Hayır! ''Meşru''dur...

5 Kasım 2002

Sandıktan büyük hayal kırıklığı ile çıkanların bir bölümü seçim sonuçlarının "meşruiyeti"ni tartışma konusu yapmaya çalışıyorlar.Sorun, oyların yüzde 45'inin Meclis'te temsil edilemeyecek olmasıdır.Türkiye'ye yüzde 10 barajlı seçim sistemi yeni gelmemiştir. Merkez partileri zayıflama sürecine girdikleri günlerden bu yana baraj meselesi de tartışılmaya başlamıştır.Çözmediniz, ertelediniz...3 Kasım'da barajın altında kalarak "emekliye sevkedilen" partilerin tümü 1991'den bu yana birçok kez iktidarda bulunmuşlardır. Bu partilerin yöneticileri, seçim sistemi ve seçim yasaları üzerine tartışmalar yapıldıkça konuyu derinlemesine tartışmayı ve bir çözüme yönelmeyi ertelemişlerdir.Yasa böyledir, bu partiler bu yasayı kabul etmişler ve daha adil bir sistemi getirmek için çaba sarfetmemişlerdir. Yeni Türkiye Partisi'nin üst kademesi yıllarca hükümette görev almış, DSP'nin de üst kademesini oluşturmuş kişilerdir. DYP, ANAP, DSP ve MHP seçim sisteminin değiştirilmesi imkân ve iktidarına sahip olmuş partilerdir.Bütün bu partiler zamanında imkânlarını kullanmamış ve seçime bu sistemle gidilmiştir.Artık seçimin ve sonuçlarının meşruiyetini tartışmaya kimsenin hakkı yoktur. Deniz Baykal da "dışarda kalmış oylar" meselesine ayrı bir bakış getirmiş ve CHP'nin parlamentoda onların da "temsilcisi" olacağını söylemiştir.Bugünkü sistemin amacı zaten bu sonucu almaktır. Turgut Özal seçim sistemini değiştirirken, o günkü ANAP'in durumunu göz önüne alarak yüzde 30'luk bir oy oranıyla tek parti iktidarının kurulmasını sağlamayı amaçlamıştır. Ve 3 Kasım seçiminin sonucu, aynen Özal'ın amacına uygundur.Tartışmanın altı boş!Pazar günü, kelimenin tam anlamıyla sandığa "gömülenler"in meşruiyet tartışması yaratmaya çalışmalarının hiçbir anlamı yok. Çünkü bu çabanın altı boştur.Seçim yasalara uygun olarak, en demokratik şekilde yapılmış ve sonuç alınmıştır. Bundan sonrası apayrı bir siyasal süreçtir. Mağlupların da neden böyle olduğunu iyi anlamaya çalışmak ve buna göre ya siyaset sahnesini terket-mek ya da yeni döneme uygun bir yapılanma düşünmek dışında yapacakları bir şey yoktur.Bu sonuçlara göre kurulacak hükümet de şu anda ülkenin üçte birinin onayını almış olsa da "meşru"dur.Yaprak dokumuİlk hareket seçim gecesi MHP lideri Devlet Bahçeli'den geldi. Bahçeli, erken seçim sürecini başlatmış, Genç Parti'nin kendi tabanına yöneldiğini farketmemiş ve MHP'yi eski düzeyine çekmiş olmanın sorumluluğunu hemen üstlenip görevi bırakacağını açıkladı.Daha mahcup bir ifadeyle de olsa Tansu Çiller, bu tutumu izleme kararı almıştır. Mesut Yılmaz ise çok net davranmıştır. Ecevit zaten seçim sonrası partinin başından ayrılacağını açıklamıştı. Bu dört parti arasında "tam en-kaz"a dönüşmemiş olan sadece DYP'dir. Bu partinin yeni bir yönetim ve kötü anıları hafızalardan silecek bir yeni başlangıç yapma şansı bulunmaktadır.Yeni Türkiye Partisi'nin bazı sözcülerinin tekrar ettikleri gibi solda "çağdaş bir anlayışın" partisi olma iddiası inandırıcı gelmemiş ve bu parti partileşemeden kepengi kapamıştır.Büyük temizliğin arkasından büyük bir yeniden inşa döneminin gelmesi gerekir. Ama gerçekten yeni zihniyetlerle, gerçekten yeni yüzlerle.

Devamını Oku

Büyük Temizlik

4 Kasım 2002

Sandık Türk siyasi hayatı nın en büyük temizliğini yaptı. Zamanında emekli olmasını bilmeyen Bülent Eccvit'i ka yıtsız şartsız eve gönderdi. Devrini çoktan tamamlamış olan, ama hâlâ direnmeye çalı şan Necmettin Erbakarîı köyüne gönderdi. Halkın nabzını tutamayan, en karamsar dönemde seçim yolu nu açarak intihar eden Devlet Bahçeli'yi çadırına gönder di. Merkez sağın en tartışmalı li deri olarak hiçbir sözü bir diğeri ni tutmayan Tansu Çiller'i ya lısına gönderdi.Üstüne yapışmış söylentiler den kurtulamayan Mesut Yılmaz'ı işsiz bıraktı.Para gücüyle siyaset yapma ya çalışan Cem Uzan'ı; yemek lerini yedi, şarkıcılarını dinledi ve işine gönderdi...Bu arada sadece etnik kö ken üzerine politika yapmaya çalışan bir partinin büyük bir ağırlığı olamayacağı da bir kez daha kanıtlandı.Ardı ardına dizili sorular..AKP'nin tek başına iktidar ol masıyla birlikte asıl soru işaret leri başlamıştır. Bütün iktidarlara yakın olmaya kendilerini mecbur hissedenler daha dün akşamdan "İkinci Turgut Özal dönemi başlayacak" gibi büyük laflarla yeni iktidara da hemen yaklaş maya başladılar. 1999'da MHP'nin ne kadar değiştiğini herkese anlatmakla kendini gö revli hissedenler 'AKP'nin klasik bir merkez sağ parti ol duğunu' seçimden çok önce söylemeye başlamışlardı.Ancak soru işaretleri çoktur ve birincisi Türkiye'yi yönete cek kadroya ilişkindir. Türkiye'nin yeni başbakanı ve muhte mel hükümet üyeleri hakkında kimsenin henüz bir fikri yoktur.Tayyip Erdoğan ilk konuş masında "herkesin hayat tar zına saygılıyız" demek gereği ni duymuştur. Bunun nedeni de bellidir, ülkenin önemli bir kesi minde AKP iktidarının belli bir "hayat tarzı"nın takipçisi ola cağına dair kuşku vardır. Bu ko nudaki sembol "türban kavgası"dır. Birbiriyle çelişen açıklamalar, "dinleyene göre" yapıl mış vaatler vardır.Bir başka soru ekonomiye ilişkindir. Ekonominin başına ge çecek kadrolar ve AKP'nin ekonomik meselelere bakışının ay rıntıları henüz belli değildir. Ge nel olarak IMF ile yapılmış anlaş malara bağlı kalınacağı, piyasa ları rahatsız edecek herhangi bir tavır alınmayacağı tekrarlanmak tadır. Bunun ötesinde izlenecek politikalarla ya da varolan politikaların nasıl "esnetileceği" ko nusunda herhangi bir açıklık yoktur.Ekonominin canlanması için "15 bin kilometrelik duble yol" diye bir proje tekrar edil mektedir. Ancak bunun nasıl gerçekleşeceğine ilişkin bir açık lık yoktur. Bu tür projeler bugü ne kadar genellikle yeni ikti darların yeni zenginlerini ya ratmıştır.Ya dokunulmazlık?!Tayyip Erdoğan son konuş malarında "milletvekili doku nulmazlığı" konusunda açık tavır almıştır. Deniz Baykal ileikili tartışmada da bu konunun hemen halledileceğini taahhüt etmiştir. Biliniyor ki, Erdoğan'ın yakın kadrosundan 10-11 kişi İstanbul Belediyesi' ndeki yol suzluklarla ilgili olarak yargılan maktadır ve bunların tümü şimdi milletvekili seçilmiştir.Erdoğan ve AKP Meclis'te ilk adımı dokunulmazlık konusun da atarsa bu konuda ve yolsuz luklarla mücadele konusunda ne kadar samimi olduğunu göstere cektir.Çok önemli bir soru daha vardır: Batı, ABD ve Avrupa Birliği, Türkiye'de radikal sağ dan gelen bir tek partinin iktida rını nasıl karşılayacaktır?Avrupa Birliği'nin aralık orta sında yapılacak zirvesinde Türki ye konusunda olumlu bir kararın çıkmasının artık iyice güçleştiğini tahmin etmek zor değildir.Yarın Batı'nın bütün yayın or ganlarında "siyasi İslam" kö kenli bir partinin büyük farkla se çimi kazanıp iktidar olduğu yazı lıp söylenecektir. Bu kadarı da Batı kamuoyları açısından "ye-terli"dir. Kimse daha fazla deri ne inmez, bu tek cümle üzerine karar verir.Türk siyasi hayatında en bü yük temizlik, askeri darbelerle bi le yapılamayan bir temizlik bu seçimde gerçekleşti. Temizlik ol du ama yeniden yapılanma nasıl gerçekleşecek? Bu soru da önü müzdeki ayların tek sorusu olaracaktır.

Devamını Oku

AKP gelirse...

31 Ekim 2002

Merkezin "kendi kendini" çökertmesiyle birlikte daha sağa kayan yüzde 30-35'lik bir oy kitlesinin AKP'yi birinci parti olarak çıkarması büyük ihtimaldir.Bu ihtimal gerçekleştiği anda bazı belirsizlikler bugünden karşımıza çıkmaktadır.Birinci belirsizlik, kimin başbakan olacağıdır. Tay-yip Erdoğan'ın milletvekili adayı olamaması, ama parti genel başkanı ve lideri olarak kalması dolayısıyla AKP iktidarının başbakan adayı belli değildir. Öne çıkan isimler Abdullah Gül, Bülent Arınc ve Abdüllatif Şener'dir. Dördüncü isim, bürokrasiden gelen ve daha sonra bu çizgiye yönelmiş olan Vecdi Gönül'dür. İlk üçü de Refah-Fazilet çizgisi içinde "temayüz" etmiş, siyasi İslam içinde yetişmiş isimlerdir.Geveleme ve bol vaat..Bu isimler arasında AKP'ye oy vermemiş yüzde 70'i bir ölçüde rahatlatacak olan, Vecdi Gönül'dür. ilk dönem, "rahatlatma" dönemi için Vecdi Gönül'ün seçilmesi büyük olasılıktır. Ancak Gönül de AKP içinde "rahatsızlık" yaratacaktır.Şu anda AKP'de sahnenin önüne Erdoğan dışında bu dört isimden hiçbiri çıkmamaktadır. Bazen Erkan Mumcu çıkarılmakta ve "ön rahatlatma" böylece sağlanmaya çalışılmaktadır.AKP'nin ekonomik program ve Avrupa Birliği programı ile ilgili görüşleri net değildir. Genel olarak, konuştukları zaman bu iki temel konuda "makul" yaklaşımlar göstermekte, ancak bu konular tek tek açıldığında bir "geveleme" sistemi başlamaktadır.Seçim meydanlarında Erdoğan'ın konuşmaları çok sık "popülist" bir üsluba kaymaktadır. AKR toplumun en hoşnutsuz kesimlerinden, ekonomik krizin en fazla etkilediği kesimlerden oy almak peşinde olduğu için vaatleri bollaştırmaktadır.Erdoğan'ın emeklilikle ilgili açıklamaları bunun en açık örneğidir. Sosyal güvenlik sistemi gerçek olarak iflas etmiştir. Emeklilik maaşlarının ödene-memesi durumunun kıyısında gidilmektedir. Bu büyük kara delik ana krizin nedenlerinden biridir. Erdoğan da emeklilik yaşının düşürülmesi ve koşullarının yumuşatılması için söz vermeye devam etmektedir. Benzer görüşler tarımla ilgili olarak tekrar edilmektedir.Sisin ardında ne var!AKP'nin eğitimle ilgili en önemli sorunu "türban"dır. Bu meseleyi mesele olmaktan çıkarmak, bir gerilim konusu yapmamaktan söz ederlerken bir anda en keskin üslupla tekrar bu konuya dönüvermişlerdir.Önemli bir belirsizlik de hemen yanı başımızdaki Irak olayına ilişkin AKP'nin bakış açısıdır. Bu kriz, savaş olsa da olmasa da Türkiye'yi aşırı ilgilendiren ve çok önemli bir diplomatik beceri gerektiren en önemli olaylardan biridir. AKP'nin Dışişleri Bakanı aday adayları da bilinmemekte, partinin çevremize bakışı hiç bilinmemektedir.Türkiye'nin yaşadığı mali kriz konusunda da AKP'nin görüşlerinde çok fazla karışıklık ve önemli ölçüde "oportünizm" olduğuna ilişkin belirtiler de vardır. Bunun örneği, krize giren bankalarına devlet tarafından el konulan üç işadamının Tayyip Erdoğan ile gizli tutulmaya çalışılan bir görüşme yapmaları, bu görüşmenin öğrenilmesi üzerine Erdoğan'ın çok kızması ve bunların ötesinde bu üç kişiden birinin meydanlara çıkıp AKP için oy istemesidir.AKP'nin tek başına iktidara gelmesi halinde, en temel konularda izleyeceği politikalar konusunda çok fazla sis bulunmaktadır. AKP de henüz bu sisleri giderecek bir şeyler söylememiştir.Yine parti otobüsleriDaha önce de değinmiştik, şehirlerin sokaklarında bozuk seslerle anlaşılmaz şeyler söyleyen, kulakları tırmalayan şarkı ve türküler çalan minibüs ve otobüsler hiç kimsenin sempatisini toplayamaz. İsteyen parti yöneticisi otobüsünün yanında yolda yürüsün ve geçenlerin bu gürültü kirliliğine nasıl baktıklarını kendi gözleriyle görsün.Kulakları tırmalayan, konuşmaları anlaşılmayan bu otobüslerle minibüsler hiç kimseye oy kazandırmaz, olsa olsa kaybettirir.

Devamını Oku

Safranbolu tepkileri

31 Ekim 2002

Safranbolu'daki durum üzerine Vatan'ın yaptığı kapsamlı araştırmanın sonuçları da AKP ve CHP dışında bütün partilerin tepkisini çekti. Neredeyse tümü "öküz altında buzağı" arıyor ve kendi oylarının gerçekte olduğundan az gösterildiğini iddia ediyor.Toplarsak ne ediyor:ANAP diyor ki: Geçen seçimden daha fazla oy alacağız, yani yüzde 14.SP diyor ki: İktidar adayıyız, birinci partiyiz, yani yüzde 25.DYP diyor ki: Barajın kesinlikle üzerindeyiz, yani yüzde 11.YTP diyor ki: Baraj sorunumuz yok, üçüncü partiyiz, yani yüzde 15.MHP diyor ki: Yine ikinci partiyiz, yani yüzde 15.Genç Parti diyor ki: 400 milletvekili ile geleceğiz, yani en az yüzde 25.DEHAP diyor ki: Bu kez barajı aşacağız Meclis'e gireceğiz, yani yüzde 10.Yurt Partisi diyor ki: Baraj sorunuz yoktur, yani yüzde 10.LDP diyor ki: Çok büyük ilgi görüyoruz, sürpriz yapacağız, yani yüzde 10.Bu partilerin alacaklarını söyledikleri oy oranlarını topladığımız zaman yüzde 135 çıkıyor.BBP daha mütevazı, yüzde 3 alacağını belirtiyor. Ediyor yüzde 138.Bu durumda AKP ve CHP'ye hiç oy kalmıyor ya da eksi 38 kalıyor.Bunların hangisi (BBP hariç) gerçeği, gerçekleri, halkın şu anda kendilerine nasıl baktığını görüyor ya da görmek istiyor? Gerçek durumun ne olduğunu bilemeyen, göremeyen bunca siyasinin ülkenin yönetimine talip olması bile "komik"tir.Safranbolu'da araştırma yapan Vatan ekibinin ulaştığı sonuçlar ve bunların kapsamlı yorumları dünkü gazetemizde yer aldı. Bunlarda herhangi bir çarpıtma yapılması olanaksızdır. Konuşulan her kişinin kimliği vardır.Farklı olmak yeter mi?Siyasiler gerçek durumu görseler bile, kendilerini biraz daha yukarıda göstererek ilgi toplamak isteyebilirler. Ama bunun da bir ölçüsü olmak zorundadır. Parti lider ve sözcülerinin kendileri için yaptıkları tahmin ve temennileri yukarda sıraladık.Safranbolu'daki durumla ilgili olarak dün yorum yaparken, ortaya çıkan eğilimlerde önemli bir değişiklik olabilmesi için bazı öneriler, örnekler getirdik. Örneğin YTP'nin CHP'yi desteklemesi, BBP'nin MHP'yi desteklemesi gibi. Sözlü tepkilerin dışında tek yazılı açıklama BBP'den geldi. Bu açıklamada BBP'nin diğer bütün partilerden farklı olduğu ve herhangi bir partiye destek vermesinin söz konusu olmadığı belirtiliyor.YTP cenahından gelen sözlü tepkilerde de aşağı yukarı aynı şey söyleniyor. Bu durumda YTP'nin, AKP'nin tek başına iktidar olması ihtimalinden şikâyetçi olmaması gerekiyor.Barajı geçme ihtimali çok düşük olan 10 partinin kendilerine biçtikleri oy oranlarının toplamı yüzde 138 olunca Türk siyasetinin bugün düştüğü durumun nedenleri de çok iyi anlaşılıyor.Ekranda baş başaTayyip Erdoğan ile Deniz Baykal ekranda baş başa tartışacaklar. Bu tür tartışmaların daha önceki örnekleri hatırlandığında pek başarılı olunduğu söylenemez.İki adayın baş başa tartışmaları ABD'de ve Fransa'da seçim öncesi en önemli "an" olarak görülür. Son kararsızlar bu ekrandaki tartışmanın ardından karar verirler.Fransa'da bu gelenek son cumhurbaşkanı seçimi öncesi uygulanmadı. Bunun nedeni Le Pen'in aşırı demagoji yapması, tartışmaları kavgaya çevirmesiydi. Seçimi kazanan Chirac böyle bir sonuçsuz tartışma yapmayacağını söyledi.Erdoğan ile Baykal'ın tartışmasının yönetilmesi bu açıdan önem kazanıyor. Yönetici demagoji yapanın, lafları uzatanın sözünü kesmek ve "gerçek" soruya dönüşü sağlamak durumundadır.Bu ikili tartışma "başarılı" olursa bizde de tekrar nitelikli tartışma dönemi başlayabilir.

Devamını Oku