* NAMAZLARI cem ederken nasıl niyet edileceğini soran okurum N.Ş.’ye: Yemek yerken “niyet ettim yemek yemeye” mi diyorsunuz yoksa yemek düşüncesiyle sofraya mı oturuyorsunuz? İşte namaz kılarken de içinde öğle veya ikindi namazını kılmayı düşünmek niyettir. İki namazı birleştireceksen içinde birleştirmeyi düşünürsün. Niyet budur. O söz niyetleri uydurmadır. *NAMAZLARINI vaktinde kılamadığını belirten ve ne yapması gerektiğini soran bayan okuruma: Siz isteseniz buna imkân bulursunuz. Gerçekten öğleyle ikindiyi vaktinde kılacak yer ve vaktiniz yoksa o zaman eve döndüğünüzde önce öğleyi ardından ikindiyi, ardından da akşam ve yatsıyı kılarsınız. Peygamberimiz Hendek olayında böyle bir uygulama yapmış ama sürekli olmamıştır. Zorunluluklar, sakıncaları ortadan kaldırır. Sabah namazını mutlaka evde ve vaktinde kılmanız gerekir. Kaldı ki bu işler Allah ile kul arasındadır. Biz peygamber değiliz, dini istediğimiz gibi değiştirme veya sağa sola çekip uzatma veya bir yerlerinden kırpma yetkisine sahip değiliz. Biz sadece Kur’ân ve hadise dayanarak dini yalın haliyle anlatıyoruz.***** Kur’ân ayların sayısının 12 olduğunu belirtiyor SORU: İnternette okuduğum bir yazıyı aynen aktarıyorum: “Hz. Peygamber döneminde Arap Yarımadası’nda takvim yoktu. Daha doğrusu kullanılmıyordu. Hicret’ten 17 yıl sonra Halife Ömer zamanında kamer ayları İslâmiyet’e getirildi ve başlangıcı da Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göçünü birinci yıl olarak kabul edildi. Adına da hicri takvim denildi. Bu takvim Osmanlılarda 18. yüzyıla kadar kullanıldı. Nasıl oluyor da Hz. Muhammed, olmayan bir takvimin ismini kullanarak Ramazan’da oruç tut diyor?” CEVAP: Arap toplumunda aylar vardı, haftanın günleri vardı. Kur’ân ayların sayısının 12 olduğunu belirtiyor (Tövbe Suresi). Araplar ay takvimini kullanırlardı. Peki ay hesap edilirken takvim olmaz mı? Takvim olmasa aylar nasıl belli olur? Hz. Ömer yine ay takvimine, İslâm için en büyük dönüm noktası olan Hicret olayını seçip İslâm tarihi için başlangıç yapmıştır. Olay bundan ibarettir. Bu konuda ayrıntı için Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’ne bakınız.
SORU: Namaza iki yıldır devam ediyorum. Öğle ve ikindi namazlarını sabah namazından sonra birleştiriyorum. Akşamla yatsıyı da evimde vakitlice kılıyorum. Ancak son günlerde verilen işleri yapamayacağım düşüncesi, işten çıkarılma korkusu gibi sıkıntılar yaşıyorum. Tevekkül duygumu mu kaybettim? Acaba bu bir sınav mı? (D. K.)CEVAP: Sabah namazından sonra öğle ve ikindi namazı birleştirilmez. Eğer namazları vaktinde kılamıyorsan o zaman öğle paydosunda önce öğle namazını, ardından da ikindi namazını kılarsın. Yahut ikindi vakti girdikten sonra yine önce öğleyi, sonra ikindiyi birlikte kılarsın. Birleştirme böyle yapılır. Ama siz, namaz vakti girmeden namazları öne alıp birleştiriyorsunuz. Peygamber döneminde böyle bir uygulama olmamıştır. Ama Peygamberimiz bazen öğle vakti veya ikindi vakti içinde öğleyle ikindiyi birleştirerek kılmıştır.Yaşadığınız psikolojik soruna gelince: Bütün sorunların temelinde Allah’a güven eksikliği gelir. “Elçi sizi Rabbinize inanmaya (güvenmeye) çağırdığı ve (bu konuda) sizden sağlam söz almış olduğu halde inananlar iseniz neden Allah’a güvenmiyorsunuz?” (Hadid: 8) ayetinde, Allah’a inandığını söyleyip O’na yeterince güvenmeyen, dünya varlıklarının ardına düşüp gam çeken insanlara sitemde bulunulmaktadır.Mümin insan ne mala, ne mevkiye, ne adama dayanır. Sadece Allah’a dayanır ve sadece O’na kul olur. Üstüne düşen görevi eksiksiz yapar ama dayanağı kullar değil, Allah’tır. Allah’a güvenen, O’na dayanan, O’nun genel planına teslim olan kimse bunalıma düşmez, “işimi kaybederim, beni işten atarlar, aç kalırım” diye düşünmez. Elinden geleni yapar, sonucu Allah’a havale eder. Allah’ın her an kuluyla beraber olduğunu, en çaresiz kaldığı zamanlarda da onun imdadına yetiştiğini bilir. Huzurun en sağlam ayağı Allah’a tevekkül ve Allah’ın kaderine kesin imandır. Yüce Allah, “İnananlar Allah’a güvensinler” buyurmuş, Allah Elçisi de, “Kadere inanan tasadan uzak olur” demiştir. İbrahim Hakkı Hazretleri’nin şu altın sözünü ezberle ve her zaman anımsa:Naçar kalacak yerde Nagâh açar ol perdeDerman eder ol derde Mevla görelim neylerNeylerse güzel eyler.
SORU: Bir yazınızda “Cemaatle kılınan namazlarda saflar neden sık tutulur” sorusuna verdiğiniz cevapta “Peygamberimizin açıklık olursa şeytanın araya girip, insanlar arasında soğukluk yaratacağını belirttiğini” yazmıştınız. Peygamberimizin, böyle bir söz söylemesi mümkün değildir. Eğer amacı sizin açıkladığınız gibi olsaydı Peygamberimiz insanların birbirine yakın olmasını doğrudan söylerdi, şeytanı araya sokmazdı. Bunu Peygamberimize atfen yazmanızı hatalı ve yanıltıcı buluyorum. Lütfen bu bilginizin kaynağı-nı belirtir misiniz? (Aydın Yazıcı)CEVAP: Bilgimin kaynağı en sağlam kabul edilen Buhari’nin Hadis Mecmuası’dır. Bu hadis, bütün hadis mecmualarında da vardır. Siz peygamber değilsiniz, ben de değilim. Bizler dünyanın dış yüzünü görürüz. Ruhumuzu, görünmez âlemi göremeyiz. Şeytan manevi bir mahluktur. Bırakın camiyi, insanın damarlarında, kafasının içinde dolaşır. Çünkü şeytanın mensup olduğu cinler latif (yoğunluksuz) cisimlerdir. Röntgen ışınları maddeden geçmiyor mu? Kur’ân, şeytanın insanların ruhlarını, düşüncelerini etkilemeye çalıştığını ancak insan Allah’ı anınca sineceğini buyurmaktadır. Şaytan camiye niçin gelmesin ki? Zaten cami şeytanla mücadele, savaş yeri değil mi? Peygamberimiz namazı en büyük savaş olarak nitelemiştir. Neyle kiminle savaş? Şeytan düşünceleriyle, vesveselerle savaş... Yine Kur’ân galip gelecektirSöz konusu hadisin amacı insanların birbirlerinden uzak durmakla psikolojik olarak bir soğukluk oluşabileceğini ama birbirine sokuldukça sevginin artacağını belirtmektir. Siz eğer kendi mantığınıza uymayan her şeyi reddederseniz mantıklar, düşünceler değişik olduğu için bakarsınız Kur’ân’ın birçok ayetini reddedenler de çıkar. Nitekim çok nasipsiz şimdi Kur’ân ile savaşa girmiştir. Ama yine Kur’ân galip gelecektir. Olayların iç yüzünü, manevi âlemi görmeyen, bilmeyen bizlerin, meleklerle, görünmez âlemle her zaman temas halinde bulunan, vahiy direktifindeki Peygamber sözlerini hiç inceleme yapmadan saçma diye nitelendirmek, bence nezakete uymaz. Ömür her an yürüyor, o görünmez âleme doğru koşuyoruz. Siz yine de namaza başlayın. En büyük düşünürler de sonunda huzuru dinde, peygamberlerin yolunda bulmuşlardır.
Dünden devamBu memlekette bilinçli olarak ayırım yapan mı var? İşte TBMM... Her vilayet gönderdiği vekillerle orada temsil ediliyor. Bakanlar ülkenin doğusundan batısına, güneyinden kuzeyine her bölgeden var. Doğulu kaç insanımız cumhurbaşkanlığına kadar yükseldi. Eğer doğu vilayetleri yeteri kadar kalkınamamışsa bunda terörün büyük payı vardır. Çünkü kalkınma ve sanayi devletten çok özel girişim eliyle olur. Yatırımcılar bu terör dolayısıyla oraya yatırım yapmaktan çekiniyor. Yani biz kendi elimizle bindiğimiz dalı kesiyoruz.Bu ayrılık tohumlarını kafanızdan silin. Tefrika bir milleti mahveder, birlik ise güç verir. İslâm, ırkçılığı reddeder. Bütün inananların kardeş olduğunu belirten Kur’ân, Allah katında üstünlük ölçüsünün falan veya filan ırkın, kabilenin, aşiretin mensubu olmak değil, helali haramı bilen, güzel ahlak sahibi iyi insan olmak olduğunu vurgular. Peygamberimizin vurgulu buyrukları üzere: “Arabın yabancıya, beyazın siyaha üstünlüğü yoktur”, “Irkçılık düşüncesi Arapları mahvetmiştir.” Lütfen boş yere kan dökmeyin, anaların bağrını yakmayın, genç kadınları dul, yavruları öksüz bırakmayın. Kini, nefreti söküp atalım. Kürt, Türk, Çerkez, Laz hep kardeşiz, sevelim, sevilelim, sevgiyle huzur bulalım. Bu ülke hepimize yeter.*****Yemin, Allah’ın adını anarak söz vermektirSORU: İslâm’da yemin-savm hakkında bilgi verir misiniz? (Bülent Karagözoğlu)CEVAP: Yemin, herhangi bir şeyi yapmak veya yapmamak için Allah’ın adını anarak söz vermektir. Veya geçmişteki bir olayı gördüğünü, ona tanık olduğunu yine Allah’ın adını anarak belirtmektir. İkinci tür yemine haber yemini denilir. Bunu yapan kimse gördüğünün aksini söylüyorsa büyük günah işlemiş olur. Tövbe etmekten başka çözümü yoktur. Ama gelecekte bir şeyi yapmaya veya yapmamaya yemin eden kimse, yeminin aksini yapmak zorunda kalırsa ettiği yemin için kefaret verir. Bunun kefareti ya on fakiri doyurmak yahut bunları giydirmek veya üç gün oruç tutmaktır. Savm ise oruç tutmak anlamına gelir.
23 yıldan fazla bir zamandır ülkemizi bölme, parçalama planları uygulamaya konmak isteniyor. Bir zamanlar ASALA denen melanet şebekesi, onlarca Türk diplomatının kanını döktü. Şimdi onun yerini PKK aldı. Saldırıyorlar, vuruyorlar, kaçırıyorlar, acımadan masum kanı döküyorlar. Döktükleri kanların çoğu da güneydoğulu vatandaşların kanı. Amaç ne? Şimdilik federasyon, sonra fırsat bulunca bağımsız bir Kürt devleti. Niçin? Bin yıl beraber yaşadık biz bu topraklarda. Hep kardeş olarak... Şimdi ne oldu da ayrı devlet sevdasına düştüler. Bu ülkede Türkler ve Kürtler kardeştir. Bu toprağın vatandaşı olan herkes etnik kökeni ne olursa olsun Türk Milleti’ni oluşturur.Eğer her etnik grup, ayrı bir devlet hevesine kalkarsa o zaman Avrupalıların Sevr’de yapmak istediklerinden daha kötü bir bölünme ortaya çıkar. Beylikler devri gibi zayıf, cılız devletler... Birlikten güç doğar. ABD, 49 kıta devleti yanında uydularıyla birlikte 50’den fazla devletten oluşmaktadır. Ülkede ortak dil İngilizce’dir. Oysa bu devletler içinde Fransızlar, Almanlar, başka kökenden hayli yekün tutan gruplar da var. Ama hepsi İngilizce’yi ve Amerikan vatandaşlığını benimsemiş, bunların bir araya gelmesiyle de dünyanın en büyük gücü oluşmuştur. Cezayir’de halkın özellikle iç kısımları ayrı bir ırk olan Berberlerden oluşur. Ama hepsi resmi Arap dilini benimsemiştir. Ayrı bir devlet peşine düşen yok. Peki bize ne oldu da bin yıl beraber yaşadıktan sonra bölünme hevesine düşenler dağlara çıktılar, saldırıyorlar, öldürüyorlar? Bu kadar fidan boylu gencin yok yere hayatlarını söndürdüler, kendilerinden de birçok insanın hayatı söndü. Elbette bu bozgunculuğu yapanların içine bu kurdu düşürenler, Ortadoğu’ya istedikleri şekli vermek isteyen yabancı ağabeylerdir. Ama o yabancı ağabeylerin umurunda değil Kürtler... Onlar bölerek, altı kara altınla dolu olan bu zengin topraklara istedikleri gibi hükmetmek istiyorlar. Bilinçli Müslüman, bunların oyununa gelmez. Masum kanı dökmez. Biz kardeşçe yaşıyoruz. Türk-Kürt hepsi bir... Etnik köken önemli değil, inanç birliği, ülkü birliği, vatan birliği önemli. Bizi biz yapan değerler bunlar işte. Devam edecek
SORU: Mortgage ile ev sahibi olmak caiz mi? Üye olduğum bir kooperatif var. Bir an önce evlerimize kavuşmamız için bankan kredi çekip inşaatları bitirmek istiyorlar. Bu faizin bize günahı var mı? (Ahmet Kemal Çelik)CEVAP: Eğer krediyle ev almak sizin için bir kolaylık ise zarar etmiyorsanız niçin caiz olmasın? Faiz işleminde bir taraf kazançlı çıkar, öbür taraf borç altında ezilerek zarar görür. Ama bu banka ve kredi meselesi öyle değil. Siz bugünkü fiyatla krediyle ev alırsınız. 5-10 yılda ödersiniz. Bir miktar faiz verirsiniz ama 10 yıl sonra aldığınız ev şimdikinin bir kaç katı olur. Verdiğiniz faizden daha çok kazançlı çıkarsınız. Yani fakir ezilmiyor. Oysa ribanın yasaklanmasındaki hikmet, fakirin ezilmesini önlemektir. Mortgage, fakirin aleyhine değil, lehinedir. Niçin haram olsun? Başka türlü dar gelirlinin ev sahibi olması mümkün mü? Niçin İslâm’ı hep çağların gerisinde düşünelim ki? Neden emir ve yasaklardaki hikmeti düşünmüyoruz? Yapacağınız işlem lehinize ise ziyan edip ezilmiyorsanız haram değildir. Bu işte karşılıklı çıkar var. Banka da kazanır. Çünkü kredi alanlara para satıp sistemine göre kâr eder. Kredi alan da kârlıdır. Çünkü ev sahibi veya iş sahibi olur. Allah, insanların yararına olan bir şeyi engellemez.*****Bilerek bozduğunuz orucun kefareti yokturSORU: Geçen yıl Ramazan ayında bir gün sahura kalktım, niyetimi ettim, öğlene doğru orucumu bilerek bozdum. Şimdi 61 gün kefaret orucuna başladım. Uygulamam doğru mu? (Evren Çelenk) CEVAP: 61 gün kefaret diye bir şey yoktur. Bilerek tutmadığın orucun kazası da yok, kefareti de yok. Çünkü o, Allah’a karşı nankörlüktür. Bundan kurtulmanın çaresi tövbe etmek, Allah’tan af dilemektir. Başladığın bir orucu bozmak da günahtır. İşte bunun için “61 gün kefaret gerekir” diyenler var ama doğru değildir. Bozulan oruçlar yerine gününe gün oruç tutmak ayrıca Allah’tan tövbeyle af dilemek gerekir. Ama oruç tutmuşken yolculuğa çıktıysan veya hasta olup da orucu bozmak zorunda kaldıysan bu günah değildir, ruhsattır. Tövbeyi gerektirecek bir şey yoktur. Tutmadığın orucu gününe gün kaza edersin.
SORU: Geçtiğimiz günlerde ünlü bir zat ve onun tarikatı hakkında bir kitap elime geçti. Kitapta bu zatın, kendisini müritlerine kutub-i aktab olarak kabul ettirdiğini yazıyor. Kendime göre yaptığım araştırmadan kutub kelimesinin peygamberle Allah arasında bir makam olduğu öğrendim. Ancak bu bana biraz mantıksız geldi. Kelimenin anlamı gerçekten bu ise o zat kendini bir şekilde ilahlaştırmış olmuyor mu? Bu konu hakkında aydınlatıcı bilgi verir misiniz? (Melike Kaptan)CEVAP: Kutub, peygamberle Allah arasında bir makam değil, velilerin başı anlamına gelir. Bütün İslâm bilginleri peygamberliğin en yüksek makam olduğunda oy birliği içindedirler. Hiçbir mutasavvıf veya tarikat mensubu kutbun, peygamberden üstün olduğu iddiasında bulunmamıştır. Çünkü bu tür iddialar küfürdür. Tüm velilerin başı, peygamberlerin ayağı altında sayılır. Bütün velilerin ve peygamberlerin kutbu yani başı, en merkezi noktasında bulunanı hiç şüphe yok ki Hz. Muhammed Aleyhisselam’dır. Sözünü ettiğiniz zatla hiçbir ilgim yoktur. Ancak onun kendisini tanrılaştırdığı, Peygamber’in üstüne çıkardığı şeklindeki savların iftira olduğuna inanıyorum. Allah herkesi iftiralardan saklasın. Çünkü iftira en büyük günahlardan biridir.*****Çocuklar arasında ayırım yapmak doğru olur mu?SORU: Bir yakınım annesine çok zulüm ediyor. Maddi durumu iyi olmasına rağmen annesini hırpalayarak hatta döverek ondan para almaya çalışıyor. Bu anne malını mülkünü diğer çocuklarına bırakırsa günah işlemiş olur mu? (H. A.) CEVAP: Çocuklarının arasında ayırım yapması doğru olmaz. Eğer çocuğu kendisini gerçekten dövecek kadar saygısızlık yapıyorsa o zaman hayattayken malını çocuklarına paylaştırır. Birine çok, birine az verir. Tasarrufunda serbesttir. Ama Peygamberimizin, çocukları arasında ayırım yapıp onlardan kimini mirasında mahrum bırakanın azaba uğrayacağı hakkında bir hadisi rivayet edilir. Bu hadisin doğruluğu kuşkulu olsa da en iyisi şüpheli şeylerden kaçınmaktır.
SORU: Çorap üzerine mesh konusundaki şu sorularımı cevaplar mısınız? 1- Sabahleyin abdestimi aldım ve çorabımı giydim. Akşama kadar çorap üzerine mesh edebilir miyim? 2- Sabahleyin abdestimi aldım, çorap ve mestimi giydikten sonra mestin üzerine ikinci bir çorap daha giydim. Giydiğim bu ikinci çorap üzerine akşama kadar mesh edebilir miyim? (Hilmi Taner)CEVAP: Ayette emredilen çıplak ayağın üzerine mesh etmektir. Ama ayağınızda çorap veya başınıza sarılı bir şey varsa onların üzerine de mesh edilebilir. Çorabın abdestli olarak giyilmesi şart değildir. O görüşler zamanla ortaya çıkan fıkıhçıların görüşüdür, Peygamber uygulaması değildir. Peygamberimiz ve onun Ehl-i Beyti, çıplak ayakları üzerine mesh etmişlerdir. Peygamberimiz, giydiği ayakkabıya da mesh etmiştir. Onu abdestli veya abdestsiz giymek önemli değildir. Ayağınızda çorap bulunduğu takdirde isterseniz çorabın üzerine mesh edebilirsiniz, bunun müddeti yoktur. Ayağınızda bir ay da kalsa yine üzerine mesh edilebilir. Ama en iyisi doğrudan çıplak organ üzerine mesh etmektir. Abdest, bir dış temizliğidir. Bu, iç temizliğine bir adımdır. Asıl önemli olan iç temizliğidir ki bu da zikrullah ile ibadet huzuruyla olur.*****Yerine getirilemeyen bir yeminin kefaretiSORU: Öğrenciyim. Geçinmek için ailemin hesabından harcama yapıyorum. Geçen gün, “şu iş için bana para verirlerse o hesaptan bir daha harcama yapmayacağım” dedim. Fakat sözümü yerine getiremedim. Bunun için kefaret orucu tutmalı mıyım? CEVAP: “Şu iş için bana para verirlerse bir daha ailemin hesabından harcama yapmayacağım” şeklindeki söz bir adak değildir. Çünkü adak ancak ibadet türü bir şeyle olur. “Şu parayı bana verirlerse üç gün oruç tutacağım” veya “sadaka vereceğim” yahut “kurban keseceğim” gibi sözler ise ibadet türü şeylerdir. Geleceğe ait bir yeminin tersi yapılırsa bunun kefareti ya on yoksula yemek yedirmek veya bunları giydirmek ya da üç gün oruç tutmaktır. Sizin sözünüzde pek yemin de yok gibi. Ama varsayalım ki yemindir. Ne zaman imkân bulursanız o zaman üç gün oruç tutarsınız.