Hangi çağda yaşıyoruz?

17 Mart 2003

Aşağıdaki olayı okuyun, okuyun da şaşın. Bakın, Türkiye'de neler oluyor. Türkiye, dünyayla nasıl mücadele ediyor ve yarınlara, nasıl ve kimlerle hazırlanıyor.Bursa'da bir okul müdürü hakkında, öğretmenlerin bilgisayar öğrenmesi amacıyla düzenlediği kurs yüzünden, ilçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından soruşturma açıldı. Bölge idare Mahkemesi'ne başvurarak hakkındaki soruşturmayı durdurma karan aldırtan öğretmen Arif Sa-vaş'ı, Milli Eğitim İl Disiplin Kurulu verdiği kararla görevden aldı.Yıldırım ilçesi Belediye ilköğretim Okulu Müdürü Arif Savaş, öğretmenlerinin bilgisayar öğrenebilmeleri için kurs açmayı planladı. Okulda bilgisayar labaratuvarının bulunmaması nedeniyle, yakındaki Selçuk Hatun ilköğretim Okulu'nun daha uygun olacağını düşünen Savaş, toplam 102 saatlik bilgisayar eğitiminin verileceği kurs için izin alabilmek amacıyla Yıldırım ilce Milli Eğitim Müdürlüğü'ne başvurdu.Başvuruyu olumlu bulan ilçe Milli Eğitim Müdürlüğü, bilgisayar öğretmeni de görevlendirdi. 19 öğretmenle birlikte eğitime başlanankursa, bilgisayar öğrenmek için Savaş da katıldı. Hem okulun hem de düzenlenen yetiştirme kursunun müdürlük görevini sürdürdüğünü gerekçe gösteren ilçe Milli Eğitim Müdürlüğü, bilgisayar kursuna katıldığı için Arif Savaş hakkında soruşturma açtı. Savaş, soruşturmanın kaldırılması için Bölge idare Mahkemesi'ne başvurdu. Mahkeme, soruşturmanın kaldırılmasına karar verdi.Problemler, mahkeme kararına rağmen bitmedi. Savaş hakkında, bu kez Milli Eğitim II Disiplin Kurulu'nca, bilgisayar öğrenmek için öğretmenlerle birlikte katıldığı kursla ilgili olarak; "Yasal olmadığı halde iki ayrı kursta görev alıp, birinden ücret, diğerinden de belge aldığı" için soruşturma açıldı. Bunun üzerine, mahkeme kararını itiraz dilekçesine ekleyen Savaş'a; "Sizin dosyanız, mahkemece kapatılmış olabilir, ancak disiplin yönünden inceledik, görevden alınmanızı uygun gördük" şeklinde cevap geldi.Arif Savaş, Bursa'da başka bir okula öğretmen olarak atanır (Bursa'da 150 okul, vekil müdürlerle idare edilmekte). Bu arada, okul müdürünün okul kütüphanesine 3 bin kitap kazandırdığını da belirtelim.İmam hatip liselerine talep azaldıYÖK raporuna göre, imam hatip lisesi mezunlarının sayısı son dört yılda yüzde 68 azaldı.YÖK'ün hazırladığı raporda; 1985-86 eğitim-öğretim yılında imam hatip liselerinden 15 bin 727 öğrenci mezun olurken, bu sayı 1993-94 yılında 46 bin 137'ye ulaştı. 1994-95 yılında 41 bin 386'ya düşen mezun sayısı, sonraki yıl 48 bin 480'e yükseldi, Bu sayı, 1996-97 yılında ise 42 bin 525'e, 1997-98'de 31 868'e geriledi. 1998-99 döneminde 79 bin 479 ile en yüksek mezun sayışma ulaşan imam hatip liseleri, sonraki yıllarda büyük bir düşüş yaşadı. 2001-2002'de bu sayı, 25 bin 437 oldu.imam hatip lisesi mezunlarınıntek basamaklı sınav sistemine geçişle birlikte, lisans programlarına yerleşme profilleri değişti,Rapora göre; 1998 yılında imam hatip liselerinden mezun öğrencilerin 232'si hukuk, 277'si siyasal bilgiler, 3 bin 285*î çeşitli branşlarda öğretmenlik, 322'si din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenliği ve 1420'si ilahiyat bölümlerine yerleşirken, son dört yıllık süreçte din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenliği dışındaki branşlara yönelim düştü.2002'de söz konusu bölümlere yerleşen imam hatip lisesi mezunu sayısı şöyle gerçekleşti; Hukuk 91, siyasal bilgiler 70, çeşitli branşlarda öğretmenlik 433, din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenliği 603 ilahiyat 685.

Devamını Oku

Güldürmeyin bizi!

14 Mart 2003

Salı günü, VATAN'in birinci sayfasındaki haber: "Okullarda kaloriferler yanmadı." Uzun tatil sonrasında İstanbul'da ders başı yapılan okulların çoğunda "Yakıt yok" diye kaloriferler yanmadı, öğrenciler titredi. Olay, eğitimciler tarafından "Büyük skandal" olarak nitelendirildi. Bu olay; büyük bir ayıp, büyük bir skandal. Ama esas skandal, esas ayıp aşağıda!Bu yazıyı önce bir güzel okuyun, sonra kesin ve saklayın. Ama saklamadan önce, defalarca bakın ve inceleyin. Önce yakından, sonra uzaktan, daha sonra da çaprazdan. Alttan veya üstten de bakabilirsiniz, farketmez... Her açıdan baktığınızda, hep aynı sonuçları göreceksiniz. Ne yazık ki, gerçekleri değiştiremeyeceksiniz. Yani, "çevir kazı yanmasın" olmayacak. Eğitimci olsun veya olmasın, çocuğu üniversite sınavına girsin veya girmesin, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkes, bu yazıdan ders çıkarmalıdır. AB'ye girmeye çalışıyoruz, globalleşen dünyada yerimizi almaya çalışıyoruz, muasır medeniyetler seviyesine ulaşmaya çalışıyoruz vb. Herşeyden önemlisi, nüfusumuzun büyük bir çoğunluğunu gençlerimiz oluşturuyor. Hep bununla övünüyoruz, daha doğrusu övünüyorlar (politikacılar). Gelişen Türkiye (gelişmekte olan Türkiye!), çağa ayak uyduran Türkiye... Ama nasıl ve kimlerle? Tabii ki gençlerimizle, yetiştirdiğimiz gençlerimizle. Bizim yetiştirdiğimiz gençlerle! Ana yazıya geçmeden önce, hemen şu hususu da belirtmekte fayda var: Atatürk'e sormuşlar; "Paşam, Reisi Cumhur olmasaydınız, ne olmak isterdiniz?" Yanıt: "Eğitimin başına geçmek isterdim!"Bu vebali kim ödeyecek?Çocuklarımızı her gün okula gönderiyoruz, eğitim sistemimize ve öğretmenlerimize teslim ediyoruz, hayata ve geleceğe hazırlanmaları için... Dünyadaki akranlarıyla mücadele edebilmeleri için... Aşağıda okuyacağınız satırlar, onbir yıllık eğitim ve öğretimimizin sonucu! 2002-ÖSS'de; 511 372 lise son sınıf öğrencisi mezun olmuş ve sınava ilk kez katılmiş, yani çiçeği burnunda üniversite adayları... Bu, 511 372 yeni lise mezunundan; 45 adet Matematik sorusundan O (sıfır) ve - (eksi) net çıkaran aday sayısı: 195 113 (% 38,15) Matematik testindeki ortalamaları ise: 8,73 net 19 adet Fizik sorusundan O ve - net çıkaran aday sayısı: 332 016 (% 64,93) Fizik testindeki ortalamaları ise: 2,16 net 14 adet Kimya sorusundan O ve - net çıkaran aday sayısı: 379 791 (%74,27) Kimya testindeki ortalamaları ise: 1,39 net 12 adet Biyoloji sorusundan O ve - net çıkaran aday sayısı: 370 624 (% 72,48) Biyoloji testindeki ortalamaları ise: 0,90 net 45 adet Türkçe sorusundan O ve - net çıkaran aday sayısı: 38 264 (% 7,48) Türkçe testindeki ortalamaları ise: 19,04 net (Biz hangi dili konuşuyoruz?) 19 adet Tarih sorusundan O ve - net çıkaran aday sayısı: 124 061 (% 24,26) Tarih testindeki ortalamaları ise: 5,38 net 16 adet Coğrafya sorusundan O ve - net çıkaran aday sayısı: 208 685 (% 40,81) Coğrafya testindeki ortalamaları ise: 2,97 net 10 adet Felsefe sorusundan O ve - net çıkaran aday sayısı: 189 141 (% 37,00) Felsefe testindeki ortalamaları ise: 3,92 netBaşka veriler...2002-ÖSS'de, 511 372 lise son sınıf öğrencisinin; 201 080'i 105,000 puanın al-tinda kalıp, sınavı kazanamamış (% 39,32). 123 857'si 120,000 puandan aşağı almış, yani barajı aşıp tercih yapamamış (% 24,22). 120,000 puanı aşan aday sayısı ise, 186 435 (% 36,45). Fakültelere yerleştirilen aday sayısı ise 69 534 Türkiye'nin ÖSS'deki puanlarını merak ediyor musunuz? Peki, o halde sıkı durun.ÖSS-SAY: 110,231 (Bunun 92,435 puanı, zaten taban puan olarak verilmiş. Yani çocuklarımız sadece 17,796 puan alabilmişler!)ÖSS-SÖZ: 110,349 (Bunun 78,894 puanı, taban puan olarak verilmiş. Yani çocuklarımız sadece 31,455 puan alabilmişler!)ÖSS-EA: 110,287 (Bunun 85,057 puanı, taban puan olarak verilmiş. Yani çocuklarımız sadece 25,230 puan alabilmişler!)Bütün sistemi çöpe atın!Sahi, biz ne öğretmişiz çocuklarımıza? Onbir yılı, nasıl ve neyle doldurmuşuz? ÖSS'de sorulmayan bir soru var aşağıda, ama bu soruyu çocuklarımızın cevaplandırmasını istemeyeceğiz. Bu soruyu, biz cevaplandırmalıyız! Süre yok, düşünün düşünebildiğiniz kadar. Nasıl olsa, onlarca yılı heba etmişiz, biraz daha harcasak ne olur. Nasıl olsa, dünya bizi bekliyor. Sıkı durun dünya, biz emin adımlarla geliyoruz (her zaman böyle gelmiyor muyuz?) Çoktan seçmeli bir soru. Unutmadan... Bu soru, çocuklarımıza ÖSS'de sorduğumuz tüm sorulardan daha zor. Yanlış doğruyu götürmüyor ve birden fazla şıkkı da işaretleyebilirsiniz ... Suçlu kim ?a) Ben b) Sen c) O d) Biz e) Siz f) Onlar

Devamını Oku

Okuma alışkanlığımız

14 Mart 2003

Bu yazıyı da kesin ve saklayın. Bu yazıya da her açıdan bakın; alttan, üstten, yandan, çaprazdan vb. Hangi açıdan bakarsanız bakın, bu yazıdaki gerçekleri de değiştiremeyeceksiniz. Açınız değişecek, gerçekler değişmeyecek. Hükümetler değişecek, eğitim bakanları değişecek, ama sorunlar değişmeyecek. Çünkü sorunlarla uğraşan yok, uğraşır gibi yapan çok. Bize, "Bakan" lazım, "bakan" değil! Bize, Hasan Ali Yücel gibiler lazım.Sayın "bakanlar"; ekonomiden, siyasetten bilmem neden vazgeçtik, bari eğitim-öğretim alanında birşeyler yapın. Aşağıdaki veriler, sizlere ne ifade edecek bilemem, ama iş işten geçiyor. Tren, kaçtı kaçar... Sizin yetiştirdiğiniz gençler, uluslararası arenada nasıl mücadele edecek? Türkiye'de okur yazar nüfusu yüzde 86 olmasına rağmen, kitap okuyan nüfus günden güne azalıyor. Türkiye'de kitap okuma oranı yüzde 4,5 civarında. Üniversite mezunlarının, inicin okumuyorsunuz' sorusuna verdikleri cevaplar:* Televizyon ve internet, insanları okumaktan uzaklaştırıyor (Yüzde 30,3)* Okul eğitiminde okuma alışkanlığı verilmiyor (Yüzde 19,7)* Geçim şartlarının ağır olması (Yüzde 15,6)* Kitapların pahalı olması (Yüzde 10,3)* Diğer sebepler (Yüzde 23,0) (Hangi sebepler?)"Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporu"na göre Türkiye, okuma alışkanlığında Malezya, Libya, Ermenistan gibi ülkelerinde bulunduğu 173 ülke arasında 86. sırada yer alıyor. Okuma alışkanlığının yüzde 4,5 olduğu Türkiye'de yılda 23 milyon 386 adet kitap basılırken, Japonya'da 4 milyar 200 milyon adet kitap basılıyor (Küsuratı bile, bizimkinin on katı!). Japonya'da 25 kişiye bir kitap, Fransa'da 7 kişiye bir kitap, Türkiye'de ise 12 bin 89 kişiye bir kitap düşüyor. Ülkemizde; 394 kütüphane bulunurken, 400 bin civarında da kahvehane var. Eğitim-Sen'in yaptığı bir araştırmaya göre, öğretmenlerin de kitap okumadıkları ortaya çıktı. Öğretmenlerin yüzde 8'i hiç kitap okumuyor. Yüzde 28'i ise ayda sadece bir kitap alıyor. Okuma alışkanlığı yok, ama... Trabzon İl Müftüsü Nuri Güneş, bir yılda sigaraya ve içkiye harcanan paranın, Türkiye'nin IMF'den almaya çalıştığı 10 milyar dolara eşit olduğunu söyledi. Güneş, "Türkiye'de 73 yılda içki tüketimi bin 500 kat arttı. Yılda, 1 milyar litre içki tüketilmekte. Sigaraya ve içkiye harcanan parayla, bir yılda 150 fabrika kurulabilir ve işsizler istihdam edilebilir" dedi. Numune Hastanesi'nde görevli Dr. Mehmet Hakan Türk, Türkiye'de sigara tüketimi artarken, Avrupa'da bu sayının giderek azaldığını ve meslek gruplarına göre doktor ve öğretmenlerin en çok sigara içenlerin başında geldiğini belirtiyor.Okumayanların ülkesi...Dün bir partiye gittim anne. Bana öğütlediklerin aklımdaydı; "İçki içme yavrum!" demiştin, yalnızca soda içtim anne... Dediğini yaptığım için gururluydum, diğerlerine benzemedim ve içkili araba kullanmadım. Ben, doğru olanı yaptım anne, tıpkı senin istediğin gibi... Şimdi parti sona eriyor anne ve herkes içkili. Bense, sana dönerken tek parça halinde döneceğimden emindim. Arabayı kullanmaya başladım anne. Tam yola çıkacaktım, diğer araba beni görmedi, bana bir eşyaymışım gibi çarptı. Kaldıranda uzanmış yaralı yatarken, polisin "Bu çocuk sarhoş" dediğini duydum anne... Bana çarpan sarhoşsa, onun hatasını ben mi ödeyeceğim anne? Burada ölüyorum anne, hayatim bir balon gibi sönecek... Etraf kan dolu anne, benim kanımla. Hissediyorum, birazdan öleceğim anne... Sana son bir şey söylemek istiyorum anne, yemin ederim hiç içmedim, sadece soda içtim anne... içen ben değil, onlardı anne... Galiba bana çarpanla aynı partideydik... Tek fark, o sadece sarhoş ve yarın ayılacak... Bense ölüyorum anne... İnsanlar neden içer anne? Keskin bir acı duyuyorum, tıpkı bıçak gibi... Bana çarpan çocuk yürüyor, görüyorum, bu haksızlık!Ben burada yatıyor ve ölüyorum anne... Kardeşime söyle, ağlamasın anne. Babama da söyle, cesur olsun anne... Birileri ona içkili araba kullanmamasını söylemeli anne... Nefesim tükeniyor anne, gittikçe halsizleşiyorum. Ne olur ağlama arkamdan. Son bir sorum var, elveda demeden önce; Suçlu ben olmadığım halde, ölen neden benim anne?

Devamını Oku

Yabancı dil öğrenimi...

13 Mart 2003

Dil öğrenmenin önüne dikilen en önemli engel, önyargılardır! Bu önyargılardan bazılarını sıralayalım:* Bu yaştan sonra yabancı dil öğrenilmez, bizden geçti artık.* Hergün en az 5-6 saat ayırmadan bu iş olmaz, benim o kadar vaktim yok.* Dil öğreneceksen, ülkesine gideceksin. Türkiye'de yabancı dil öğrenilmez.* Özel ders almadan, bu iş olmaz; o da çok pahalı.* Hergün 10 kelime ezberlemek lazım. Ezberliyorum, ama aklımda kalmıyor.* Grameri iyi biliyorum, ama iş konuşmaya gelince "tık" yok!* Komik duruma düşmek istemiyorum. Yarım yamalak konuşacağıma, hiç konuşmam daha iyi.Bu liste, böylece uzayıp gider... Önyargılarımızın altında yatan tek neden de, korkularımızdır. Başarısız olmaktan, mükemmel değil de sıradan olmaktan, hata yapmaktan, ayıplanmaktan vb. korkuyoruz. Peki, korkarak ve korkularımızın arkasına sığınarak bir sonuca ulaşabiliyor muyuz? Dil öğrenmekten ne denli korkarsak korkalım, öğrenirken ne kadar zorlanırsak zorlanalım şurası bir gerçek ki; dünya dili olan ingilizce'yi öğrenmek zorundayız! Yabancı dil öğreniminde sıkça yapılan hatalar Sadece gramer öğrenmek: Sadece gramer öğrenip, beyne devamlı yeni gramer bilgileri yığmak, tek başına dil öğrenmeye yardımcı olmaz. Öğrendiğinin pratiğini yapmak, teoriden uygulamaya geçmek ve bütünü yakalamak gerekir.Ezberlemek: Dil öğrenmek, kelime ezberlemek değildir. Edinilen kelimelerle cümleler kurmak, cümle yapılarını anlamak ve konuşmak dilde bütünlüğü sağlayacaktır.Türkçe düşünmek: Türkçe düşünmek, en büyük hata! Bir dili öğrenmenin, en önemli unsuru Türkçe düşünmemek olsa gerek. Türkçe, yapısı gereği birçok avrupa diline benzememekte ve hatta tam ters bir cümle yapısına sahiptir.Ara vermek: Ara vermek, dil için en zararlı unsurlardan biridir. Süregelen çalışma bir temposunu bir anda durdurmak, öğrendiğinizi aklınızda tutmanızı oldukça zorlayacaktır. ileride tekrar etmeniz gerekecek ki, bu da bir nevi zaman kaybı yaşamak olacaktır.Motivasyon: Öğreneceğiniz dili, kendiniz için ilgi çekici hale getirmeye bakın. Dilin, sizin ilgi alanınıza hitap eden konularını bulup, onların üzerine yoğunlaşırsanız, öğrenme süreci sizin için çok daha zevkli ve faydalı geçecektir.Test çözmek: Test çözerken şıklardan biri doğrudur, ama siz diğer şıklardaki hatalı mesajları da okumak durumunda kalırsınız. Böylece, hatalı cümle yapıları veya kelimeleri almış olursunuz ki bu da bir risktir.İltifatlara aldanmak: İltifatlara çok aldanmayın ve iltifatlara kulaklarınızı tıkayın. iltifatlar, sizi, tembelliğe iter.Yakın bir arkadaşınız ile derste yan yana oturmak: Bir grup içinde yabancı dili öğrenmeye çalışmak, en iyi yol olsa gerek. Ama en yakın arkadaşınla yan yana oturmamak ve Türkçe konuşmamak şartıyla...Sabırsız olmak: Yabancı dil öğreniminde, ilk 5-6 ay çok önemlidir. Bu süreçte dişini sıkan, sabreden başarılı olur. Melih Arat ne güzel söylemiş; "Dil öğrenmek; fil yemek gibidir, bir lokmada yutulmaz" diye.Mazeretlere ait genel bir listeAmiral Rickover, bürosunun kapısına aşağıdaki levhayı asmıştı: Aşağıda okuyacağınız liste, mazeretlere ait bir genel değerlendirme listesidir. Gerek bana ve gerekse kendinize zaman kazandırmak için, lütfen mazeretlerinizi bana numara ile bildiriniz.1) Ben, size bunu söylediğimi sanmıştım.2) Eskiden beri, bu işi hep böyle yapmışızdır.3) Kimse işe derhal başlamamı söylemedi.4) Bunun, bu kadar önemli olduğunu düşünmemiştim.5) O kadar meşgulüm ki, bu işi de üzerime alacak vaktim yok.6) Ne diye uğraşayım, Amiral Rickover nasıl olsa kabul etmez.7) Bu kadar acele istediğinizi bilmiyordum8) Bu; onun işi, benim değil.9) Unuttum, bir daha olmaz!10) Onayın çıkmasını bekliyordum.

Devamını Oku

'Üç adam' veya yorum farkı

12 Mart 2003

Hastanenin bir koğuşunda üç kötürüm hasta bulunuyordu. Koğuşa ilk gelen pencerenin önüne, ikincisi ortaya, üçüncüsü de kapı kenarına yatırılmıştı. Ortadaki hasta, iyimser bir adam olduğu için neşeli konuşmalarıyla ötekileri de eğlendiriyor ve kederlerini azaltmaya çalışıyordu. Bir akşam, pencerenin yanındaki hasta öldü. Onu kaldırdıktan sonra, ortadaki hastayı pencerenin önüne, kapının yanındakini de ortaya yatırarak, boşalan yere yeni bir hasta getirdiler. Pencere önüne alınan iyimser adam, dışarıda gördüklerini arkadaşlarına anlatmaya başladı. Yol kenarındaki parkı, dev çınar ağaçlarını, cıvıldaşan kuşları, işlerine koşan insanları, neşeli çocukları ve karşı dağlardaki çiçek dolu tarlaları uzun uzun anlatarak, çaresiz durumdaki arkadaşlarını rahatlatıyordu. Adam, kısa bir süre sonra, gelip geçenlere isimler takmaya başladı. Öteki hastalar, artık sabah işe gidenlerin, seyyar satıcıların ve akşam vakti yorgun argın eve dönenlerin öykülerini dinleye dinleye, onları gözlerinin önünde canlandırabiliyorlardı. Hastanenin ruha ağırlık veren vahası dağılmış ve bir türlü geçmek bilmeyen can sıkıcı saatleri, tatlı öyküler doldurmuştu. Bir gün, ortadaki hastanın aklına bir fikir geldi. Eğer pencerenin kenarındaki hastaya birşey olursa, oraya kendisi geçecek ve onun öykülerini dinlemektense, dışarıdaki renkli ve canlı yaşamı kendi gözleriyle görecekti. Bu düşünce, günlerce kafasında yer etti. Yattığı yerde hep bunu düşünüyor ve çareler araştırıyordu. Pencerenin önündeki hastaya bazen fenalık geliyordu. Adam, bu durumda komidinin üzerindeki ilacına güçlükle uzanıyor ve odada hastabakıcı olmadığı için ilacını kendisi alıyordu. Bir gece, pencere önündeki hastaya yine bir kriz geldiğinde, ortadaki hasta büyük bir gayretle doğrularak onun ilacını devirdi. Şişe yere düşmüş ve ilaçlar etrafa saçılmıştı. Ertesi sabah, pencerenin önündeki hastayı ölü buldular ve onu kaldırdıktan sonra, ortada yatan hastayı cam kenarındaki yatağa geçirdiler. Adam, göreceği manzaranın heyecanıyla dışarıya baktığında, beyninden vurulmuşa döndü. Pencerenin birkaç metre ötesinde, simsiyah bir duvardan başka bir şey yoktu!'Küçük İstavrit' veya motivasyonKüçük istavrit yiyecek birşey sanıp Hızla atıldı çapariye. Önce müthiş bir acı duydu dudağında, Gümbür gümbür oldu yüreği. Sonra hızla çekildi yukarıya. Aslında hep merak etmişti Denizlerin üstünü. Neye benzerdi acep gökyüzü? Bir yanda büyük bir merak, Bir yanda ölüm korkusu. "Dudağı yarıklar" denir, şanslıdır onlar. Hani görüp de gökyüzünü, insanı Oltadan son anda kurtulanlar. Ne çare balıkçının parmaklan hoyratça kavradı onu. Küçük istavrit, anladı yolun sonuna geldiğini. Koca denizlere sığmazdı yüreği. Oysa şimdi yüzerken Küçücük yeşil leğende; Cansız uzanıvermiş, dostlarına Değiyordu minik yüzgeçleri, insanlar gelip geçtiler önünden. Bir kedi yalanarak baktı gözünün içine. Yavaşça karardı dünya, Başı da dönüyordu. Son bir kez düşündü derin maviyi, Beyaz mercan bir de yeşil yosunu. İşte, tam o anda eğilip aldım onu. Yürüdüm deniz kenarına, Bir öpücük kondurdum başına, iki damla gözyaşından ibaret, Sade bir törenle saldım denizin sularına. Bir an öylece bakakaldı, Sonra sevinçle dibe daldı. Gitti, tüm kederimi söküp atarak. Teşekkürü de ihmal etmemişti, Birkaç değerli pulunu elime, avuçlanma bırakarak. Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme; Sorar gibiydiler neden yaptin bunu diye? "Bir gün dedim bulursam kendimi Yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz, son ana kadar hep bir umudum olsun diye" Öyküden şöyle bir mesaj çıkıyor: "Son ana kadar umudunu yitirmeyeceksin! Bitti dediğin anda bitmez, umudunu yitirince biter!"

Devamını Oku

'Milli Eğitimin organizasyonu mükemmel!

11 Mart 2003

Bir asker, arkadaşı ile yolda yürürken elindeki çakısı ile parmağını kesti. Biraz ötede bir dispanser vardı. "Ben, şurada bir pansuman yaptırayım" dedi ve dispanserin kapısından girdi. İçeri girdiğinde, karşısına iki kapı çıktı.Birinin üstünde "Hastalıklar", ötekinin üstünde "Yaralar" yazılıydı. "Yaralar" yazılı kapıdan içeri girdi. Bu kez yine iki kapıyla karşılaştı. Birinin üstünde "Kemik", ötekinin üstünde "Et" yazılıydı. "Et" yazılı kapıdan içeri girdi ve... Yine iki kapıyla karşılaştı.Birinde "önemli", ötekinde "önemsiz" yazılıydı. "Önemsiz" yazılı kapıdan içeri girdi ve... Kendini bir anda sokakta buldu. Onun, dispanserin bir kapısından girip, aradan bir dakika bile geçmeden, arka kapısından çıktığını gören arkadaşı merakla sordu: "Ne çabuk geldin? Nasıl oldun, iyi baktılar mı sana?" dedi. Asker, yaralı parmağını göstererek: "Hayır, hiç kimse bakmadı, ama organizasyon bir harikaydı!" dedi."Ben", "Dün"ümSen"den sonsuza dek uzaklaştım. "Sen"den ayrılıyorum, ama her zaman "Sen"inle olacağım. Bir zamanlar adım, "Yarm"dı. "Serf'inle ilk kez yola çıktığımda adıma, "Bugün" denilirdi. Artik, "Dün"üm ve üzerimde "Sen"in hiç çıkmayacak izlerini taşıyorum. "Ben", kitabın sayfalarından sadece biriyim. "Ben"den önce ve "Ben"den sonra da pek çok sayfa var. Solgun görünüyorum, çünkü hiç umudum yok. Elimdeki tek şey, anılarım. Zenginim, çünkü bilgilerim var. Bir çocuk doğurdum ve sana bıraktım. Adı: "Deneyim!" Bana bakmaktan hiç hoşlanmıyorsun, güzel değilim çünkü. Sadece heybetli, sadık ve ciddiyim. "Ben"; "Dünüm. "Bugün'den veya "Yarın"dan bir farkım yok, çünkü "Ben", "Sen"im. Kendinden kaçamazsın. "Sen"i sevmiyoruz, ama nefret de etmiyoruz, yalnızca yargılıyoruz. Şefkat duymuyoruz. Yalnızca, "Bugün" yapabilir bunu. "Sen"i cesaretiendiremiyoruz, o da sadece "Yarın"ın elindedir. Geçmişin kapısında durmuş, geçen günleri karşılıyoruz. "Yarm'larm, "Bugün" olduğunu görüyoruz. Yavaş yavaş hayatını emiyoruz, tıpkı vampirler gibi. "Sen" yaşlandıkça, düşüncelerini yudumluyoruz. Giderek, daha çok bize dönüyorsun, "Yarın" dan uzaklaşıyorsun. "Yarın'lar, belirsiz... "Bugünler, anlamsız... "Bugün"ü boğmak, "Yann"m önünü kesmek için geleneklerin uzun, güçlü, karanlık kollarına sığınıyoruz. Eğer; "Biz"e karşı ayak diremeyi başarabilseydin, daha hızlı yükselebilirdin ve başanlı olabilirdin. "Biz"im, sırtına binmemize izin verdiğinden beridir, sana baskı yapıyor ve "Sen"i boğuyoruz. "Ben", "Sen"in dostun değilim. Sadece, "Seni yargılar ve korkuturum. "Sen"in dostun, "yarın"dır. "Ben"den, ders al. "Yarın'lara yatırım yap!Öğretmen nasıl olmalı?Bir dersin veya konunun öğrenilmesi ile ilgili olarak; öğretim üyesinin rolü, ABD'de aşağıdaki benzetme ile açıklanmaktadır."Bir jumbo jetin Londra'dan kalkıp New York'a gitmesinde; pilota ne kadar, nerede ve ne zaman gereksinim vardır?"1- Uçak, Londra'da pistten havalanırken.2- Uçak, New York'ta havaalanına inerken. 3 - Uçuş sırasında uçak hava boşluklarına (türbülans) girdiği zaman, uçağa müdahale edilmesi gerektiği durumlarda.Diğer kısımların hepsini otomatik pilot hallediyor. Pilot dinleniyor ve pilot dinlenmiş olarak ve pilota en fazla ihtiyaç olduğu zamanlarda (kalkış ve inişte), ondan en verimli bir şekilde yaralanmak esasdır.Bir öğretim üyesinin; bir öğrencinin, bir dersi öğrenmesindeki yeri bundan çok farklı değildir!1- Dersin başlangıcında öğrencileri konuyla tanıştırıp, dersin ana hatlarıyla amaç ve hedeflerini belirtirken,2- Öğrencilerin, o ders için ölçme ve değerlendirmelerini yaparken,3- Öğrencilere anlamadıkları konularda yardımcı olarak, onlara o konuyu anlamalarında yardımcı olurken, ödevlerini değerlendirirken. Öğretmen; az yorularak, zamanını araştırma yapmak ve dersleri daha iyi hazırlamak için kullanmalıdır. Sınıflar, yalnızca anlaşılmayan konuların topluca tartışıldığı mekanlardır.

Devamını Oku

ÖSYM'den gönderilen "Aday Bilgi Formu"nda T.C. Kimlik No'ları yanlış gelen adaylar!

21 Şubat 2003

ÖSYM, 2003-ÖSS'ye başvuran adaylara, başvuru bilgilerinde yanlışlık olup olmadığını kontrol etmeleri için, Aday Bilgi Kontrol Formlarını postaladı.Aday Bilgi Kontrol Formlarında, adayların başvurma belgesinde kodladıklan bilgiler ile önceki yıllarda ÖSS'ye başvurmuş olanların ÖSYM kayıtlarındaki okul bilgileri yer alıyor. Adayların, söz konusu form ellerine geçer geçmez bilgilerin doğruluğunu kontrol etmeleri gerekiyor. Bilgilerinde yanlışlık veya eksiklik bulunan adaylar, form üzerinde düzeltme yapacaklar. Düzeltilen formlar, 7 Mart Cuma gününe kadar ÖSYM'ye ulaştırılacak. Bu tarihe kadar ÖSYM'ye ulaşmayan formlar, işleme konulmayacak. Adaylarca düzeltilen bilgiler, gerekli incelemeler yapıldıktan sonra bilgi işlem ortamına aktarılacak. Aday Bilgi Kontrol Formu, adaya tekrar geri gönderilmeyecek. Ancak 190 bin adayın, T.C. Kimlik No'su, doğru olmasına rağmen hatalı olarak gözüktü. Bu 190 bin adayın büyük bir çoğunluğu da, sınava İstanbul'dan başvuranlar oluşturuyor.Halbuki size gelen Aday Bilgi Formunda T.C. Kimlik No'su doğru olmasına rağmen, hatalı diye gözüküyor. Nedeni şu: T.C. Kimlik No'su hatalı gelen adayların ya kendisinin iki adı var veya babasının iki adı var. Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi (MERNİS) ortamında kontrol edilen bu numaralar, adayın kendisinin veya babasının iki adı olmasından ve bu iki adın kodlanmasında farklılıklar (Örnek: Mustafa Salih Gümüş veya M. Salih Gümüş farklılığı gibi) bulunmasından dolayı hatalı diye yazılmış. Aslında hatalı olmadığı biliniyor, ama yine de herhangi bir sorun yaşanmaması için kontrol edilip yeniden gönderilmesi isteniyor.Yapılması gereken!Bu durumdaki adayların yapması gereken tek şey; bağlı bulundukları nüfus idaresine başvurarak, T.C. Kimlik No'sunu göteren belgeyi almak ve bunu ÖSYM'ye göndermek. Aday Bilgi Formuna, numarayı kırmızı kalemle yeniden yazmayı da unutmayın!Kılıç ustasıAk sakallı kılıç ustası, oturduğu minderden kalfa ve çıraklarının çalışmalarını dikkatle izliyordu. Harlı fırında korlaşan çeliğe şekil veren genç eller, ustalarının öğretisini çeliğe yansıttıkça, yaşlı kılıç ustası keyifleniyor, uzun yıllardır yanında çalışan genç insanlara mesleğinin inceliklerini öğretmenin mutluluğunu yaşıyordu. Atölyedeki gençler, yoğun çalışmalarına devam etmekteydiler. Başlarını, yaptıkları işten şöyle bir kaldırıp müşteriye saygıyla baktılar ve tekrar işlerine döndüler. Genç savaşçı, bu davranışlardan, muhatabının ak sakallı yaşlı ustanın olduğunu anladı. Ona doğru yöneldi. Ustaya saygıyla yanaştı. "Son cenk çok zorluydu" dedi. Yamulan kılıcını göstererek devam etti; "Kılıcımı tamir ettirmek istiyorum." Usta, gönyesi bozulmuş olan kılıcı dikkatlice inceledi. Farklı açılardan ve ufak dokunuşlarla kılıcı tarttı. Genç adam, bu uzun tetkik sürecini sessizce bir kenarda izlerken, bir yandan da ustanın yüzünden sonuçlan anlamaya çalışıyordu.Uzun bir inceleme işleminden sonra usta, kılıcı minderin yanına koydu ve savaşçıya dönerek "İş, ustalık gerektiriyor, diğer tamirlerden farklı bir işçilik istiyor. Bu, hem pahalt hem de risk taşıyor. Kabul eder misin?" diye sordu. Genç savaşçının yüzü, ustanın cümleleriyle aydınlandı. "Her şeye razıyım, yeter ki kılıcım istediğim gibi olsun" dedi. Yaşlı usta, kılıcı oturduğu minderin altına yerleştirdi, oturuş biçimini değiştirdi ve farklı hız ve ritmlerle iki kez oturup kalktı. Şaşkınlık içindeki genç, ustanın ne yaptığını anlamamış bir ifadeyle, kendisine uzatılan düzgün kılıcı eline aldı. Kılıcı, şöyle bir iki defa savurdu, dengesini hissetti ve rahatladı. "Ne kadar ödeyeceğim?" diye sordu.Usta, sakalını sıvazlarken kendinden emin bir tavırla "Yirmi altın" dedi. Genç adam, şaşkınlık içindeydi. Ancak kendini hemen topladı ve karşı atağa geçti. "Yapılan işin tamamı ifa' darbe. Bu parayla yeni bir kılıç satın alabilirim. Yirmi altın ödemek istemiyorum. Hem bu kadannı ben de yapabilirdim, ne emek ne de sermaye harcadın" dedi. Usta, sakince genç adamın cümlelerini bitirmesini bekledi. Kılıcı tekrar minderin altına koyarak, eski yamuk haline getiren iki darbeyi oturup kalkarak vurdu ve kılıcı savaşçıya iade etti. Çok kızmıştı genç adam ve kılıcı, ustanın elinden hırsla geri aldı. Yandaki mindere oturup, iki darbelik oturuş ve kalkışı gerçekleştirdi. Minderden muzaffer bir komutan edası ile kalktı, elini minderin altına soktu ve kılıcı hızla çekti. Gözlerine inanamadı, ata yadigarı kılıç ortadan ikiye bölünmüştü. Çaresiz bakışlarla ustaya döndü. Usta, savaşçıya "Ödemeni istediğim bedel, iki darbeye değil, otuz yıllık birikimeydi" dedi.Öğrenme isteğiniz de, umutlarınız gibi hiç bitmesin! Çünkü daha öğrenilecek çok şey var...

Devamını Oku

Darüşşafaka öğrenci alacak

17 Şubat 2003

Darüşşafaka İlköğretim Okulu, 2003-2004 öğretim yılı için sınavla, ilkokul 3'üncü sınıfı başarıyla bitiren, babasını kaybetmiş ve mali durumu eğitimini sürdürmeye yetersiz öğrenciler alacak. İngilizce ağırlıklı eğitimin ücretsiz olarak verildiği okula sınav için 1993 veya sonraki tarihlerde doğmuş, sağlık açısından yatılı okula kabulüne sakınca bulunmayan adaylar başvurabilecek. Adaylar, 20 Haziran 2003'e kadar gerekli belgelerle birlikte Darüşşafaka İlköğretim Okulu'na bizzat veya eksiksiz şekilde posta yoluyla başvurabilecekler. Okula giriş için 22 Haziran 2003 Pazar günü İstanbul, Ankara, İzmir, İçel, Diyarbakır, Samsun ve Erzurum'da aynı anda sınav yapılacak.Başvuru koşullarıBabasının ölmüş olması.Ailesinin mali durumunun öğrenimini sürdürmesine yeterli olmaması. 1993 veya daha sonraki tarihlerde doğmuş olması. (Yaş düzeltmesi geçersizdir) İlköğretim okulu üçüncü sınıfı (2002-2003) ders yılında en az iyi derece ile geçmiş olması. Sağlık ve diğer yönlerden, yatılı okula kabulünde sakınca bulunmaması.Gerekli belgelerAdayın okumakta olduğu İlköğretim Okulu Müdürlüğü'nden alınacak ve 3. sınıf öğrencisi olduğunu kanıtlayan imzalı ve mühürlü belge. (Okul karnesi kabul edilmeyecek.) Nüfus Hüviyet Cüzdanı aslı. (Görüldükten sonra, elden getirilmişse, hemen iade edilecek , posta ile gönderilmişse en kısa sürede posta ile iade edilecek. Suret veya fotokopi kabul edilmeyecek.) Adayın babasının ölü olduğunu kanıtlayan aile Nüfus Kayıt Örneği. (Nüfus kayıt örneğinde aday öğrenci ile anne ve babasının medeni durumları ve sağ veya ölü oldukları mutlaka belirtilecek, suret, fotokopi, muhtar belgesi, ölüm tutanağı kabul edilmeyecek.) Yatılı okula kabulüne engel olmadığına ilişkin Hükümet Doktorluğu veya Sağlık Ocağı'ndan alınacak rapor. (Kazanan adaylar ayrıca okulumuzda sağlık kontrolünden geçirilecek.) Adayın, 6 adet yeni çekilmiş renkli vesikalık fotoğrafı.Üzerine öğrencinin eksiksiz olarak adresi yazılı (2) adet mektup zarfı.BaşvuruTel: (0212) 286 22 00, Faks: (0212) 285 25 86, www.darussafaka.k12.tr,Olacaksanız, işte böyle olun!Üç kardeş, bir yıl önce girdikleri büyük bir şirkette benzer işlerde çalışıyor, fakat değişik ücretler alıyorlardı. Oğullarının aylık ücretleri arasındaki farkı duyan baba, bunun nedenini öğrenmek için şirketin genel müdürünü ziyaret etti. Müdür, meraklı babaya bir öneride bulundu: "isterseniz bu sorunuzu, oğullarınız yanıtlasınlar" dedi. Üç kardeşten en az ücret alanı odasına çağırdı ve "Limana büyük bir şilebin geldiğini duydum "dedi. "Gidip bir bakıver bakalım, yükü neymiş?" En az ücret alan kardeş, beş dakika sonra müdürün odasına geri döndü: "Şilebe telefon ettim, iki bin fok derisi varmış" dedi. Müdür, birkaç dakika sonra öteki kardeşi çağırdı ve aynı soruyu ona da sordu. İkinci kardeş, bir saat sonra geri döndü. Şilebin yükünü; iki bin fok derisiyle birlikte, beş yüz adet vizon postunun oluşturduğu bilgisini verdi. Müdür, aynı görevi odasına çağırdığı üçüncü ve en fazla ücret alan kardeşe de verdi. En fazla ücreti alan kardeş, görevini tamamlayıp üç saat sonra şirkete döndüğünde, mesai bitmiş ve tüm çalışanlar evlerine girmişlerdi. Şirkette kendisini bekleyen babası ile müdürden başka kimse kalmamıştı. Diğer iki kardeşi de gitmişlerdi. Müdürün odasına nefes nefese girdi: "Şilebin yükü arasında iki bin fok derisi vardı" dedi. "Büyük bir firmayla temasa geçtim ve karlı bir biçimde, fok derilerini onlara sattım. Şilepte ayrıca, beş yüz adet vizon postu vardı, ama..." "Sonra?" diye sordu müdür. "İyi cins olmalarına karşın, onları satmadım. Çünkü vizonlarla sizin ilgilendiğinizi biliyorum!"Müdür, üçüncü kardeşe teşekkür ettikten sonra, kendisini meraklı gözlerle izleyen babaya şöyle dedi: "Bana sorduğunuz sorunun yanıtını, oğullarınızdan aldınız sanırım!"

Devamını Oku