SORU: Başıma takke takmadan namaz kılıyordum. Bir yerde okuduğuma göre o zaman namazım mekruh oluyormuş. Şimdi takke takmaya başladım. Takmayı unuttuğumda namazı tekrarlamam gerekir mi? (N. Ö.)CEVAP: Erkeğin namazda kapatması gereken yerler göbekle diz kapağı arasıdır. Göbeğinden diz kapağına kadar olan kısmı kapalı olan erkek namaz kılar ve namazı mekruh değildir. Ama namaz kılarken kalpte vesvese, dünya işleri dolaşıyorsa işte o namaz gerçek namaz değildir. Sadece bir şekildir. Siz öyle uydurmalara bakmayın. Hacda ihramlı olanların başı açıktır. Namaz mekruh olsa hacıların başlarını kapatmaları gerekir. Siz başınızdan ziyade kalp kapısını vesveselere, kötü düşüncelere, kine, nefrete, dedikoduya kapatın. O zaman namazınız makbul olur.Kadının pantolon giymesiSORU: Bayanların pantolon giymesi günah mı? Nişanlım, Peygamber efendimizin kadınlar için “erkek gibi görünmekten sakının” sözünü bana söylemişti. Ayrıca kendisi de pantolon giymemi istemiyor. Acaba bu düşünce doğru mu? (Ebru Yıldırım)CEVAP: Önemli olan pantolon veya etek giymek değil, kadının çekici organlarını kapatmasıdır. Organı belli etmeyecek bollukta pantolon giymekte sakınca yoktur. Nitekim köylerde kadınlar genelde iş için çok uygun olan bol bir giysi giyerler. Siz kapatılması gereken yerleri kibarca kapatın da ister pantolon olsun, ister etek. Ama mutluluk için eşler arasında mutlaka uyum gerekir.‘Dualarımızı kabul buyur’SORU: Bazı imamlar Fatiha suresini sıradallezine diye okuyorlar. Bu şekilde okunan fatiha doğru mu? Eğer okunan Fatiha doğru değilse imamın arkasında kıldığımız namaz geçerli olur mu? Fatiha’dan sonra amin dememiz gerekir mi? (Mehmet Yayıltı)CEVAP: Tabii doğrusu sıratallezine tı ile okumaktır. Sıradallezine okumak hatalıdır ama onlar güya tı’yı kalınlaştırmak için öyle gülünç telaffuz ediyorlar. Fakat kasti bir çarpıtma olmadığından böyle okumak namazı bozmaz. Cemaatin de namazı geçerlidir. Zaten cemaat manayı bilmez, sadece imamın okumasının ardından “âmin” der. İmam okumasını tamamlayınca imam da cemaat de yavaşça “amin” der. Aminin anlamı, Allahım duamızı kabul buyur demektir.
Dünden devamAllah, kişinin düşüncesini şu veya bu yöne çevirebilir. Hidayete götüren de sapıklıkta bırakan da O’dur. Çünkü her hareket, her güç, her atılım O’na dayanır. Elçilerin görevi Hak gerçekleri duyurmaktır. Her şeye rağmen küfründe ısrar eden kimseyi (kendi içinde hiçbir iyi düşünce çabası göstermediği için) Allah, düşüncelerinin bunalımları içinde bırakır. Onun gönlü bir türlü imana yatmaz. Çünkü bundan haz duymaz. O hep küfürde, kötü düşünceler içinde bocalar. Önyargıları onun gönül gözünü, anlama yetisini kapatır. İnsanın kabiliyeti, eskilere uzanan atalarından, yaşadığı ortamdan gelir. İnsana atalarından gelen genler vasıtasıyla kabiliyet veren Allah’ın yasalarıdır. Bunu temelinden değiştirmek mümkün değildir. Öyle ise Allah’ın takdirini kabul edip ona boyun eğmek gerekir. Ayrıca Kur’ân’da, “Allah onların kalplerinin üzerini mühürledi, gönül gözlerine perde koydu, kulaklarında ağırlık vardır...” şeklindeki sözler, gerçeği anlamak istemeyenleri kınama amacıyla söylenmiştir. Gönül gözünü kapatırBu ifadeler önyargılarla şartlanmış insanların psikolojik durumunu yansıtmaktadır. Kişi anlamamakta kararlı ise bu önyargısı, onun anlama yetisini kapatır. Elbette bu olay Allah’ın yasaları çerçevesinde olur ama insanın kendi ihtiyarından (yani seçiminden) kaynaklanır. Allah’a gitme, doğruyu kabul etme yönelimi göstermeyen insanda oluşan önyargı o kimsenin gönül gözü denilen basiretini kapatır. Bu psikolojik durum Allah’ın yasaları çerçevesinde oluştuğundan “Allah yaptı, Allah gönüllerini mühürledi” şeklinde ifade edilmektedir. Ama nedeni, insanın iradesi, seçimidir. İnsan yönelim göstermeyince Allah onu kendi haline bırakır, zorlamaz. İşte sorduğunuz ayetlerin manası budur. Ama basit düşünceli insanlara gerçeği anlatmak güçtür. Kur’ân’ın tabiri şöyledir: “Onların kalpleri var anlamazlar, gözleri var görmezler; kulakları var işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir, hatta hayvanlardan da sapık.” Gördünüz mü ayetteki kınama üslubunu!
SORU: İslâm düşmanı kişilerin internetteki sitelerinde dillendirdiği, kendilerince yakaladıkları zayıf noktalardan birisini sormak istiyorum. “Allah dilediğini hidayete erdirir, dilediğini de zelil eder, artık onlar dilsizdirler, sağırdırlar, kördürler, anlamazlar” şeklindeki ayetleri örnek göstererek, her şey Allah’ın elindeyse insanın yaptıklarından sorumlu tutulamayacağını söylüyorlar. Bu konuyu açıklar mısınız? Veya bu konuyu içeren bir eserinizi tavsiye eder misiniz? (Murat)CEVAP: “Kur’ân Ansiklopedisi” adlı eserimde “İrade” meselesini okumanız yararlı olur. Bu konuda daha önce yazdığım bir yazıyı özetle sunuyorum: Allah, doğru yolda olan kimselerin yolunu şaşırtmaz. Yolunu sapıtmış olan kulunu Allah, doğru yola çağırır. Ama kul, Hakk’ın çağrısına uymaz da kendi yolunda ısrar ederse Allah onu zorla doğru yola götürmez. Kendi haline bırakır. “Allah dilediğini doğru yola iletir, dilediğini de şaşırtır, yani kendi şaşkınlığında ve sapıklığında bırakır. Çünkü Allah kendisine yöneleni doğru yola iletir” (Ra’d: 27). O ayetlerin anlamı budur. Eylemi seçme özgürlüğüAllah dilese, tüm insanları doğru yola girmeye zorlar. O zaman da kulun iradesi kalmaz. İradesiz yapılan işler de sorumluluk gerektirmez. Oysa Allah, insanları sorumlu yapmıştır. Bundan dolayı insanlara, eylemlerini seçme özgürlüğü vermiştir. Kul seçer. Allah ona seçimini yapması için güç verir. Sorumluluk, seçimi yapan kula aittir. Şu ayetleri bir düşünün: “Rabbin isteseydi, yeryüzündekilerin hepsi mutlaka inanırdı. O halde sen mi insanları inanmaları için zorlayacaksın?” (Yunus: 99), “Kısa ve doğru yolu Allah gösterir. Ama o yoldan sapan da var. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi” (Nahl: 9). Bu ayetlerde, Allah istediği takdirde yeryüzündekilerin hepsinin inanacağı vurgulanmaktadır. Bunun anlamı şudur: Allah insanları serbest bırakmıştır. Eğer zorlasa, inanmayan kalmaz, herkes inanır. Kişinin inanması, birtakım iç ve dış etkenlere dayanır. Dış etkenlerin zihinde bıraktığı izlenimler, Allah’ın insanda yarattığı bedensel ve ruhsal etkenlerle biçimlenir, kişiye bir yön verir. Bunların hepsi Allah’ın yaratmasıyla olur. Okurumun sorusunun cevabını yarınki yazımda tamamlayacağım.
Dünden devamİnanan hiç kimse cehennemde yıllarca değil, bir an bile kalmak istemez. Çünkü oranın bir anı binlerce yıla bedeldir. Siz eğer rahman ve rahim Allah’ın, her ne suretle olursa olsun suçluları bir yıl değil, bin yıl değil, milyon yıl da değil, milyarlarca, sonsuzca cehennemde cezalandıracağını düşünüyorsanız, buna vicdanen ve gönül rahatlığıyla evet diyebiliyorsanız size söyleyecek bir sözüm yok. Suçluların, cezaları ne kadar uzun sürse de bir gün arınıp çıkacakları sizi rahatsız ediyorsa bu sizin merhamet düşüncenizle ilgili bir sorundur. Kur’ân-ı Kerîm’in ifadeleriYalnız Allah, insanların düşüncesine göre karar vermez, suçlu da olsa kullarının yararına göre karar verir. Benim gönlüm sonsuzca azabı kabul etmiyor ve Allah’ın bu kadar acımasız olacağını asla düşünemiyorum. Allah’ın rahmeti her şeyi kaplamış ve gazabına baskınken nasıl olur da en çok yüz yıl da sürse sonsuzca hayat karşısında bir an gibi kalan şu dünya yaşamındaki suçlar için (tamamı suçla geçmiş olsa da) milyarlarca, hatta sonsuzca azap eder? Nerede kaldı O’nun merhameti? Kur’ân’ın ifadelerini basit mantık oyunlarıyla değil, asıl amacı içinde düşünmek gerekir. Amaç, korkutup insanları kötülükten caydırmaktır. “Rabbin dilediğini yapar” Allah elbette suçluyu cezalandırır ama onun cezasıyla beraber rahmeti de vardır. O’nun cezalandırması, ruhu arındırmak içindir. Cehennem bir arındırma aşamasıdır. Kur’ân’da cennet nimeti için “Ataen gayre meczuz: Kesintisiz, bitmez tükenmez bir vergi” tabiri kullanılırken (Hud: 108) cehennem için “İnne rabbeke faalün lima yurid: Kuşkusuz Rabbin dilediğini yapar” (Hud: 107) söylemi kullanılmaktadır. Bakın iki ahiret yurdu için söylemler nasıl farklı? Biri kesintisiz olarak nitelendiriliyor, öteki Allah’ın iradesine bırakılıyor. Demek ki Rab, o konuda bir şeyler yapacaktır. Kimse O’nun iradesine bir sınır veya ipotek koyamaz.
SORU: Bir yazınızda, bu dünyada günah işleyenlerin günahlarının cezasını çektikten sonra cehennemden çıkacaklarını, çünkü cehennemin ebedi olmadığı belirtmiştiniz. Böyle bir durumun olması, günah işlemeye devam eden biri için, “Aman boş ver. Cezamı çektikten sonra zaten yerim cennet” gibi düşünceye yol açmaz mı? Ayrıca Furkan Suresi’nin 65’inci ayeti şöyle diyor: “Ey Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır, gerçekten onun azabı sürekli bir helaktir.” Ayrıca aynı surenin 69’uncu ayetinde de, “Kıyamet günü onun azabı kat kat artırılır ve horlanmış olarak orada ebedi kalır” diyor. Bir de şu var: Cennete girmeye hak kazanmış birinin, bu dünyadayken kötü işler yapmış olan bir başkasını bir müddet sonra cennette görebileceği düşüncesi, çok kötülerin cezalandırılmaları açısından insanı üzüyor. Dünyada ağır suç işleyenlere idam veya müebbet hapis cezası verildiği gibi ahirette de çok kötüler için “ebedi cehennem” cezasının uygulanabilir olması beni rahatlatırken onların bile uzun süre orada kaldıktan sonra cehennemden çıkabilecekleri ise beni rahatsız ediyor. İnşallah orada çok kötüler için idam vardır ve bu da sonsuz cehennemdir. (H. Kocatürk)Bunu kim göze alabilir?CEVAP: Bu konuda kanıtlı bilgi için “Yüce Kur’ân’ın Çağdaş Tefsiri” adlı eserimin dördüncü cildinde Hud Suresi’nin 107-108’inci ayetlerinin açıklamasını okuyunuz. Yalnız kanıt olarak ileri sürdüğünüze gerçekten hayret ettim. “Nasıl olsa yerim cennet” diyerek günah işlermiş veya küfür içinde kalırmış. Dünyadaki cezaevinde müebbet hapis 35 yıldır. Kim bunu göze alır? Ömür boyu hapis de olsa nihayet bu, dünya ömrüyle sınırlıdır. Ama ahirette müebbet cehennem, yüz yıl değil, bin yıl değil, sonsuzca ceza demektir. Çünkü ahirette ölüm yoktur. Cehennem, dünya cezaevine benzemez. Tecrit odaları da ona göre cennet sayılır. * Okurumun sorusunun cevabını yarınki yazımda tamamlayacağım.
SORU: Aşağıdaki sözler bir halk türküsüne aittir. İlk iki kıtanın sonundaki mısralar ve özellikle son kıtanın son iki mısrası, Hadid Suresi’nin 3’üncü ayetinin meali ile tıpatıp uyuşuyor. Türkünün sözlerini yazan kişi, Allah’a ait olan nitelikleri birebir sevdiğine yüklemekle şirke mi gitmiştir? (İsmail Albayrak)Cahildim dünyanın rengine kandım Hayale aldandım boşuna yandım Seni ilelebet benimsin sandım Ölürüm sevdiğim, zehirim sensin Evvelim sen oldun, ahirim sensin. ***Sözüm yok şu benden kırıldığına Gidip başka dala sarıldığına Gönlüm inanmıyor ayrıldığına Gözyaşım sen oldun kahırım sensin Evvelim sen oldun ahirim sensin. ***Garibim can yakıp gönül kırmadım Senden ayrı ben bir mekan kurmadım Daha bir gönüle ikrar vermedim Batınım sen oldun zahirim sensin Evvelim sen oldun ahirim sensin.CEVAP: Allah’ın bazı sıfatları insanlar için de kullanılır. Ama insanlar için kullanıldığında bu sıfatlar, insanlara özgü bir mana kazanır. Mesela Allah da âlimdir, insanlar da âlim olabilir. Allah kadirdir, insanlar da kadir olabilir. Ama ilim ve kudret Allah için sonsuz bilgi ve sınırsız güç ifade ederken insanlar için sınırlı bir bilgiyi ve gücü gösterir. Bu bakımdan Allah için evvel, ahir, zahir batın sıfatları başka; insanlar için başka anlamlar ifade eder. Şairin kullandığı sıfatlar da böyledir. Şair bu dizelerde ilk sevdiğinin, son sevdiğinin hep aynı sevgili olduğunu, o sevgilinin sevgisinin içini ve dışını kapsadığını anlatmaktadır. Bunda sakıncalı herhangi bir mana görmüyorum. Zaten insanların güzellikleri ve sıfatları da perdenin görünür yüzündedir, perdenin görünmeyen yüzünde bu sıfatların hepsi gerçekte Allah’tan gelir. O gerçek varlık, tüm evren ise görüntü varlıktır. Aynı manayı divan edebiyatımızda da buluruz: Hoşem bir şöyle hasetten ki sendenUzaklaştıkça yaklaşmaktayım benZaman sensin mekan sensin heva sen.DÜZELTME: 6 Kasım tarihli yazımda, “dünyanın çapı, şimdiki dakik hesaplara göre 40.000 kilometre” şeklinde bir cümle geçmiştir. Burada “çevresi” yerine “çapı” sözcüğü kullanılmıştır. Düzeltir, özür dilerim.
Dünden devamHalife Memun’un (786-833 M.) görevlendirdiği bilginler, dünya haritasını yapmışlardır. Ahmed Fadlullah el-Ömeri’nin, Prof. Dr. Fuat Sezgin tarafından aynen basımı yapılmış olan eserinin 292-293’üncü sayfalarında yer alan bu haritada dünyanın küre biçimi, enlem ve boylamları kırmızı çizgiyle belirtilmiştir. Haritanın bulunduğu yazma kitap, Topkapı Sarayı III. Ahmed Kütüphanesi’nde 2797/1 numaradadır. Kitabın yazarı 749 (1349 M.) tarihinde vefat ettiğine göre bu kitap, Amerika’nın keşfinden en az 144 yıl, Galile’den de 293 yıl önce yazılmıştır. Kitabın büyük bir kısmı da yazarın kendi el yazmasıdır. Memun zamanında yapılmış olan dünyanın başlıca kara ve deniz parçalarını, enlem ve boylamlarını gösteren çok önemli haritanın resmini sözkonusu kitaptan buraya aktarıyoruz. Memun, İ.S. 813-833 yılları asırda hüküm sürmüş bir Abbasi halifesidir. Kristof Kolomp ise Amerika’yı 1493 tarihinde keşfetmiştir. Demek ki Müslümanlar, Amerika’nın keşfinden 660 yıl önce dünyanın yuvarlaklığını öğrenmiş, enlem ve boylamlarını, yaptıkları dünya haritası üzerinde göstermişlerdir. Bu da bize Kristof Kolomp’un dünyanın yuvarlaklığını, dolaylı da olsa Müslümanlardan öğrendiğini düşündürmektedir. Yukarıya Memun’un emriyle yapılmış olan dünya haritasının iki görünümü alıntılanmıştır. Bu harita Prof. Dr. Fuat Sezgin tarafından renkli olarak basılıp yayınlanmıştır.
Dünden devamSemerkand’daki türbe ve rasathanesinin kapısında asılı bulunan levhada yazıldığı üzere, Uluğ Bey’in hesabına göre güneş yılı 365 gün 6 saat 10 dakika 4 saniyedir. Modern hesaba göre de bu süre 365 gün 6 saat 9 dakika 6 saniyedir. Uluğ Bey’in beş asır önce yaptığı hesapla modern hesap arasında sadece 58 saniyelik bir fark bulunmaktadır. Osmanlı denizcisi Piri Reis’in (1465-1554) yaptığı dünya haritası, devrine göre coğrafya dalında bir mucize sayılır. Piri Reis haritasında kıtaları, okyanusları ustalıkla yerlerine yerleştirmiş ve çeşitli bölgelerde yaşayan insan topluluklarının kültür yapısına, renklerine, özelliklerine işaret etmiştir.Gazali’nin tespitleri17. asırda Galile, batıda dünyanın döndüğünü söylediği için mahkemelerde süründürülürken ondan asırlarca önce İslâm âleminde bilim adamları dünyanın kendi ekseni ve güneş çevresinde döndüğünü kesin olarak biliyorlardı. Gazali (505H./1111M.), “Tuhfetu’l-Felasife (Filozofların Tutarsızlıkları)” adlı eserinin önsözünde “Dünyanın kendi ekseni ve güneş çevresinde döndüğünün 2x2=4 kadar kesin bir gerçek olduğunu” söylemektedir. Frankfurt Üniversitesi’nde, dünya çapında bir bilim adamı olan ve hem Almanya’dan hem de İslâm dünyasından ödüller almış bulunan Prof. Dr. Fuat Sezgin, Ahmed Fadlullah el-Ömeri’nin (700-749 H./1301-1349 M.) yazdığı ve hâlâ yazmalığını koruyan “Mesaliku’l-Ebsar fi Memaliki’l-Emsar” adlı eserinin aynen basımını yayınladı. Ekvator’un uzunluğuFadlullah el-Ömeri, beşeri coğrafyayla ilgili olan bu ansiklopedik eserinde, “Arz iki kısma bölünür, ortada hatt-ı istiva (Ekvator) vardır. Dünyanın en uzun hattı Ekvator’dur. Ekvator’un uzunluğu [(100.000x1000)+32000] arşındır” der (Mesalikü’l-Ebsar fi Memaliki’l-Emsar s. 14-15). Ahmed bn. Fadlullah el-Ömeri’nin bu hesabına göre dünyanın çapı 70.000 kilometre uzunluğundadır. Bu çap, şimdiki dakik hesaplara göre 40.000 kilometre ise de 650 yıl önce, o zamanki imkânsızlık içinde yapılan bu hesaplama da yabana atılacak bir tespit değildir. Devam edecek