SORU: Bir malı müşterinin haberi olmadan ona hasarlı şekliyle satmak ve sonrasında bu mağduriyeti gidermek? Aldığım cep telefonu bozuk çıktı. Dinimizde bunun cezası nedir? Bu tür konularda dinen ne yapmamız gereklidir? (Hakan Berber)CEVAP: Hasarlı bir malı, müşterinin haberi olmadan müşteriye sağlammış gibi satmak ğabn denilen aldatma eylemine girer. Bu yalancılıktır, en büyük günahlardan biridir. Ancak belki de telefonu size satan firma, cihazın arızalı olduğunu bilmiyordu. Kendilerine gelen malı, sağlam zannederek size satmış olabilirler. Hatâlı olduğunu anlayınca da değiştiriyorlarsa sorun yok. Çünkü insan bilinçsiz olarak yaptığı hatâdan sorumlu olmaz. Ama değiştirmezlerse o zaman parasını geri vermeleri gerekir.Hastane yaptırmak zekat yerine geçer mi?SORU: Hastane yapımı zekât yerine sayılır mı, ya da hangi hayır gurubuna girer? (Serkan GÜLER)CEVAP: Zekât, ancak fakirlere, yoksullara, yolculara, borçlulara, zekât tahsildarlarına ve Allah yolunda yapılacak işlere verilebilir. Hastane Allah yolunda bir kurum sayılırsa zekât verilebilir ama buna ben karar verecek durumda değilim. Elbette hastane yapımında büyük sevap var. Ama zekât özel bir dini vergidir. Gerçekten yoksullara hizmet verecek bir kurumsa, hastaneye verilen para zekât yerine geçer. Ama hastalardan para alan, kâr amaçlı hastanelerin yapımı için yapılacak yardım, zekât yerine geçmez.Yumurta bağışı organ bağışı değildirSORU: Yumurta bağışını organ bağışı gibi algılayıp normal yolla çocuğu olmayanların çocuk sahibi olmaları caiz midir? (Kemal Çelik)CEVAP: Yumurta bağışı organ bağışı değildir. Çok kuşkulu bir şeydir. Ancak adamın nikâhlı eşi yumurtasını, yine o kişinin nikâhlı olan başka bir eşine verebilir. Aksi takdirde erkeğin spermi, yabancı bir kadının yumurtasını aşılarsa bundan zina kokusu gelir. Çocuk normal yolla olmalı. Allah vermiyorsa tedavi çaresine bakmalı ama doğal olmayan yollardan şer çıkabilir.
SORU: Her iki kalçamdan protez ameliyatı geçirdiğim ve dizlerimde de mafsal aşınmasına bağlı kayma olmasından dolayı namazlarımı yıllardan beri sandalyede oturarak kılmaktayım. Geçen gün bir şahıs, sandalyede oturarak kılınan namaza cevaz verilmediğini, yerde oturup ayakları uzatarak kılınması gerektiğini, aksi halde namazlarımızın sahih olamayacağını iddia etti. Oturarak namaz kılmak caiz değil midir? (Handan Özulu)CEVAP: Siz nasıl rahat ediyor ve huzur duyuyorsanız öyle namaz kılınız. O kalıpçı, dini bilmez, vizyonsuz insanların fetvalarına bakmayın. Huzur duyulmayan ibadete ibadet denmez. Din insanların işini zorlaştırmak için gelmedi. Peygamberimiz “Müjdeleyin korkutmayın, kolaylaştırın güçleştirmeyin” buyurmuştur. Kur’ân da çok yerde Allah’ın kolaylığı istediğini, dinde güçlük bulunmadığını vurgulamaktadır. Ama bu insanlar sanki güçleştirme görevini üstlenmişler. Hayret doğrusu.*****Müslüman herşeyi vaktinde yapmalıdırSORU: Uzun yıllardır 5 vakit namaz kılıyorum. Yalnız sabah namazına kalkamıyorum. Yalnız yaşıyorum ve kalp, yüksek tansiyon gibi rahatsızlıklarım var. Ramazan dışında çoğunlukla kuşluk kılıyorum. Acaba bu durumda ibadetim zarar görür mü? (Nebile Bac)CEVAP: Kardeşim, Allah size şifa versin. Bildiğiniz gibi sabah namazının asıl vakti şafağın atmasından güneş doğuşuna kadar olan zamandır. Ama bir özür dolayısıyla kalkamayan, kalktığı zaman namazını kılar. Sabah namazı iki rek’attir. İki de sünneti vardır. Sünnet kılmak zorunlu değildir. İster kılarsınız, ister kılmazsınız. Ama iki rek’at farzı kılmakla sorumluluktan kurtulursunuz. Müslüman disiplinli, her şeyi vaktinde yapan insandır. Haydi bir iki defa uyku bastırmasıyla kalkmamak özür sayılır ama bunu sürekli âdet edinmek doğru bir şey değildir. Siz isterseniz Allah sizi uyandırır. Namazınızı vaktinde kılarsınız, sonra isterseniz yine uyursunuz. Namaz kılmak veya erken uyanmak tansiyona zarar vermez, tersine sağlık kazandırır. Kendinize mazeret aramayın. Nefsin gücüne giden şeyi yapın, sonunda siz sağlıklı ve kârlı çıkarsınız. Allah’ın emri, nefsin isteğine baskın olmalıdır.
SORU: Elimizde tükenmez kalem gibi boyalar veya tırnakların arasında ufak kirler bulunduğu zaman gusül abdesti kabul olur mu? Vücuda dövme yaptırmak dinen geçerli midir? Abdest kabul olur mu? Erkeklerin küpe takması dinen uygun mudur? (Mehmet Ali Pektaş)CEVAP: Boya veya tırnak arasında kalan kir gusül abdestine engel değildir. Dövme İslâm’da hoş görülmez. Güzelleştirmez, çirkinleştirir. Mekruhtur. Tavsiye etmem. Ama dövme abdeste, gusle engel değildir. Erkeklerin küpe takmasında da bir sakınca yoktur ama bu tür şeyler örfe göre değerlendirilir. Kur’ân’a göre cennette erkekler de altın küpeler takacaklardır. Eskiden krallar küpe takarlardı. Ama sonra bu gelenek kalktı, hattâ kadınlara özgü sayıldı, erkeklerin takması ayıp sayıldı. Şimdi gençler arasında böyle bir moda yayılıyor. Toplum benimserse bunun dinen bir sakıncası yoktur. ***Kurban kesmek farz değildirBu yıl borçlarım vardı ondan dolayı kurban kesemedim. Elimde zekâtımı vereceğim miktarda altın olsa da borcumu da saydığımda bana zekât ve kurban düşer mi, bir de çalışmayan kız kardeşime zekât verebilir miyim? (Bora Durmuş) CEVAP: Bir kere kurban kesmek farz değil, Hanefi mezhebine göre vacip, diğer mezheplere göre sünnettir. Benim kanaatime göre de sünnettir. Kurban zengin olan kişiye düşer. Borçlu olan insan, eğer borcu servetini zekât nisabından aşağı düşürecek derecede çok ise ona zekât vermek gerekmez. Sizin anlattığınıza göre siz dinen zengin sayılmazsınız. Öyle ise zekât vermeniz gerekmez. Ama borçlarınızdan fazla olarak 2500-3000 YTL kadar birikiminiz varsa, bunun üzerinden de bir yıl geçmiş ise o zaman zekât vermeniz gerekir. Çalışmayan, kendi özel geliri bulunmayan kız kardeşinize zekât verebilirsiniz.
SORU: Birbirimizle karşılaştığımızda söylediğimiz, “Selâmünaleyküm” ve “Aleykümüsselâm” ın kelime anlamı olarak karşılıkları nedir? Bu söz, kelime anlamı dışında ne ifade eder? (Muammer Sokollu)CEVAP: Selâm, barış, esenlik, sağlık anlamlarına gelir. Arapça “Selâmünaleyküm” sözü “Barış, esenlik, sağlık üzerinize olsun. Size barış dilerim” demektir. Buna karşılık olan “Aleykümüsselâm” da “Senin üzerine de esenlik, barış sağlık olsun” anlamına gelir. Bu söz, iki insan arasında bir tanışma, konuşup anlaşma başlattığı gibi aynı zamanda söyleyenle söylenen arasında bir güvence, barış simgesi olmaktadır. Bunu söyleyenler birbirlerine huzur ve barış dilemekte, düşman değil dost olduklarını bildirmektedirler. Bu söz ile karşılaşan insanlar güzel bir diyalog, tanışma başlatmış olurlar. Cennetin muhafızı olan melekler de cennete girenleri “Selâmünaleyküm” şeklinde selâmlarlar. “Melekler, iyi insanlar olarak canlarını aldığı kimselere de ‘Selâm size, yaptıklarınıza karşılık cennete girin!’ derler.” (Nahl: 32), “Cennetin bekçileri onlara: ‘Selâm size,(ne) hoşsunuz, ebedî kalmak üzere buraya girin!’ derler.” (Zümer: 73)DOSTLUK GÜÇLENİRKarşılaşan insanların birbirlerine selâm vermeleri Peygamberimizin sünneti ve köklü bir geleneğimizdir. Sabahleyin karşılaşan insanların birbirlerine hiç değilse bir gülümseme ile selâm vermeyi esirgememeleri gerekir. Maalesef çoğu kez bu söz esirgeniyor. İnsanlar karşılaşıyor ama herkes hiç oralıklı olmadan, karşıdakine bir tebessüm etmeden, birbirinin yüzüne dahi bakmadan geçip gidiyor. Oysa neyimiz eksilir bir selâm versek, bir gülücük atsak. Hayvanlar koklaşarak, insanlar da konuşarak anlaşırlar. Karşıdakini tanıyıp tanımamak önemli değil. Tanıyalım, tanımayalım, mutlaka selâm verelim. Tanımıyorsak bu söz bizi tanıştırır, tanıyorsak aramazdaki ilişkiyi, dostluğu, bağı güçlendirir. Peygamberimiz bize böyle öğütlemiştir: “Güzel konuşunuz ve çokça selâm veriniz!”, “Tanıdığına, tanımadığına selâm ver!” Avrupa’da sabahleyin karşılaşanlar mutlaka “Morgen” (Hayırlı sabahlar!) diye selâmlaşırlar. Asıl Müslümanların bu selâmlaşma geleneğini yaşatmaları gerekir.
Bayramın birinci günü uçağa yetişebilmek için namazı Atatürk Havalimanı’na yakın olan Şirinevler Camii’nde kıldım. Namazdan önce vaiz efendi güzel şeyler söyledi. “Güzel, hurafe anlatmadı” dedim. Nihayet vaazın sonuna doğru vaiz efendi anlattığı bir hurafe hikâye ile bir saat boyunca yaptığı vaazin bendeki güzel etkisini sildi götürdü. Bayram namazına kalktık. İmam efendi şimdiye kadar duymadığım bir şey yaptı. Bayram namazına nasıl niyet edileceğini önce tanımladı. Sonra hep beraber niyet edelim deyip başladı musiki makamıyla hatırımda kaldığına göre iki veya üç defa cemaate niyet ettirdi: “Niyet ettiiimm Allah rızââsı içiiin bayram namaaazınııı kılmayaaa, uyduuum hazır olaaan imaaam-ı aziiizeee!!!” İmam bunu üç defa yineledi. Nedir bu? Nerede yazıyor böyle musikili niyet? Sonra cemaate niyet ettirmenin anlamı ne? Böyle bir niyet farz mı, sünnet mi? Farz veya sünnet ise Kur’ân’da mı var, yoksa Peygamberimizin sağlam hadislerinde mi? Ne Kur’ân’da böyle bir şey var, ne de hadislerde. Niyet dediğin şey içten geçen düşüncedir. Namaz kılanın, hangi namazı kılacağını içinden geçirmesidir. Dil ile söylemek gerekmez. Dil ile söylense dahi herkes kendi içinden söyler. Cemaate musiki ile niyet ettirme nereden çıktı? Bu kötü bir bid’attir. İmamın kendi kendine aziz sıfatını takması da hoş bir şey değil. İzzet Allah’a ve elçisine mahsustur. Başka birisinin kendisine bu sıfatı veremez.Vitrindeki altınlar için zekat verilir mi?SORU: Kuyumcuyum, vitrinimdeki altınların zekâtı var mı? Kirada oturuyorum, arabam var, ona da borç ödüyorum.CEVAP: Ticaret mallarına zekât düşer. Vitrindeki malların miktarı dinen zenginlik sayılan ihtiyaç ve borç fazlası 2500 YTL tutarında ise ve bunun üzerinden yıl geçmiş ise yüzde 2.5 oranında zekât gerekir. Ancak belirtmek gerekir ki zekât aslında İslâm devletinde devlete ödenen vergidir. Kanaatime göre ticaret mallarının zekâtı, devlete verilen dürüst vergidir. Bankadaki para için değil ama ticaret malları için böyledir.Eğer sermayenizin vergisini dürüstçe veriyorsanız dükkândaki altınlarınız için ayrıca zekât vermek zorunda değilsiniz. Ama verseniz daha iyi olur.
Ülkemizi kana bulamak, bizi birbirimize düşürmek isteyen iç ve dış düşmanlar ülkemizdeki birliği, beraberliği, huzuru bozmak istiyorlar. Irak sınırında iki gün önce 12 askerimizi, 12 fidan boylu yiğidimizi kahpece şehit ettiler. Niçin? 23 yıldan beri ülke bütçesinin büyük kısmı terör belasını durdurmak amacıyla sürdürülen örtülü savaş için harcanıyor. Eğer bu terör olmasaydı işe, aşa muhtaç doğulu vatandaşlarımızın çalışıp geçimlerini sağlayacağı yüzlerce fabrika açılır, yollar yapılır, kentlerimiz kalkınırdı. 23 yıl. Zaten ondan önce de sağ sol çatışmalarıyla on yıldan fazla zaman kaybettik. YÜREKLERE ATEŞ DÜŞÜYORAklı başında hiçbir vatandaşımız, bu hunharca saldırıları kabul edemez, benimseyemez. Doğuyu iyi bilen bir insan olarak ben bu kahpece saldırıların, Edirne’den Hakkâri’ye kadar tüm vatandaşlarımızı, tüm Müslümanları üzdüğüne, herkesin yüreğine ateş düşürdüğüne inanıyorum. Bu kadar saldırı, bu kadar kan dökme sonunda kim ne elde edecek? Hiç kimsenin bu ülke topraklarını bölmeye gücü yetmez. Zaten Kürt denilen Müslüman kardeşlerimizin büyük bölümünün de içi yanmaktadır. Çünkü terörün acısını ve zararını en çok çekenler onlardır. Daha dün bir düğün alayını kana buladılar. O masum insanların sevinçlerini kursaklarında bıraktılar. Ondan birkaç gün önce de yine bir minibüs dolu insanımızı katlettiler. AMAÇLARI ÜLKEYİ BÖLMEK Kim bu öldürdükleri? Aynı etnik kökene sahip insanlar. O zaman bunların hedefi Kürt Türk fark etmeden herkesi öldürmek, ülkeyi kana bulamak, ülkenin barış ve huzurunu bozmak, ellerinden gelirse bin yıldır beraber yaşayan insanları birbirine düşman edip iç savaşa sürüklemek. Bu terör maşalarını kullananların amacı Türkiye’yi Sevr şartlarına götürmek, bölmek, parçalamak ve sonra yutmaktır. Aklımızı başımıza alalım, teröristlerin oyunlarına gelmeyelim. Devamı yarın
SORU: - Cariye kavramı ile İslam’ın eşitlik ilkesi ne derece örtüşüyor? 2- İslam niçin cariyeliği yasak etmemiştir? (Utku Solpuker)CEVAP: Kölelik sistemini İslâm getirmedi. Bu bütün dünyada uygulanan köklü bir sistemdi. İnsanların elindeki imkânları birden bire ellerinden almak kolay değildir. Dinin asıl amacı tevhid (Allah’ın birliği inancı) ve Allah katında tüm insanların eşitliğidir. İslâm da Allah katında bütün insanların eşitliğini vurgulamış, efendinin köleye bir üstünlüğü bulunmadığını belirtmiş, Allah’ın zayıf kullarına acımayı, onları zor işlere koşmamayı, zor bir iş yapıldığında onlara yardım etmeyi emretmiştir. İslâm kölelik sisteminin kaldırılması için en büyük adımı atmıştır: Köleliğin kaynağı savaşlardır. O zamanki dünya savaş sisteminde, alınan esirler ya öldürülür veya köle yapılırdı. İslâm ise öldürme seçeneğini kaldırdı, esirler hakkında iki seçenek getirdi: Savaş bittikten sonra esirlerin ya fidye ile veya fidyesiz salıverilmesi. Ama birden bire kölelik sistemi kaldırılmadı. Çünkü bunun kaldırılması için ortamın uygun olması gerekirdi. Müslümanlar saldırı altında idiler. Müslümanlardan alınan esirler köle yapılırdı. Ayrıca canları pahasına savaşan Müslümanlar da elbette ganimetlerden yararlanmak, tutsakları hizmetlerinde kullanmak isterlerdi. Peygamberimiz 10 yıllık Medine döneminde 80’den fazla savaş yönetmiştir. Bu savaşlar genellikle saldırıya karşı koyma, nefsi savunma savaşları idi. Kendilerinden alınan esirler tutsak edilirken veya öldürülürken Müslümanların aldıkları esirleri serbest bırakmaları düşmana cesaret verebilirdi. Hattâ salıverilen tutsaklar gidip düşman saflarında Müslümanlara karşı savaşlara da katılabilirlerdi. Birden kölelik sisteminin kaldırılması yeni Müslüman olanları veya olmak isteyenleri ürkütebilirdi. Bu bakımdan kölelerin çok kötü olan şartlarını düzeltti ama sistemi tümden kaldırmadı. Ancak İslâm, köleyi özgürlüğe kavuşturmayı ibadet haline getirmesi yanında kölelik sistemini kaldırmayı, aşılması gereken bir hedef olarak gösterdi. “Sarp yokuşun ne olduğunu sen nereden bileceksin?Bir boynu (kölelik zincirinden) çözmek (köleyi özgürlüğe kavuşturmak)tır.” (Beled Suresi: 12-13) O günün şartları içinde İslâm’ın kölelere sağladığı haklar büyük bir reformdur.
SORU: Değerli hocam, bir dükkânı bir başkasına devrederken hava parası adı altında bir para alınmaktadır. Bu para caiz midir?.... (Mehmet Yayıltı)CEVAP: Hava parası avanta para ise caiz değildir. Ancak kişi, hava parası ödeyerek aldığı dükkânı, aldığı fiyata başkasına devredebilir. Çünkü o kimse dükkânı öyle almıştır. Bu gibi şeyler biraz da teamüle bağlı şeylerdir.Kaderin iki yönü vardırSORU: Sayın Ateş, Her gün köşenizde yazdıklarınızı okuyorum. Tümü beni aydınlatıyor, çok şükür sizin gibi bu dine kendini adamış hocalarımız var. Allah inancına ve korkusuna derinden sahip bir insanım. Ama içinden çıkamadığım bir konu var. Kader-kısmet nedir tam olarak? Büyük çerçeveler midir Allah tarafından yazılmış olan ve biz kendi seçimlerimizle bize sunulan sonuçlardan birini mi seçeriz? Kimle evleneceğin ve ne zaman ölecegin kaderde yazılıdır derler, bu ikisi doğru mu? Saygılarımla. E. D. CEVAP: Birçok kez belirttiğim üzere kaderin iki yönü vardır. Küllî iradeye ilişkin yönü, cüz’î iradeye ilişkin yönü. Küllî irade Allah’ın yaratma iradesidir. Ona müdahale mümkün değildir. İnsanın falan veya filan aileden, ana babadan gelmesi, bedeninin özellikleri hep küllî iradeye bağlıdır. İnsan bunu değiştiremez. Bu yüzden insan bunlardan sorumlu değildir. Ama insanın aklıyla karar verip uyguladığı eylemler Cüz’î irade denilen insan iradesine göre biçimlenir. Allah bunları da bilir ama olayları insanın iradesine göre yaratır. Yapma gücünü veren Allah’tır ama insan seçer, Allah yaratır. Seçiminden ötürü insan sorumludur. İnsan isterse ibadet eder, Allah ona ibadet etme gücü verir, isterse günah işler yapar, Allah ona da o kötü işleri yapma gücü verir. Seçen insan, yaratan Allah’tır. Seçiminden ötürü insan sorumludur. Evlenmede insanın iradesi kadar küllî iradenin de büyük etkisi vardır. Sevginiz sizin iradenizle oluştu ama ayrılmanızda küllî iradenin etkisi var. Demek ki sizin evlenmeniz küllî iradeye uygun değildi, ayrıldınız. Sonucu kadere bırakıp avunmak en doğru yoldur. Hadisi şerif size ışık tutar: “Kadere inanan, tasadan uzak kalır.”