Meclis'te

Dün Türkiye'nin başıboşluğundan, can güvenliğinin sıfırlanması yanında okullarda ve Meclis'teki gelişmelerden söz etmiştim...

Haberin Devamı

Dün Türkiye'nin başıboşluğundan, can güvenliğinin sıfırlanması yanında okullarda ve Meclis'teki gelişmelerden söz etmiştim.

Bir yanda kapkaç, tecavüz, cinayet, terör kol gezerken bir yanda polis genç kızların etek boyuyla uğraşmakta, kız öğrenci dövmekteydi.

Gazeteler bombalanıyor, polisler teröristleri elden kaçınyor ama kız öğrencilerin etek boyunu kaçırmıyordu.

Bir okulda iki kız öğrenci birbirine "aşkım" dediği için (ki birçok kız bunu sevgi ifadesi olarak kullanıyor) bir erkek öğretmen tarafından dövülüyor, Meclis'te ise bir AKP Milletvekili, üstelik bir Profesör, üstelik Milli Eğitim, Kültür (vs) Komisyon Başkanvekili Hikmet Özdemir tüm milletvekillerine "kadının cehennemlik olduğunu" bildiren hadis kitapçığı dağıtıyordu...

Bunlan yazmış ve eski Diyanet İşleri Başkanı Süleyman Ateş'in bu tür hadisler hakkındaki açıklamasını vermiştim. Devam ediyorum...

Süleyman Ateş "Bu hadislerin yüzde 75'i çürüktür, yeniden incelenmesi ve Kur'an'a uyup uymadığının ortaya çıkarılması gerekir. Hadisleri Peygamber yazdırmadı, izin de vermedi. Dinin sadeliği bozulur, hatalar olur diye Hz. Ömer ve Hz. Ebubekir de vermediler. Onların ölümünden sonra birileri yazıp yazıp Hz. Peygamber'e mâl ettiler. Bu hadislerin çoğunun gerçekle hiçbir ilgisi yoktur."

O zaman vurun kadına!
Şimdi, önemli bir din uzmanı böyle diyor ama on uzman da söylese isteyen, Hikmet Özdemir'in dağıttığı kitapçığa inanmaya devam edecektir.

İşte o zaman AKP Milletvekili Halil Ürün'ün eşini yaraladığı dayak olaylarına, açıkça sürdürülen imam nikâhlı evliliklere de şaşmamak gerekir.

Kadının cehennemlik olduğuna, Allah'ın kendi yarattığı kullarını cinsiyetine göre cennetlik/cehennemlik diye ayırdığına inanabiliyorsanız, cehennemlik yaratıkların dayağı ve hatta daha ötesini zaten hakettiğine de inanabilirsiniz.

İşin acı tarafı, biz toplum olarak bu kafadaki insanları profesör yapıyor, "Milli Eğitim, Kültür, Gençlik" komisyonlarına seçiyor ve onlardan görev bekliyoruz.

Onlardan kadınların hakları, aile içi şiddetin önlenmesi için yasa bekliyoruz. Tabii o zaman da bu yasalar önce göz boyamak için çıkarılıyor, sonra ilk fırsatta geri alınıyor.

Üniversite ve okul olayları
Yazımın ilk kısmında anlattığım "okulda dayak, polis dayağı" gibi olaylar dışında İTÜ'de PKK sempatizanı bir grubun Türk bayrağıyla gösteri yapan ve İstiklâl Marşı söyleyen öğrencilere saldırarak onları hastanelik ettikleri, ambulansın kampüse girmesine bile engel oldukları ve İTÜ'de sürekli olarak terör estirdikleri ve medyanın olayı yanlış yansıttığı haberleri de geldi. Öğrenci maillerinin hâlâ arkası kesilmiyor.

Metin Uca çok büyük ihtimalle, Türkiye'deki gelişmeleri müthiş bir mizah diliyle anlattığı son kitabı "Yes Yerine Orrayt Demek Caiz midir Hocam?" isimli kitabı nedeniyle Gazi Üniversitesi'nin ortasında muşta ile saldırıya uğrayarak yaralandı.

Antalya Akdeniz Üniversitesi yurdu girişinde bir kız öğrenciye 3 kişi tarafından tecavüz edildi...

Bunlar olayların bir kısmı...

Daha ne olsun?

Ülkede PKK terörü yanında bir de açıktan açığa din terörü başladı ve ilerliyor...

Can ve namus güvenliği sıfır...

Türkiye sahipsizse bilelim artık, değilse...

Nerede sahipleri, çıksınlar ortaya!

Düşmenin sınırı var mıdır?
Bazılarının haline bakarsanız "yok" gibi görünüyor. Son günlerde bir ressamın düşüşünü izliyoruz; siyasette lider olma hevesinden bir "hiç" olmaya doğru...

Bugüne kadar yaptıklarını "çocuk ressam" ve hatta "dâhi sanatçı" olarak empoze edildikten sonra küçük yaşlarda ünlü film yıldızı yapılıp da yaşı ilerledikçe boşluğa düşen sanatçıların ruh haline benzeterek sineye çekmiştik. Ama daha fazla çekmek için de evliya sabn gerekiyor.

Şöhretini sürdürmek için siyaset yolu olmayınca bu kez "kadınları" kullanmayı tercih etti ressam... Resimlerini anlamayanlar son yaptıklarına büsbütün akıl sır erdiremediler.

Transit kadınlar!
Evlenip çoluk çocuğa karıştıktan ve yaş kemâle erdikten sonra "hayatına girdiğini iddia ettiği" ve fakat hiçbiri tarafından doğrulanmayan ünlü kadınları diline doladı.

"Benden izin almıştı ama..." diyen ünlülerin bile "Plâtonik bir şey yaşandı ama abartmış" sözleriyle açıkladıkları beraberlikleri kitap yaparken "Hayatından transit geçen kadınlar" dan söz ediyormuş.

Hayatından transit geçen... Yani hiç durmadan öylece gelip geçmişler... Anlık bir mola... Duygu yok, aşk yok, gelmiş gitmişler. Ve bu geliş gidişler "kendi başarısı, erkekliğinin gücü" olarak yansıyor duyanlara...

Oysa beyim, transit geçen kadınlar için sen de ancak "transit geçilen bir istasyon" olabilirsin. Onlar sana bir şey ifade etmemişse sen de onlara etmemişsindir. Ve bunda övünülecek hiçbir şey yoktur.

Aksine, utanılacak bir şey olabilir ancak. Yaptığının bir ilişkiyi gizli kamerayla çekip sonra yabancılara izletmekten farklı bir yanı olmadığını keşke yakınında bulunan akıllı birileri, dostların, eşin, ailen anlatsaydı sana.

Aynı şey senin çocuklarına yapılsa onların ne hissedeceğini, senin baba olarak ne hissedeceğini hatırlatsaydı.

Karşına çıkan kadınların kim olduğu, ne yaptığı da önemli değil, zira bir insanın kendi vicdanı, kendine saygısıdır söz konusu olan... Ve tabii insana, çevresine saygısı da onu izler.

Başka insanların hayatini, özel yaşamlarını, gizli kamera suçuna eşit bir sorumsuzlukla bize "otobiyografi" adı altında yutturmalarına, daha ne kadar susacağız acaba?

Bu haberleri yapan ve ortak olan gazeteler de aynı suçu paylaşıyor!

DİĞER YENİ YAZILAR