Yazar Mehmet Doğan, Türkçe'nin ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğuna dikkat çekiyor. Doğan, çok köklü ve zengin bir içeriğe sahip Türk dilinin korunmasında herkese önemli görevler düştüğünü ifade ediyor. İlköğretim çağındaki çocukların öğrendiği kelime sayısının 500'ü geçmediğini ileri süren Doğan, "Dünyanın gelişmiş ülkelerinde çocuklar 2 bin 500 kelime ile yetişirken, bizim ülkemizde bu durum hiç de iç açıcı seviyede değildir. 500 kelime hazinesi olan çocukla, 2 bin 500 kelime hazinesi olan çocuk arasında çok büyük farklar vardır" diyor.
Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurselen Toygar, "Beyin; paraşüt gibidir, ancak açılırsa çalışır. Beynimizi geliştirmeyi öğrenmeliyiz" diyor. Toygar, "Belleğinizi geliştirmek için, beyninizi şaşırtın. Örneğin, evinizin şeklini değiştirin, okula veya işyerine farklı yollardan gidin. Pozitif hayaller kurun, zihinsel aktivasyonlar yapın" diye konuşuyor. Toygar, "Çözmeniz gereken bir sorun varsa; gece yatmadan önce tüm bilgi ve beklentilerinizi beyninize yükleyin, ancak çözüm bulmaya çalışmayın. Çoğunlukla, bir çözüm veya atmanız gereken bir sonraki adımı bilerek uyanacaksınız. Bu durum; kişiye zaman kaybı gibi gelebilir, ama bu süreç bireyi çözüm zincirine taşıyacaktır. İnsan beyninin çözemeyeceği hiçbir problem olamaz" diye yol gösteriyor.
Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç Dr. İsmet Şahin, eğitimde bilgi aktarma devrinin sona erdiğini belirterek, öğretmenlerin, hayal kuran, düşünen ve üreterek paylaşabilen insan yetiştirmeleri gerektiğini söylüyor. Şahin, "Paylaşmasını bilen, sorumluluk duygusunu taşıyan ve özgür olan öğrenci yetiştirmezsek, ülke olarak belirlediğimiz hedeflerin hiçbirine ulaşmayız. Ortaöğretim kurumlarında, öğretmenler, bilgi aktarmaktan başka bir şey yapmıyor. Bu kurumlarımızdaki eğitimde bir iyileştirme zorunludur. Onbinlerce okulda yaklaşık 600 bin öğretmen, pasif öğrenci yetiştirmektedir. Bu kurumlardaki öğretmene verilen maaş, okullara yapılan masraflar boşa gitmektedir. Ortaöğretimde iyileştirme yapılmayacaksa kapatılmalıdır" diyor.
İzmir Saint Joseph Lisesi Müdürü Yann de Lansalut, 10 yıl sonra ne gibi yeni mesleklerin ortaya çıkacağının bilinmediğini belirterek, "Üniversitelerde geniş yelpazede eğitim verilmelidir" diyor. De Lansalut, tüm dünyada son yıllarda eğitim alanında büyük değişimler yaşandığını, bunun sonucu yeni, farklı mesleklerin ortaya çıktığını söylüyor. Bugünden, ortaya çıkacak yeni mesleklerin tahmin edilemediğini kaydeden De Lansalut, "Üniversiteler sağlam ve geniş yelpazede eğitim verir, endüstri ve sanayiyle uyum sağlayabilirse geleceğin insanını yetiştirebilir. Fransa'da öğrenciler; bir yarıyılda pratiği öğrenmek için fabrikalarda, şirketlerde çalışıyorlar. Türkiye'de ihtisas üniversiteleri olmalıdır. Üniversitelerde temel mühendislik eğitimini alan başarılı öğrenciler, özel ihtisas üniversitelerine aktarılmalıdır. Ancak bu şekilde işini iyi bilen, üst düzey elemanlar yetiştirilmiş olur."
İzmir Ekonomi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Ekrem Demirtaş, gençlere üniversitelerde bilgisayar yazılımı ve e-ticaret konularında daha fazla eğitim verilmesinden yana olduklarını bildiriyor. Demirtaş, "Gelecekte söz sahibi olacak gençlerin en az iki yabancı dil bilmesi, bilgisayardan dünyayı izlemesi gerekiyor" diyor.
Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Necmi Yaşar, günümüzde eğitimde yaşanan sıkıntıları çözme konusunda yapılan çalışmaların, eskiyi biraz değiştirerek tekrarlamaktan öteye gitmediğini savunuyor. Yaşar, öğretmenin öncelikli görevinin, ezberlemeyi değil, öğrenmesini öğretmek olduğunu belirtiyor. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mafit Gömleksiz de, okulda şiddet konusunda yapılan çeşitli araştırmaların, Türkiye'de halen dayağın bir eğitim aracı olarak görüldüğünü ortaya koyduğunu söyledi. İlköğretim ve lise öğrencileri arasında yapılan araştırmada, öğrencilerin yüzde 50'den fazlasının öğretmeninden dayak yediğini vurgulayan Gömleksiz, yaşadığımız yüzyılda artık dayağın bir eğitim aracı olmadığının tüm eğitimcilerce algılanması gerektiğini kaydetti.
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Türkiye'de dinsiz insanların diledikleri gibi yaşama hakkına sahip olduğunu belirterek, "Bu ülkenin inanan, dindar insanlan da, dinlerinin gereklerini yerine getirip, o şekilde hayatlarını tanzim etme hakkına sahip olmalıdır. Aziz Nesin bu ülkede nasıl ki dinsiz olarak yaşayıp, dinsiz olarak ölmek hakkına sahipse ve nasıl ki dinsiz olarak cenaze töreni yaptırma hakkına sahipse, bu ülkenin inanan insanları da inançları ne olursa olsun dinlerinin gereklerini yerine getirip, o şekilde yaşayıp, o şekilde hayatlarını tanzim etme hakkına sahip olmalıdırlar. Laiklik bunlara fırsat veren, imkan veren bir sistemin adıdır. Bunu böyle yorumlamamız gerekir" dedi. Sizce, yukarıdakilerden hangisi diğerlerinden farklıdır ve yapması gereken iş nedir?
Kim, ne diyor!
Yazar Mehmet Doğan, Türkçe'nin ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğuna dikkat çekiyor
Haberin Devamı

