Bakanlar değişti, ifade tarzları değişti, ama zihniyet değişmedi. Üniversite giriş sınavının birçok sıkıntıya yol açtığını ifade eden Çelik, sorunların çözülmesi amacıyla ÖSYM Başkanı ile görüştüğünü, YÖK Başkanı ile de görüşmeyi düşündüğünü belirtiyor. "Eğer YÖK ve ÖSYM bir adım atmazsa, biz yapacağımızı biliriz" anlayışı devam ediyor. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, üniversiteye giriş sınavında özellikle meslek lisesi mezunlarıyla ilgili sıkıntı konusunda, "Eğer YÖK ve ÖSYM bir adım atmazsa, yapacakları yükseköğretim yasası değişikliğinde bu problemi çözeceklerini" açıkladı. Bakan Çelik, üniversiteye giriş sınavı ile ilgili büyük bir kargaşa yaşandığını, liselerde öğrencilerin rapor alarak okula gitmediklerini, lise 3. sınıfın "fiili olarak kalmadığını" belirtiyor. Çelik, "Veliler, (çocuklarımızı toplu olarak izne çıkaracak bir formül geliştiremez misiniz?) diyorlar. Tıp fakültesi bulunan üniversitelerin rektörleri, yöneticileri rapor taleplerinden gına getirmişler. (Bizi kurtarın bu rapor taleplerinden) diyorlar" dedi. Sorunu ÖSYM ile bağlı olduğu YÖK'ün çözmesi gerektiğini kaydeden Çelik, ÖSYM Başkanı'nı Bakanlığa davet ettiğini, "meslek lisesi mezunlarının uğradığı mağduriyeti konuştuğunu" söyledi. Çelik, "Ama sayın Başkan (yaptığımız doğrudur) diyor. (Bu konuda karar mercii ben değilim, bunu YÖK Başkanı ile konuşun) diyor. Yakında, YÖK Başkanı ile de bu meseleyi konuşacağım" dedi. Mesleki ve teknik eğitime gereken önemin verilmediğini savunan Çelik, milyonlarca kişinin üniversite kapısında yığıldığını belirtti. Yükseköğretim Yasası ile ilgili çalışmalarının sürdüğünü kaydeden Çelik, bu yasama yılı bitmeden yasa değişikliğini tamamlama kararlılığında olduklarını bildirdi. Çelik, "Üzüm yeme niyetindeyiz, bağcı dövme niyetinde hiç değiliz, şu veya bu kurumun başındaki kişilerle kan, kin davasında olmadıklarını" kaydetti.Aynen devam...Cevap, fazla gecikmedi. YÖK, lafı fazla uzatmadan "ÖSS'de değişiklik yapılmayacak!" dedi. YÖK, ÖSS'de şu aşamada bir değişiklik yapılmasının hem idari, hem de hukuki açıdan mümkün olmadığını bildirdi. YÖK'den yapılan açıklamada, MEB'nin yükseköğretime geçiş sisteminde düzenlemeler yapmak üzere oluşturduğu komisyona YÖK'ten de bir üyenin katılmasını talep eden yazı gönderdiği belirtildi. YÖK, söz konusu yazıya yanıt verdi. Yazıda, ÖSS'nin kurallarının belirlendiği ve "şu aşamada yapılacak değişikliğin hem idari, hem de hukuki açıdan mümkün olmadığını" vurgulandı. Son günlerde yükseköğretime geçiş sistemi üzerinde tartışmaların yoğunlaştığı ifade edilen yazıda, ÖSS'ye 1.5 milyondan fazla adayın gireceği anımsatılarak, sınavın öğrencilerin yanı sıra ailelerini ve yakınlarını da ilgilendirdiğine işaret edildi. Yazıda, şunlar kaydedildi: "Bu sınavın kuralları belirlenmiştir. Şu aşamada bir değişiklik yapılması hem idari, hem de hukuki açıdan mümkün olmadığı gibi, konu üzerinde geleceğe yönelik olsa da, ne suretle olursa olsun soru işaretleri dahi yaratılması pedagojik açıdan fevkalade mahsurludur. Bu nedenle yükseköğretime geçiş sistemi üzerindeki tartışma ve çalışmaların şu günlerde gündemde tutulmasının doğru olmayacağına inanıyoruz. Ayrıca, YÖK olarak sınav sisteminde herhangi bir değişiklik yapılmasının aksine, öğrencilerin bu sınava en iyi şartlarda hazırlanması, aydınlatılması, huzurlu ve yüksek moralli bir ortamda girmelerini temin etmeyi hedef almış bulunmaktayız. Bu hedef doğrultusunda çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Sınava iki ay gibi kısa bir süre kalmışken, tartışmaların sürdürülmesi aday gençlerimizi ve velilerini de olumsuz etkileyecektir." Yazıda, "bu nedenle öğrencileri pedagojik açıdan aydınlatacak çalışmaların sürdürülmesi gerektiğine inanıldığı" belirtilerek, "Şu anda yapılacak tek şey, öğrencilerimizin huzurlu bir ortamda sınava girmelerini sağlamaktır. Sınav sisteminde bir değişiklik yapılmasının mümkün olmadığını kamuoyuna duyurur, bu vesileyle sınava girecek gençlerimize başarılar dileriz" denildi.
Meslek yüksekokulları ile Açıköğretim ön lisans mezunlarının lisans öğrenimlerine devam edebilmeleri için 6 bin 759 kontenjan ayrıldı. YÖK, gelecek öğretim yılında vakıf, devlet ve KKTC'deki üniversitelerin DGS sonuçlarına göre öğrenci yerleştirilecek lisans programlarının kontenjanlarını geçen yıla göre 405 kişi artırarak, 6 bin 759'a yükseltti. Meslek yüksekokulu ve Açıköğretim önlisans programı mezunlarının 4 yıllık lisans programına devam edebilmeleri için, DGS'ye girmeleri gerekiyor. Açıköğretim ve meslek yüksekokullarının ön lisans programlarından mezun olanlardan, kendi alanlarındaki Açıköğretim lisans programlarına devam etmek isteyenlerin sınava girmelerine gerek bulunmuyor. DGS için başvurular, 21 Nisan-2 Mayıs 2003 tarihleri arasında yapılacak. Bu öğretim yılında mezun olabilecek durumdaki meslek yüksekokulu öğrencileri başvuru belgelerini kendi okullarından, AÖF önlisans programlarından mezun olabilecek durumdakiler AÖF bürolarından, mezun durumdakiler de herhangi bir yüksekokul veya AÖF bürolarından alabilecekler. DGS, 20 Haziran 2003 tarihinde gerçekleştirilecek. YÖK, 2004-2005 eğitim-öğretim yılında dikey geçiş için ayrılacak kontenjanın, meslek liselerinden meslek yüksekokullarına sınavsız geçiş yaparak mezun olanların en az yüzde 10'u olarak belirlenmesini kararlaştırdı.Öğrenim ve Katkı KredileriYURTKUR öğrenim ve katkı kredisi almaya hak kazanan öğrenciler belirlendi. 2002-2003 eğitim-öğretim yılında öğrenim veya katkı kredisi almak için başvurarak belgelerini teslim eden öğrencilerin belgeleri incelendi. İnceleme sonucunda 151 bin 750 öğrenci öğrenim kredisi almaya hak kazandı. Başvuran tüm öğrencilere, katkı kredisi verildi. Kredi kazanan öğrencilerin isim listeleri ile adlarına hazırlanmış kredi taahhüt senetleri; üniversite, fakülte, yüksekokul ve enstitülere gönderildi. Sonuçlar, AÖF öğrencilerine ise postalandı. Kredi almaya hak kazanan öğrenciler, isimlerine hazırlanmış kredi taahhüt senetlerini, okudukları öğretim kurumlarından imza karşılığında teslim alarak notere onaylatacaklar. Öğrenciler bu belgeleri, 28 Nisan 2003 gününe kadar bulundukları yerlerdeki YURTKUR bölge müdürlüklerine teslim edecekler. Bölge müdürlüğü bulunmayan yerlerdeki öğrenciler belgeleri "Kredi Dairesi Başkanlığı, Cemal Gürsel Caddesi No: 61 Cebeci-Ankara" adresine postalayacaklar. Kredi taahhüt senedini noterden onaylatmayan veya belirlenen süre içinde teslim etmeyen öğrencilere kredi verilmeyecek. YURTKUR, belgeleri inceledikten sonra öğrencilere kredilerini yatıracak.Eğitimde derslik sorunuMEB, genel liselerde 30 kişilik sınıflarda eğitim-öğretim yapılabilmesi için toplam 13 bin 875 dersliğe ihtiyaç bulunduğunu belirledi. MEB'nin konuya ilişkin hazırladığı rapora göre; 28 bin 587 derslikli toplam 1583 genel lisede, 1 milyon 263 bin 475 öğrenci öğrenim görüyor. Genel liselerin 490'ında (yüzde 53.6) ikili öğretim yapılıyor. Genel liselerde, toplam 53 bin 560 öğretmen hizmet veriyor. Genel liselerde, bu eğitim-öğretim yılında ülke genelinde bir dersliğe ortalama 50 öğrenci düşüyor. Buna karşın öğrenci sayısı özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki iller ile göç alan illerde ortalamanın üstüne çıkıyor. Bir sınıfa Mardin'de 75, Şanlıurfa'da 69, Osmaniye'de 65, Hakkari'de 54, Samsun'da 53, Hatay'da 52, Gaziantep'te 51, Van'da 50 öğrenci düşüyor. 30 kişilik sınıflarda çağdaş standartlarda eğitim-öğretim yapabilmek için toplam 13 bin 875 dersliğe, ortalama 40 kişilik sınıflarda eğitim-öğretim verebilmek için ise 5 bin 58 dersliğe ihtiyaç bulunuyor. Raporda, 8 yıllık zorunlu eğitimden dolayı ortaöğretime devam eden öğrenci sayısının arttığı belirtildi. Fen ve anadolu liselerinde ise standart mevcutlu sınıflarda eğitim-öğretim yapılıyor. Ülke genelindeki 58 fen Lisesinde, 24 kişilik sınıflarda toplam 12 bin 22,425 anadolu lisesinde de 30 kişilik sınıflarda toplam 62 bin 756 öğrenci öğrenim görüyor. Yabancı dil ağırlıklı program uygulayan 794 lisede de 205 bin 464 öğrenci 30 kişilik sınıflarda okuyor.
Tüm Özel Öğretim Kurumları Derneği (TÖDER), 13-14 Nisan tarihlerinde ÖSS ve LGS Deneme Sınavları düzenliyor. Sınav, Türkiye'nin 81 ilinde ve büyük ilçe merkezlerinde uygulanacak. Geçtiğimiz aylarda kurulan TÖDER'in bünyesinde; özel okullar, dershaneler ve kurslar bulunuyor. Deneme sınavları; Final Dergisi, Uğur, Kavram, Bil, Zafer, Tümay, Ekol, FKM, Açı ve Sevinç gibi Türkiye çapında yaygın dershanelerin katkısıyla hazırlandı. ÖSS Deneme Sınavı'na 200 bin, LGS Deneme Sınavı'na da 50 bin adayın katılması bekleniyor.Yeni bir üniversiteYÖK, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Eğitim Vakfı'nın vakıf üniversitesi kurmak için yaptığı başvuruyu kabul etti. Milli Eğitim Bakanlığı'nın kanun teklifi olarak Meclis'e taşıyacağı önerinin burada da onaylanması halinde TOBB Eğitim Vakfı, Ankara'da "Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi" kuracak. Üniversitenin; fen ve insani bilimler, iktisadi ve idari bilimler ile mühendislik fakültelerinden oluşması öngörülüyor. Üniversite bünyesinde ayrıca sosyal bilimler ve fen bilimleri enstitüleri de kurulması düşünülüyor. 2004-2005 döneminde eğitim-öğretime başlaması hedeflenen vakıf üniversitesinde, ilk etapta 14 bölümün açılması planlanıyor. Üniversitenin mütevelli heyeti, aralarında TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Oğuz Satıcı, TIKA Başkanı Dr. Öner Kabasakal, ATO Meclis Başkanı Nurettin Gürgür, gazeteciler Ertuğrul Özkök ve Taha Akyol'un da bulunduğu 23 kişiden oluşuyor. Fakültelere bağlı hangi bölümlerin kurulacağı da daha sonra tespit edilecek. Üniversitenin gelecek eğitim-öğretim yılından itibaren öğrenci alması bekleniyor.İTÜ ile tanışma fırsatıİstanbul Teknik Üniversitesi'nde, üniversite adaylarının tercihlerinde kolaylık sağlamak amacıyla 17-19 Nisan 2003 tarihleri arasında tanıtım günleri düzenlenecek. İTÜ Ayazağa Yerleşkesi'nde gerçekleştirilecek tanıtıma, Rektör Prof. Dr. Gülsün Sağlamer, bölüm başkanları ve öğretim üyelerinin yanı sıra öğrenciler katılacak. Etkinlik kapsamında, üniversite sınavına girecek öğrenci ve ailelerine üniversite tercihlerinde kolaylık sağlamak için İTÜ'deki eğitim, yurt ve burs olanakları bir multimedya gösterisiyle anlatılacak, yerleşke de gezdirilecek. Tanıtımda ayrıca, üniversitedeki sosyal yaşamla ilgili bilgi verilecek. 230. kuruluş yılını kutlamaya hazırlanan İTÜ'de, ÖSS'de ilk 2 bine giren öğrencilere karşılıksız burs verecek. Öğrencilere, saat başı ücretle eğitim ve araştırma hizmetlerinde "öğrenci asistan" statüsünde çalışabilme olanağı da sunulacak.Öğretmen ihtiyacıMEB'nin, başta İngilizce, okul öncesi ve rehberlik branşları olmak üzere toplam 71 bin 703 öğretmene ihtiyacı olduğu belirlendi. MEB, hangi branşlarda ne kadar öğretmen açığı bulunduğunu tespit etti. En fazla İngilizce, rehberlik ve okul öncesi branşlarında öğretmene ihtiyaç duyuluyor. İngilizce 18 bin 495, rehberlik 9 bin 98, iş eğitimi 8 bin 120, okul öncesi 6 bin 29, bilgisayar 4 bin 699 ve Türkçe 3 bin 602 öğretmen açığıyla ilk sırada yer alıyor. Liselerde ikinci dilin zorunlu hale getirilmesi çalışmalarına rağmen, Fransızca'da da kadro fazlası olması dikkati çekiyor. En fazla öğretmen açığı bulunan diğer branşlardan bazıları da şöyle: Matematik (ilköğretim) 2 bin 497, Beden Eğitimi 2 bin 166, Müzik 2 bin 127, İş Eğitimi 1879, Zihinsel Engelliler Öğretmenliği 1687, Matematik (lise) 1520, Türk Dili ve Edebiyat 1517, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 1089, Muhasebe Grubu 1087, Fen Bilgisi 1063.
Biteceğe de benzemiyor, bitmez de. "Öğretmenlik" tartışmasından bahsediyorum. Efendim, öğretmen nereden olunurmuş; eğrim fakültesinden mi, yoksa fen-edebiyat fakültesinden mi? Alın size, boş tartışmalardan biri daha. Bizde, sadece ak ve kara var. Ya hep ya hiç. Ya YÖK ya YEK. Ortası hiç yok, uzlaşma hiç yok. Ama hiç kimse şunu tartışmıyor; "En iyi, en çağdaş, en donanımlı, en verimli öğretmenleri nasıl yetiştirebiliriz, öğretmeni, nasıl yine baştacı yapabiliriz" diye. Bence önemli olan; "Oradan veya buradan mezun olması değil, isini sevmesi, işinde en iyi olması, çocukları sevmesi. Bu mesleği seçenlerin büyük çoğunluğu bu mesleği niye seçiyor biliyor musunuz; en azından, bir iş garantisi sağladığı için! Bu, böyle biline..." Geçtiğimiz günlerde, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik; öğretmen atamalarında fen-edebiyat fakültesi mezunlarının mağduriyetlerinin giderileceğini, öğretmenlik formasyonu almış olan bu okul mezunlarının da eğitim fakültesi mezunlarıyla aynı koşullarda atamalarının yapılacağını belirtti. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, "Öğretmen okulu mezunu bir Bakan olarak" öğretmenlerin sorunlarını yakından bildiğini, öğretmenlik mesleğinin 70'li yıllardan sonra önemsenmemeye başlandığı, "Hiçbir şey olamıyorsa, öğretmen olsun" mantığıyla bu mesleğe yaklaşıldığını belirtti. Çelik, "Bu yanlıştır. Eğitim ordusu önemsenmezse bizi karanlıklar, dünyanın gerisinde kalmak bekler" dedi Öğretmen atamalarında çok ciddi haksızlıklar olduğunu anımsatan Çelik, fen-edebiyat fakültelerinden mezun olanların, öğretmen atamalarında eğitim fakülteleri mezunlarından farklı muameleye tabi tutulduklarını anlattı. Eğitim fakülteleri öğrencileriyle aynı dersleri görmelerine karşın fen-edebiyat fakültelerinden mezun olanların öğretmenlik atamalarında mağdur edilmelerinin önüne geçilmesi için çalışmaların başlatıldığını bildiren Çelik, öğretmenlik formasyonu almış olan fen-edebiyat fakültesi mezunlarının da eğitim fakültesi mezunları gibi atanacağını, yüksek lisans yapmış fen-edebiyat fakültesi mezunlarının da atamalarının yapılacağını belirtti.Vay, sen misin bunu söyleyen!Cumhuriyet Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nevzat Battal, öğretmenliğin iyi eğitim gerektiren çok önemli bir meslek olduğunu belirterek, öğretmen atamalarında mutlaka eğitim fakültesi mezunlarına öncelik tanınması gerektiğini söylüyor. Battal, Milli Eğitim Bakanlığı'nın, fen-edebiyat fakültesi mezunlarının, eğitim fakültesi mezunları ile eşit koşullarda öğretmen olarak atanmasına yönelik başlattığı çalışmanın son derece yanlış olduğunu savunuyor. Fen-edebiyat fakültelerinin kuruluş amacının, öğretmen yetiştirmek olmadığını ifade eden Battal, "Türkiye'de öğretmen yetiştirmek için eğitim fakülteleri kurulmuştur. Öğretmenlik, iyi eğitim gerektiren çok önemli bir meslektir. Öğretmen atamalarında mutlaka eğitim fakültelerine öncelik tanınmalıdır. Dikeyi idare edenler, eğitimi politikaya alet etmesinler. İş bulmak için, iş alanı yaratmak için bu mesleği dejenere etmesinler. Bundan bizim çocuklarımız, torunlarımız zarar görür. Bunun örneğini, 1975-80 yılları arasında gördük. Bu dönemde öğretmenlik mesleği politikaya alet edilerek, 45 günde mektupla binlerce öğretmen alındı. Sonra, 80 öncesi meydana gelen anarşiyle bunun bedelini ağır ödedik" diyerek, düşüncelerinin doğruluğunu ispatlamaya çalışıyor.İşi, uzmanına teslim edinProf. Dr. Battal, "Öğretmen olabilmek için muhakkak alan bilgisi şarttır, ama yeterli değildir. Öğretmenlik mesleğini de bilmek gerekir. Eğitim fakültelerinde bu meslekle ilgili şuur, duygu, sevgi, aşk ve öğretmenlik mesleğini kabullenme gibi duygular, öğrencilere daha birinci sınıftan itibaren kazandırmaktadır. Ayrıca, öğretmenliğin genel kültür boyutu vardır. Bugün öğretmenler sadece dört duvar arasında görev yapan insanlar değildir. Eğitim fakültelerinde öğretmenler, çağımızın, toplumun aydın bir üyesi olarak yetiştirilmektedir" diyor.Mahkemeye gidin!Süleyman Demirel Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nuray Senemoğlu da, "Sınıf öğretmenliği bölümü mezunları sıradayken, fen-edebiyat fakültesi mezunlarının sınıf öğretmeni olarak atanmasına karşıyım. Her fakültenin misyonu ayndır ve fen-edebiyat fakültelerinin misyonu da öğretmen yetiştirmek değildir, bilimadamı yetiştirmektir. Eğitim fakültesi mezunları dururken, fen-edebiyat mezunu bir kişi atama alıyorsa, hakkınızı kesinlikle mahkemede arayın" diye yol göstermeyi de ihmal etmiyor. Daha önce atamaları yapılan fen-edebiyat mezunları için, yasalara aykırı davranıldığını savunan Senemoğlu, "Öğretmenlik hakkı verilen 5 bin fen-edebiyat mezunu, Talim Terbiye Kurulu'nun 340. kararı, göz ardı edilerek atanmışlardır''diyor. Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Güler, Türkiye'de atıl durumda yaklaşık 80 bin öğretmen bulunduğunu belirtiyor. Güler, "Buna rağmen her fakülteye öğretmenlik hakkının verilmesi, doğru olmasa gerek!" diyor. Sahi, en iyi öğretmen nereden yetişir?
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, meslek lisesi mezunlarının üniversitelere girişlerinin kolaylaştırılacağını açıkladı. Çelik, meslek lisesi mezunlarının üniversite sınavında uğradıkları haksızlığın giderileceğini bildirdi. Bu konudaki çalışmaların sürdüğünü kaydeden Çelik, meslek lisesi mezunlarının üniversite sınavında kullanılan katsayılarındaki eksikliğin giderileceğini söyledi. Çelik, ancak hazırlıkların önümüzdeki ilk üniversite sınavlarına yetişemeyebileceğini ifade etti. Bakan Çelik, ayrıca mesleki eğitim ve teknik eğitimi teşvik edici düzenlemeler getirileceğini söylüyor. Yukarıdaki hikayeyi biz, çok dinledik. Her gelen, giden hep aynı şeyi söyledi. Çünkü en kolay yoldan alkış almanın yolu, bu ifadeler. İnsanların duygularıyla oynamayın. Yapacaksanız, yapabilecekseniz yapın. Yoksa insanları boş yere heveslendirip durmayın.ÖSYM'den uyarı!ÖSYM, 30 Mart'ta saatlerin bir saat ileri alınacak olması dolayısıyla, aynı gün yapılacak Üniversitelerarası Kurul Yabancı Dil Sınavın'na (ÜDS) katılacak adayları uyarıyor. ÖSYM'den yapılan açıklamada, 2003-Mart dönemi ÜDS'nin 30 Mart Pazar günü saat 09.30'da gerçekleştirileceği belirtildi. 29 Mart'ı 30 Mart'a bağlayan gece yaz saati uygulamasına geçileceği anımsatılan açıklamada, adayların dikkatli olmaları gerektiği ifade ediliyor. Sınava, 26 bin 648 aday katılacak.Sanal İngilizceİngilizce öğrenmek veya İngilizcesini geliştirmek isteyen öğretmenler için, internette ücretsiz kurs açılıyor. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü ve Sakarya Üniversitesi işbirliğiyle, "Uzaktan Eğitim Yoluyla Uluslararası Standartlarda Yabancı Dil Öğretimi Pilot Projesi" uygulamaya konuldu. Pilot proje, uygulamada karşılaşılabilecek sorunları yakından takip edebilmek için Ankara ve Sakarya'da başlatıldı. İngilizce öğrenmek veya geliştirmek isteyen öğretmenler, bu hafta içinde ilgili kurumlara başvurabilecekler. Başvuracak öğretmenlerin dersleri izleyebilmeleri için, gerekli teknik özellikleri bulunan bilgisayara ve internet erişimine sahip olmaları gerekiyor. Başvuranlar, seviye tespit sınavına tabi tutulacak. Sınav sonucunda İngilizcesi çeşitli düzeylerde olan 100 öğretmen belirlenecek. Düzeyleri belirlenen öğretmenler, sanal ortamda derse başlayacaklar. Her seviye için online ortamda öğretmenleri yönlendirecek öğretim elemanları atanacak. Her sorumlu öğretmen ve öğretim elemanı, haftada 2 kez toplam 4 saat, grubuyla birlikte online ortamda ders yapacak. Dersler, toplam 20 üniteyi kapsayacak ve 4 ayda tamamlanacak. Her ünitenin sonunda "quiz", her 4 ünitenin sonunda da genel sınav yapılacak. Kursiyerler, derslerle ilgili sorularını, e-posta yoluyla öğretim elemanlarına iletebilecekler.Yurtdışı imkanı...Ege Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi'nin (EGESEM) açacağı kurslarla, lise ve iki yıllık meslek yüksekokulu mezunlarına yurtdışında diploma ve çalışma imkanı sağlanacak. EGESEM Müdürü Prof. Dr. A. Bülent Göksel, yaptığı açıklamada, EGESEM'in İngiltere'deki Yüksek Sertifika ve Diploma Kuruluşu (EDEKSEL) ile "yetişkin eğitimi" konusunda işbirliği yapıldığını belirtiyor. EGESEM'in başlattığı yetişkin eğitimi programına göre, lise mezunlarının kendilerini geliştirmek istedikleri iş dallarıyla ilgili kurslara devam edeceğini belirten Göksel, "Bu programdan EÜ meslek yüksekokullarının 2 yıllık bölüm mezunları da yararlanacak. Bir yıl içinde yüksekokullardan gelen talepler doğrultusunda hangi branşlarda kurs açılacağına karar vereceğiz. Meslek yüksekokullarından mezun olanlar da, kursların sonunda açılacak sınavda başarılı olurlarsa, yurtdışında 1 yıl okuma ve diploma imkanına kavuşacak. Bu programla, yurtdışında benimsenen modeli uyguluyoruz" diyor. Prof. Dr. Göksel, "yetişkin eğitimi" programının, üniversite dışında da ciddi bir eğitim ihtiyacından doğduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürüyor: "EDEKSEL ile yaptığımız işbirliği çerçevesinde, kurslarımıza katılan öğrenciler, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde de çalışabilecek. Kurs sonundaki sınavda başarılı olan öğrencilerimiz AB ülkelerinde çalışma hakkını tanıyan bir sertifika alacaklar. Üniversite kapısında bekleyen öğrencilere, Avrupa yolunu açıyoruz." Prof. Dr. Göksel, 2003 yılı mezunlarının program için başvuruda bulunabileceğini de sözlerine ekliyor.
Yazar Mehmet Doğan, Türkçe'nin ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğuna dikkat çekiyor. Doğan, çok köklü ve zengin bir içeriğe sahip Türk dilinin korunmasında herkese önemli görevler düştüğünü ifade ediyor. İlköğretim çağındaki çocukların öğrendiği kelime sayısının 500'ü geçmediğini ileri süren Doğan, "Dünyanın gelişmiş ülkelerinde çocuklar 2 bin 500 kelime ile yetişirken, bizim ülkemizde bu durum hiç de iç açıcı seviyede değildir. 500 kelime hazinesi olan çocukla, 2 bin 500 kelime hazinesi olan çocuk arasında çok büyük farklar vardır" diyor.Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurselen Toygar, "Beyin; paraşüt gibidir, ancak açılırsa çalışır. Beynimizi geliştirmeyi öğrenmeliyiz" diyor. Toygar, "Belleğinizi geliştirmek için, beyninizi şaşırtın. Örneğin, evinizin şeklini değiştirin, okula veya işyerine farklı yollardan gidin. Pozitif hayaller kurun, zihinsel aktivasyonlar yapın" diye konuşuyor. Toygar, "Çözmeniz gereken bir sorun varsa; gece yatmadan önce tüm bilgi ve beklentilerinizi beyninize yükleyin, ancak çözüm bulmaya çalışmayın. Çoğunlukla, bir çözüm veya atmanız gereken bir sonraki adımı bilerek uyanacaksınız. Bu durum; kişiye zaman kaybı gibi gelebilir, ama bu süreç bireyi çözüm zincirine taşıyacaktır. İnsan beyninin çözemeyeceği hiçbir problem olamaz" diye yol gösteriyor.Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç Dr. İsmet Şahin, eğitimde bilgi aktarma devrinin sona erdiğini belirterek, öğretmenlerin, hayal kuran, düşünen ve üreterek paylaşabilen insan yetiştirmeleri gerektiğini söylüyor. Şahin, "Paylaşmasını bilen, sorumluluk duygusunu taşıyan ve özgür olan öğrenci yetiştirmezsek, ülke olarak belirlediğimiz hedeflerin hiçbirine ulaşmayız. Ortaöğretim kurumlarında, öğretmenler, bilgi aktarmaktan başka bir şey yapmıyor. Bu kurumlarımızdaki eğitimde bir iyileştirme zorunludur. Onbinlerce okulda yaklaşık 600 bin öğretmen, pasif öğrenci yetiştirmektedir. Bu kurumlardaki öğretmene verilen maaş, okullara yapılan masraflar boşa gitmektedir. Ortaöğretimde iyileştirme yapılmayacaksa kapatılmalıdır" diyor.İzmir Saint Joseph Lisesi Müdürü Yann de Lansalut, 10 yıl sonra ne gibi yeni mesleklerin ortaya çıkacağının bilinmediğini belirterek, "Üniversitelerde geniş yelpazede eğitim verilmelidir" diyor. De Lansalut, tüm dünyada son yıllarda eğitim alanında büyük değişimler yaşandığını, bunun sonucu yeni, farklı mesleklerin ortaya çıktığını söylüyor. Bugünden, ortaya çıkacak yeni mesleklerin tahmin edilemediğini kaydeden De Lansalut, "Üniversiteler sağlam ve geniş yelpazede eğitim verir, endüstri ve sanayiyle uyum sağlayabilirse geleceğin insanını yetiştirebilir. Fransa'da öğrenciler; bir yarıyılda pratiği öğrenmek için fabrikalarda, şirketlerde çalışıyorlar. Türkiye'de ihtisas üniversiteleri olmalıdır. Üniversitelerde temel mühendislik eğitimini alan başarılı öğrenciler, özel ihtisas üniversitelerine aktarılmalıdır. Ancak bu şekilde işini iyi bilen, üst düzey elemanlar yetiştirilmiş olur."İzmir Ekonomi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Ekrem Demirtaş, gençlere üniversitelerde bilgisayar yazılımı ve e-ticaret konularında daha fazla eğitim verilmesinden yana olduklarını bildiriyor. Demirtaş, "Gelecekte söz sahibi olacak gençlerin en az iki yabancı dil bilmesi, bilgisayardan dünyayı izlemesi gerekiyor" diyor.Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Necmi Yaşar, günümüzde eğitimde yaşanan sıkıntıları çözme konusunda yapılan çalışmaların, eskiyi biraz değiştirerek tekrarlamaktan öteye gitmediğini savunuyor. Yaşar, öğretmenin öncelikli görevinin, ezberlemeyi değil, öğrenmesini öğretmek olduğunu belirtiyor. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mafit Gömleksiz de, okulda şiddet konusunda yapılan çeşitli araştırmaların, Türkiye'de halen dayağın bir eğitim aracı olarak görüldüğünü ortaya koyduğunu söyledi. İlköğretim ve lise öğrencileri arasında yapılan araştırmada, öğrencilerin yüzde 50'den fazlasının öğretmeninden dayak yediğini vurgulayan Gömleksiz, yaşadığımız yüzyılda artık dayağın bir eğitim aracı olmadığının tüm eğitimcilerce algılanması gerektiğini kaydetti.Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Türkiye'de dinsiz insanların diledikleri gibi yaşama hakkına sahip olduğunu belirterek, "Bu ülkenin inanan, dindar insanlan da, dinlerinin gereklerini yerine getirip, o şekilde hayatlarını tanzim etme hakkına sahip olmalıdır. Aziz Nesin bu ülkede nasıl ki dinsiz olarak yaşayıp, dinsiz olarak ölmek hakkına sahipse ve nasıl ki dinsiz olarak cenaze töreni yaptırma hakkına sahipse, bu ülkenin inanan insanları da inançları ne olursa olsun dinlerinin gereklerini yerine getirip, o şekilde yaşayıp, o şekilde hayatlarını tanzim etme hakkına sahip olmalıdırlar. Laiklik bunlara fırsat veren, imkan veren bir sistemin adıdır. Bunu böyle yorumlamamız gerekir" dedi. Sizce, yukarıdakilerden hangisi diğerlerinden farklıdır ve yapması gereken iş nedir?
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, öğretmen atamalarında Fen-Edebiyat fakültesi mezunlarının mağduriyetlerinin giderileceğini, öğretmenlik formasyonu almış bu okul mezunlarının da Eğitim fakültesi mezunlarıyla aynı koşullarda atamalarının yapılacağını belirtti.Çelik, "öğretmen okulu mezunu bir Bakan olarak" öğretmenlerin sorunlarını yakından bildiğini, ancak hamasi sözlerle konuya yaklaşmanın bir sonuç vermeyeceğini söyledi. Öğretmenlik mesleğinin 1970'li yıllardan sonra önemsenmemeye başlandığı, "hiçbir şey olamıyorsa öğretmen olsun" mantığıyla bu mesleğe yaklaşıldığını belirten Çelik, "Bu yanlıştır. Eğitim ordusu önemsenmezse sizi karanlıklar, dünyanın gerisinde kalmak bekler" dedi. Türkiye'de çoğu kez "reform" adı altında "isim değişikliğiyle fonksiyonel değil, formel düzenlemelere gidildiğini" belirten Çelik, aynı şeyin öğretmen okullarında da yapıldığını kaydetti. Çelik, son 10 yılda şartların biraz iyileştiğini, öğretmen yetiştiren fakültelerin puanının, bazı tip ve mühendislik fakültelerinden yüksek olduğunu bildirdi. Hâlen 103 Anadolu Öğretmen Lisesi'nde eğitim-öğretim verildiğini, niteliği korumak için bu okullara sınavla öğrenci alımını kendilerinin de sürdüreceğini söyleyen Çelik, aynca Anadolu Öğretmen Liseleri'nde okuyan öğrencilere burs verilmesi uygulamasının da devam edeceğini bildirdi. Çelik, Türkiye'de 18 milyon öğrencinin eğitim-öğretim gördüğünü, bu sayının 3 Avrupa ülkesinin nüfusu kadar olduğunu belirterek, bütçeden alınan pay karşılaştırıldığında ise, Türkiye'nin dünyanın 105. ülkesi konumunda bulunduğunu vurguladı.Öğretmen atamalarında çok ciddi haksızlıklar olduğunu anımsatan Çelik, Fen-Edebiyat fakültelerinden mezun olanların öğretmen atamalarında Eğitim fakülteleri mezunlarından farklı muameleye tabi tutulduklarını anlattı. Eğitim fakülteleri öğrencileriyle aynı dersleri görmelerine karşın Fen-Edebiyat fakültelerinden mezun olanların öğretmenlik atamalarında mağdur edilmelerinin önüne geçilmesi için çalışıldığını bildiren Çelik, öğretmenlik formasyonu almış olan Fen-Edebiyat fakültesi mezunlarının da Eğitim fakültesi mezunları gibi atanacağını, yüksek lisans yapmış Fen-Edebiyat fakültesi mezunlarının da atamalarının yapılacağını söyledi. Çelik, 72 bin öğretmene gereksinim duyulduğunu, bunun hemen karşılanmasının mümkün olmadığını söyledi. 8 yıllık kesintisiz eğitim yasası çıktığında dönemin iktidarının 2000 yılında bilgisayar destekli, tekli, öğretmen açığı olmayan ve taşımalı eğitimden kurtulmuş bir ilköğretim vaat ettiğini hatırlatan Çelik, bugün hâlâ 28 bin yerden, 5 bin yerleşim birimine öğrenci taşındığını, MEB'nın bu iş için kiraladığı 32 bin araca yıllık 200 trilyon lira ödediğini anlattı. "Taşıma suyla değirmen dönmez" hesabı, taşımalı eğitimin de verimli bir eğitim olmadığını belirten Çelik, çeşitli imkansızlıklar içinde güzellikler meydana getirmek için çalıştıklarını düe getirdi. Çelik, öğretmenlerin ekonomik sıkıntılarını dile getirirken "yerden göğe kadar" haklı olduklarını, ekonomideki iyileşmeye paralel olarak öğretmenlerin sıkıntısını öncelikle çözmek konusunda ellerinden geleni yapacaklarını söyledi.StanfordYaşlı çift, trenden iner inmez Harvard'ın yolunu tuttu. Rektörün odasını buldular. Burnu havada olan rektör sekreteri, yollarını kesti. Yaşlı çiftten erkek olanı, utangaç bir tavırla, rektörü görmek istediklerini söyledi. "Olanaksız!" dedi sekreter. "O kadar meşgul ki, size zaman ayıramaz!" "Bekleriz" dedi yaşlı kadın. Bir kenara oturdular. Aradan saatler geçti. Yaşlı çiftin beklemekten yılmadığını gören sekreter, soluğu rektörün yanında aldı: "Birkaç dakikalığına da olsa, şunlarla bir görüşün. Kazık kaktılar, gidecekleri yok!" Rektör, sıkılarak kapıya çıktı. Nefret ederdi taşralılardan. Küçümseyerek, yaşlıları süzdü. Kadın, kekeleyerek söze başladı: "Harvard'da okuyan oğlumuzu kaybettik, burada çok mutluydu. Onun anısına, okulun bir köşesine büstünü dikmek istiyoruz." "Bayan!" diye parladı rektör: "Harvard'da okuyan herkes için bir büst yaptırmaya kalksaydık, burası müzeye dönerdi!" "Peki..." dedi yaşlı kadın. "Büst yerine, bir bina yaptırsak!" Rektör, alaycı tavırla: "Son yaptırdığımız bina, 7,5 milyon Dolara maloldu. Sayı saymayı bilmiyorsunuz galiba!" Yaşlı kadın, kocasına döndü "İnşaata başlamak için gereken para buysa, neden biz kendi üniversitemizi kurmuyoruz?" dedi. Görüşmenin noktalandığını, yaşlı bunaklardan kurtulduğunu düşünen rektör, bir çalımla odasına girdi. Yaşlı çift, Kaliforniya'ya geri döndü ve gerekli kişileri bularak inşaata başladılar. Harvard'ın umursamadığı oğlullarının adını, sonsuza dek yaşatacak bir üniversite kurdular ve bu üniversiteye soyadlarını kazıdılar: STANFORD
Tez: Manisa'nın Turgutlu İlçesi'nde, 900 öğrencinin eğitim gördüğü Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi'nde koridorlar sınıfa dönüştürüldü. Turgutlu Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi Müdürü Ekrem Derbent, 1946'da sanat okulu olarak açılıp sonradan endüstri meslek lisesine dönüştürülen okulda, derslik sayısının ihtiyacı karşılayamadığını belirtti.Kaymakamlığın okul bahçesinde kurduğu barakaların sorunu çözememesi üzerine, koridorlardan yararlanma yoluna gittiklerini belirten Derbent, "Öğrenci sayısı her yıl arttığı için derslikler ihtiyacı karşılayamıyor. Okul yönetimi olarak 80 kişilik sınıflarla sağlıksız bir eğitim vermek yerine, koridorlarda sınıf oluşturmaya karar verdik. Okulun iş atölyelerindeki geniş koridorların bölünmesiyle oluşturulan üç sınıf, bilgisayar laboratuvarı olarak hizmet vermeye başladı" dedi. Derbent, okulun ek bina ihtiyacının bir an önce karşılanması halinde, yeni bölümlerin de açılabileceğini belirtti.Antitez: Konya'nın Tuzlukçu İlçesi'nde, Kuran Kursu ve Camileri Yaşatma Derneği, cami inşaatını bitirebilmek için at ve eşek yarışları düzenliyor. Tuzlukçu Belediye Başkanı Nurettin Akbuğa, yörede at merakının yaygın olması nedeniyle düzenlenen yarışların büyük ilgi gördüğünü belirtti. Tuzlukçu Kuran Kursu ve Camileri Yaşatma Derneği tarafından çeşitli kuruluşların desteğiyle düzenlenen yarışlarda bu yıl, İngiliz, safkan ve Arap atları ile bisikletin yanı sıra ilk kez eşek yarışları da yapılacağını duyuran Akbuğa, yarışlardan elde edilecek gelirin inşaatı tamamlanamayan Mevlana Camii için harcanacağını kaydetti, 1 milyon liradan satışa sunulacak yarış biletlerinin basılmaya başlandığını ifade eden Akbuğa, yarışlarda geliri artırmak için yine bu yıl ilk defa açık artırmayla "Yarış Ağası" seçileceğini söyledi. Yukarı Mahalle Koşu Sahası'nda yapılacak yarışlar için at ve eşeklerinin hızına güvenenlerin kendilerine başvurabileceklerini kaydeden Akbuğa, dereceye giren atlara 75 ile 300 milyon lira arasında, eşeklere ise 20 ile 50 milyon lira arasında para ödülü verileceğini söyledi.Sentez: Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, 17 bin okulda birleştirilmiş sınıflarda eğitim-öğretim yapıldığını belirterek, "ortaöğretim fiili olarak bitmiştir"dedi. Eğitime yeni kaynaklar bulmak zorunda olduklarını belirten Çelik, teşvik edici yöntemlerle eğitime katkıda bulunulmasını sağlayacak "sponsorluk yasası" çıkarma çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi. Bakan Çelik, 8 yıllık temel eğitim 1997 yılında uygulamaya konulduğunda, 2000 yılında 30 kişilik sınıflarda ve bilgisayarla donatılmış okullarda eğitim-öğretim yapılmasının hedeflendiğini, ancak hedefe ulaşılamadığını belirtti. İkili eğitim-öğretim uygulamasının da hala kaldırılamadığını ifade eden Çelik, "2003'ün neredeyse ilk çeyreği geride kaldı, bırakın ikili eğitim-öğretimi ortadan kaldırmayı, 17 bin 682 okulda birleştirilmiş sınıflar var. Yani l, 2, 3, 4, 5. sınıftaki öğrenciler bir arada ders alıyor veya en azından iki sınıf bir arada. Diyeceksiniz ki, bunların çoğu köy okuludur. Ama hala 28 bin yerleşim biriminden 31 bin 170 araçla 661 bin 750 öğrenci merkez okullara taşınıyor. Taşıma suyla değirmen döndürmeye çalışıyoruz. Öğrenciyi mezradan, köyden alıp taşıyorsunuz. Yağmur yağdığı zaman yollar çamur, kar yağdığı zaman gidemez. Böyle eğitim olabilir mi? 17 bin okulunuz birleştirilmiş sınıfla ders görüyorsa, ortaöğretim fiili olarak bitmiştir. Liselerin 4 yıla çıkarılmasından söz ediliyor.Aslında fiili olarak 2 yıla inmiştir. Lise 3'te ders var mı? Öğretmenler, çocuklara test çözün diyor. Öğrenciler 3. sınıfta okula gitmiyor. İşte bu çarpıklıkların hepsinin giderilmesi gerekiyor." Çelik, birleştirilmiş sınıf uygulamasından tekli eğitim-öğretime geçilebilmesi için ciddi altyapı gereksinimi bulunduğunu ifade etti. Bütçe yeterli olmadığı için sorunun "ekstra kaynakla çözümlenebileceğini" anlatan Çelik, bu amaçla "sponsorluk yasası" çıkarmaya hazırlandıklarını bildirdi. Çalışmanın henüz olgunlaşmadığını bildiren Çelik, "Sponsorluğun anlamı, eğitim ve kültür faaliyetlerine, hizmetlerine özel sektörün katkıda bulunmasını temin etmektir. İnsanlar eğitim amaçlı harcama yaptığı zaman bunu vergilerinden düşürebilirlerse, bu anlamda teşvik edici şartlar getirirseniz, insanlar eğitime daha çok katkıda bulunur. Türkiye, eğitime ayırdığı pay açısından dünyanın 105. ülkesidir. 17 milyon öğrenciye, bütçeden ayrılan bu payla çağdaş eğitim vermek mümkün değil. Eğitime yeni kaynaklar oluşturmak zorundayız." En azından at yarışları düzenleyebiliriz!