müsaade edilmeyen bir ortamda Peygamber, onların durumunu yükseltmiş, onlara iyilik edilmesini öğütlemiştir: “Sizin hayırlınız, kadınlarına hayırlı olan(iyi davranan)dır” (Müslim, Birr: b. 46, h. 149), “Kadınlara ancak kerim olanlar ikram ederler (değerli olanlar değer verirler), onlara kötülük edenler ise leîm (kötü) kişilerdir” (İbn Mâce, Edeb: 3; Ebû Dâvûd, Edeb: 6). “En güzel dünya nimeti, zikreden dil, şükreden kalp ve insanın inancına göre yaşamasına yardımcı olan kadındır” (Tirmizî, Birr: 13).Peygamberimizin öğüdü“Sizin dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: Güzel koku, kadın ve gözümün bebeği kılınan namaz” (Müslim, Talâk: b. 5, h. 31, 34; Ahkâmu’l-Kur’ân: 3/1507-1510). Hz. Peygamber özellikle kız çocuklarının hoş tutulup iyi yetiştirilmesine özen gösterilmesini öğütlemiştir: “Kim kendisine verilen kız çocuklarına nasıl bakacağı konusunda sınanır da onlara güzel bakarsa o kız çocukları onu cehennem ateşine karşı koruyucu perde olurlar” (Feydu’l-Kadîr: 2/97).“Onlar için cennet vardır”“Kim, iki kıza bakıp ergenlik yaşına kadar onları yetiştirirse, kıyamet gününde o, benimle şöyle yan yana olur” (Feydu’l-Kadîr: 3/496) hadisinin Tirmizi’deki varyantı şöyledir: “Kimin üç kızı yahut üç kızkardeşi yahut iki kızı ya da iki kızkardeşi olur da onlara güzel bakar, onlar hakkında Allah’tan korkarsa (onlara haksızlık etmezse) onun için cennet vardır.” Ağır işlerde çalıştırılmazBugün dünyaya örnek olarak gösterilen Avrupa’da acaba kadın, gerçekten mutlu mudur? İslâm ülkelerinde kadın, ağır işlerde çalıştırılmaz. Avrupa’da çocuklar 18-20 yaşlarına gelince yuvalarını terk ederler. Hele evlenen gençler, ana baba yuvasını sadece bayram günlerinde anımsarlar. Anne babalarına ilgileri birkaç saatle sınırlıdır. İnsanın yaşlılığında bir hizmet edene, kendisini seven ve kendisinin seveceği çocuklara, torunlara, sıcak bir aile ortamına ihtiyacı vardır. İnsan, konuşmak, dertleşmek ister. YARIN: Annene veya babana ‘öf’ deme.

Devamını Oku