SORU: Müminler sadece Allah’a secde eder, sadece O’na el açar. Rabbimize dua ederken Peygamberimize salavat okumak, bilmeden şirke benzer bir kusur yaratır mı? Mesela el-Fatiha çağrısıyla Fatiha Suresi’ni okumaya davet edildiğimizde önce Peygamberimize salavat getirip peşinden ellerimi açarak Suretul Hamd’ı okuyorum. Acaba bu yersiz bir hassasiyet mi yoksa yaptığım uygulama doğru mu? (Faik Rıdvan Göksel)CEVAP: Kur’ân okumanın ardından “sadakallahulüzim (Allah doğru söyledi)” deyip sonra Fatiha okumak bid’attır. Namazda “amin”den sonra Fatiha okumak bid’attır. Herhangi bir şeyin veya duanın ardından “el-Fatiha” demek bid’at olduğu gibi Fatiha’dan önce salavat okumak da bid’attır. Peygamberimiz böyle bir şey yapmamıştır. Bunlar zamanla dine katılmış uygulamalardır. Dinin sadeleşmesi için bunları bırakmak gerekir. Peygamberin yapmadığı şeyleri dine eklemek yanlıştır. Çünkü Peygamberimiz, bid’atların dinin özünden sapma olduğunu bildirmiştir. Ama Peygamberimize salavat okumak güzeldir, bunda şirk diye bir şey olamaz. Çünkü biz salavatla Peygamberden herhangi bir istekte bulunmuyoruz, sadece onu anıyor ve makamının daha da yükselmesini diliyoruz.*****Nikâh açık olmalıdırSORU: Sevdiğim kişiyle imam nikâhı yapmayı düşünüyoruz ama biliyoruz ki ailelerimiz buna izin vermez. Nikâh için de velinin olması şart. Ne yapmamız gerekiyor? (L. L.) CEVAP: Hanefi mezhebi hariç, diğer mezheplerde bir kız veya kadın, velisinin izni olmadan nikâh kıyamaz. Eğer varsa velisinin izin ve muvafakati gerekir. Ancak Hanefi mezhebine göre küçük kız bu durumdadır ama ergenlik çağına gelip yasal haklarının kullanacak çağa yani 18 yaşına gelince kendi isteğiyle nikâh kıyıp evlenebilir. Velinin izni şart değildir. Tabii nikâhın aleni yani açık olması gerekir. Gizli nikâha nikâh denmez. Çünkü bu nikâhı kimse bilmeyeceği için bunu yapanlar suçlanırlar. İşte nikâhta iki şahidin bulunması bunun içindir. Bu suretle karı kocanın birbirlerine karşı nikâhtan doğan hakları geçerlilik kazanır. Hanefi mezhebine göre imam nikâhının şartı, kadına verilecek mehr (belli bir para) ve en az iki tanığın bulunmasıdır. Diğer hukuk ekollerine göre velinin izni şarttır. Bana göre alenilik de önemlidir. Ben gizli nikâhı tasvip etmem. Ana babayı üzen, Allah’ı kızdırmış olur.
SORU: Ne zaman Müslümanlık aleyhine bir yazı yazılsa üzülüyorum. Gerici, irticacı gibi laflar beni kahrediyor. Müslümanlığı bu kadar hakir görmeye hakları var mı? (Muammer Bekaroglu) CEVAP: Siz buna üzülmeyin. Bu dünyada melek de var şeytan da... Hak da var batıl da... Karanlık da var aydınlık da... Şeytan hep Allah dostlarıyla uğraşır, Hakkı yok etmek, Hak nurunu söndürmek için her türlü yakıştırmayı yapar. Ama onların saldırısı ne Hakkı ortadan kaldırır, ne Allah’ın ışığını söndürür. İnançsızlar istemese de Hak ışığı dünyayı aydınlatmaya devam edecektir. İnsan mücadelesiyle, saldırılara karşı direnmesiyle değer kazanır. Yüce Allah inananlara hitaben, “Sabredin, direnin, Allah’a gönül bağlayın ki başarıya eresiniz” (Al-i İmran: 200) buyurmaktadır.*****Allah’ın emrini uygularken başkasından izin alınmazSORU: Eşim, benim haberim ve rızam olmadan hac görevini yerine getirmek için başvuruda bulunmuş. Onun yaptığı doğru bir davranış mıdır? (Çiğdem)CEVAP: Eşiniz aile reisidir. İslâm’a göre ibadet için eşin rızasını almak gerekmez. Siz ister razı olun ister olmayın eşiniz haccını yapacaktır. Sizin razı olmamanız aleyhinize bir puandır. Ne demek hacca razı olmamak? Yarın eşiniz namaz kılmak için de mi sizden izin alacak? Olmaz böyle bir düşünce. Namaz nasıl bir ibadetse hac da öyle bir ibadettir. Bunun için kimseden izin almaya gerek yoktur. Allah’ın emrini uygularken birinden izin alınmaz.*****Küslük devam etmemeliSORU: Bir arkadaşım benimle küstü, selam bile vermiyor. Ne yapmalıyım? Küslük devam etmeli mi? (Fatma Garip)CÖZÜM: Küslük devam etmemeli. Bir yolunu bulup kendi amacınızı ona anlatmalı ve barışmalısınız. Peygamberimiz üç günden fazla küs durmayı yasaklamıştır. İlk barışma girişiminde bulunan ilk cennete gidecektir.
* CÜNEYT Çelebi adlı okurum bir takvim yaprağından şunları aktarıyor: “Hz. Peygamber Hz. Fatıma’yı Ali ile evlendirmek isteyince Fatıma’ya 400 dirhem mehre razı olup olmadığını sormuş. Fatıma razı olmamış. Cebrail gelip Fatıma için cenneti ve içindeki tüm nimetleri mehr olarak önermiş. Fatıma yine kabul etmemiş. Bu kez Peygamber Efendimiz sormuş: ‘Ey kızım, neye razı olursun?’ Hz. Fatıma, ‘Senin razı olduğun şeye. Ümmetine şefaat etme nimetine’ cevabını vermiş. Bunun üzerine Cebrail elinde bir kagıtla gelmiş ve ‘Ya Fatıma, babanın ümmeti sana mehir kılındı’ müjdesini vermiş. Hz. Fatıma kağıdı eline almış, ‘Ya Rab, kıyamet günü olduğunda bu kağıdı elime alarak işte benim mehrim diyeceğim’ buyurarak Allah’a şükretmiş. Hz. Fatıma vefat ettiğinde kabrine bu kağıtla beraber defnedilmiş.” Bu yazıyı gönderen okurum soruyor: Hz. Fatıma’nın diğer insanlara şefaat edebilmesi mümkün mü? Hz. Fatıma’nın kabrine bu kâğıtla gömüldüğü doğru mu? Bu rivayetteki çelişkiler hiç dikkate alınmıyor mu? * BU hikâye uydurmadır, hurafedir. Böyle bir hurafeyi şuna buna aktarmak da günahtır. Hz. Fatıma ile evlenen Hz. Ali’nin ne kadar mehr verdiği kaynaklarda açık seçik bellidir. Bu konuda şu kaynaklara bakılabilir: el-İsabe: 4/378, Usdul-gabe: 5/521. Kağıtla gömülmenin de hiçbir yararı olmaz. Çünkü kağıt, yazı bu dünyada kullanılır. Soyut ruhlardan ibaret olan meleklerin kağıda kaleme ihtiyaçları yoktur. Onlar kağıda bakmaz, ruha bakarlar. Onlar ruh kitabını okurlar, kırtasiyeyi değil. Ayrıca şunun şefaat edeceği, bunun şu kadar kişiye şefaat edeceği şeklindeki rivayetlerin hepsi Kur’ân’a aykırıdır. Çünkü Kur’ân, ahiret mehkemesinde hiç kimsenin ağzını açıp söz söylemeye, birini kayırmaya cesaret edemeyeceğini, şefaatin (yardımın) sadece Allah’a mahsus olduğunu, yüce mahkemede alışverişin, dostluğun ve şefaatin olmadığını vurgulamakta, orada herkesin kendi eylemiyle değerlendirileceği, şefaatin fayda vermeyeceği belirtilmektedir. Kur’ân orada şefaat olmadığını vurgulayadursun bu rivayetler ahireti dünyadan daha büyük bir kayırma yeri yapmaktadır. Şimdi şu ayeti iyi düşünün: “Ey inananlar, ne alışverişin, ne dostluğun ve ne de şefaatin olmadığı gün gelmezden önce, size verdiğimiz rızıktan (Allah için) harcayın” (Bakara: 254).
SORU: Geçtiğimiz günlerde şöyle bir rüya gördüm: “Bir mağarada Hz. Musa ve bir grup insanla beraberim. Bunlardan bir kısmı Musa peygamberin hizmetinde ya da ona yakın olan kişiler. Ben de onun hizmetinde olanlardan biriyim. Musa, bordo kadife çok güzel bir elbise giymiş. Ancak benim elbisem de onunkine benziyor. Elimde demirden bir tasta su var. Bir mucize göstermesine yardım eder gibi ona doğru yaklaşıyorum. Musa’nın elinde tam hatırlayamıyorum ama ince bir yılan ya da bir odun parçası var. Elindekini tasın kenarına bastırıyor. Tasın içine kan süzülüyor. Kan, tasın içindeki suya karışıyor. Ancak su sürekli dönüyor ve her seferinde yine berraklaşıyor. İnsanlar şaşırarak bakıyorlar bu mucizeye.” Her gün bu rüyayı düşünüyorum. Bunun yormu nedir? Beni aydınlatır mısınız? (Neslihan) Ruh temizliğine işarettir CEVAP: Ben okurlarıma rüya yorumcusu olmadığımı kaç kez belirttim ama boşuna... Yine rüyalarını bana soruyorlar. Bu okuruma derim ki: Rüyada bir peygamberi görmek, görenin ruh temizliğine işarettir. Size gösterilen Hz. Musa’nın hayatındaki iki mucizesidir. Bildiğiniz üzere Hz. Musa’nın taşıdığı asa, yere attığı zaman çevik hareket eden kocaman bir yılan olup büyücülerin büyülerini yutmuştur. İşte siz Hz. Musa’nın o mucizesini görmüşsünüz. Ayrıca Hz. Musa’ya inanmayan Mısırlıların içtikleri su kan oluvermiş. Onun duasıyla bu durumdan kurtulmuşlar. Ama yine onu inkâr etmişler. İşte rüyanızda Hz. Musa’nın, tasın kenarına bastırdığı yılan veya odun parçasıyla tasın içine kan süzülüp tastaki suya karışması da Hz. Musa’nın, inanmayanlara gösterdiği kan mucizesine işaret olabilir. Anladığım kadarıyla siz bu rüyayı görmeden önce Hz. Musa’nın mucizeleri hakkında bir eser okudunuz, bilinç altına itilen o izlenimler rüyanızda ortaya çıktı. Yahut sizin ruhunuz, Hz. Musa ile yakınlık kurdu. Onun hayatından iki mucize kesiti size yansıdı. Gerçeği Allah bilir.
SORU: Kısa süre önce anneannem vefat etti. Taziye ziyaretine gelen hemen hemen herkesin elinde su böreği paketi vardı. Şaşırmadım desem yalan olur. Ancak annem bunun bir gelenek haline geldiğini söyledi. İslâm’da bu âdetin yeri nedir? (Levent Delice)CEVAP: Ölü evinin sahipleri dertli, üzgün oldukları için yemek yapamazlar. O eve üç gün boyunca komşular yemek götürür. Bu güzel bir gelenektir. Ancak bu görevi her gün veya her övün birisi yapar. Yoksa her gelen yemek getirirse yenmez, israf olur, dökülür. Ayrıca börek götürmek diye bir gelenek yoktur. Herkes evinde ne varsa, çocukları için ne pişirmişse ondan ölü evine götürür. Yani Allah ne verdiyse... Herkesin yemek götürmesi de gerekmez. En yakın komşular içinde hali vakti yerinde olanlar bunu yapar. Yoksa herkesin yemek götürme yarışına girmesi erdem olmaktan çıkar, riya sınırına girer ki dinde riya şirke yakın günahtır. Maun Suresi okunursa riyanın ne denli menfur bir duygu ve eylem olduğu anlaşılır. Dini gelenekler birilerine rant sağlamak için değil, toplumun maddi veya manevi dertlerine çare olmak üzere geliştirilmiştir. Halkımızın bu tür bid’atlardan uzak durmasını tavsiye ederim. *****Sedyeyle de tavaf olur SORU: Yürümekte güçlük çekiyorum. Bu durumda bana hac farz mıdır? (A. H.)CEVAP: Size destek olacak bir kişiyle birlikte hacca gidebilirsiniz. Zor olan tarafı tavafla sa’ydır. Bunun çaresi mutavvıfa (tavaf ettiren kişiye) yaptırmaktır. Bunun için 50-60 lira verirseniz bir tekerlekli sandalyeyle sa’y yaptırılır, sedyeyle de tavaf olur. Yahut iyice tenha olan gece vakitlerinde tavaf edilebilir. Ama sağlık durumunuz dolayısıyla yolculuk yapmanız risk taşıdığı için size hac farz değildir. Hacca ayırdığınız parayla gerçekten yoksul bir öğrenci bulup onun tahsiline yardım edin. İnşallah hac sevabını almış olursunuz. Allah, kişinin niyetine göre karşılık verir,*****DÜZELTME: Bana gelen bir soruda, Peygamberimizin şahsiyetine ve zarafetine yakışmayacak ifadeler vardı. Bu soruya verdiğim cevap 9 Aralık günü bu köşede yayınlandı. Ancak yazının başlığı yanlışlıkla “Faiz neden haram olsun?” diye çıktı. Benim verdiğim başlık ise “Faiz alanın günah durumu” şeklindeydi. Bazı okurlarım bu yazıda benim “faiz helaldir” dediğimi ifade eden e-mailler gönderdi. Öyle bir şey demedim. Düzeltir, özür dilerim.
SORU: Bir soruya verdiğiniz cevapta “Kişi oruç tutmak istemiyorsa tutmaz. Namaz kılmak istemiyorsa kılmaz. Ama yaptığı büyük günahtır” diye yazmıştınız. Namaz, oruç, hac gibi kişisel ve görünen ibadetleri terk etmek büyük günah sayılırken gıybet etmek, tefrika yaratmak ve infakta bulunmamak gibi günahlar (ki bunlar başka insanların hak ve hukuklarını da ilgilendirdiğinden kul hakkı da içerirler) nedense ikinci derece sayılırlar veya öyle muamele görürler. Neden? (Çetin Kotevoğlu)CEVAP: Rad Suresi’nin 21’inci ayetinde namaz, oruç gibi ibadetlerden önce sözde durma, imanın gereği olarak anılır. Sözde durma, doğru söyleme Allah’a imandan sonra İslâm’ın ikinci temel şartıdır. Yalan söylemek, günah olduğu gibi dedikodu yapmak, gıybet etmek, iftira etmek de en büyük günahlardandır. Aslında İslâm’ın şartı sadece bir hadise göre 5 olarak anılmıştır. Ama Kur’ân’ın tüm emirleri İslâm’ın şartıdır. Bile bile bunlara aykırı davranan yani yalan söyleyen, iftira eden kimse gerçek Müslüman değildir sadece isim Müslümanı, kültür Müslümanı’dır ama yaşam Müslümanı değildir. Kur’ân, kul hakkına tecavüz sayılan eylemlerde ceza belirlemiştir. Namaz kılmayan Allah’a karşı sorumludur ama iftira eden, yalan söyleyen hem Allah’a hem de insanlara karşı sorumludur. Neden sadece ibadetler, dini öğütlerin önüne çıkarılıyor? Kanaatime göre bunun sebebi şudur: Kişi namaz kılar, oruç tutarsa Allah’a inancı beslenir, güç kazanır. Allah’ın, her an kendisini gözetlediğini, yaptıklarından hesaba çekeceğini bilen kimse de O’nun rızasına aykırı şeylerden uzak durur, buyruklarını tutar, yasaklarından kaçar. Onun için Peygamberimiz namazsız dinde hayır olmadığını belirtmişlerdir. Dinimizin en temel olmazsa olmazı, önce Allah’ın varlığına, birliğine inanmak, sonra da bunun gereği olarak doğru olmaktır. Bakınız Kur’ân bunu ne kadar özlü biçimde vurgulamıştır: “Rabbimiz Allah’tır deyip sonra doğru olanlar, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Onlar cennet halkıdır, yaptıklarına karşılık orada ebedi kalacaklardır” (Ahkaf: 13-14). “Rabbimiz Allah’tır deyip sonra doğru olanların üzerine melekler iner: Korkmayın, üzülmeyin, size söz verilen cennetle sevinin derler. Biz dünya hayatında da ahirette de sizin dostlarınız. Orada size canlarınızın çektiği her şey var. Orada size istediğiniz her şey var” (Fussilet: 30-31).
SORU: Faizin suç olduğu anlamına gelen hadis, peygamberimize mi ait? (K. Çelik)CEVAP: Faiz neden bir suç olsun? Bunu, insanları faizden uzaklaştırmak için birtakım kişiler uydurup Peygamberimizin ağzına koydular. Peygamberimizin amcası Abbas, Mekke’de en büyük faizciydi. Onların uygulamasına faiz de denmez, tefe denilir. Onun için Kur’ân kat kat riba yani tefe yemeyi yasaklamıştır. Bugün modern bankacılığı tefecilik saymak doğru değildir. O zaman siz çağın gerisine düşersiniz. “Faiz yasaktır” diyenler başka adlar altında yine bu milleti sömürmeye devam ediyor, sonra da topladıkları paralar başka yerlere hortumlanıyor. Devletin tanıdığı yasal faiz, bugünün ekonomisine egemendir, bundan kaçmak mümkün değildir. Faiz uygulamasının dışında kalan kimse de pek yoktur. Devlet çalışanlardan yıllarca kestiği tasarrufu teşvik ve konut edindirme fonları kesintilerini faizleriyle birlikte sahiplerine iade etti veya ediyor. Acaba bu kesintilerin faizlerini almayan var mı? *****Hz. Ayşe’nin yaşıSORU: Hz. Muhammed’in Ayşe ile evlendiğinde kendisinin 54, Ayşe’nin de 9 yaşında olduğu doğru mu? (Eylem Buch) CEVAP: Bu doğru değildir. Çünkü Ayşe, Hz. Fatıma’dan 5 yaş küçüktür. Hz. Fatıma, Hz. Muhammed’in peygamberlikle görevlendirilmesinden 5 yıl önce doğduğuna göre Ayşe’nin, Peygamberliğin birinci yılında doğmuş olması gerekir. Hz. Muhammed, Ayşe ile Medine’ye göç etmesinin ikinci yılında evlenmiştir. 13 yıl Mekke dönemine 2 yıl daha eklenirse 15 yıl eder. Demek ki Ayşe, Hz. Muhammed’le evlendiği zaman en az 15 yaşındaydı.*****Evlat üzerine yeminSORU: Bir durum nedeniyle evladımın başı üzerine yemin ettim. Böyle bir yeminin geçerliliği nedir? (Fatma Nadide)CEVAP: “Evladın başı için” biçiminde bir yemin formu yoktur. Yemin, Allah adına yapılır. Başka bir şey üzerine yemin etmek zaten caiz değildir. Sizin sözünüz geçerli bir yemin değildir. Bu söylediğiniz söz bir adak da değildir. Çünkü adak ancak ibadet türünden bir şeyle olur. Oruç, namaz, sadaka gibi... Yapacağınız şey böyle bir söz söylediğiniz için Allah’tan af dilemek, tövbe etmektir. Çünkü bu, çocuğunuz için bir beddua sayılır
SORU: Secde yalnız Allah’a yapılacağına göre meleklerin Hz. Adem’e secdesini nasıl değerlendirmeliyiz? (Mehmet Yayıltı)CEVAP: Secde, saygı ve itaatin doruk noktasıdır. Kesin teslimiyet ve itaat anlamı taşır. Meleklerin Adem’e secdesi, Allah’ın buyruğu uyarınca ona hizmet ve itaat etmeleri demektir. İnsanın yaşaması için melek dediğimiz manevi varlıklar görevlendirilmiştir. Bu husus Rad Suresi’nde açık olarak belirtilmiştir: “İnsanın önünde arkasında kendisini kollayan izleyiciler vardır, onu Allah’ın buyruğundan (kazasından) korurlar.” Bu melekler anne rahmine düşmesinden, ölünceye kadar insanı izler ve yaşamasını sağlarlar. Ayrıca atmosfer olaylarını düzenleyen melekler olduğu gibi yağmurun yağmasına, rüzgârın esmesine, seslerin aktarılmasına da yardımcı olan melekler vardır. Biz bunları görmüyoruz ancak onların hazırladıkları ortamda yaşıyoruz. Onlan insanları birçok kazadan da korumaktadır. Hasılı yeryüzündeki canlıların en şereflisi olan insanın rahatça yaşaması için birtakım manevi görevliler hizmet vermektedirler. İşte bunların insana hizmeti, insana boyun eğmesi, secde etmesi şeklinde ifade edilmiştir. Fahreddin Razi, Muhammed Abduh gibi bazı din bilginleri, insana secde eden meleklerin yüce topluluk melekleri değil, yeryüzü melekleri yani bir başka deyişle doğa yasaları olduğunu söylemişlerdir.*****Midye yemek haram mı?SORU: Midye yemek haram mı? Yeni doğan çocuk için kurban kesip ikram etmek dinimizce sevap mı? (Günay Tuncel) CEVAP: Her türlü deniz ürünü helaldir. Peygamberimiz, “denizin suyu temiz, ölüsü de helaldir” buyurmuştur. Bu bakımdan midye eti helaldir ama sorun etin kendisinde değil, hayvanın etini çıkarma yöntemindedir. Canlı canlı midyenin kabuğunu etinden ayırıp yemek veya diri diri onu haşlamak dinimizin merhamet prensibiyle bağdaşmaz. İşte bu bakımdan midye yemeyi mekruh saymışlardır. Eğer insancıl bir metotla midyenin eti pişirilirse bir sakınca yoktur. Gelelim diğer sorunuza. Yeni doğan çocuk için kesilen kurbana akika kurbanı denir. Bu sünnettir, sevaptır. Ama şart değildir. Kesilirse çok daha güzel olur.