Bir okurdan gelen anlamlı mektup

6 Aralık 2007

* KOLAY ve uygulanabilir dinimizi yüzyıllar boyunca durmadan yeni bir şeyler ekleyerek içinden çıkılmaz hale getirenlere lanet ediyorum. “Arapça okumadan bu din olmaz, illa Arapçası olacak” diye evlatlarımızı papağanlaştıran, bu sayede onları çoban gibi güderek istedikleri gibi yöneten, böylece maddi anlamda büyük çıkarlar elde eden bu kişiler maalesef çok zorlanmadan bu işleri yapıyor. Ne acıdır ki kendisinden öğütler almamız için bizleri bekleyen kutsal kitabımız yüzyıllardan beri evlerimizde duvara asılı olarak kalmış, “Abdestsiz dokunmayın günahtır” diyerek elimize almamız bile yasaklanmıştır. Peygamberinin torunlarını öldüren bir zihniyetin, din kalıpları içinde nasıl adaletsizlikler yaptıkları gün gibi aşikârdır. Hocam sizler yazılarınız sayesinde bugün gerçekten dinini yaşamak isteyen insanlara büyük bir iyilik yapıyorsunuz. Yazılarınızın hiç eksilmeden devamını diliyorum. (Ali Tokmakbüyük)* TEŞEKKÜRLER ederim Ali Bey. Elimden geldiğince ve bana fırsat verildiği sürece gerçekleri anlatmaya devam edeceğim inşallah. Ama dediğiniz gibi gelenekçi, hurafeci şarlatanların sesi daha gür çıkıyor. Ama sağduyunun galip geleceğini, Kur’ân ışığının halkımızı aydınlatacağını umuyorum.*****Dil değil gönül önemliSORU: Türkçe ibadet hakkındaki yazılarınızı okudum. Namaz kılarken Fatiha’yı Arapça, diğer sureleri Türkçe mealinden okuyorum. Hepsini Arapça ya da Türkçe mi okumam gerekir? (Serap Güney)CEVAP: Namazın temeli, kişinin kulluğunu Allah’a sunmasıdır. Siz namazda Allah ile konuşuyorsunuz. Hangi dille konuşmak, içinizi daha iyi anlatmaya müsaitse o dille okursunuz. Arapça’nın anlamını biliyorsanız elbette orijinal Kur’ân’ı okuyarak kılmak daha iyidir. Ama onu bilmiyorsanız manasını okuyabilirsiniz. Fatiha’yı Arapça, diğerlerini Türkçe de okuyabilirsiniz. Dil önemli değil, gönül önemlidir. Siz içinizi Allah’a sunacaksınız, O’na yalvaracaksınız, O’na bağlılığınızı arz edeceksiniz. Sadece bu düşünce bile namazdır aslında. İçinizde Allah sevgisini tutun da hangi dille okursanız okuyun. Allah’ı hep gönülde tutarak sevgiyle O’na ibadet edin.

Devamını Oku

Kur’ân-ı Kerim’i tutmak için abdest almak şart değil

5 Aralık 2007

SORU: Boş vakitlerimde bilgisayarımdan Türkçe Kur’ân-ı Kerim’i okumak istiyorum. Ama abdest almam, çalıştığım yerde mümkün değil. Bu konuda yapabileceğim bir şey var mı? (Öznur Ak)CEVAP: Kur’ân okumak için abdest almak gerekmez. Bunu birkaç kez yazmıştım. Kur’ân’da abdest almak, sadece namaz kılmak için emredilmiştir. Aynı soruya bir yazımda şu cevabı vermiştim: Vakıa Suresi’nin 77-80’inci ayetlerinde Hz. Muhammed’e vahyedilen değerli Kur’ân’ın, mutahherlerden başkasının dokunmadığı saklı bir kitapta bulunduğu vurgulanmaktadır. Kanaatime göre bu ayetlerde kastedilen kitap, kitap ehlinin özenle sakladığı temel ilahi kitaptır. El-mutahherun, sünnetliler demektir. Ayetlerde, vahyedilen Kur’ân muhtevasının sünnetli, tertemiz bilginlerin ellerinde özenle saklanan ilahi kitapta mevcut olduğu daha açık bir ifadeyle ilahi kitabın prensiplerinin Hz. Muhammed’e Kur’ân (okuma) olarak vahyedildiği anlatılmaktadır. Selman-ı Farisi’nin açıklamasına göre Vakıa 78-79’uncu ayetlerde geçen kitap, Levh-i Mahfuz’dur. El-mutahherun (tertemizler) de meleklerdir. İşte melekler, o ana kitaptan aldıkları bilgileri Hz. Muhammed’e Kur’ân olarak vermektedirler. Ayetlerin, Mushaf’ı abdestli olarak tutmakla bir ilgisi yoktur. Zaten bu surenin indiği sırada henüz Kur’ân, kitap halinde derlenmemişti. Vahyedilenler, çeşitli yazı malzemesine yazılmış sayfalar halindeydi. Sonuç olarak, Kur’ân okumak, Mushaf’ı tutmak için abdest almak gerekli değildir. Elbette saygı için abdest alınsa daha iyi olur ama bu şart değildir.*****Oturduğunuz yerde kılınUçaklarda namaz kılınacak bir yer verilmemesinden yakınan Mehmet Buhara adlı okuruma cevabımdır: Uçakta namaz kılmak içi yer aramana ne gerek var? Lavaboda abdestini alır, oturduğun yerde belini biraz eğerek rükûya, biraz daha eğerek secdeye varmış olursun. Uçağın gittiği yön de senin kıblendir. Yönünü değiştirmeye gerek yoktur. Temel fıkıh kitapları, binek üzerinde namazı böyle tanımlarlar. İslâm’ın bu kolaylığı varken siz ne diye kalkıp uçakta yer arıyorsunuz. Oturduğun yerde namaz kılmana kimse engel olmaz.

Devamını Oku

Kulağa isim okumak sadece bir gelenektir

4 Aralık 2007

SORU: Çocuğumuzun ismini kulağına ezan okurken, nüfus kağıdına yazdırmadığımız göbek ismi veya ikinci bir ismi söylemezsek günah olur mu? Bu uygulama dinimizce zorunlu mu? “Âhiret zamanı ne diye çağrılacak” diyenler var. (Ziyaeddin Çakır)CEVAP: Kulağa ezan okuyarak isim koymak sadece gelenektir, İslâmi bir delili yoktur. Ezan, isim koymak için değil cemaat namazına çağırmak için konulmuştur. Ama bizde gelişen bu âdet, asırlardan beri süregelmiş köklü bir gelenektir. Ne farzdır, ne de de sünnettir. Çocuğa İslâmi bir isim vermek gerekir. İslâmi isimden maksat da puta taparlığı ya da dinsizliği çağrıştırmayan bir isimdir. Ahmet, Mehmet, Cengiz, Orhan, Nedim, Osman, Nuh, Selma, Şeyda gibi... Ancak Güneş Kulu, Ay Kulu, Zeus Kölesi gibi isimler İslâmi değildir. Çünkü bunlar puta taparlık anlamına gelen isimlerdir.Zaten göbek ismi, ikinci isim diye bir şey yoktur. Ben çocuklarıma ikinci isim koymadım, hiç aklıma da gelmedi. Bu ikinci isim de gelenektir, dine dayanmaz. Böyle şeylerin İslâm ile bir ilgisi yoktur. Ömer, Osman, Ali, Zeyd... Bakın hepsi tek isim taşıyor bu büyük sahabiler. Ahirette ne diye çağrılacakmış? Kişinin ismi ne ise onunla çağrılacak. Siz meleklerin şaşıracağını mı sanıyorsunuz? İsmi olmasa ne çıkar? Melekler hangi ruhu çağıracaklarını bilirler ve çağrılan her ruh da çağrıya koşar. Azrail’in çağırdığı her ruh onun çağrısına koşup ahirete gitmiyor mu? Kişinin ister adı olsun ister olmasın, her nefis ölüm meleğinin çağrısına koşuyor, isteyerek veya istemeyerek. Allah gecinden versin.*****Ayrıntılara takılmayınSORU: Cuma namazına gitmeden önce parmağım hafifçe kesildi. Abdestini aldım. Ezan okunmasına az bir zaman kala biraz kan gördüm ama akmadı. Acaba abdestim bozulmuş mudur? (M. A. Pektaş)CEVAP: Kan çıktığı yeri geçip akmamışsa abdestiniz bozulmaz. Rahat olun. Ama kalbinizde kötü düşünceler dolaşmışsa o namazdan zaten bir şey çıkmaz. Önemli olan gönüldür. Özü bırakıp basit şeylerle ayrıntı içine girmeyin. Bu, ne dünyaya yarar ne ahirete.

Devamını Oku

Cemaatle kılınan namazın üstün oluşunun hikmeti

3 Aralık 2007

SORU: Cemaatle namaz kılmanın hükmü nedir? Bu namaz, ferdi kılınan namazdan 27 derece daha mı hayırlı? Cemaatle namaz kılmak camide mi olur? Yoksa aile arasında da kılınabilir mi? (Sami Balgasun)CEVAP: Hadiste cemaatle namazın, bireysel namazdan 25 veya 27 derece daha üstün olduğu ifade edilmiştir. Sebebi şudur: İnsanlar bir araya geldikleri zaman birbirlerini etkilerler. Birindeki olumlu düşünce, duygu, ötekine de geçer. Mevlit veya toplu Kur’ân okunurken bir iki kişi ağlayınca diğerleri de duygulanıp ağlarlar. Yani manevi hava topluluğu sarar. Ayrıca insanlar bir araya geldikleri zaman birbirleriyle tanışırlar, dertlerini, sorunlarını paylaşırlar. Birinin yardıma ihtiyacı olursa yapabilenler ona yardım ederler. Birbirlerini tanıyınca dayanışma olur. Böylece birbirini seven toplum oluşur. İşte cemaatle namazın bireysel namazdan üstün oluşunun hikmeti budur. Ayrıca Peygamberimiz, “Allah’ın eli, cemaatin üzerindedir” buyurmuştur. Bu da toplu ibadetin manevi derecesini, ilahi rahmeti çekeceğini belirtir. Ancak hadisteki 25 derece veya 27 derece söylemi, bir çokluk belirtisidir. Yani cemaat halinde namazın bireysel namazdan çok erdemli, çok sevap olduğu, böyle rakamsal bir söylemle dile getirilmiştir. Bu tıpkı “Bir âlim, âleme bedeldir” söylemi gibi erdem belirtisidir. Bundan matematiksel bir anlam çıkarmak doğru değildir. Ayrıca farz namazlar için bu üstünlük söz konusudur. Maksat insanları bir araya toplayıp toplumsal sevgi ve dayanışmayı sağlamaktır. Cemaatle namaz için ille cami veya mescit şart değildir. Aile bireylerinin, evde veya herhangi bir yerde birlikte namaz kılmaları da kendilerine cemaat sevabını kazandırır. Önemli olan birlikte namaz kılmaktır. İki kişi de olsa birinin imam olup cemaatle namaz kılmaları öğütlenmiştir. Çünkü bu, onlara cemaat namazının sevabını kazandırır. Ama kişinin sakin zamanlarda, özellikle gece vakitlerinde kendi başına nafile ibadeti, bazen cemaat namazından da üstün olur. Peygamberimiz gece teheccüd namazlarını ve ayrıca farzlar dışındaki sünnetleri çoklukla camide değil, kendi evinde bireysel olarak kılmıştır. Kur’ân da geceleyin kalkıp ibadet edenleri övmekte, Nur Suresi’nde onların evlerinde yanan mumu Allah’ın ışığı olarak tanımlamaktadır.

Devamını Oku

Önemli olan özde birliktir

2 Aralık 2007

SORU: Bir Hristiyan’la evliyim. Eşim, Allah’a ve ahiret gününe inancı tam olan, Hz. İsa’yı Allah’ın oğlu değil peygamberi olarak gördüğünü söyleyen, benim inancıma saygı duyan biri. Bir kızımız var. Eşim nüfus cüzdanını çıkartırken memurlar kendisine hiç sormadan dinine Hıristiyan yazmışlar. Ben kızımı Müslüman olarak yetiştirmek istiyorum. Eşim bir ilahiyatçıdan, “Hristiyan olanlar cennete gidemez” diye duymuş. Bunu çok saçma buldu. Ben de İslâm’ın bütün insanları eşit gören bir din olduğunu söyledim. Başka yapabileceğim bir şey var mı? (Z. Ö.)CEVAP: Madem ki kitap ehli bir erkekle evlendiniz, çocuğunuz da oldu, o zaman uyum içinde yaşamaya çalışın. Eşiniz sizin namaz kılmanıza engel olmadığına göre çocuğunuza İslâm dinini öğretmenize de bir tepki göstermez. Hoşgörülü bir insan olduğunu tahmin ediyorum. Hz. İsa’yı Allah’ın oğlu değil de peygamberi biliyorsa zaten Müslüman sayılır. İsim önemli değil, öz önemlidir. Bağnaz, her toplumda vardır. Ben Almanya’dayken bir kadın, “Siz Allah’a inanıyor musunuz?” diye sormuştu. Maalesef onlar da bizi dinsiz, puta tapar biliyor. Bunu yapan bağnaz din adamlarıdır. Papazların da yobazları var. Kur’ân’a göre Allah’a ve ahirete inanan, güzel ahlak sahibi herkes istisnasız cennete gidecektir. Bakara Suresi’nin 62’nci ayeti şöyledir: “Muhakkak ki Müslümanlar, Yahudiler, Hristiyanlar ve Sabiiler bunlardan her kim Allah’a ve ahirete inanır, güzel işler yaparsa Allah katında ödüllendirilecek, asla korku ve üzüntüye uğramayacaktır.”Kur’ân, kitap ehli içinde İsa’yı Allah’ın oğlu kabul edenleri nankör diye nitelendirir ama hepsinin bir olmadığını, onlar içinde de geceleri kalkıp Allah’a ibadet edenler, hayır işlerine koşanlar bulunduğunu, onların da yaptıklarının boşa gitmeyeceğini, ödüllendirileceklerini vurgular. Maalesef bağnazlık diz boyu. Ben bunu kitaplarımda yazdım, televizyonlarda söyledim. Bu nedenle bana iftira atıyorlar. Kur’ân, Allah’ın her ulusa özel bir din ve şeriat (din yasası) verdiğini, şeriat ayrılığının doğal olduğunu, önemli olanın özde birlik olduğunu vurgular (Maide: 48, Bakara: 148). Büyük İslâm bilgini İmam Kuşeyri, Letaifu’l-İşarat (İnce İşaretler) adlı eserinde, “Öz bir olduktan sonra şeriat (din) ayrılığının zarar vermeyeceğini, Allah’ın bütün ilahi din mensuplarına güzel gelecek vaadettiğini” belirtmektedir.

Devamını Oku

Duhan Suresi ve Bedir Savaşı

1 Aralık 2007

SORU: Allah nasip ederse yakında bir oğlum olacak. Adını, “Duhan” olarak belirlemiştik. Ancak “Duhan”ın anlamının “kıyamet günü ortaya çıkacak duman” olduğunu öğrendik. Tereddüde düştük. Sizce “Duhan” ismini koymamız uygun mu? (Dr. Ş. Alpay)CEVAP: Arapça Duhan, duman demektir. Bu, bir surenin adıdır: Duhan Suresi. Sureye bu adın verilmesinin nedeni, bir felaket gününde insanları bir dumanın kaplayacağının anlatılmasıdır. İnsanları kaplayacak olan bu dumanın kıyamet olayında vuku bulacağını söyleyenler olduğu gibi büyük bir kıtlık, yoksulluk gününde insanların bitkin düşmesinden ötürü gözlerinin her şeyi puslu göreceği bir dehşet zamanı olarak anlayanlar da vardır. Benim kanaatime göre insanları kaplayacak olan duman, surenin inişinden birkaç yıl sonra vuku bulacak Bedir Savaşı’na işaret etmektedir. Kumsal bir vadide olan bu savaşta rüzgarın ve atların savurduğu kumlarla etraf toz duman olmuş, göz gözü görmez duruma gelmiş ve İslâm, düşmanı büyük bir bozguna uğramıştır. İşte Kur’ân’daki Duhan kelimesinin anlamı budur. Ama bir surenin ismi olan bu kelimeyi çocuğunuza ad olarak vermekte bir sakınca görmüyorum. Fakat bana göre bu dumanla ilgili olarak çocuğunuza Bedir ismini verseniz daha iyi olur. Bedir, İslâm’ın ilk ve en büyük zaferi olduğu gibi dolunay anlamına da gelir.*****Allah her yerdedirSORU: Nisa suresi 158’inci ayette Allah’ın İsa’yı kendine yükselttiği belirtiliyor. Anlatılmak istenen nedir? (Aydın Ezel)CEVAP: Kur’ân, Allah’ın İsa’yı vefat ettirdiğini, sonra kendisine yükselttiğini söylüyor. Allah mekandan münezzehtir. O, her yerdedir. Madde âlemini tümüyle kuşatmış olan arşından, yani tahtından evreni yönetmektedir. Allah’ın gökte olması söz konusu değildir. Gök neresi? Bizim üstümüzde olan her yer. Güneşler, aylar, tüm evren cisimleri. Allah, hâşâ bunların birinde mi oturmaktadır ki İsa’yı oraya yükseltsin? O’nsuz bir mekan düşünülemez. “Nerede olsanız O, sizinle beraberdir” (Hadid: 4). Kur’ân’da Allah İsa’yı göğe yükseltti denilmiyor, Allah İsa’yı kendisine yükseltti buyuruluyor. Bu da maddi cisimle olmaz. Bu, cisimden ayrılan ruhun Hakk’a yücelmesidir. Demek ki Allah İsa’yı öldürüp ruhunu kendisine yükseltmiştir. Mesele bu kadar açıktır.

Devamını Oku

Baskı altında işlenen günahın sorumlusu kim?

30 Kasım 2007

SORU: Çok ağır bir iftiraya maruz kaldım. Defalarca yapmadığımı söylememe rağmen psikolojik baskı gördüğüm için sonunda yapmadığım suçu kabul ettim. Ve nasıl yaptığımı anlatmak için de yalan bir hikâye uydurdum. Vicdanım rahat ama yapmadığım bir suçu zulümden kurtulmak için üstüme alarak acaba bir günah işlemiş oluyor muyum? Günah olan bir şeyi başkasının zoruyla yapıyorsam işlediğim günah az da olsa hafifler mi? (Dicle Özen)CEVAP: Yapmadığınız bir şeyi baskı sonucu üstlenmeniz sizi günaha sokmaz. Yapmadığınız o eylemin sonucundan sorumlu olmazsınız. Ama burada bir yalan var. Yalan söylemek büyük günahlardandır. Ancak zor karşısında yani öldürme tehdidi veya işkence korkusuyla böyle söylediyseniz, bu sözünüzle başkasına bir zarar vermediğiniz takdirde yine sorumlu olmazsınız. Ancak yalan yere suçu üstlenmeniz, şayet başka birine zarar veriyorsa bu durumda sorumluluk doğar. Günah olan bir şeyi başkasının zoruyla işlemekte zorun mahiyeti önemlidir. Eğer bu zor, hayati tehlike yaratacak ölçüde güçlü ise nefsinize dönük bir günahı işlemekten sorumluluk doğmaz. Mesela birisi sizi domuz eti yemeye zorlar ve bunu yapmadığınız takdirde sizi öldüreceğini söylerse ve o kişi dediğini yapacak güçteyse o zaman haram olan domuz etini yemek size sorumluluk getirmez. Ama söylediğini yapacak güçte biri değilse o zaman haram işi yapmaktan ötürü sorumlu olursunuz. Fakat dediğini yaptıracak kimsenin, başkasına zarar verecek bir şeye mesela bir başkasını öldürmeye zorlaması durumunda siz o kimsenin sözüyle birini öldürürseniz büyük günah işlemiş olursunuz. Çünkü sizin hayatınız, öldürdüğünüz şahsın hayatından daha değerli değildir. Ama daha basit günahları zor karşısında işlemek insanı tam sorumluluktan kurtarmasa da manevi cezayı hafifletir. Her ne olursa olsun, kul hata yapar ve tövbe ederse Allah onun günahını bağışlar. Siz hemen gönülden tövbe edip Allah’a yalvarın. Hatanız varsa bağışlanmış olur. “Acaba Allah beni affetti mi” diye düşünmenize de gerek yoktur. İçtenlikle tövbe ettiyseniz Allah affetmiştir.

Devamını Oku

Ciddiyetten uzak olan görüşler var

29 Kasım 2007

* Dünden devamHazreti Peygamber kişisel ve toplumsal kıyametin alametlerini haber vermiş olabilir. Bireysel ve toplumsal yıkıma neden olacak kötü davranışlara karşı insanları uyarmak üzere söylenmiş olan kimi sözleri, “Kıyamet-i kübra (kozmik kıyamet)” ile ilişkilendirmek yanlıştır. Zira Kur’ân-ı Kerim’in vurguladığı üzere ansızın kopacak olan kozmik kıyametin alameti yoktur. Çünkü ansızın gelecek bir olayın alameti olmaz. Önce belirtisi ortaya çıkacak olan şey de ansızın gelecek bir olay olarak nitelendirilmez. Zaten Kur’ân-ı Kerim’le uyumlu olan sahih hadislerde de kıyametin, “ansızın” kopacağı belirtilmektedir. Kur’ân’ın, ansızın geleceği vurguladığı kıyamet için Hz. Peygamber’in alametler belirlemiş olması mantıklı değildir. Ciddiyetten uzak görüşlerin temel dayanağı olan çürük rivayetlerin, bilimsel ölçütler içerisinde değerlendirildiği “Hadislerde Kıyamet Alametleri” adlı bu eseri, cidden işin gerçeğini öğrenmek isteyenlere tavsiye ederim.*****Kur’ân’a uyan hadislerSORU: Hadis diye söylenen sözlerde çok yanlışlıklar ve çelişkiler var. Acaba bu yüzden mi bunları temizlemek, Kur’ân’la bağdaştırmak zor oluyor? (S. Özdemir) CEVAP: Hadislerin tümü inkâr edilemez. Öyle yaparsanız Hz. Muhammed’in hayatını, ibadetin uygulanış biçimini, tüm İslâm hukukunu bir çırpıda atmış olursunuz. Hadislerin kimi uydurmadır, kimine de birçok yabancı söz karışmıştır, bunda kuşku yok. Ama Kur’ân’a uyan, ters düşmeyen hadisler de Kur’ân’a yardımcı ikinci kaynaktır.*****Süt kardeş çocuklarıSÜt kardeşinin çocuğuyla evlenilip evlenilmeyeceğini soran okuruma cevabımdır: Süt kardeş manevi bakımdan aynen kardeş gibidir. Süt kardeşle evlenmek caiz değildir. Onun çocuğuyla evlenmek de caiz değildir. Kişi öz kardeşinin çocuğuyla evlenemeyeceği gibi süt kardeşinin çocuğuyla da evlenemez. Dinin hükmü bu. Siz ayette süt anne, süt bacı geçiyor diyorsunuz. Süt bacıyla evlenilebilir mi? Onunla evlenilemediği gibi süt kardeşle de, bunların çocuklarıyla da, torunlarıyla da evlenilemez. Çünkü bunlar sizin süt kardeş çocuklarınızdır.

Devamını Oku