Cuma namazı müminlerin bayramıdır

20 Ekim 2007

SORU: Sorum Cuma namazı ile ilgili. Sosyal ve ictimai bir anlamı olduğunu düşündüğüm, çok uzak geçmiş olmasa da hutbelerin bulunulan muhite, cemaate göre yapıldığı, daha bilgili ve hayatın içinden imamların görev aldığı bir yapıdan bugünkü sığ mimari yapılar içinde, insanları cehenneme göndermekle tehdit eden ve cennetin anahtarını tekellerinde bulunduran imamlarla, sadece geleneksel bir vazifeyi içeriğiyle hiç ilgilenmeden yerine getiren bir cemaat; muhatabını umursamayan bir hutbe tarzı. Bu şartlar altında bu ibadetin farziyetinden bahsetmek mümkün müdür? (Barbaros Genç) CEVAP: Barbaros Bey, düşüncenizde haklısınız. Hutbeler genellikle sığ, zaten genelde üst makamlardan hazırlanıp gönderilen hutbeler. Her muhite uymuyor, imamlar da öyle bulundukları muhite ve şartlara uyar konuşmalar yapacak bilgi birikiminden yoksun. Gönderileni okuyorlar veya notlar alıp konuşur gibi yapıyorlar. Her zaman söylerim, Kur’ân’ın yöneltimi istikametinde fikirlerde yenilik gerekir ama din görevlilerimizin çoğu cemaatin önünde değil, hep arkasında kalırlar. Oysa yüce peygamber ve her peygamber büyük reformcudurlar. Batıl, insanları geri bırakan geleneklerle mücadele etmişler, çok güçlüklere göğüs germişler, çoğu başarmış, Zekeriya gibi Yahya gibi bazı peygamberler de bu uğurda can feda etmişlerdir.Ama hutbeler sığ da olsa yine Cuma’ya gitmek gerekir. Çünkü Cuma mü’minlerin bayramıdır. Yahudiler Cumartesi toplu ibadet yaparlar. Hıristiyanlar Pazar günü kiliseye giderler. Müslümanlar da beş vakit yapamasalar da hiç değilse Cuma günleri camide bir araya gelip toplu ibadetin feyzinden yararlanmalıdırlar. Bu da olmazsa toplum tamamen birbirinden kopacak, güzel törelerimiz gidecek, Avrupa’daki gibi insanlar yalnızlaşacak ve bunalımlara düşecek. Elhamdülillah Müslüman toplumları birbirine daha sıcak, daha yakındırlar. Camide insanlar omuz omuza yakın durmakla fizik yakınlığıyla beraber ruh yakınlığı da doğar. Gönülden gönüle sevgi akar. Camide toplananlar birbirlerini tanırlar, Cuma namazları toplumu kaynaştıran harç vazifesi yapar. Onun için elden geldiğince Cumaları kaçırmayalım ve herkesi camide buluşturmaya çalışalım.

Devamını Oku

Gece namazı en kuvvetli farzdır

18 Ekim 2007

SORU: Yazılarınızdan “sabah, akşam ve yatsı namazı farz, öğle ve ikindi ise Peygamberimizin uygulaması; öğle ve ikindiyi kılmamak bazen mümkün” anlamını çıkarıyorum. Acaba doğru mu yorumluyorum? Gece namazı farz mı? (Ahmet Öztürk)CEVAP: Gece namazı en kuvvetli farzdır. Ancak cemaat namazı değildir. Çünkü gecenin yarısında insanları mescide toplamak zordur. Ama Kur’ân’ın pek çok yerinde Peygamber’e gece namaz ve ibadet için kalkması vurguyla emredilmiştir. Bakara Suresi’nde “orta namaz” diye tanımlanıp kılınmasına vurgu yapılan namaz da gece namazıdır. İsra 79’uncu ayette “Nafileten lek: Sana özgü nafile” denmesi, gece namazının nafile (isteğe bağlı) namaz olduğu anlamına gelmez. Çünkü Kur’ân’da nafile, farz olmayan anlamında değil, üstelik anlamında kullanılır. Bunun delili çoktur ama burada ayrıntıya girmek gerekmez. “1001 Soruda İslâm”, “Soru ve Cevaplarla İslâm” adlı eserlerimi okuyunuz. Kur’ân’da Peygamber’e verilen emirler, özellik bildiren bir kanıt yoksa ümmet için de geçerlidir. Mesela “Namaz kıl” emri de Peygamber’e hitaptır ama herhalde namaz kılmanın sadece Peygamber’e özgü olduğunu hiçbir akıllı söylemez. İşte İsra 78-79’uncu ayetler de gece namazını emreden ayetler de Peygamber’e hitaptır ama ümmeti de kapsar.Cinler neden yaratıldı?SORU: Bir ayette İblis’in cinlerden olduğu belirtiliyor. Anlamı nedir? (D.Kerter)CEVAP: İblis cinlerin başıdır. Rahman Suresi’nde cinlerin ateşten yaratıldığı belirtilmektedir. Tabii ayette bizim anlayışımıza hitap edilir. Ateşi ışın olarak anlayabiliriz. Ama istikrarlı bir ışın değil, istikrarsız, çalkanan, dalgalı bir ışın. Mahiyetini bilemeyiz. İşte cinler böyle istikrarsız, çalkanan bir ışından yaratılmıştır. İblis de cinlerdendir ama cinlerin kâfiridir. Kâfir cinlere şeytan denilir. İblis, kâfir cinlerin yani şeytanların atasıdır veya Hz. Adem zamanındaki kâfir bir cin lideridir. Ama Cin Suresi’nde belirtildiği üzere cinlerin kâfirleri yanında Müslümanları da vardır. Onlar zararsızdır hatta yararlıdır, kimileri insanlara hizmet eder. Belki feriştah denilen manevi varlıklar işte bu Müslüman cinlerdendir.

Devamını Oku

Hadis ve sünnetler Kur’ân-ı Kerîm ile eşdeğerde tutulamaz

18 Ekim 2007

SORU: Çanakkale Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu bir arkadaşımız, İslâm dininin kaynakları açısından bakıldığında Kur’ân-ı Kerîm ile beraber hadislerin ve sünnetlerin de aynı değerde olduğunu söyledi. Bu açıklama beni tatmin etmedi. Halbuki Kur’ân-ı Kerîm’de yüce Allah, “Biz O’nda (Kur’ân’da) hiçbir şeyi eksik bırakmadık” buyurmaktadır. Bu ayet birkaç kere tekrar ediliyor. Binlerce hadis ve binlerce sünnet denilen uygulamalar ve inanışlar var. Bazılarının akla, mantığa ve bilime aykırı olduğu biliniyor. Durum böyleyken nasıl oluyor da bir ilahiyat mezunu, Kur’ân-ı Kerîm ile hadis ve sünneti aynı değerde tutabiliyor? (Serdar Güler)CEVAP: İlahiyat mezunu o kişi, klasik bilgileri de hazmedememiş, hadisten haberi olmayan yüzeysel biridir. Çünkü büyük bilginlerin hiçbiri, başta Şafii olmak üzere sünnet ve hadisi Kur’ân’la eş değerde tutmamıştır. Bu büyük saygısızlıktır. Kur’ân vahiydir. Hadisler ise Peygamberimizin sözleridir. İnsan yanılabilir, canı sıkılabilir. Peygamberimiz çok zaman kendi görüşünü bırakıp ashabının görüşünü uygulamıştır. Medine’de hurmaların aşılanmamasını önermiş, bu kez kalite düşünce, “Siz dünya işlerinizi benden iyi bilirsiniz” buyurmuştur. Ayrıca Hz. Peygamber kesinlikle kendi sünnetinin veya sözlerinin Kur’ân’dan ayrı olarak dinin ikinci kaynağı olacağını da söylememiş, “Ben size Allah’ın kitabını bırakıyorum, ona sarıldıkça yolunuzu şaşırmazsınız” buyurmuş ama ondan sonra geleneği üste çıkarmak isteyenler Peygamber’in bu sözüne sünneti ve hadisleri de katmışlardır. Elbette hadisler de kitaptan sonra dinin ikinci kaynağıdır ama hangi hadis? Peygamber’in söylediğinde asla kuşku bulunmayan hadisler. Bunlar Kur’ân’a ters düşmez, onun açıklaması, tamamlayıcısı durumundadır. Bu düzeyde hadisler de ancak mütevatir sayılan hadislerdir ki bunların sayısı çok değildir. Onun için İmamı Azam İbn Haldun 17 hadise güvenmiştir. En iyimser görüşler, “İmamı Azam’ın güvendiği hadis sayısı 50’yi geçmez” der. Hanefi mezhebinden olduğu anlaşılan bu kişi, nasıl olur da mantığa ters bu sözleri Kur’ân ile eşdeğerde tutar? Fikirlerde büyük bir yenilenme olmadıkça geleneksel rivayet bataklığında daha çok bocalayıp duracağız. İşimiz zor doğrusu.

Devamını Oku

Saygı ve şükran

16 Ekim 2007

Sayın hocam 61 yaşındayım. 42 yıldır Almanya’da yaşıyorum. Eserlerinizin çok azını okuyabildim ancak hepsi de benim içinde yuvarlandığım karanlıktan çıkış yolunu gösteren birer meşale oldu. Allah razı olsun. Yıllarca İslâmiyet’ten kopmuş olan kalbimde İslâmiyet ve Allah sevgisini yeşerttiniz. Bu sayede hayatım tamamen değişti. Allah daha uzun yıllar bu yolda hizmet vermenize yardımcı olsun. İslâm âleminin ve bütün insanlığın sizin gibi büyüklere ihtiyacı var. Şükran duygularımı sunar ellerinizden öperim. (Ali Söylemezoğlu)ALİ Bey, duygularınızı içtenlikle dile getiren nazik cümleleriniz için teşekkür eder başarı dileklerimle selam ve sevgiler yollarım.*****İblis cinlerden mi?SORU: Bir ayette iblisin cinlerden olduğu belirtiliyor. Bunu anlamı ne? (D. Kerter)CEVAP: İblis cinlerin başıdır. Rahman Suresi’nde cinlerin ateşten yaratıldığı belirtilmektedir. Tabii ayette bizim anlayışımıza hitap edilir. Ateşi ışın olarak anlayabiliriz. Ama istikrarlı bir ışın değil, istikrarsız, çalkanan, dalgalı bir ışın. Mahiyetini bilemeyiz. İşte cinler böyle istikrarsız, çalkanan bir ışından yaratılmıştır. İblis de cinlerdendir ama cinlerin kâfiridir. Kâfir cinlere şeytan denilir. İblis, kâfir cinlerin yani şeytanların atasıdır veya Hz. Adem zamanındaki kâfir bir cin lideridir. Ama Cin Suresi’nde belirtildiği üzere cinlerin kâfirleri yanında Müslümanları da vardır. Onlar zararsızdır hatta yararlıdır, kimileri insanlara hizmet ederler.*****Bir okurdan şiirAvukat Burhan Gürleroğlu adlı okurum bir şiirinde bizlere şöyle sesleniyor:Soframızda kavga yok Herkes tok kalkmalı tokEller titrerse eğer Varır mı hedefe ok?Küskün olan barışsın Kalpler kalbe açılsınAt şeytanı içinden Mutluluklar saçılsın.Gönüller sevgi dolu Yolumuz Hakk’ın yoluBir fark yok aramızda Herkes Tanrı’nın kulu.Taç taksalar başına Haram katma aşınaKılı kırk yaran hesap Bir gün çıkar karşına. Namazı kaza edin SORU: Okulum nedeniyle beş vakit namazımı kılamıyorum. Kaza edersem ibadetimi yerime getirmiş olur muyum? (Efe Salihoğlu) CEVAP: Öğle namazını, eve döndüğün zaman öce öğlenin farzını ardından da ikindiyi kılarsın. Hiç merak etme, böyle yaparsan ibadetini tam olarak yapmış olursun.

Devamını Oku

Yetim hakkı yiyen cezasız kalmaz

15 Ekim 2007

SORU: Allah kullarını her zaman esirgeyen, bağışlayan, ödüllendiren, darda bırakmayan, rızk veren merhametlinin merhametlisidir. Kuluna kaldıramayacağı kadar bir yük yüklememiştir. Allah’ın gücünün hep yanımızda hissederken, O’ndan merhamet isterken, affedilmemizi dilerken ve Allah sevgisini sevgilerin en üstünde tutarken O’ndan korkmak niye? (Hatice Bozkurt)CEVAP: Allah’tan korkma, düşmandan korkma, zararlı bir şeyden korkma gibi değil, Allah’ın rahmetinden, sevgisinden uzak düşme endişesidir. Allah’ın sevgisi yanında adaleti yok mu? Affı yanında cezası yok mu? Allah durup dururken insanları, hayvanları öldüren canilerden memnun mu kalır? Bu alçakların yaptıkları yanlarına kâr mı kalacak? Rüşvetle masumların, yetimlerin haklarını gasp edenler, yoksulların kanlarını emenler, hatta küçücük kızları kirletip öldüren namussuzlar acaba ilahi cezaya uğramayacaklar mı? Allah Kur’ân’da zalimleri, haksızları, yalancıları sevmediğini vurguluyor. Birçok cani, dalkavuk, gaddar, alçak, ırz düşmanı, hırsız, soyguncu şu dünyada pek ceza görmüyor. Acaba bunların yaptıkları ahirette de yanlarına kâr mı kalacak? Hayır! Adil Allah, mazlum kullarının ahını, hakkını bu canilerden, gaddarlardan, ırz düşmanlarından alacak derseniz işte o Allah, adaletli Allah’tır. Kullarını sever ama bir başkasının, kuluna haksızlık etmesine razı olmaz. Haksızları cezalandırır. Bu, O’nun adaletinin gereğidir. Ahirette Allah’ın rahmeti, adaletiyle beraberdir. Rahim sıfatının anlamı budur. Siz Allah’ı asla Kur’ân’dan ve Peygamber’den daha iyi tanımlayamazsınız. Kur’ân Allah’ın Vedud (seven), Rahman (acıyan, esirgeyen), Hafiz (koruyan) sıfatları yanında O’nun Şedidul-ikab (cezası çetin), Zu intikam (öç alan), Aziz (güçlü) sıfatlarını da vurgular. Cennetinin nimetleri yanında cehenneminin işkenceye doymazlığını da sık sık hatırlatır. Allah’tan korkan O’nu memnun edecek şeyler yapar. Allah’ın kötüleri cezalandırması, kullarını sevmesindendir. Peygamberimiz “Hikmetin başı, Allah korkusudur” buyurmuştur. Siz birkaç yıl önce zavallı bir öğretmenle annesini ormana götürüp tecavüzden sonra öğretmeni öldüren canavarlar için “Allah’tan korkmaz” demediniz mi? Dediğinizi sanıyorum. Şimdi Allah o alçakları ödüllendirecek mi? En doğrusunu Kur’ân söylemiştir.

Devamını Oku

Yolculukta farz namazlar ikişer rekât kılınır

14 Ekim 2007

SORU: Bazı aile büyüklerim başka bir şehre misafirliğe gidildiğinde farz namazların yarıya indirilip iki rekât olarak kılınacağını söyledi. Ben günümüz koşullarında normal kılınabileceğini ama çok zorlanılırsa belki sünnetlerin terk edilebileceğini düşünüyorum. Hangisi doğru? 60 yaşındaki annem Kur’ân-ı Kerîm öğrenmek için kursa gidiyor. Fakat kursta tecvidli eğitim verildiği için çok zorlanıyor. Bu uygulama yanlış değil mi? (Özlem Uncu) CEVAP: Mekke döneminde farz namazlar ikişer rekâttı. Nisa Suresi 102’nci ayetten de namazların ikişer rekât olduğu anlaşılır. Ancak Medine döneminin ortalarından itibaren Peygamberimiz, cemaatle öğle, ikindi ve yatsı gibi farz namazlara ikişer rekât daha ekleyerek kıldırmıştır. İşte yolculuk, misafirlik gibi durumlarda bu farz namazlar Kur’ân’ın tanımladığı biçimde aslı üzere ikişer rekât kılınır. Çünkü yine Nisa Suresi’nde seferde namazın kısaltılması emredilmektedir. Gelelim diğer sorunuza, annenizi kurs hocasının tecvidli okumaya zorlaması mantıklı değil. Anneniz öğrendiği biçimde okuyabilir. Dinde zorluk yoktur. Zaten o tecvidli okuyan kimseler de yine bir Arap gibi telaffuz edemezler. Bu, uzun süre dilin konuşulduğu yerde kalmayı gerektirir. Önemli olan Kur’ân harflerinin şöyle veya böyle gırtlaktan çıkarılması değil, Kur’ân’ı huzur ve saygıyla hissederek okumaktır. İmam-ı Gazali, Kur’ân okurken kelime telaffuzlarıyla okumak için zorlananlara, vaktini buna harcayanlara esef eder, önemli olanın anlamak ve saygıyla okumak olduğunu vurgulamıştır.Allah’ı tanıma kabiliyetiSORU: “1001 Soruda İslâm” isimli kitabınızın 193’üncü sayfasında Enes ibn Malik’ten rivayet edilen hadisteki, “Henüz babanın belindeyken bana hiçbir şeyi ortak koşmaman hakkında senden söz almıştım” ifadesini açıklar mısınız? (A. Hikmet)CEVAP: Allah, insan tohumuna kendisini tanıma kabiliyetini koymuştur. İşte insanın mayasına katılan bu Tanrı tanıma kabiliyeti, Allah’ın henüz tohum halinde bulunan insandan söz alması demektir. Allah’ı tanıma insanın mayasında vardır, doğuştan gelir. Bunun için İslâm fıtrat dini, yani insan doğasına uygun dindir. Çünkü insanın doğasında Allah’ı tanıyıp O’na kul olma eğilimi vardır. Allah’tan başkasına tapmak insanın doğasına aykırıdır.

Devamını Oku

Bayramınız kutlu olsun (3)

13 Ekim 2007

Dünden devamAllah Elçisi’nin buyurduğu üzere kurtuluşun tek çaresi Allah korkusu ve sevgisidir. Vicdani sorumluluk duygusu taşımayan insanı polisiye tedbirler doğruluk çizgisinde tutamaz. Doğruluk çizgisi, ancak “Bize doğru yolu göster” diye yalvarmaya yönelten inançtır. Kur’ân, “Siz Allah’a yardım ederseniz Allah da size yardım eder” buyurmaktadır. Allah’a yardım etmek, Allah’ın iradesinin, güzel ahlakın egemenliğine çalışmaktır. Toplum bunu isterse, kendisini düzeltme çabası içine girer. Kendini düzeltenleri Allah düzeltir. Bu iradeyi göstermeyenleri kendi hallerine bırakır. Doğru yola gelmek istemeyeni yola gelmeye zorlamaz. Düzelme, toplumun kendisinden başlamalıdır.Müslüman, barışseverdir, bencil değildir. Herkese sevgi sunan, yaratandan ötürü yaratılanları seven insandır. Egoist değil diğerkâm, düşman değil dost, dar görüşlü değil geniş ufuklu, aydınlık, olgun insandır. Allah Elçisi, inanan toplum arasındaki kardeşlik duygusunu perçinlemek üzere, “Birbirinize haset etmeyiniz, arka çevirmeyiniz, ey Allah’ın kulları kardeş olunuz” buyurmuşlar ve müminler arasında egemen olması gereken sevgi ve şefkati şu eşsiz benzetmeyle anlatmışlardır: “Müminleri, birbirlerine acımaları, sevgi ve şefkatleri bakımından bir bedenin organları gibi görürsün. Bir organ rahatsız olunca diğerleri de uykusuzluk çeker ve ateşlenir.” Şeyh Sadi, bu hadisi şu üslupla sunmaktadır: “Beni adem zay-i yekdigerend, ki der aferineş zi yek cevherend (Ademoğulları birbirlerinin organları gibidir. Çünkü aynı cevherden yaratılmışlardır).” Şu hayat er geç bir gün sona erer ve insan güzel ahlakıyla, iyilikleriyle ruhsal değer kazanır. İşte Ziya Paşa’nın dediği gibi: Yap pister-i kemhada ya viranede can verÇün bay-ü geda hake beraber girecektir. (İster ipek döşekte ister harabede can ver, sonuçta ipek döşekte ölen kral da viranede ölen yoksul da aynı toprağın altına girecektir.) Kimseye baki değildir mülk-ü devlet, sim-ü zer Bir harap olmuş gönül tamirin etmektir hüner. (Kimseye altın ve gümüş kalmaz, hepsi geçer. Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş. Asıl marifet, kırık gönlü onarmaktır.) NOT: Kadir Gecesi ve bayram münasebetiyle birçok tebrik mesajı aldım. Bana ulaşanların bayramlarını kutlar yüce Allah’tan mutlu ve bahtiyar olmalarını dilerim.

Devamını Oku

Bayramınız kutlu olsun (2)

13 Ekim 2007

Dünden devamYüce Allah buyurmuştur: “Yiyiniz içiniz, israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez” (Araf: 30), “Saçıp savurma. Çünkü savurganlar, şeytanların kardeşleri olmuşlardır” (İsra: 26-27), “Kendi ellerinizle (bile bile) kendinizi tehlikeye atmayınız” (Bakara: 195). Özellikle bayram günü sevincimizi çevremize yansıtmalıyız. Küçükler büyüklerin ellerini öpmeli, onların dualarını almalı, büyükler de küçüklere sevgi ve şefkat göstermeli, yavruları kucaklayıp öpmeli, komşu, akraba, tanıdık tanımadık herkesle içten güleç yüzle toklaşıp dostluk kurmalı, küllenen dostlukları tazelemeli, dargınlar barışmalı, gelmeyene gitmeli, insanın ruhunu kirletmekten başka hiçbir işe yaramayan düşmanlıkları unutmalıdırlar. Komşular hiç değilse bayram günleri birbirlerini ziyaret etmeli, hal ve hatırlarını sormalıdır. Önce yakın akrabadan başlamak üzere yaşlılar, hastalar ziyaret edilmeli, onların elleri öpülüp rıza ve duaları alınmalıdır. Bayram sabahının girmesiyle hali vakti yerinde olan kimselere fıtır sadakası yani fitre vermek gerekli olur. Fitrenin miktarı bu yıl 5 YTL’dir. Aile reisi kendisinin, sorumluluk yaşına gelmemiş çocuklarının ve hanımının fitresini verir. Kur’ân-ı Kerîm bize yetime yoksula karşılıksız bakmayı, onları şefkatle himaye etmeyi, insanlığın mutlaka ulaşması gereken bir hedef olarak göstermiştir: “İnsan sarp yokuşa atılamadı. Sarp yokuşun ne olduğunu sen nereden bileceksin? Bir boynu (kölelik zincirinden) çözmek yahut açlık gününde doyurmaktır, akraba olan yetimi yahut hiçbir şeyi olmayan yoksulu” (Beled Suresi: 11-15). İhtiyaç sahibi yoksul, buruk, ezilmiş insanların gönlünü yapmak Allah’ı memnun eder. Zayıfı himaye etmek, Müslüman’ın şiarıdır. Özellikle yetime bakmak, kimsesiz çocukları koruyup kollamak çok sevap olan işlerdendir. Hz. Peygamber, “Yetime bakanla ben, cennette şu ikisi gibiyiz” diyerek işaret parmağıyla orta parmağını göstermiş, yetime bakanın, cennette kendisiyle bu iki parmak gibi yan yana olacağını bildirmiştir. Başka bir hadislerinde de “Müslümanların evlerinin en hayırlısı, içinde yetime iyilik edilen evdir. Ve Müslümanların evlerinin en kötüsü de içinde yetime kötülük edilen evdir” buyurmuşlardır. Maalesef toplumda bir ahlak kirliliği yayılmaktadır. Kapkaçlar, soygunlar, mafyacılık, kayırmacılık değerlerimizi aşındırmaktadır. Devam edecek

Devamını Oku