Bir asker, arkadaşı ile yolda yürürken elindeki çakısı ile parmağını kesti. Biraz ötede bir dispanser vardı. "Ben, şurada bir pansuman yaptırayım" dedi ve dispanserin kapısından girdi. İçeri girdiğinde, karşısına iki kapı çıktı.
Birinin üstünde "Hastalıklar", ötekinin üstünde "Yaralar" yazılıydı. "Yaralar" yazılı kapıdan içeri girdi. Bu kez yine iki kapıyla karşılaştı. Birinin üstünde "Kemik", ötekinin üstünde "Et" yazılıydı. "Et" yazılı kapıdan içeri girdi ve... Yine iki kapıyla karşılaştı.
Birinde "önemli", ötekinde "önemsiz" yazılıydı. "Önemsiz" yazılı kapıdan içeri girdi ve... Kendini bir anda sokakta buldu. Onun, dispanserin bir kapısından girip, aradan bir dakika bile geçmeden, arka kapısından çıktığını gören arkadaşı merakla sordu: "Ne çabuk geldin? Nasıl oldun, iyi baktılar mı sana?" dedi. Asker, yaralı parmağını göstererek: "Hayır, hiç kimse bakmadı, ama organizasyon bir harikaydı!" dedi.
"Ben", "Dün"üm
Sen"den sonsuza dek uzaklaştım. "Sen"den ayrılıyorum, ama her zaman "Sen"inle olacağım. Bir zamanlar adım, "Yarm"dı. "Serf'inle ilk kez yola çıktığımda adıma, "Bugün" denilirdi. Artik, "Dün"üm ve üzerimde "Sen"in hiç çıkmayacak izlerini taşıyorum. "Ben", kitabın sayfalarından sadece biriyim. "Ben"den önce ve "Ben"den sonra da pek çok sayfa var. Solgun görünüyorum, çünkü hiç umudum yok. Elimdeki tek şey, anılarım. Zenginim, çünkü bilgilerim var. Bir çocuk doğurdum ve sana bıraktım. Adı: "Deneyim!" Bana bakmaktan hiç hoşlanmıyorsun, güzel değilim çünkü. Sadece heybetli, sadık ve ciddiyim. "Ben"; "Dünüm. "Bugün'den veya "Yarın"dan bir farkım yok, çünkü "Ben", "Sen"im. Kendinden kaçamazsın. "Sen"i sevmiyoruz, ama nefret de etmiyoruz, yalnızca yargılıyoruz. Şefkat duymuyoruz. Yalnızca, "Bugün" yapabilir bunu. "Sen"i cesaretiendiremiyoruz, o da sadece "Yarın"ın elindedir. Geçmişin kapısında durmuş, geçen günleri karşılıyoruz. "Yarm'larm, "Bugün" olduğunu görüyoruz. Yavaş yavaş hayatını emiyoruz, tıpkı vampirler gibi. "Sen" yaşlandıkça, düşüncelerini yudumluyoruz. Giderek, daha çok bize dönüyorsun, "Yarın" dan uzaklaşıyorsun. "Yarın'lar, belirsiz... "Bugünler, anlamsız... "Bugün"ü boğmak, "Yann"m önünü kesmek için geleneklerin uzun, güçlü, karanlık kollarına sığınıyoruz. Eğer; "Biz"e karşı ayak diremeyi başarabilseydin, daha hızlı yükselebilirdin ve başanlı olabilirdin. "Biz"im, sırtına binmemize izin verdiğinden beridir, sana baskı yapıyor ve "Sen"i boğuyoruz. "Ben", "Sen"in dostun değilim. Sadece, "Seni yargılar ve korkuturum. "Sen"in dostun, "yarın"dır. "Ben"den, ders al. "Yarın'lara yatırım yap!
Öğretmen nasıl olmalı?
Bir dersin veya konunun öğrenilmesi ile ilgili olarak; öğretim üyesinin rolü, ABD'de aşağıdaki benzetme ile açıklanmaktadır.
"Bir jumbo jetin Londra'dan kalkıp New York'a gitmesinde; pilota ne kadar, nerede ve ne zaman gereksinim vardır?"
1- Uçak, Londra'da pistten havalanırken.
2- Uçak, New York'ta havaalanına inerken. 3 - Uçuş sırasında uçak hava boşluklarına (türbülans) girdiği zaman, uçağa müdahale edilmesi gerektiği durumlarda.
Diğer kısımların hepsini otomatik pilot hallediyor. Pilot dinleniyor ve pilot dinlenmiş olarak ve pilota en fazla ihtiyaç olduğu zamanlarda (kalkış ve inişte), ondan en verimli bir şekilde yaralanmak esasdır.
Bir öğretim üyesinin; bir öğrencinin, bir dersi öğrenmesindeki yeri bundan çok farklı değildir!
1- Dersin başlangıcında öğrencileri konuyla tanıştırıp, dersin ana hatlarıyla amaç ve hedeflerini belirtirken,
2- Öğrencilerin, o ders için ölçme ve değerlendirmelerini yaparken,
3- Öğrencilere anlamadıkları konularda yardımcı olarak, onlara o konuyu anlamalarında yardımcı olurken, ödevlerini değerlendirirken. Öğretmen; az yorularak, zamanını araştırma yapmak ve dersleri daha iyi hazırlamak için kullanmalıdır. Sınıflar, yalnızca anlaşılmayan konuların topluca tartışıldığı mekanlardır.
'Milli Eğitimin organizasyonu mükemmel!
Bir asker, arkadaşı ile yolda yürürken elindeki çakısı ile parmağını kesti. Biraz ötede bir dispanser vardı. "Ben, şurada bir pansuman yaptırayım" dedi ve dispanserin kapısından girdi. İçeri girdiğinde, karşısına iki kapı çıktı.
Haberin Devamı

