İşte en büyük yanlış!

20 Mayıs 2006

Konya Selçuk Üniversitesi'nde okuyan Oktay Ungan isimli bir genç okurum (19) çok önemli bir mail göndermiş."Aslen Aydınlı'yız" diyen Oktay bir W kanalında izlediği "Danıştay suikastini protesto" gösterisinde kendisini rahatsız eden görüntüyü şöyle anlatıyor:"... Protesto eden kişiler arasında başörtülü bir hanım var, sonra protesto o hanıma yöneliyor: 'Eğer bizdensen o örtüyü hemen çıkar'... Kadın İsrarla olayı protesto için geldiğini, bunu sadece dinin gereği olarak taktığını söylüyordu ama sonunda İsrarlara dayanamadı ve örtüyü çıkardı. Çevresindekiler onu alkışladı, hatta birçok bayan gitti yanaklarından öptü ve daha neler, neler... Türkiye bu kadar zor bir zamandayken bence bu olay çok yanlış(...) Ruhat Hanım şu soru hep kafamı kurcalıyor, neden bu kafanın dışındaki örtü yerine içindeki düşünceler önem görmüyor?? Yıllardır gündemi bunlar meşgul ediyor, birçok kişi tanıyorum ideoloji için değil, dinin gereği için takan, bunu laiklik çerçevesi içinde gerçekleştiren ve Atatürk olmasaydı bu ülkenin ne kadar zor duruma düşeceğini ve dinlerinin gereğini yapamayacaklarının farkında olan..."Bu akıllı, olayları en açık şekliyle gören gencin mektubu şu cümlelerle bitiyor:"Ben sağduyulu davranıyorum ve provokasyonlara kanmıyorum, benim için örtü değil, kafanın içindeki düşünceler önemlidir. Çünkü ancak bütün o düşünceler Türkiye'yi medeni, her kesimden insanın kaynaştığı, üretken, laik, refah seviyesi yüksek bir toplum haline getirebilir."Bravo Oktay Ungan... Bin kez bravo sana!Devam edecek...Da Vinci Şifresi... İzlemelisiniz!Cuma akşamı bir arkadaşımdan cep telefonuma "Da Vinci Şifresi'ni hiç beğenmedim, yarısında çıktım1 diyen mesaj geldiğinde ben filmin yarısındaydım. Ve Etiler D-Point Cinecity sinemasının rahat koltuklarında büyük bir ilgiyle izlemekteydim.İsa'nın daha önce bir insan, bir fani olarak kabul edilirken sonra "Allah'ın oğlu" şeklinde tanımlanmasıyla ortaya çıkan din kavgalan, İsa'nın Magdalena'lı Meryem ile beraberliği ve çarmıha gerildiği sırada onun hamile olduğu iddiası, Leonardo da Vinci'nin "İsa'nın Son Yemeği" tablosunda Maria Magdalena'ya yer vermiş olması ile "Kutsal Kase" ilişkisi, bütün şifrelerin bu Kutsal Kase'ye bağlanması ve tüm esrar...Bence gayet ilgi çekici (ki ne kadar zor film beğendiğimi bilirsiniz) ve sürükleyici. Her ne kadar Audrey Tautou isimli arkadaş Sophie rolünde biraz renksiz ve donuk kalmışsa da Tom Hanks'i izlemek başlı başına bir zevk (yaşlandıkça çok daha iyi oluyor bu adam).Ayrıca "Zihin görmek istediğini seçer" gibi önemli bir vurgudan sonra bunun tek bir "simge" örneğiyle açıkça anlatılması, tarikatların ve beyin yıkayan din kurumlannın her dinde insanları nasıl yönlendirdiğinin ve kullandığının görülmesi açısından da önemli bir film Da Vinci Şifresi!Bodrum'un en güzel oteli!Fotoğrafını geçen yaz bir dergide görmüş ve öyle beğenmiştim ki elimde olsa anında oraya ışınlanmak isterdim. Ama sanıyorum o günlerde henüz inşaat halindeydi.Geçen hafta bir günlüğüne Bodrum'a gidince 'Yarım saat için bile olsa Yalıçiftlik teki Kempinski Oteli göreceğim' diye tutturdum. Ve ne yaptım ettim, karanmı uyguladım.Aman Allah'ım, o ne oteldir? O nasıl güzelliktir? 5000 metrekare üzerine kurulmuş onlarca masaj odası, hamam ve saunalarıyla krallara layık nasıl bir SPA'dır, turkuaz mavisi denizle aynı ufuk çizgisinde inşa edilmiş nasıl bir dev havuzdur?Kalıp keyfini çıkaramadım tabiî ama o gün, bugündür aklımdan çıkmıyor. Bugüne kadar yurtdışı ve içinde gördüğüm tüm otellerin en güzeli olan Bodrum Kempinski oteline bu yaz mutlaka gideceğim.Hiç değilse masaja, havuza girmeye... Siz de görmeye çalışın, bana hak vereceksiniz.

Devamını Oku

İzinde ve nöbette!

19 Mayıs 2006

Dün bütün büyük gazeteler Türk toplumunun Danıştay'a yapılan hain saldırıyı protesto için Anıtkabir'de sel olup akmasını manşetlerinden muhteşem bir şekilde duyurdular.Bu ülkenin Ata'sına, şehitlerine, bütün dünyada parmakla gösterilen "Müslüman çoğunluklu ve laik-demokratik tek ülke olma başarısının nedeni olan" rejimine bağlılığının tarihe geçecek fotoğrafıydı bu...O milyonlar; sağduyuyla, sükûnetle bekler, sabreder ama rejimine, o rejime bağlı insanlarına, şehitlerinin anısına uzatılan elleri gerekirse, sabn taşarsa sel olup akarak durduracağını gösterir ve gösterdi de!Gazeteler içinde beni en çok VATAN ve Hürriyet'in 19 Mayıs mesajlan etkiledi. VATAN: "19 Mayıs'ı buruk ama her zamankinden daha büyük bir inançla kutluyoruz" derken Hürriyet: "Nöbetteyiz" başlığıyla "Ulu Önder, müsterih ol, demokratik-laik cumhuriyet sonsuza kadar yaşayacaktır" diyordu.Önde ellerinde Ata'larının en güzel posterlerinden biriyle ağlayan, haykıran kadınlar olmak üzere Anıtkabir'e koşan milyonlarca insan işte bu "Büyük inancın", bu "Nöbet"in sahipleriydiler.Aklı eren, anlayan, anlamak isteyen herkes verilen mesajı aldı. Anlamak istemeyenler ise halktan kaçışlarını "tüm dünyada hakim olan anlayış biçimi" veya "terörist karşısında paniğe kapılmış görüntüsü vermeme isteği" olarak açıkladılar. Muhalefet Partisi'nin bile "bu komplonun içinde" olduğunu iddia ettiler.Türk milletinin ise her söze, her davranışa puanını verdiğine ve olup biteni en doğru şekilde değerlendirdiğine hiç şüphe yok.O millet bundan sonra sadece "Atam izindeyiz" demekle kalmayacak, "Atam nöbetteyiz" diyecek ve kuşaktan kuşağa geçecek nöbetten asla kaçmayacaktır.Anıtkabir tablosunun özeti de budur.Deniz Baykal'ın konuşması!Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Antalya'dan yaptığı basın açıklamalarında bile "Danıştay suikastinin bir komplo olduğu ve Muhalefet Partisi Genel Başkanı'nın da bu komplonun içinde olduğu" sözleriyle suçladığı Deniz Baykal, Pazar günü Her Açıdan'in konuğu olacak.Kendisine hafta başında yaptığım teklifi kabul ederek, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirci'den bir hafta sonra programıma katılacak olan Deniz Baykal; Türkiye'deki son gelişmeler, demokratik sol partilerin birleşme ihtimali, irtica ve rejim tehlikesi, Danıştay suikasti ve bu olaydan sonraki tüm yorumlarla ilgili görüşlerini sorularıma vereceği cevaplarla açıklayacak. Baykal, Pazar sabahı Çorlu'daki CHP mitinginde de bulunacağı için Her Açıdan'a 12.30'da katılacak, bu nedenle programın ikinci bölümü olan "sanat-kültür-sağlık" kısmını bu kez başta yayınlayacağız.Bu bölümde, Türkiye'nin en iyi "reflü" uzmanlarından ve cerrahlarından biri olan, vergi rekortmeni Prof. Dr. Mehmet Ali Yerdel hemen herkesin şikayet ettiği "reflü"yü, önleme yollarını, tedavisini ve tedavi edilmediği takdirde nelere yol açacağını anlatacak.Ve müzikte de, uzun süredir televizyon programlarına çıkmayan çok başarılı bir sanatçımız Teoman var... Yine dopdolu, yine her dakikası en iyi şekilde değerlendirilmiş bir program hazırlıyorum size... Ayrıca, Deniz Baykal da (bu programa katılan tüm isimler gibi) "Her Açıdan"ın kuralını bozmamak için TV haber kanallarından gelen röportaj davetlerini geri çevirdi (en içten teşekkürlerimizi sunuyoruz).Pazar günü, saat 12.00'de Hepinizi bekliyorum.Havaalanı işkencesi!İstanbul Atatürk Havalimanı haftalardır inanılmaz bir keşmekeş içinde... Yaz sezonunun başlama tarihine, Mayıs ayına Havaalanı içinde bir inşaatı denk getirme buluşunu (!) kim yaptı bilmiyorum ama sabahın erken saatlerinden başlayarak yüzlerce yolcunun çektiği ızdırabı, ucu görünmeyen kuyrukları, uçağını kaçıranların halini, kaçırmamak için (uçağı ve aklını) öne koşanlarla diğer yolcuların kavgalarını görmeden anlamak mümkün değil.Hele 19 Mayıs tatili kalabalığında neler olduğunu düşünmek bile istemiyorum. Biz böyle hisseder, alanda nereye koşacağımızı bilmezken turistlerin ne yaptığını da... Doğrusu bu kadarına ancak "pes" denir.

Devamını Oku

19 Mayıs, Anıtkabir ve Cumhuriyet'in kurumları!

19 Mayıs 2006

Dünyanın ünlü yatırımcılarından Mobius, "Türk siyasetiyle ilgili endişelerimiz var. Danıştay saldırısı bunu derinleştirdi" açıklaması yapmış.Yabancı yatırımcıların dile getirdiği "Türk siyasetinden endişe" bizde çok uzun zamandır mevcuttu, onlar yeni hissettiler. Ve aynı sıralarda dolar yeniden fırladı, borsa düşüşe geçti.AKP iktidarı IMF'nin kararlarına uymayı ve Kemal Derviş'in başlattığı doğru ekonomik politikaları sürdürmeyi o kadar yeterli zannetti ki, ülkenin yalnız bugünkü siyasetini alt üst etmekle kalmadı, inanılmaz bir sorumsuzlukla Türkiye'nin geleceğiyle oynamayı, toplumu din-inanç üzerinden acımasızca bölmeyi hiç çekinmeden sürdürdü. Bir yandan dinci (dindar değil) gazetelerle, kurum ve firmalarla kol kola girerek onların faaliyetlerine destek verip, bu gazetelerin Cumhuriyet Kurumlarını ve Cumhuriyet'in kendisini yıpratmalarına, hatta bu kurumları hedef göstermelerine yardımcı olurken, bir yandan da kendileri "sanki dinin sözcüsüymüş ve bu ülkede din, inanç özgürlüğü yokmuş gibi" her gün, her an ve en ciddi sorunları bir yana iterek toplumu devlet, laik rejim ve kurumlar aleyhine kışkırtmaktan geri kalmadı.Bardağı taşıran olayGörevlerinin arasında elbette rejimi korumak da bulunan, başta Cumhurbaşkanı Sezer olmak üzere tüm şahıs ve kurumlara karşı takındığı düşmanca tavır, girdiği çekişmeler sadece bu şahıs ve kurumlara zarar vermedi, toplumu öyle gerdi, öyle infial yarattı ki son Danıştay suikastı bardağı taşıran, yürekleri dağlayan damla oldu ve bardak Anıtkabir'e taştı. Öğretmeni öğrencisiyle, hukukçusu ev kadınıyla yüzlerce insan aynı anda gözlerinde yaşlar, ellerinde bayraklarla oraya koştu. 18 Mayıs'ta Anıtkabir' deki görüntü toplumun getirildiği durumun açık göstergesidir.Atatürk'ün defterine yazılan şikayetleri yırtabilirsiniz ama bu millet karısından, kocasından, çocuğundan şikayetini bile Ata'sının defterine yazıyor, onlan ne yapacaksınız? Türk insanı O'nun, "Gerekiyorsa bu millet için bir an bile tereddüt etmeden ölüme gideceğim" diyen o büyük insanın kurduğu laik, demokratik Cumhuriyet'e bağlı, bunu ne yapacaksınız?"Laikliğe başka tanım gerekli" diye her fırsatta ortamı gerip huzuru kaçıracak, ülkenin bu gününü, geleceğini sonsuza kadar mı karartacaksınız?Efendi, efendi!Danıştay'ın "Öğretmen ve türban" la ilgili kararından sonra "Efendi, efendi, burası yol geçen hanı değil. Bu karar olacak şey mi, din alimlerine sormanız gerekir" sözleriyle ortaya çıkarak çok yanlış şekilde kararı eleştiren, Danıştay suikastından sonra ise "Bu saldırı bütün Cumhuriyet kurumlarına yapılmıştır" diyerek bu kurumların önemini vurgulayan Tayyip Erdoğan, terör şehidi Danıştay üyesi M. Yücel Özbilgin'in cenazesine katılmak yerine Antalya'ya gitmeyi tercih etmiş. Yine çok büyük bir çelişki!Umalım da hiç değilse Antalya seyahati bu çelişkilerden kurtulmasına yardımcı olsun.Sevgili okurlarım 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı'nızı kutluyorum. Atatürk'ün "Bu ülkeyi kurtarmak için yola çıktığı gün" en büyük coşkuyla kutlanmayı hak ediyor. Tüm şehitlerimizin ruhu şad olsun!Fransa'dan geri adımFransız Parlamentosu "Ermeni soykırımı yoktur diyene ceza" yasasının tartışılmasını Kasım ayına erteledi. Türkiye'den gelen sert tepki, kendisi gerçek soykırım yaptığı halde lâfını bile ettirmeyen ama başkasını "yapmadığı halde" yasalarla suçlamaya kalkan monşerlere geri adım attırdı. Bu konuda Fransa'daki gelişmeler diğer ülkelerin kararını da etkileyeceği için bütün üzüntülerimiz arasında en azından şimdilik bu duruma sevinebiliriz ama dikkat! Yurtiçinde de yurtdışında da bizimle ilgili her konu ertelenmekte... Ertelemek "çözmek" değildir. Bu "soykırım yasası" girişimlerini tümüyle durdurmak, olayı çözmek için konunun peşini asla bırakmamamız gerekiyor. Bugünden Kasım ayına kadar tek bir günü bile kaybetmeden elimizden geleni yapmak zorundayız.İşte İspanya, işte Türkiye!Yeni Türk Ceza Kanunu'na, kadına karşı aile içi şiddeti önlemek üzere konulan maddelerin yeniden değiştirilmek istendiğini kısa süre önce yazdım.Açıkçası kanundaki durum şöyleydi:Kadın kocasından dayak yiyorsa ve bunu onlar dışında biri görüp, duyup karakola haber veriyorsa olay doğrudan işleme konuyor ve dava açılıyordu.Böylece mutlaka kadının şikayetçi olmasına ve bir de bu nedenle şiddete uğramasına gerek kalmıyordu. Caydırıcı bir hale getirilmişti.Şu anda ise tekrardan "sadece dayak yiyen kadının şikayetine bağlı" hale getirilmek isteniyor.Gerekçesi ise: "Tek bir tokat nedeniyle bile" yargının meşgul edilmesi gibi abuk bir şey. "Tek bir tokat" önemli değil yani, yargıya intikal etmesi için kadının hastanelik olması gerekiyor.(Tanrım sen aklıma mukayyet ol, bu memlekette tırlatmadan yazmak çok zor...)AKP milletvekilinin eşini hastanelik ettiği ülkede yasanın tekrar değiştirilmesine ve "tek bir tokat" gerekçesine şaşırabilir misiniz? Burası Türkiye!İspanya'da ise devletin "aile içi şiddeti önleme kampanyası" çerçevesinde Madrid'de kocasından dayak yiyen kadınları ihbar edene 300-500 Euro ödeme kararı alınmış. Bu uygulama için yıl sonuna kadar 950 bin Euro ödenek ayrılmış.İşte gerçekten iyi niyet varsa bu yapılır, yoksa bizdeki...Ama zaten paraların har vurup harman savrulduğu, kafaların ise dine saplanıp kaldığı Türkiye'de hangi sorun çözülebildi ki sıra "kadına şiddet"e gelsin.Biz bu gidişle daha çook kocasından dayak yiyen "milletvekili eşi" dinleriz!

Devamını Oku

Kışkırtma ve bölücülüğü kim yapmasın?

18 Mayıs 2006

Dün sabah "adalet" e yapılan silahlı saldırıyı tesadüfen girdiğim bir Arçelik mağazasındaki televizyondan öğrendim.Tek bir gün, o da iş için İstanbul dışına çıkmış, yazımı da önceden hazırlamıştım. Ne mümkün? Olaysız, nefes alabileceğimiz, insan gibi yaşayabileceğimiz "bir gün" değil, bir saat bile geçmiyor ki mümkün olsun...Ben Anneler Günü'nde, asker evlatlarını teröre kurban veren analara üzülerek yazdığım ve yayımlanmasına fırsat kalmadan yeni bir terör haberiyle sarsıldığım olayı "vah, vah, vah" nidalarıyla dinlerken önce Meclis Başkanı Bülent Arınç göründü ekranda: "Bir güvenlik zafiyetinden söz ediliyor, oysa biz bu konuyla ilgilenmekteydik. Kimse yanlış anlamalara fırsat verecek açıklamalar yapmasın, kimse ne olduğu anlaşılmadan kendince yorum yapmasın, bölücülük yapmasın" anlamına gelecek cümleler içeren bir konuşma yaptı. Arkasından Başbakan Erdoğan benzer sözler söyledi ve "Cumhuriyet'in en önemli kurumlarından biri"ne yapılan saldırıyı anlattı.Onları dinledikten kısa süre sonra da gazeteleri okumaya başladım. 50 kadar beyaz türbanlı ve bir örnek kıyafet giymiş kadın (göğsünde "Ak Parti'ye teşekkürler" yazanlar) ile yine beyaz türban ve birbirinin tıpa tıp aynı tesettür kıyafeti giymiş bir başka grup kadın AKP'nin grup toplantısına girmiş ve sloganlar atmışlar."Recep Tayyip Erdoğan, gönüllerde Başbakan" diye bağıran ve AKP'nin "Beraber yürüdük..." şarkısını söyleyen kadınların görüntüsü Erdoğan'ın o kadar hoşuna gitmiş ki, o da almış sazı -pardon mikrofonu- eline ve Diyarbakır, Adıyaman mitinglerinin başarısından filan söz etmiş.Formda olduğunun resmidir!Sonra da "bunlar yerel giysiler, kimse başka anlam çıkarmasın" demiş. Hep aynı söz; kimse başka anlam çıkarmasın... Merak etmeyin, çıkarmaz zaten, yalnız bazı merak konusu noktalar olabilir. Mesela "Türkiye'nin çiftçi kadınları ne zamandır başörtülerini bu şekilde, bir örnek bağlar, folklor oyununa çıkar gibi forma benzen giyinir oldular? Aralarında hiç başörtüsünü geleneksel modeliyle çene altından bağlayan kalmadı mı? Kadın Çiftçi Kooperatifi kurulduğu için sevinçlerini belirtmek üzere geldilerse neden Parti'nin Kadınlar Kolu ağzıyla konuşuyorlar?" filan gibi cevabı (daha doğrusu tahmini) kolay sorular...Cevabı zor olsa da, Sanayi Bakanı Coşkun veya Devlet Bakanı Tüzmen gibi hemen kılıf (pardon cevap) bulan çıkar aslında ama bunlar bir de kolay üstelik... Bekliyoruz, buyursun cevaplasınlar.Danıştay'ın toplantı salonuna girerek bir hakimi öldürüp, 4'ünü de yaralayan suikastçi "türban davası yüzünden cezalandırılacaksınız" demiş. İşte türbanı forma yaparak siyasetin gündemini yıllar boyu "din ve türban" haline getirir, sadece türbana bağlı olarak din üzerinden vatandaşlar arasında bölücülüğü kendiniz yapar, "din ve vicdan özgürlüğü yok" aldatmacasıyla halkı kışkırtır ve buna can simidi gibi sarılırsanız sonra da olayların teröre dönüştüğünü görünce "Aman bölücülük yapmayın" derseniz kimseyi inandıramazsınız.Zaman hırsızıMedya "Memlekette can, mal, namus güvenliği yok. Hangi ülkede terör hergün ve canının istediği her yerde bu kadar kolay esebiliyor" sorusunu sorduğunda medyanın bunu "düşmanlığından" yaptığını zanneder ve bunu tekrarlayıp durursanız, bir yandan da en ciddi ülke sorunlarını kenara itip oy aracınızdan başka şey düşünmezseniz, hükümet üyeleriniz görev yerine yolsuzluk peşine düşerse, işler sarpa sardığında konuşmalarınızı kimseye inandıramazsınız.Basın olayların gidişini, Türk-Kürt bölücülüğünden sonra din bölücülüğünün de nerelere varacağını görüyor ve uzun süredir uyanyordu. Ama Tüzmen'in "CNR hikayesi ve sıkı yumrukları" Bakan Coşkun'un TOBB dan hediye Mercedes S 500 L" i gibi konular veya türban popülizmi dururken bunlan dinleyen olmadı...Aynen uyan yapan tüm şahıs ve kurumların dinlenmediği gibi...Tayyip Erdoğan, Deniz Baykal'a "Zaman hırsızı" demiş, oysa olaylar Baykal'ın, Sezer, Demirel ve kurumların uyarı zamanlamasının hiç de yanlış olmadığını gösteriyor.Çok yazık oluyor Türkiye'ye, çok!

Devamını Oku

Fransızlara cevap vermeliyiz!

17 Mayıs 2006

TURKSAM (Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi) Başkanı Sinan Ogan harika bir yazı yazmış.Önce Fransızların Cezayir bağımsızlık savaşında 1,5 milyon kişiye uyguladığı katıksız soykırımı tanıması çağrılarına Fransa Dışişleri Bakanı Douste-Blazy'nin:"Hafıza çalışması tarihçiler ve araştırmacılar tarafından yapılır" dedikten sonra "Konuya ilişkin fazla polemiğe girmek istemediğini belirterek Cezayir ve Fransa'nın tarihçiler tarafından yapılacak bir hafıza çalışması olmadan ortak bir geleceğe sahip olamayacağını" söylediğini, "Cezayir Cumhurbaşkanı'nı sömürge dönemine ilişkin hınçlarını bırakmaya davet ettiğini" ve "Geleceğe bakalım. Hınç yok" dediğini...Sonra Fransa'nın Afrika kıtasındaki diğer soykırımlarını: Senegal, Tunus, Moritanya, Nijer, Kamerun, Gine, Gabon, Benin vb. hatırlatıyor.Ve Fransızların 18 Mayıs 2006'da Fransız Parlamentosu'nda oylamaya sunacakları "Ermeni soykırımını inkâr edene ceza" yasası ile Türkiye'yi Hitler Almanyası ile eşdeğer duruma getirdiğini, verilen cezanın da "Yahudi soykırımını inkâr edene verilenle aynı olduğunu" anlatıyor.Fransa ünlü 19 tarihçisinin itirazına da kulak asmayarak 1915 olaylarının soykırım olduğuna yasayla ve tarih kitaplarına alarak, ansiklopedilerden Türkiye'nin görüşünü bile çıkararak karar veriyor. Ama kendisinin tartışmasız soykırımlarının kararını tarihçilere bırakıyor.Sinan Ogan ise dış politikanın "olmazsa olmaz" prensiplerinden birinin "karşılıklılık ilkesi" olduğunu, size yapılan eylemlere karşılık vermediğiniz takdirde sürekli üstünüze gelineceğini, nitekim daha önce Fransız Parlamentosu'nun 2001'de kabul ettiği -sözde- Ermeni Soykırım Yasası'na gereken tepki verilmediği için şimdi Fransa'nın bir adım daha attığını söylüyor.Ne yapılmalı? Fransız firmalarına ambargo! Ogan bunu da şöyle açıklamış: "Öncelikle Beyoğlu'ndaki Fransız Sokağı'na eski adı olan 'Cezayir Çıkmazı Sokağı' ismi geri verilmeli ve sokağın en güzel yerine Fransızların katlettiği Cezayirliler için bir anıt dikilmelidir.TBMM de Fransa'nın Cezayir'de yaptığı soykırımı tanımalı ve bu soykırımı inkâr edenlere cezai müeyyide uygulanmalıdır. Ondan da öte Türkiye'de iş yapan Fransız firmalarına ve mallarına ambargo uygulanmalıdır."Hepsi de çok güzel fikirler... TURKSAM herkesi; milletvekillerini, bürokratları, bilimadamlarını ve tüm vatandaşları göreve ve işbirliğine çağırıyor."Ermeni sorununda bir çıbanbaşı olan Fransa'ya öyle bir tepki gösterilmeli ki, bir daha hiçbir ülke Türk tarihine böylesi bir çirkinlikte dil uzatmaya cesaret edemesin. Geçmişimize sürülmek istenen bu haksız ve kara lekeyi hep birlikte reddedelim" diyerek.Her zamanki gibi yine çok geç kaldık. Ama her şeye rağmen bu konuda sonsuza kadar hiçbir baskıya boyun eğmemeliyiz.Daha fazla zaman kaybetmeden Sinan Ogan'ın önerileri ve benzerlerini hayata geçirmek zorundayız.7000 katılımlı yarışma!Geliştirdiği projelerle halkı, özellikle ilköğretim çağındaki çocukları sanatla buluşturan, haftada en az 2-3 okulu konuk eden Doğançay Müzesi, bu projeler kapsamında resim yarışmaları düzenliyor.2004-2005 yıllarında düzenlenen "Doğançay Müzesi 1. Resim Yarışması" ndan sonra bu yıl da "İstanbul" konulu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin ana sponsorluğu İş Bankası ve Siemens'in katkılarıyla yapılan yarışmaya 1500 ilköğretim okulu (rekor sayılabilecek) 7000'e yakın eserle katılmış.Ressam Prof. Adnan Çöker, Ressam Burhan Doğançay, Ressam Doç. Güngör Taner, Galeri Banaz'ın Yöneticisi Yahşi Baraz'dan oluşan jürinin ödüle lâyık gördüğü 10 öğrenciden ikisini (8 ve 11 yaşında iki kız öğrenci) Doğançay Müzesi Paris'e bir sanat gezisine yollamayı kararlaştırmış.Bu iki öğrenci yanlarında 3 rehberle birlikte 23-27 Mayıs tarihleri arasında 4 gün Paris'i ve önemli müze ve sanat kuruluşlarını gezecekler.Yarışmada dereceye giren eserlerin sergilenmesi ve ödül töreni ise 15 Mayıs 2006'da Cemal Reşit Rey'de yapılacak. (Sergi 30 Mayıs'a kadar devam ediyor.)Değerli Ressam Burhan Doğançay'ı sanata ve topluma verdiği bu önemli hizmetten dolayı gönülden kutluyorum.

Devamını Oku

Allah yedirmesin doğrusu!

16 Mayıs 2006

Ne kadar çok fakiri, fukarası, 10-20 milyona muhtaç üniversite öğrencisi var bu ülkenin...Harç yatıramadığı için kazandığı okula giremeyen veya sınava giremeyen, karnı aç çalışan, sınava hazırlanan gençleri var.Ve öte yanda (inanın bana üzüntümden, hırsımdan gözlerim yaşarıyor yazarken)... Ve öte yanda lideri Ramazan'da gecekondu ziyaretine gidip, yer sofrasına oturarak halk adamı" gösterişi yapan partinin bakanları altlarında çifter çifter 300-400 milyarlık Mercedes makam araçlarıyla geziyorlar.Avrupa'nın en zengin ülkelerinde bakanlar "ucuz ve az benzin harcayan araba" kullanırken bizde en pahalı markanın, en pahalı modellerinden aşağısı (hem de her bakana birden fazla makam aracı olmak üzere) kurtarmıyor.Pazar günü VATAN'ın manşetiydi; son olarak Sanayi Bakanı Ali Coşkun 400 bin YTL'ye "Mercedes S 500 L" marka aracı TOBB'a aldırmış... Bakanlar Kurulu kararı, Bütçe Kanunu filan gerekmeden, sessiz sedasız en pahalı makam aracına kurulup gezecek adam, kime ne?"Devletin malı deniz, yemeyen domuz" lâfı bu memleketten çıkmamış mı nasılsa?Ve aynı gün Hürriyet'in manşetinde (kendi yakışıklılığına dizdiği övgülerle tanınan) Devlet Bakanı Kürsad Tüzmen'in CNR'ın sahibi Ceyda Erem'le olan ilişkisi vardı.Görünüşe göre (Emin Çölaşan'ın haberi) yakın bir dostluk ilişkisi olmalı ki Bakan Tüzmen'in Paris'in en pahalı otellerinden olan (aşağısı kurtarmaz zaten Türk bakanlarını) Hotel Plaza Athenee'deki faturasını CNR ödemiş.Bir bakan; iş adamları, iş kadınları, firmalarla asla böyle ilişkiler içinde olmamalı, bu en bilinen siyasi etik kurallarından biridir ama artık etik metik dinlenmediği için diyelim ki oldu ve bu paralar CNR tarafından ödendi, Bakan Tüzmen'e son model araba tahsis edildi vs, vs... (Ödemeleri Kürsad Tüzmen'in dediği gibi organizasyonun sahibi firmalar yapar ama bakanların, milletvekillerinin ödemelerini değil.)Çivisi çıktı!Peki Tüzmen'in CNR'a çıkardığı özel tahsislere, sağladığı kolaylıklara ne diyeceğiz? Bu yakınlıklar olduğu yerde kalmıyor, sonunda ucu millete dokunuyor.Bu işin iyice çivisi çıktı. Kral düğünleriyle başlayıp sandıkla altın toplamalar, eşe dosta verdirilen ihaleler, kurdurulan şirketler, firmaların reklâm poşetlerini dağıtmalar, partiye yakın şirketleri zengin etmeler sonunda buralara geldi dayandı.İşte dokunulmazlıklar bunun için kaldırılmıyor. Zira o zaman ne yaparlarsa yapsınlar hiçbirine hesap sorulamıyor. Milletvekillikleri düşüp hesap sorulacak gün gelene kadar da suç aletlerini yok edip ellerini yıkamış oluyorlar.Millete ise ancak beddua etmek kalıyor.Bir yandan dini, imanı istismar edip bir yandan yetimin, fukaranın hakkını yiyenlere intizar etmek...Allah bu dualan kabul etsin!Ne demişler?Bir politikacı kendi söylediklerine hiçbir zaman inanmadığı için başkaları inandığında çok şaşırır. Charles De Gaulle (1890-1970)

Devamını Oku

Rekortmenin hikayesi

15 Mayıs 2006

Öyle bir avukat ki her yıl vergi rekortmenleri listesinin başında yer alır... Ahmet Pekin adını duyanlar onu önce bu özelliğiyle hatırlarlar. Yakından tanıyanlar için ise önemli bir özelliği daha vardır; uzun yıllardır evli olmalarına rağmen eşi Düriye'ye olan büyük aşkı...Sadece güzellik değildir bu aşkın nedeni... Zekidir, yeteneklidir, kusursuz bir eştir Düriye Pekin ama en önemlisi o da hâlâ eşine büyük bir aşkla bağlıdır. Tam "Evlilik aşkı öldürür efem" diye ahkâm kesen günlük aşk" uzmanlarını yalancı çıkaracak bir beraberliktir onların ki... Tahtaya vuralım nazar değmesin!Durup dururken neden anlatıyorum bunları, sebebi var...Bir hediye söz konusu... Ahmet Pekin eşine güzel ve anlamlı bir armağan vermek istemiş. Düşünmüş, taşınmış ve en anlamlı hediyeyi bulmuş: Genç kız intiharlarının sık sık görüldüğü, kızların töre baskısı altında ezildiği bir yerde, Batman'da bir kız yurdu açmak ve eşinin adını vermek...Bence bundan daha iyisi olamazdı. Sevdiği kadının adını sonsuza kadar yaşatırken aynı zamanda belki başka kadınların hayatını kurtaracak bir armağan bulan Ahmet Pekin dev bir "BRAVO"yu hak ediyor doğrusu!Güldürmeyin insanı!Artık gazetelerin ve magazin programlarının bazı haberlerine kahkahalarla güler oldum. Yani tamam, haber yazmak için biraz abartı gerekebilir ama bunun "okuyanı aptal yerine koyma" sınırına kadar varmaması da gerekir.Birkaç gün önce Vatan dahil birçok gazetede şarkıcı Gülşen'in yeşil elbiseyle çekilmiş bir fotoğrafı vardı ve bazı gazetelerde fotoğrafın yanında "Gülşen üçüncü klibi için bir aydır (veya üç aydır -her biri başka şey yazıyor) flamenko dersi alıyor. Gülşen bu görüntüleriyle dünyaca ünlü flamenko sanatçısı Joaguin Cortes'le yarışıyor." yazmaktaydı.Olduuu... İnandık... Sanatı, dansı, hele flamenko gibi çok özel, zor bir dansı bir ayda öğrenir ve hemen dünyanın en ünlü uzmanlarına rakip oluruz.Türkiye'de şarkıcının, mankenin, artistin hayatı çok kolay... Mesleğin birinde yaş sınırı geçince hemen ucuna diğeri ekleniyor. Şöhret asla bırakılmıyor...Zira bir sanat dalı için yetenek varsa, hepsi için var demektir bizde... "En güzel" olmak da kolaydır, çıkar söylersiniz, "Rakibim yok" dersiniz, birkaç da seksi görüntünüzü magazincilere verdiniz mi iş bitmiştir. PR'cılar hallediverir bu olayı... (Siyasette de aynı yol izleniyor, ortaya bir isim atılıyor, allanıyor, pullanıyor, reklâm ayyuka çıkıyor ve bir bakıyoruz o isim zirvede.) Ama yeter artık yahu... 2006 yılındayız ve bu aldatmacadan bıktık artık... İşi öyle bir hale getirdiler ki klipte bin türlü hileyle "kendi güzel, sesi güzel" gösterilen şarkıcıyı sahnede, bu hilelerden uzak vaziyette duyduğunuzda, gördüğünüzde tanıyamıyorsunuz.Flamenkoyu 1 ayda öğrenen kişi Joaguin Cortes'le filân yarışamaz. Ancak "kolay beğenir" hale getirilmiş izleyiciye hitabedebilir. Yeni küplerin reklâmını yapmak istiyorsanız yapın ama bizi alet etmeyin!Düğünde silâh... Hâlâ!Ankara, Keçiören'den yazan Hasan Savaş isimli okurum mahalle düğünlerinde topluca silah atıldığından ve bunun çekilmez hale geldiğinden şikayet ediyor."Perşembe'den başlayıp pazar geceleri saat 01.00'e kadar devam eden düğünlerin gürültüsünün yarattığı rahatsızlık yetmezmiş gibi bir de savaş çıkmış gibi silah sesleriyle uyanıyoruz" diyen Hasan Savaş bu arada polise, belediyeye yapılan şikayetlerden hiçbir sonuç alınamadığını da söylemiş.Türkiye gibi, her işi bırakmış vatandaşın dinini, inancını nasıl istismar edebileceğine kafa yoran politikacıların yönettiği bir ülkede asayiş, havaya ateş açma gibi sorunlar detay (!) sayılır. Kapkaç, can güvenliği, terör, işsizlik sorunları gibi...Hatta bunlardan şikayet eden vatandaşları can sıkıcı bile buluyor olabilirler.Ben yine de Keçiören semtinden sorumlu emniyet amirliğine, belediyeye bir duyurayım, belki rahatsızlığın ahalide zirve yaptığını farkederler.

Devamını Oku

Meclis'te

13 Mayıs 2006

Dün Türkiye'nin başıboşluğundan, can güvenliğinin sıfırlanması yanında okullarda ve Meclis'teki gelişmelerden söz etmiştim.Bir yanda kapkaç, tecavüz, cinayet, terör kol gezerken bir yanda polis genç kızların etek boyuyla uğraşmakta, kız öğrenci dövmekteydi.Gazeteler bombalanıyor, polisler teröristleri elden kaçınyor ama kız öğrencilerin etek boyunu kaçırmıyordu.Bir okulda iki kız öğrenci birbirine "aşkım" dediği için (ki birçok kız bunu sevgi ifadesi olarak kullanıyor) bir erkek öğretmen tarafından dövülüyor, Meclis'te ise bir AKP Milletvekili, üstelik bir Profesör, üstelik Milli Eğitim, Kültür (vs) Komisyon Başkanvekili Hikmet Özdemir tüm milletvekillerine "kadının cehennemlik olduğunu" bildiren hadis kitapçığı dağıtıyordu...Bunlan yazmış ve eski Diyanet İşleri Başkanı Süleyman Ateş'in bu tür hadisler hakkındaki açıklamasını vermiştim. Devam ediyorum...Süleyman Ateş "Bu hadislerin yüzde 75'i çürüktür, yeniden incelenmesi ve Kur'an'a uyup uymadığının ortaya çıkarılması gerekir. Hadisleri Peygamber yazdırmadı, izin de vermedi. Dinin sadeliği bozulur, hatalar olur diye Hz. Ömer ve Hz. Ebubekir de vermediler. Onların ölümünden sonra birileri yazıp yazıp Hz. Peygamber'e mâl ettiler. Bu hadislerin çoğunun gerçekle hiçbir ilgisi yoktur."O zaman vurun kadına!Şimdi, önemli bir din uzmanı böyle diyor ama on uzman da söylese isteyen, Hikmet Özdemir'in dağıttığı kitapçığa inanmaya devam edecektir.İşte o zaman AKP Milletvekili Halil Ürün'ün eşini yaraladığı dayak olaylarına, açıkça sürdürülen imam nikâhlı evliliklere de şaşmamak gerekir.Kadının cehennemlik olduğuna, Allah'ın kendi yarattığı kullarını cinsiyetine göre cennetlik/cehennemlik diye ayırdığına inanabiliyorsanız, cehennemlik yaratıkların dayağı ve hatta daha ötesini zaten hakettiğine de inanabilirsiniz.İşin acı tarafı, biz toplum olarak bu kafadaki insanları profesör yapıyor, "Milli Eğitim, Kültür, Gençlik" komisyonlarına seçiyor ve onlardan görev bekliyoruz.Onlardan kadınların hakları, aile içi şiddetin önlenmesi için yasa bekliyoruz. Tabii o zaman da bu yasalar önce göz boyamak için çıkarılıyor, sonra ilk fırsatta geri alınıyor.Üniversite ve okul olaylarıYazımın ilk kısmında anlattığım "okulda dayak, polis dayağı" gibi olaylar dışında İTÜ'de PKK sempatizanı bir grubun Türk bayrağıyla gösteri yapan ve İstiklâl Marşı söyleyen öğrencilere saldırarak onları hastanelik ettikleri, ambulansın kampüse girmesine bile engel oldukları ve İTÜ'de sürekli olarak terör estirdikleri ve medyanın olayı yanlış yansıttığı haberleri de geldi. Öğrenci maillerinin hâlâ arkası kesilmiyor.Metin Uca çok büyük ihtimalle, Türkiye'deki gelişmeleri müthiş bir mizah diliyle anlattığı son kitabı "Yes Yerine Orrayt Demek Caiz midir Hocam?" isimli kitabı nedeniyle Gazi Üniversitesi'nin ortasında muşta ile saldırıya uğrayarak yaralandı.Antalya Akdeniz Üniversitesi yurdu girişinde bir kız öğrenciye 3 kişi tarafından tecavüz edildi...Bunlar olayların bir kısmı...Daha ne olsun?Ülkede PKK terörü yanında bir de açıktan açığa din terörü başladı ve ilerliyor...Can ve namus güvenliği sıfır...Türkiye sahipsizse bilelim artık, değilse...Nerede sahipleri, çıksınlar ortaya!Düşmenin sınırı var mıdır?Bazılarının haline bakarsanız "yok" gibi görünüyor. Son günlerde bir ressamın düşüşünü izliyoruz; siyasette lider olma hevesinden bir "hiç" olmaya doğru...Bugüne kadar yaptıklarını "çocuk ressam" ve hatta "dâhi sanatçı" olarak empoze edildikten sonra küçük yaşlarda ünlü film yıldızı yapılıp da yaşı ilerledikçe boşluğa düşen sanatçıların ruh haline benzeterek sineye çekmiştik. Ama daha fazla çekmek için de evliya sabn gerekiyor.Şöhretini sürdürmek için siyaset yolu olmayınca bu kez "kadınları" kullanmayı tercih etti ressam... Resimlerini anlamayanlar son yaptıklarına büsbütün akıl sır erdiremediler.Transit kadınlar!Evlenip çoluk çocuğa karıştıktan ve yaş kemâle erdikten sonra "hayatına girdiğini iddia ettiği" ve fakat hiçbiri tarafından doğrulanmayan ünlü kadınları diline doladı."Benden izin almıştı ama..." diyen ünlülerin bile "Plâtonik bir şey yaşandı ama abartmış" sözleriyle açıkladıkları beraberlikleri kitap yaparken "Hayatından transit geçen kadınlar" dan söz ediyormuş.Hayatından transit geçen... Yani hiç durmadan öylece gelip geçmişler... Anlık bir mola... Duygu yok, aşk yok, gelmiş gitmişler. Ve bu geliş gidişler "kendi başarısı, erkekliğinin gücü" olarak yansıyor duyanlara...Oysa beyim, transit geçen kadınlar için sen de ancak "transit geçilen bir istasyon" olabilirsin. Onlar sana bir şey ifade etmemişse sen de onlara etmemişsindir. Ve bunda övünülecek hiçbir şey yoktur.Aksine, utanılacak bir şey olabilir ancak. Yaptığının bir ilişkiyi gizli kamerayla çekip sonra yabancılara izletmekten farklı bir yanı olmadığını keşke yakınında bulunan akıllı birileri, dostların, eşin, ailen anlatsaydı sana.Aynı şey senin çocuklarına yapılsa onların ne hissedeceğini, senin baba olarak ne hissedeceğini hatırlatsaydı.Karşına çıkan kadınların kim olduğu, ne yaptığı da önemli değil, zira bir insanın kendi vicdanı, kendine saygısıdır söz konusu olan... Ve tabii insana, çevresine saygısı da onu izler.Başka insanların hayatini, özel yaşamlarını, gizli kamera suçuna eşit bir sorumsuzlukla bize "otobiyografi" adı altında yutturmalarına, daha ne kadar susacağız acaba?Bu haberleri yapan ve ortak olan gazeteler de aynı suçu paylaşıyor!

Devamını Oku