Geri sayım başladı!

10 Şubat 2003

ÖSS Aday Bilgi Formları postalanıyor. Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM), 2003-Öğrenci Seçme Sınavı'na başvuran adaylara, başvuru bilgilerinde yanlışlık olup olmadığını kontrol etmeleri için, Aday Bilgi Kontrol Formlarını postalamaya başladı.Aday Bilgi Kontrol Formlarında, adayların başvurma belgesinde kodladıklan bilgiler ile önceki yıllarda ÖSS'ye başvurmuş olanların ÖSYM kayıtlarındaki okul bilgileri yer alıyor. Adayların, söz konusu form ellerine geçer geçmez bilgilerin doğruluğunu kontrol etmeleri gerekiyor. Bilgilerinde yanlışlık veya eksiklik bulunan adaylar, formun arka yüzünde yer alan açıklamalar doğrultusunda, form üzerinde düzeltme yapacaklar. Düzeltilen formlar, 7 Mart Cuma gününe kadar ÖSYM'ye ulaştırılacak. Bu tarihe kadar ÖSYM'ye ulaşmayan formlar, işleme konulmayacak. Adaylarca düzeltilen bilgiler, gerekli incelemeler yapıldıktan sonra bilgi işlem ortamına aktanlacak. Aday Bilgi Kontrol Formu, adaya geri gönderilmeyecek.İnternetten kontrol olanağıAdaylar, ÖSS bilgilerini, şubat ayı içinde internetten kontrol edebilecekler. www.osym.gov.trAday Bilgi Kontrol Formundaki bilgileri doğru olan adayların, bu formu ÖSYM'ye göndermeleri gerekmiyor.Tembeller, her zaman birşeyler yapmaya heveslenirler. (Fransız Atasözü)Yıl 1943...Amerika'da zenciler hala, hukuken değilse de fiilen köle ve ikinci sınıf vatandaş.Cuba'nın babası, oğlunun da kendisi gibi olmasını istemiyor. Okutuyor ve askere gönderiyor, donanmaya. Saygın bir subay olması için.Saygın bir subay... Hem zenci, hem de saygın bir subay!?Önüne milyon tane engel koyuluyor, ama Cuba'nın sözlüğünde "Pes etmek" sözcüğü yok! Sonunda, Donanmanın Dalgıç Okuluna girmeyi başanyor. Başarıyor, ama nasıl bitirecek? Okulun, savaş kahramanı, ama birkaç tahtası eksik, uçuk komutanı, bir zencinin okulundan mezun olması taraftarı değil. Sıkı bir ırkçı.Cuba, herkesten çok çalışıyor, herkesten çok uğraşıyor, herkesten daha başarılı oluyor. Hem de nasıl!Bir deneme dalışında, dipteki gemi uçuruma kaymaya başlıyor. Hava borusu dolanan dalgıçlardan biri boğulmak üzere. Yanındaki beyaz arkadaşı, kendi canını kurtarmak için, arkadaşını denizin dibinde bırakıp yüzeye çıkarken, Cuba dalıyor ve kurtarıyor.Ardından bir madalya töreni. Üstün hizmet madalyası takılıyor.Ama madalya takılan, Cuba değil... öteki... Korkak beyaz. Çünkü Komutan, bir zenciye madalya vermemek için olayı tersine çevirmiş, raporunda.Son sınav, mezuniyet sınavı...Bilmem kaç metre derinde, sekiz on parça boru birbirine civatalanacak. Herkes dibe iniyor, parçaları buluyor. Yukarı işaret ediyor. Takım çantaları ve civatalar, vidalar bir torba içinde gönderiliyor. Cuba'nın ki hariç, çünkü komutanın emri var. O, mezun olamayacak! Torba bıçaklanıyor ve onlarca vida, civata, tornavida, alet dipteki kumların arasına darmadağın oluyor. Ötekiler, montaj işini birer ikişer saatte tamamlarken, Cuba, o buz gibi denizde saatlerce kumlar arasında kaybolmuş parçalan arıyor. Teker teker buluyor, teker teker vidalıyor. 3 saatten fazla kalmanın mümkün olmadığı soğuk suda, tam 9 saat tir tir titreyerek, ölümü göze alarak başarıyor. Mecburen, mecburiyetten veriyorlar diplomayı. Gene hayatı pahasına, denize düşen bir nükleer başlığı, Ruslardan önce bulup çıkarırken, bacağı dizinin altından parçalanıyor. Doktorlar güçlükle dikiyorlar. O bacakla, koltuk değneksiz basması mümkün değil. Cuba emekli olacak. Onca gayretten, onca mücadeleden sonra. Hem de bir kahraman olmuşken. Ama ordunun, zenci kahramanlara hiç ihtiyacı yok!Cuba, Hava Kuvvetlerinde pilotların protez bacakla uçmalarına izin verildiğini öğreniyor. "Bu işe yaramaz bacağı kesin. Bana protez bacak takın. Bastonsuz, değneksiz hareket edecek duruma geleyim, görevime devam edeyim."diyor.Cuba'nın sözlüğünde "Pes etmek" kelimesi yok, siz de var mı?

Devamını Oku

Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanı

6 Şubat 2003

ÖSS'yi kazanmak için, sadece sınavda yapılan netler yetmiyor! Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanı da büyük önem taşıyor.2003-ÖSS'de puanlama sisteminin değişmesiyle birlikte, AOBP daha da önem kazandı. AOBP'nin artık yüzde 80'ni toplam puana katılıyor. ÖSS puanınızı hesaplayabiliyorsunuz, ama bu puana eklenecek AOBP'yi bilmiyorsunuz. AOBP'yi hesaplayabilmeniz için okulunuzun ÖSS'deki puanını bilmeniz gerekiyor."KAMPUS-FİNAL Özel Sayı-2", ÖSS'ye katılan Türkiye'deki tüm liselerin puanlarını veriyor.* Öğrenciler;Okulunuzun hem 2002-ÖSS puanını, hem de yeni sisteme dönüştürülmüş puanını öğreneceksiniz. Herşeyden önemlisi, AOBP'nizi öğreneceksiniz. Şimdiden, sonuçları beklemeden!* Eğitimciler;Okullarımızın ÖSS'deki başarı durumlarını değerlendirebileceksiniz.* Veliler;Lise seçimi öncesinde, okullar hakkında daha net bilgi sahibi olacaksınız."KAMPUS-FİNAL Özel Sayı-2"bu Pazar bayilerde!Kazların öğrettikleriGöç eden kazları, havada süzülürken hiç izlediniz mi? Eğer izlediyseniz, "V" harfi biçiminde uçtuklarını farketmişsinizdir. Bilim adamları araştırmış, "Bu kazlar neden 'V biçiminde bir grup oluşturarak uçarlar?"diye... Uçan her kuş, kanat çırptığında arkasındaki kuş için onu kaldıran bir hava akımı yaratır. "V" biçiminde uçan kaz grubu, birbirlerinin kanat çırpışlarındaki hava akımını kullanarak uçuş menzillerini yüzde 70 oranında uzatır. Yani tek başına gidecekleri en uzun yolu grup halinde neredeyse ikiye katlarlar.* Ders 1: Belli bir hedefi olan ve buraya ulaşmak için biraraya gelen insanlar oraya daha kolay ve daha çabuk erişirler. Çünkü birbirlerinin çekim gücünü kullanırlar. Bir kaz, "V" grubundan çıktığı anda uçmakta güçlük çeker, çünkü kaldıraçlı hava akımının dışında kalmış olur. Bunun sonucu olarak, hemen "V"ye geri döner ve "V'nin gücünü kullanır.* Ders 2: Bizimle aynı yönde gidenlerle, bilgi alışverişini sürekli bir biçimde canlı tutmalıyız. Başta giden "V" lideri yorulduğunda en arkaya geçer ve hemen arkasındaki, öncü konumuna gelir. Kazlar bu değişikliği sürekli yaparlar.* Ders 3: Liderliği paylaşmak ve zor işi dönüşümlü yapmak, o işe ivme kazandırır.Gerideki kuşlar, öndekileri daha hızlı gitmeleri için bağırarak uyarırlar.* Ders 4: Takım ruhu! "V" grubundan bir kuş hastalanır veya bir avcı tarafından vurulur ve uçamayacak bir duruma gelirse; düşen kuşa yardım etmek üzere gruptan iki kaz ayrılır ve korumak üzere onun yanına giderler. Yeniden uçabilene dek (veya ölümüne dek) onun yanında kalırlar. Sonra bir başka "V" grubuna katılıp kendi gruplarına ulaşıncaya değin birlikte uçarlar.* Ders 5: İşler zorlaştığı zaman kenetlenmek gerekir!Ufak şeyler...Birgün insan virgülü kaybetti; o zaman zor ve uzun cümlelerden korkar oldu ve basit cümleler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince, düşünceleri de basitleşti. Sonra ünlem işaretini kaybetti; alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. Artık ne bir şeye kızıyor, ne de bir şeye seviniyordu. Hiçbir şey, onda en ufak bir heyecan uyandırmıyordu. Bir süre sonra da, soru işaretini kaybetti ve artik soru soramaz oldu. Hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu; ne evren, ne dünya, ne de kendisi artık umurundaydı. Birkaç yıl sonra, iki nokta üstüste işaretini kaybetti ve olayların nedenlerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti. Ömrünün sonuna doğru, elinde yalnızca tırnak işareti kalmıştı. Kendine özgü tek düşüncesi yoktu. Yalnız başkalarının düşüncesini aktanyordu. Düşünceyi unuttu ve böylece son noktaya erişti.

Devamını Oku

İşte olay bu!

5 Şubat 2003

Bilge, büyük bir sofra hazırladı. Sofrada herkes yerini aldıktan sonra, önlerine birer tas sıcak çorba, sonra da derviş kaşıklan denilen, sapları birer metre uzunluğunda özel kaşıklar getirdi. Ev sahibi, konuklarına bu kaşıkları nasıl tutmaları gerektiğini söyledi: "Herkes kaşığının ucundan tutmak zorundadır." Konuklar, uçlarından tuttukları bir metre uzunluğundaki kaşıkları güçlükle taslarına daldırıyorlar, fakat kaşıklarına doldurdukları çorbayı ağızlarına bir türlü götüremiyorlardı. Ağızlarına bir kaşık çorba koyabilmeyi beceremeyen konuklar, yemekten kalktıklarında, karınlarını doyuramamışlar, kaşıklarından dökülen çorbalar da sofra örtüsünü kirletmişti.Bilge, bir gün sonra ikinci bir yemek ziyafeti verdi. Yeni misafirler, sofrada yerlerini aldılar. Önlerine yine birer tas sıcak çorba ve sapları bir metre uzunluğundaki derviş kaşıkları getirildi. Onlara da kaşıklan ancak, saplarının ucundan tutabilecekleri kuralı söylendi. Ev sahibinin "Buyurun, afiyet olsun" sözünden sonra sofradaki herkes, önündeki kaşığı, sapının ucundan tuttu ve... Herkes kaşığını, kaşısındaki kişinin tasına daldırıp, kaşığına aldığı çorbayı, karşısındaki kişinin ağzına uzattı. Konuklar sofradan kalktıklarında ise, sofra örtüsüne dökülmüş tek bir damla çorba yoktu! Bilge: "Kim ki hayat sofrasında yalnızca kendini görür ve yalnızca kendini doyurmayı düşünürse, o kişi aç kalacağını da bilmelidir. Kim ki başkalarını da düşünür ve onları da doyurmaya çalışırsa, bir başka kişi tarafından o da kesinlikle duyurulacaktır. Yaşam denilen bu pazarda; alan değil, veren kazançlıdır her zaman..." Takım oyunu denilen şey, bu olsa gerek!Dert ağacıEski çiftlik evini onarmak için tuttuğum marangoz, işteki ilk gününü güçlükle bitirmişti. Arabasının patlayan lastiği onun işe bir saat geç gelmesine neden olmuş, elektrikli testeresi bozulmuş ve şimdi de eski püskü arabasının motoru çalışmıyordu. Onu evine götürürken, yanımda somurtup duruyordu. Evine vardığımızda beni, ailesiyle tanışmam için içeri davet etti. Eve doğru yürürken küçük bir ağacın önünde kısa bir süre durdu, dalların uçlarına iki eliyle dokundu. Kapı açıldığında adam şaşırtıcı bir biçimde değişti. Asık suratı, gülümsemeyle aydınlandı, iki küçük çocuğunu kucakladı ve eşine kocaman bir öpücük verdi. Daha sonra beni arabaya yolcu etmeye gelirken, ağacın yanında durdum ve ona eve girerken ağacın dallarına niye dokunduğunu sordum. "O, benim dert ağacım" dedi. "Elimde olmadan işimde kimi sorunlar çıkıyor, ama o sorunlar eşim ve çocuklarımın değil. Bunun için, iş sorunlarımı her aksam eve girerken o ağaca asıyorum. Sabahları yeniden onları oradan alıyorum, ama gülünç olan ne biliyor musunuz? Ertesi sabah onları almaya gittiğimde, astığım kadar çok olmadıklarını görüyorum!"Sınavdan kaçmayınBahar aylarının verimli topraklarının içinde iki tohum yan yana yatıyorlarmış. Tohumlardan biri diğerine; "Ben, büyümek istiyorum!" demiş. "Köklerimi, altımdaki toprağın derinliklerine ve filizlerimi yeryüzüne göndermek istiyorum. Baharın müjdecisi olan tomurcuklarım açılsın istiyorum. Güneşin sıcağını yüzümde, sabahın tatlı dokunuşunu yapraklarımda hissetmek istiyorum!" Ve büyümeye başladı tohum... İkinci tohum ise; "Ben korkuyorum" dedi. "Köklerimi, altımda yatan toprağın derinliklerine gönderirsem, karanlıklarda benî neyin beklediğini bilemem. Üstümdeki toprağı zorlayıp yeryüzüne çıkmaya çalışırsam, filizlerim zarar görebilir. Hem tomurcuklarım açmaya başladığında üzerlerinde salyangozlar gezip, onları yemeğe kalkarsa? Ya tomurcuklarım açılıp, çiçeğe dönüştüklerinde küçük bir çocuk beni koparıverirse? Yoo, hayır. En iyisi burada kalıp beklemek. Büyümek için belki daha güvenli bir zaman bulabilirim." Ve ikinci tohum beklemeye başladı. O sırada, yumuşamış olan bahar toprağını eşeleyen bir tavuk buldu tohumu ve bir lokmada yutuverdi onu.

Devamını Oku

Şartlanma

2 Şubat 2003

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde okuyan öğrenci, tez hazırlıyordu. Bunun için bir yaz mevsimi süresince her gün, üzerine siyah-beyaz çizgili bir tişört giyerek Harvard takımının futbol sahasına gitti, alanı bir uçtan bir uca yürüyerek yerlere kuş yemi serpti. Bu arada, cebinden bir hakem düdüğü çıkartıp zaman zaman öttürdü. Yağmur, çamur demeksizin her gün aynı saatte aynı hareketleri törensel bir ciddiyetle yaptı. Derken sonbahar geldi, futbol sezonu açıldı. Harvard futbol takımının ilk maçı oynanacaktı. Siyah-beyaz tişörtlü hakem başlama düdüğünü çaldı ve o anda olanlar oldu. Yüzlerce kuş, futbol alanına hücum etti ve doğal olarak maç ertelendi. Öğrenci tezini verdi ve mezun oldu.Sınavın ömrü kaç ay?Kırlangıcın biri, bir adama aşık olmuş. Pencerenin önüne konmuş, bütün cesaretini toplamış, tüylerini kabartmış, güzel durduğuna ikna olduktan sonra, küçük ve sevimli gagasıyla cama vurmuş. Adam cama bakmış. Kimmiş onu işinden alıkoyan, çünkü çok meşgulmüş. Heyacanlı kırlangıç, telaşını bastırmaya çalışarak, derin bir nefes almış, şirin gagasını açmış, sözcükler ağzından dökülmeye başlamış: "Hey adam! Ben seni seviyorum. Nedenini, niçinini sorma. Uzun zamandır seni izliyorum, bugün cesaret buldum konuşmaya. Lütfen pencereyi aç ve beni içeri al, birlikte yaşayalım." Adam birden parlamış. "Yok ya daha neler, durduk yerde sen de nerden çıktın şimdi? Olmaz, alamam" demiş. "Sen bir kuşsun! Hiç kuş, bir insana aşık olur mu?" Kırlangıç mahcup olmuş, başını önüne eğmiş, ama pes etmemiş. Bir süre sonra tekrar pencerenin önüne gelmiş, gülümseyerek bir kez daha şansını denemiş: "Adam, adam! Hadi aç artık şu pencereyi, al beni içeri. Ben sana dost olurum, hiç canını sıkmam." Adam kararlı, adam ısrarlı. "Yok, ben seni içeri almam. İşim gücüm var, çekil git başımdan." Aradan biraz zaman geçmiş. Kırlangıç son kez adamın penceresinin önüne gelmiş. "Bak soğuklar başladı, üşüyorum dışarda, aç şu pencereyi de al beni içeri. Yoksa sıcak yerlere göç etmek zorunda kalırım, çünkü ben sıcakta yaşayabilirim. Pişman olmazsın, seni eğlendiririm. Birlikte yemek yeriz. Bak, hem sen de yalnızsın. Yalnızlığını paylaşırım" demiş. Adam, bu yalnızlık meselesine içerlemiş, pek sinirlenmiş. "Ben yalnızlığımdan memnunum!" demiş. Kuştan onu rahat bırakmasını istemiş. Düpedüz kovmuş onu. Kırlangıç, son denemesinden de başarısızlıkla çıkınca, başını önüne eğip çekip gitmiş. Aradan uzun bir süre geçmiş. Adam önce düşünmüş, sonra da kendi kendine itiraf etmiş: "Hay benim akılsız başım, ne kadar da aptallık ettim. Beklemediğim bir anda karşıma çıkan dostluk fırsatını teptim. Niye onun teklifini reddettim ki? Şimdi böyle kös kös oturacağıma, keyifli vakit geçirirdik birlikte." Pişman olmuş olmasına, ama iş işten geçmiş. Yine de kendini teselli ermeyi ihmal etmemiş: "Sıcaklar başlayınca, kırlangıç nasıl olsa geri gelir, ben de onu içeri alır, mutlu bir hayat sürerim." Sıcakların gelmesini beklemiş. Gözü yollardaymış. Yaz gelmiş, başka kırlangıçlar gelmiş, ama... Yazın sonuna kadar penceresi açık beklemiş, ama nafile. Kırlangıç yokmuş! Gelen başka kırlangıçlara sormuş, ama gören olmamış. Sonunda, danışmak ve bilgi almak için bir dostuna gitmiş. Olanları anlatmış. Dostu, gözlerini adama dikmiş ve "Kırlangıçların ömrü 6 aydır, sadece 6 ay!" demiş.Güç istedim ve Tanrı...Güç istedim ve Tann, beni güçlü yapmak için karşıma zorluklan çıkardı. Bilgelik istedim ve Tanrı, bana çözmek için sorunlar verdi. Zenginlik istedim ve Tanrı, çalışmak için bana beyin ve güçlü kaslar verdi. Cesaret istedim ve Tanrı, üstesinden gelmem için bana tehlike verdi. Sevgi istedim ve Tanrı, yardım etmem için sorunlu insanlar verdi. İyilik istedim ve Tanrı, bana fırsatlar verdi. Başarı istedim ve Tanrı, bana akıl verdi. İstediğim herşeyi elde edemedim, ama ihtiyacım olan herşeyi elde ettim.Alışkanlık, alışkanlıktır, insan, onu pencereden atamaz. Ancak tattı bir dille, merdivenden birer birer aşağıya inmesini sağlayabilir* (Marc Twain)

Devamını Oku

ÖSS'de değişiklikler...

30 Ocak 2003

ÖSS'de bir çok değişiklik yapılmıştı. Bunları kısaca bir hatırlayalım:* Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanının hesaplanması yönteminin değişmesi,* Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanının çarpılacağı katsayıların değişmesi,* ÖSS puan dağılımının 100-300 puan dağılımına dönüştürülmesi,* ÖSS'de Türkçe ve Matematik testlerinin ağırlıklarının artırılması,* ÖSS'de başarılı olma puan sınırlarının değişmesi,* Okul değiştiren adaylar için uygulanan yöntemin kaldırılması.Sistemde bir değişiklik olmadı, sadece puanlama sisteminde birtakım değişiklikler yapıldı. Bu arada, kafalar da bir hayli karıştı! Yeni puan sisteminde; kendi ÖSS puanlarınızı hesaplamayı öğrendiniz, ancak bölümlerin taban puanlarını yine de kestiremiyorsunuz. Önünüzü net olarak göremiyorsunuz. Bu günlerde, üniversite adaylarının en çok sorduğu sorular şunlar:"Üniversitelerin 2002 taban puanlarının, yeni sistemdeki karşılığı ne olacak?" "Tercihlerimizi neye göre yapacağız, yeni taban puanları bilmiyoruz ki!""ODTÜ Endüstri Mühendisliği bölümü kaç puanla öğrenci alacak?" "B.Ü. İşletme bölümüne girmek için kaç puan almamız lazım?" "İTÜ Kontrol Mühendisliğini kazanabilmek için kaç net yapmalıyım?""Kampüs-Final Özel Sayısı", bu belirsizlikleri ortadan kaldıracak. Önünüzü daha iyi görmenizi sağlayacak. Tüm bölümlerin 2002 taban puanları ile bu puanların yeni puan sistemindeki karşılıkları Kampüs-Final Özel Sayısı"nda..."Kampüs-Final Özel Sayısı", bu Pazar bayilerde.Bu özel sayı, tercih dönemine kadar elinizden hiç düşmeyecek ve en büyük yardımcınız olacak! Unutmadan şunu da belirteyim; diğerleri hep bizi takip ediyordu, şu ana kadar biz ne yaptıysak onlar da yaptı. Gerçi hiç biri yanımıza dahi yaklaşamadı, ama artık bundan sonra fark iyice açılmaya başlayacak! Çünkü farkı yaratan unsurlar takip edilemez... Önümüzdeki Pazar farklı birşey daha geliyor, hazır olun!İyi niyetin karşılığıEvin kapısı çalındığında, kadın güçsüz bacaklarıyla kapıya doğru ilerledi. Gelenler, oğlu ve arkadaşıydı. Her ikisi de elini öptükten sonra, uzun boylu olanı "Pek fazla vaktimiz yok anacığım" dedi. "Yarım saat izin koparıp, hatırını sormaya geldik." Kadın, büyük bir telaşla "Olmaz öyle şey" dedi. "Bir şeyler yedirmeden sizi bırakır mıyım hiç." Öteki, saatine baktıktan sonra "Peki anacığım" diye karşılık verdi. "Karnımız tok, ama yine de ikişer yumurta kırarsan yeriz." Gerçekte delikanlı, kadına zahmet vermemek için böyle demiş ve bahçede de tavukları gördüğünden, işi en basit biçimiyle geçiştirmek istemişti. Tavukların son günlerde yalnızca iki yumurta yaptığını ve evde de başka bir şey bulunmadığını nereden bilecekti ki? Kadın mutfağa doğru yönelirken, oğlunun ve arkadaşının sahanda yapılan yumurtayı ne kadar çok sevdiklerini anımsadı. Kadın, titrek elleriyle yumurtaları kırmaya çalışırken ister istemez üzülüyor ve konuklarına, fakirliğini belli etmemenin çarelerini anyordu. İyi ama, çocuklar ikişer yumurta dedikleri halde, tabaklarındaki yalnızca birer yumurtayı gördüklerinde ne olacaktı? Kadın, daha fazla bir şey düşünemedi. Yumurtaları alıp kırdığında, yüzü sevinç gözyaşlarıyla ıslandı. Her iki yumurta da çift sarılı çıkmıştı!

Devamını Oku

Kılıçlar çekildi mi?

28 Ocak 2003

Karneler yolda, evlerdeki havayı merak ediyorum! Okulların açıldığı dönemi çok severim, belki de en çok sevdiğim andır. Her taraf kitap, kırtasiye kokar. Çocuklar cıvıl cıvıldır, herkes tatlı bir heyecan içindedir. Yeni başlangıç, yeni beklentiler... Karne döneminde işler farklılaşır. Herkes ektiğini biçecek, çabasının karşılığını görecek. Cuma günü, pek çok evde tatsız bir hava esecek. Tehditlerin bini bir para olacak. Hesap sorulacak, hesap alınacak. Sevgi ve saygı rafa kaldırılacak, unutulacak. Çözüm bu değil; muhasebe yapalım, eksikleri belirleyelim, hataları tesbit edelim ve en önemlisi sevgiyi unutmayalım...Evden çıkan kadın, karşı kaldırımda oturan beyaz sakallı üç yaşlıyı görünce bir an duraksadı, sonra onları evine davet etti. "Lütfen içeri gelin, size yiyecek bir şeyler hazırlayayım." Üç yaşlıdan biri, kadına, eşinin evde olup olmadığını sordu. Kadın, eşinin biraz önce çıktığını, şu anda evde olmadığını söyledi. Yaşlı adam, başını iki yana sallayarak: "Eşiniz evde değilse, davetinizi kabul edemeyiz" dedi. Akşam eşi geldiğinde kadın, karşı kaldırımdaki yaşlı adamlarla arasında geçen konuşmayı anlattı. Yaşlı adamların bu davranışını öğrenince, adam; "Bir bakıversene dışarı" dedi. "Hala oradalarsa, şimdi davet edebilirsin eve."Kadın kapıyı açar açmaz, karşı kaldırımdaki beyaz sakallı üç yaşlıyla yeniden karşılaştı. "Eşim geldi, şimdi evde. Yemeğimizi birlikte yemek için sizi davet edebilir miyim evimize?" Kadının davetine, yaşlılardan biri yanıt verdi: "Biz, hiçbir eve üçümüz birlikte gitmeyiz!"dedi ve kısa bir duraksamadan sonra, bir açıklama yaptı: "Sağ yanımdaki bu arkadaşımın adı, Zenginlik'tir" dedi. "Bu yanımda oturan arkadaşımın adı, Başan'dır","Benim adım ise, Sevgi'dir." Kendini ve arkadaşlarını tanıttıktan sonra Sevgi, kadına ilginç bir öneride bulundu: "Şimdi evinize gidin ve eşinizle baş başa verip, bir karara varın"dedi. "İçimizden yalnızca birimizi davet edebilirsiniz evinize. Hangimizi davet etmek istediğinize karar verin, sonra gelin, kararınızı bize bildirin." Kadın, Sevgi'nin önerisini eşine anlattığında adam, seviçten havalara fırladı. "Aman ne güzel, ne güzel. Hangisini davet edeceğimizi bize bıraktıklarına göre, biz de içlerinden Zenginlik'i davet ederiz ve evimiz de bir anda Zenginlik'e kavuşmuş olur"dedi. Eşinin kararı, kadının hiç de hoşuna gitmedi. "Başarı'yı davet etsek, daha mantıklı bir karar vermiş oluruz" dedi. Bu konuşmalara kulak misafiri olan gelinleri, koşarak içeriye girdi ve o da kendi önerisini söyledi: "En doğru karar, Sevgi'yi davet etmektir. Düşünsenize, evimiz bir anda Sevgi'ye kavuşacak..." Gelinin bu önerisi, kayınpederinin de, kayınvalidesinin de çok hoşlarına gitti. "Tamam, en doğru karar bu olacak"dediler.Kadın kapıyı açtı ve üç yaşlıya birden seslendi: "Sevgi'yi davet etmeye karar verdik, lütfen içeri buyursun!" Sevgi ayağa kalktı ve eve doğru yürümeye başladı. Arkadaşları da ayağa kalktılar ve Sevgi'nin arkasından, onlar da eve doğru yürümeye başladılar. Kadın, büyük bir şaşkınlık ve heyecan içinde, Zenginlik ve Başan'ya sordu: "Siz niçin geliyorsunuz?"dedı. "Ben yalnızca Sevgi'yi davet etmiştim... "Kadının bu sorusuna, üç yaşlı birlikte cevap verdiler: "Eğer içimizden yalnızca Zenginlik'i veya Başarı'yı davet etmiş olsaydınız, davet edilmeyen ikimiz dışarıda bekleyecektik" dediler. "Fakat siz, Sevgi'yi davet ettiniz. Bu durumda, üçümüz birden gelmek zorundayız evinize!" Kadının "Niçin?" diye sormasını beklemeden, Zenginlik ve Başarı sözlerini şöyle sürdürdüler: "Çünkü Sevgi'nin olduğu her yerde, biz Zenginlik ve Basan da her zaman, onun yanında oluruz!.."

Devamını Oku

Jerry'nin hayat dersi

27 Ocak 2003

Jerry, çok sevilen bir insandı. Keyfi hep yerindeydi. Her koşulda, söyleyecek olumlu bir şeyler bulurdu. Bazen çevresindekileri çıldırtırdı; "Bu adam, nasıl bu kadar iyimser olabiliyor?" diye. Bir gün Jerry'ye gittim; anlayamıyorum dedim. Nasıl oluyor da her koşulda bu kadar olumlu olabiliyorsun?- Her sabah kalktığımda kendi kendime, bugün iki seçimin var; havan ya iyi olacak veya kötü derim. Havamın iyi olmasını seçerim. Kötü birşey olduğunda yine iki seçimim vardır. Kurban olmak veya ders almak. Ben, başıma gelen kötü şeylerden ders almayı seçerim. Birisi bana şikayete geldiğinde, yine iki seçimim vardır. Şikayetini kabul etmek veya ona hayatın olumlu yanlarını göstermek. Ben ikincisini seçerim.- Yok ya bu kadar kolay mı?- Evet kolay dedi. Hayat, seçimlerden ibarettir. Her durumda bir seçim vardır; her durumda nasıl davranacağını seçersin, insanların senin tavrından nasıl etkileneceklerini seçersin; yani hayatı nasıl yaşayacağını seçersin.Jerry'nin sözleri etkilemişti beni. Onu uzun yıllar görmedim. Hayatımdaki talihsiz olaylara dövünmek yerine, seçim yapmayı yeğlediğimde onu hep hatırlarım. Yıllar sonra, Jerry'nin başına çok tatsız bir olay gelmiş. Soygun için gelen hırsızlar, paniğe kapılıp Jerry'yi delik deşik etmişler; ameliyatı 18 saat sürmüş, haftalarca yoğun bakımda kalmış, taburcu edildiğinde, kurşunların bazıları hala vücudundaymış. Ben, onu bu olaydan 6 ay sonra onu gördüm. Nasılsın? diye sorduğumda, bomba gibiyim! dedi. Olay sırasında neler düşündüğünü sordum.- Yerde yatarken, iki seçimim var diye düşündüm; ya yaşamayı seçecektim veya ölümü; ben yaşamayı seçtim.- Korkmadın mı?- Ambulansla gelen sağlık görevlileri harika insanlardı. Bana hep iyileşeceksin, merak etme dediler. Ama acil serviste, doktorların ve hemşirelerin yüzündeki ifadeyi görünce, ilk defa korktum. Bu adam ölmüş der gibi bakıyorlardı. Bir şeyler yapamazsam biraz sonra ölü bir adam olacaktım gerçekten de.- Ne yaptın peki?- Bir hemşire yanıma yaklaştı ve herhangi bir şeye alerjim olup olmadığını sordu. Evet var! dedim. Doktorlar ve hemşireler sustu. Derin bir nefes alıp, benim kurşunlara alerjim var! diye bağırdım; gülmeye başladılar. Tekrar bağırdım; ben yaşamayı seçtim. Beni bir canlı gibi ameliyat edin, otopsi yapar gibi değil!Jerry, sadece doktorların ustalığı sayesinde değil, kendi olumlu tavrının büyük katkısıyla yaşadı.ÖSYM'nin bağlılığı zararlıÖnceki YÖK Başkanı Prof. Dr. İhsan Doğramacı, ÖSYM'nin Başbakanlığa veya bir bakanlığa bağlanmasının zararlı olacağını söyledi. Doğramacı, yaptığı açıklamada ÖSYM'nin güvenilir ve başarılı bir kurum olduğunu belirtti. "ÖSYM'nin bir bakanlığa veya Başbakanlığa bağlanmasının zararlı olacağına inanıyorum" diyen Doğramacı, bu görüşlerini Milli Eğitim Bakanlığı'na da yazılı olarak bildirdiğini ifade etti.Yazıda, üniversitelere harcama kolaylığı sağlanması gerektiği görüşünün de dile getirildiğini kaydeden Doğramacı, her üniversitede, yörenin sivil toplum kuruluşlarından temsilcilerin de yer aldığı bir üst yönetim kurulu oluşturulup, bu kurula danışılarak harcama yapılmasının yararlı olacağını kaydetti. Doğramacı, YÖK Kanunu'ndaki rektör adaylarını belirlemek amacıyla üniversitede seçim yapılması hükmünün değiştirilmesi gerektiğini savunarak, şunları söyledi:"Başlangıçta bu kural yoktu, 1992'de konuldu. Bütün öğretim üyelerinin rektör adaylarını seçmesinin çok zararlı olduğunu, bunun örneğinin hiçbir demokraside olmadığını bildiğim için, o dönemde YÖK Başkanlığı'ndan ayrıldım. Diyelim ki ben bir üniversite rektörüyüm ve görev sürem bitti, yeniden seçim oluyor. Üniversiteden arkadaşlarım, dekanlar aday oluyor. Kampanya sırasında ister istemez, diğer adayları tenkit edebiliriz. Bazen acı da tenkit edebiliriz. Diyelim ki seçim sonunda ben seçildim ve atandım. Beni dün yıkıcı tenkit eden biriyle nasıl çalışabilirim? Doğramacı, eskiden olduğu gibi rektörün atamayla görevine gelmesi gerektiği görüşünü savunarak, "Bir üniversiteye gidilir, gayriresmi eğilim öğrenilir, ondan sonra YÖK, adayları Cumhurbaşkanı'na sunar. Cumhurbaşkanı da adaylardan birini rektör tayin eder" dedi.

Devamını Oku

Okumanın faydaları

24 Ocak 2003

Atatürk, tarihle ilgili kalın bir kitap okuyordu. Öylesine dalmıştı ki, çevresini görecek hali yoktu. Bir sürü yurt sorunu dururken, Devlet Başkanının kendini tarihe vermesi, Vasıf Çınar'ın biraz canını sıkmış olacak ki, Atatürk'e şöyle söylediğini duydum: "Paşam! Tarihle uğraşıp kafanı yorma. 19 Mayıs'ta kitap okuyarak mı Samsun'a çıktın?" Atatürk, Vasıf Çınar'ın bu çok samimi yakınmasına gülümseyerek şöyle karşılık verdi:"Ben, çocukken çok fakirdim. İki kuruş elime geçince, bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydı, bu yaptıklarımın hiçbirini yapamazdım!"Eğitimde köklü değişikliklerRevize edilen acil eylem planında eğitim alanında önemli değişiklikler getiriliyor. Plana göre; üniversiteye giriş sistemi üç aylık bir süre içinde değiştirilecek, yönetilebilir olmaktan çıkan büyük üniversiteler bölünerek yeni üniversiteler kurulacak, ilköğretim okullarında 6. sınıftan itibaren öğrencinin ilgi alanına göre eğitim alması sağlanacak. Ayrıca ÖSYM ve YÖK, yeniden yapılandırılacak.ÖSS'de değişiklikEn kısa vadeli yapılacak işlerin başında ise, üniversiteye giriş sisteminin değiştirilmesi yer alıyor. 3 ay içinde yapılacak düzenlemeyle ÖSS'de Ortaöğretim Başarı Puanının etkisi artırılacak, meslek liselerinin sınavdaki dezavantajlı durumu da ortadan kaldırılacak.Hükümet, YÖK İçin kararlıHükümet, YÖK ve ÖSYM'nin yeniden yapılandırılması konusunda kararlılığını koruyor. Buna göre en geç bir yıl içinde ÖSYM, YÖK'ten bağımsız özerk bir kurum statüsüne getirilecek, YÖK ise uzun vadeli eğitim planlaması yapan, üniversiteler arasında koordinasyon sağlayan bir kurum halini alacak.Üniversiteler bölünecekÜniversitelerle ilgili en önemli değişiklik ise, yönetilebilir olmaktan çıkan büyük üniversitelerin bölünmesiyle ilgili düzenleme. Öğrenci sayısını 20 binlere çekmek için, büyük üniversitelerin bir yıl içinde bölünmesi ve yeni üniversitelerin kurulması planlanıyor.İlköğretimde yenilikilköğretim okullarına yönelik önemli bir yenilik getiriliyor. Buna göre ilköğretimin 6. sınıfından itibaren rehber öğretmen ve ailenin kararıyla öğrencinin ilgi ve yeteneklerine uygun tarzda, farklı bir müfredata tabi tutularak eğitim alması sağlanacak. İlköğretimde daha önce de gündeme gelen çanta taşıma, kitap değişikliği ve tek tip forma giyilmesi uygulamasına da bir yıl içinde son verilecek. Beş yıl içerisinde oniki yıllık eğitime geçilmesi de planlanıyor.Öğretmenlik cazip hale getirilecekÖğretmenliği cazip hale getirmeyi hedefleyen hükümet, öğretmenlerin sözleşmeli statüde istihdam edilmelerine imkan sağlanacak düzenlemeler yapacak. Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı da yeniden yapılandırılacak.AzimDünyada hiçbir şey, azmin yerini tutmaz. Yetenek yeterli değildir; yetenekli ve başarısız insandan daha bol bir şey yoktur, Zeka yeterli değildir; zekâsına güvenip yaya kalan pek çok insan vardır. Eğitim tek başına yeterli olamaz, dünya eğitimli yoksullarla doludur, Azmin gücü, herşeye yeter!Dokuz noktada yaşamKaleminizi hiç kaldırmadan dört çizgi çekeceksiniz, ama bu dört çizgi bütün noktalardan geçecek!" Aşağıdaki çözümü okumadan önce, soruyu çözmek için kendiniz uğraşınız!Çözüm: "Kaleminizi hiç kaldırmadan bu noktaların hepsinden geçecek dört çizgi çekmenizi isterken, noktaların dışına çıkamazsınız demedim. O yüzden; belki de bayağı uğraşacak, ama beceremiyeceksiniz. Sizi, belli bir varsayımın içine hapsettim." Hayatta böyle işte; bizi belli bir kutunun, kalıbın içine hapsetmişler. Düşüncelerimiz ve ufkumuz onunla sınırlı kalıyor. Birtakım peşin varsayımlarla düşünmeyi bırakıp "kutuların, kalıpların dışına çıkalım..."Kutunun, kalıpların dışına taşarak düşünün!

Devamını Oku