Dünyanın ünlü yatırımcılarından Mobius, "Türk siyasetiyle ilgili endişelerimiz var. Danıştay saldırısı bunu derinleştirdi" açıklaması yapmış.
Yabancı yatırımcıların dile getirdiği "Türk siyasetinden endişe" bizde çok uzun zamandır mevcuttu, onlar yeni hissettiler. Ve aynı sıralarda dolar yeniden fırladı, borsa düşüşe geçti.
AKP iktidarı IMF'nin kararlarına uymayı ve Kemal Derviş'in başlattığı doğru ekonomik politikaları sürdürmeyi o kadar yeterli zannetti ki, ülkenin yalnız bugünkü siyasetini alt üst etmekle kalmadı, inanılmaz bir sorumsuzlukla Türkiye'nin geleceğiyle oynamayı, toplumu din-inanç üzerinden acımasızca bölmeyi hiç çekinmeden sürdürdü. Bir yandan dinci (dindar değil) gazetelerle, kurum ve firmalarla kol kola girerek onların faaliyetlerine destek verip, bu gazetelerin Cumhuriyet Kurumlarını ve Cumhuriyet'in kendisini yıpratmalarına, hatta bu kurumları hedef göstermelerine yardımcı olurken, bir yandan da kendileri "sanki dinin sözcüsüymüş ve bu ülkede din, inanç özgürlüğü yokmuş gibi" her gün, her an ve en ciddi sorunları bir yana iterek toplumu devlet, laik rejim ve kurumlar aleyhine kışkırtmaktan geri kalmadı.
Bardağı taşıran olay
Görevlerinin arasında elbette rejimi korumak da bulunan, başta Cumhurbaşkanı Sezer olmak üzere tüm şahıs ve kurumlara karşı takındığı düşmanca tavır, girdiği çekişmeler sadece bu şahıs ve kurumlara zarar vermedi, toplumu öyle gerdi, öyle infial yarattı ki son Danıştay suikastı bardağı taşıran, yürekleri dağlayan damla oldu ve bardak Anıtkabir'e taştı. Öğretmeni öğrencisiyle, hukukçusu ev kadınıyla yüzlerce insan aynı anda gözlerinde yaşlar, ellerinde bayraklarla oraya koştu. 18 Mayıs'ta Anıtkabir' deki görüntü toplumun getirildiği durumun açık göstergesidir.
Atatürk'ün defterine yazılan şikayetleri yırtabilirsiniz ama bu millet karısından, kocasından, çocuğundan şikayetini bile Ata'sının defterine yazıyor, onlan ne yapacaksınız? Türk insanı O'nun, "Gerekiyorsa bu millet için bir an bile tereddüt etmeden ölüme gideceğim" diyen o büyük insanın kurduğu laik, demokratik Cumhuriyet'e bağlı, bunu ne yapacaksınız?
"Laikliğe başka tanım gerekli" diye her fırsatta ortamı gerip huzuru kaçıracak, ülkenin bu gününü, geleceğini sonsuza kadar mı karartacaksınız?
Efendi, efendi!
Danıştay'ın "Öğretmen ve türban" la ilgili kararından sonra "Efendi, efendi, burası yol geçen hanı değil. Bu karar olacak şey mi, din alimlerine sormanız gerekir" sözleriyle ortaya çıkarak çok yanlış şekilde kararı eleştiren, Danıştay suikastından sonra ise "Bu saldırı bütün Cumhuriyet kurumlarına yapılmıştır" diyerek bu kurumların önemini vurgulayan Tayyip Erdoğan, terör şehidi Danıştay üyesi M. Yücel Özbilgin'in cenazesine katılmak yerine Antalya'ya gitmeyi tercih etmiş. Yine çok büyük bir çelişki!
Umalım da hiç değilse Antalya seyahati bu çelişkilerden kurtulmasına yardımcı olsun.
Sevgili okurlarım 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı'nızı kutluyorum. Atatürk'ün "Bu ülkeyi kurtarmak için yola çıktığı gün" en büyük coşkuyla kutlanmayı hak ediyor. Tüm şehitlerimizin ruhu şad olsun!
Fransa'dan geri adım
Fransız Parlamentosu "Ermeni soykırımı yoktur diyene ceza" yasasının tartışılmasını Kasım ayına erteledi.
Türkiye'den gelen sert tepki, kendisi gerçek soykırım yaptığı halde lâfını bile ettirmeyen ama başkasını "yapmadığı halde" yasalarla suçlamaya kalkan monşerlere geri adım attırdı. Bu konuda Fransa'daki gelişmeler diğer ülkelerin kararını da etkileyeceği için bütün üzüntülerimiz arasında en azından şimdilik bu duruma sevinebiliriz ama dikkat! Yurtiçinde de yurtdışında da bizimle ilgili her konu ertelenmekte...
Ertelemek "çözmek" değildir. Bu "soykırım yasası" girişimlerini tümüyle durdurmak, olayı çözmek için konunun peşini asla bırakmamamız gerekiyor. Bugünden Kasım ayına kadar tek bir günü bile kaybetmeden elimizden geleni yapmak zorundayız.
İşte İspanya, işte Türkiye!
Yeni Türk Ceza Kanunu'na, kadına karşı aile içi şiddeti önlemek üzere konulan maddelerin yeniden değiştirilmek istendiğini kısa süre önce yazdım.
Açıkçası kanundaki durum şöyleydi:
Kadın kocasından dayak yiyorsa ve bunu onlar dışında biri görüp, duyup karakola haber veriyorsa olay doğrudan işleme konuyor ve dava açılıyordu.
Böylece mutlaka kadının şikayetçi olmasına ve bir de bu nedenle şiddete uğramasına gerek kalmıyordu. Caydırıcı bir hale getirilmişti.
Şu anda ise tekrardan "sadece dayak yiyen kadının şikayetine bağlı" hale getirilmek isteniyor.
Gerekçesi ise: "Tek bir tokat nedeniyle bile" yargının meşgul edilmesi gibi abuk bir şey. "Tek bir tokat" önemli değil yani, yargıya intikal etmesi için kadının hastanelik olması gerekiyor.
(Tanrım sen aklıma mukayyet ol, bu memlekette tırlatmadan yazmak çok zor...)
AKP milletvekilinin eşini hastanelik ettiği ülkede yasanın tekrar değiştirilmesine ve "tek bir tokat" gerekçesine şaşırabilir misiniz? Burası Türkiye!
İspanya'da ise devletin "aile içi şiddeti önleme kampanyası" çerçevesinde Madrid'de kocasından dayak yiyen kadınları ihbar edene 300-500 Euro ödeme kararı alınmış. Bu uygulama için yıl sonuna kadar 950 bin Euro ödenek ayrılmış.
İşte gerçekten iyi niyet varsa bu yapılır, yoksa bizdeki...
Ama zaten paraların har vurup harman savrulduğu, kafaların ise dine saplanıp kaldığı Türkiye'de hangi sorun çözülebildi ki sıra "kadına şiddet"e gelsin.
Biz bu gidişle daha çook kocasından dayak yiyen "milletvekili eşi" dinleriz!
19 Mayıs, Anıtkabir ve Cumhuriyet'in kurumları!
Dünyanın ünlü yatırımcılarından Mobius, "Türk siyasetiyle ilgili endişelerimiz var. Danıştay saldırısı bunu derinleştirdi" açıklaması yapmış
Haberin Devamı

