Erdoğan çok şanslı

24 Haziran 2003

Demokratik parlamenter sistemlerde bugün AKP'nin ve Tayyip Erdoğan'ın yakaladığı şansı yakalamak çok zordur. Çok partili düzene geçildiğinden bu yana bir göz atarsak:* İsmet İnönü'nün karşısında Celal Bayar vardı...* Adnan Menderes ve Celal Bayar'ın karşısında İsmet inönü vardı...* Süleyman Demirel'in karşısında önce İsmet İnönü, sonra Bülent Ecevit vardı...* Süleyman Demirel'in karşısına bir de Türkiye İşçi Partisi dikilmiştir.* Bülent Ecevit'in karşısında Süleyman Demirel vardı...* Turgut özal'ın karşısına Süleyman Demirel dikildi... (Tansu Çiller ile Mesut Yılmaz'in birbirlerini aşağıya çekmekte gösterdikleri basiret ise biraz daha farklıdır.)* Tayyip Erdoğan'ın karşısında ise Deniz Baykal bulunuyor.1946'dan bu yana birbirlerinin karşısına dikilen güçlü siyasiler ve partiler farklı fikirleriyle, dünya görüşleriyle, dayandıkları toplumsal kesimlerle güçlü olmuşlardır. Her biri kendi tarihsel, düşünsel ve toplumsal dayanaklarına göre politikalar üretmişler "karşı tarafı" zorlamışlar, tek başına at koşturmasını engellemişlerdir.CHP neyin mücadelesinde?Tayyip Erdoğan ve AKP gerçekten çok şanslıdır. Adı CHP olan, Atatürk'ün "muasır medeniyet" mücadelesini yapsın diye kurduğu partinin bugün herhangi bir siyasal ya da toplumsal ağırlık taşıdığını söylemek çok güçtür. CHP ve Deniz Baykal bugün neyin mücadelesini yapmaktadır?* Bugünün "muasır medeniyet" i olan eksiksiz demokrasi ve insan hakları hedefine ulaşmanın mı?* Sosyal demokrat ve Atatürkçü bir partinin bütün ağırlığını koyması ve bütün güçleri seferber etmesi gereken Avrupa Birliği yolunda ilerlemenin mi?* Kürt sorununa hızlı ve demokratik çözüm bulunmasının korkusuz sözcülüğünü ortaya koymanın mı?* Ekonomik krizlerde en ağır darbeleri almış olan çalışanların ve yoksul kesimlerin durumlarının iyileştirilmesi için gerçekçi çözümlerin hayata geçirilmesinin mi?* Bütün çalışanların sendikal haklarının Avrupa standartlarında olmasını sağlamanınmı?* Güvenlik güçlerinin herhangi bir yasa dışı uygulamasının, kamu görevlilerinin herhangi bir anti-demokratik icraatının karşısında güçlü bir toplumsal baskı yaratarak demokrasinin gelişmesini sağlamanın mı?* Yerinde sayan ekonominin çarklarının tekrar dönmesi için alınması gereken acil tedbirlerin uygulanmasının mı?CHP ve Deniz Baykal bir 4,5 yılı daha bu şekilde idare ederse gelecek seçimler sonrasında kapıya kilit vurma aşamasına gelecektir. Ruhsuz, fonksiyonsuz ve misyonsuz kalmış diğer partiler gibi. AKP ve Tayyip Erdoğan çok şanslıdırlar, çok!..

Devamını Oku

Siyasilerin "cız" konusu

23 Haziran 2003

Siyasiler korkmakta haklıdırlar. Bu ülkede başbakan asılmıştır, dışişleri bakanı asılmıştır, maliye bakanı asılmıştır. Bu ülkede hapis yatan insanlar sonradan cumhurbaşkanı, başbakan olabilmektedir. Cumhurbaşkanı, başbakan olmuş insanlar hapis yatabilmektedir. Siyasiler de işte bu korkuların altındadır. Şu anda ön rapor aşamasına gelmiş olan yolsuzlukları araştırma faaliyeti de yakın dönemde başbakan olmuş, başbakan yardımcısı olmuş kişileri Yüce Divan yoluna götürmektedir. Türkiye'nin bugünkü siyasi dokunulmazlık sistemi elbette yukarıda hatırlatılan "tehlikelerin" atlatılabileceği anlamına gelmemektedir. Ama yine de küçük "tehlikeler"in savuşturulmasını, zaman kazanılmasını sağlamaktadır. Bundan önce, yakın dönemde siyasetin itibar kaybetmesinin nedenlerinden biri de dokunulmazlık olmuştur. Birçok adi suçtan, dolandırıcılık gibi "yüz kızartıcı" suçlardan hatta uyuşturucu kaçakçılığı ya da cinayet gibi suçlardan takibat altında olan ya da yargılanması süren birçok kişinin yöresel etkinliklerini kullanarak milletvekili olmaları, böylece de 4-5 yıl için bu tehlikeleri savuşturmaları sık görülen bir olaydır.Batı'da mı dediniz?!Ayrıca, milletvekilliğinin insana tanıması gereken bazı "avantajlar" olduğuna inanan vekil sayısı da az değildir. Bu avantajlar arasında "sinirlendiği zaman silah çekmek", "kırmızı ışıkta geçmek", ticari ilişkisi bulunan kişileri "tehdit etmek" de vardır. Milletvekili dokunulmazlığı ya da eski deyimle "kürsü masuniyeti" örneğin DEP'li milletvekilleri için işlememiş, dokunulmazlıkları hızla kaldırılıp kendileri hapse gönderilmiştir. Bugünkü Meclis'te de dokunulmazlık zırhı sayesinde haklarındaki iddialar "askıya" alınmış milletvekilleri vardır. Bunlardan birkaçı da İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve bağlı kuruluşlardaki görevleri nedeniyle yargılanan ve Erdoğan'ın yakın kadrosunda yer alan kişilerdir. 3 Kasım 2002 seçimleri öncesinde en sıcak konulardan biri de dokunulmazlık meselesi olmuştur. Gerek Tayyip Erdoğan gerekse Deniz Baykal bu konuda açık taahhütlerde bulunmuşlardır. Erdoğan bazı tartışmalarda Batı'da esas olan "milletvekilinin de bütün vatandaşlar kadar dokunulmaz olması" ilkesini bile savunmuştur. Şu anda bazı AKP sözcülerinin Batı'daki örnekleri tahrif ederek her ülkede milletvekili dokunulmazlığı olduğunu iddia etmelerinin de bir anlamı yoktur. * Batı'da otoparkçıya silah çeken milletvekilinin dokunulmazlığı çalışmaz.* Dolandırıcılık yapan milletvekili için dokunulmazlık çalışmaz.* Herhangi bir vatandaş "krallığa dönüş" isteyebilir, herhangi bir milletvekili de ülkesindeki rejimin krallık olarak değişmesi için önerge verebilir. O vatandaş da o milletvekili de aynı dokunulmazlık zırhına, düşünce özgürlüğünün sağladığı dokunulmazlık zırhına sahiptir.Bu sistemin değişmesi şartBugünkü milletvekili dokunulmazlığı sisteminin mantığı, söylediği anda normal vatandaşın başına dert getirecek sözleri milletvekilinin söyleyebilmesine imkân tanımaktır. Düşünce özgürlüğü ve insan hakları kavramlarının bugünkü uygulanış biçimiyle, böyle bir dokunulmazlığa ihtiyaç kalmamıştır. Milletvekili dokunulmazlığının uyuşturucu kaçakçısına da, cinayet zanlısına da, dolandırıcıya da koruma sağlaması, siyasetin itibarının yerlerde sürünmesine neden olan istismar sistemidir. Eğer bu ülkede "siyasi" nedenlerle eski başbakan ve bakanların, cumhurbaşkanlarının hapse girmelerini, asılmalarını istemiyorsak siyasetteki ve yönetimdeki "şeffaflığın" tam olarak sağlanması şarttır. Bunun yollarından biri de bugünkü, öncelikle de düzgün siyasileri "aşağılayan" dokunulmazlık sisteminin değişmesidir.

Devamını Oku

Kopenhag'dan Selanik'e

23 Haziran 2003

Kopenhag Zirvesi'nden Selanik Zirvesi'ne sadece altı ay geçti. Bir ülkenin tarihinde çok kısa sayılabilecek bu zaman aralığında Türkiye - Avrupa Birliği ilişkilerinde meydana gelen köklü değişiklik inanılır gibi değil.Kopenhag'da AB kalesini zorlayan bir Türkiye vardı. Başbakan Gül ve AKP lideri Tayyip Erdoğan Danimarka'nın başkentine büyük bir çıkarma yapmışlar, müzakere tarihi koparmak için dört koldan saldırıyorlardı. AB ise savunmadaydı. Türkiye'yi dışlamak istemiyor ama uzun dönemli planlarında Türkiye'ye yer vermediğinden (Nice Zirvesi bu politikayı açığa vurmuştu) net bir tavır da almıyordu. Başkan Bush'un telefon bombardımanı Avrupalı liderleri hem bunaltıyor hem de sinirlendiriyordu. Bu kaotik ortama Chirac ve Schröder ikilisi noktayı koydu. Çok kapsamlı demokratik reformlar 2003 yılında yapıldığı, yapılanların da uygulanabildiği 2004 yılı içerisinde ispatlandığı takdirde, Türkiye ile "mümkün olan en kısa zamanda" müzakerelere başlanacaktı. Bu karar kimimiz için bir düş kırıklığıydı, kimimizce de kapının, ardına kadar açılmasa bile büyük ölçüde aralık bırakılması şeklinde yorumlandı. Gerçek şuydu ki, AB zaman kazanmaya çalışıyordu. Türkiye'yi tam üye yapmadan AB'ye bağlayacak bir formülün bulunabileceği ümidindeydi. Nasıl olsa Türkiye tam demokrasi konusunda istisnalar talep edecekti.Aradan altı ay geçti. Selanik Zirvesi'nde bu kez Tayyip Erdoğan Hürriyet Gazetesi'nin deyimiyle A masasına, Chirac-Schröder ikilisinin yanına oturtuldu. Türkiye'nin müzakerelere beklenenden daha erken başlayabileceğinden söz edildi. Zirveye, "şu reformları bir an önce tamamlayın da işimize bakalım" havası hakim oldu. Altı ayda ne oldu da hava birden değişti? Sorunun yanıtı basit. Arada ABD Irak'a müdahale etti. Fransa ve Almanya müdahaleye karşı çıktı. ABD ile araları açıldı. Türkiye iki taraf arasında kalmışken, ilahi bir raslantı sonucu (komplo ya da önceden planlanmış bir eylem olmadığını zamanında göstermeye çalışmıştım) Meclis tezkereyi kabul etmeyince Irak savaşına taraf olmadı. Ne kaybettiği hâlâ tartışılıyor. Ama AB'nin Türkiye'ye gerek stratejik gerek duygusal bakışında çok şey değiştiği açıkça görülür oldu. Artık Bush'un telefonlarından medet ummamız gerekmiyor.Tabii bu arada Hükümet'in 6. Uyum paketini MGK'da tartışmadan Meclis'e sevketmesi, Meclis'in de CHP'nin tam desteğiyle, paketi biraz daha iyileştirerek kabul etmesi, Selanik Zirvesi'nin havasını doğrudan etkiledi. Duyarlı kabul edilen konularda Türkiye'nin kararlılıkla hereket edebildiği tescil edildi.Müzakereler başladıktan sonra Türkiye, tam üyelik konusunda AB'nin oyalama politikası gütmediğinden emin olarak rahatlayacaktır. Güven duygusunun pekiştiği böyle bir ortamda, Yunanistan'la olan anlaşmazlıkların daha kolaylıkla çözümlenebileceğini tahmin ediyorum.

Devamını Oku

İyimserlik

22 Haziran 2003

Her iktidarın temel güdüsü "işlerin iyi gittiğine" ilişkin bir inancı yaymaktır. Sadece siyasi iktidarların değil, iktidarın her türünde temel güdü budur. Bunun dışında bir şey söyleyene, ileriye dönük bile olsa bu duyguyu rahatsız edecek her türlü uyarıya iktidarda olanlar pek kızarlar. Görevdeki AKP hükümeti için de durum farklı değil. Bu nedenle Hükümet'ten bir bakanın bile ekonomiyle ilgili "uyarı"sı tepki görmektedir. AKP hükümetinin Avrupa Birliği yolunda ciddi adımlar attığı ne kadar doğruysa ekonomide henüz hiçbir ilerleme sağlanmamış olduğu da o kadar gerçektir. Türk Lirası'nın dolara karşı kazandığı izafi değerin de bir sağlık göstergesi değil, tam tersine, sıkıntı göstergesi olduğu bütün ekonomistler tarafından belirtilmektedir. Ama bunu söyleyen bir bakan, üstelik ekonominin bir tarafından sorumlu bir bakan olunca durum karışmaktadır.AB tamam, ya ekonomi?Ekonomik hayatın içinde olanların bildiği, gördüğü bir gerçek vardır. O gerçek de ekonomide henüz herhangi bir yaprak kıpırtısının görülmüyor oluşu. Halen yatırım yapılmamakta, halen yabancı sermaye olarak tek kuruş Türkiye'ye gelmiş değil. Türkiye son mali krizlerinde sermaye birikimini "yemiş"tir. Mali sistemin yerlerde sürünmesinin birinci sonucu yatırımların durmasıdır. Büyük kuruluşların durumlarına bakıldığı zaman, açıklanan kârların düşüklüğünü görmemek imkânsız. Birçok sektörün birinci derdi halen ayakta durmaya çalışmaktan öteye gidememektir. Kilidi çözecek tek anahtar da Türkiye'ye hatırı sayılır bir yabancı sermaye girişi olmasıdır. Bunun da orta ve uzun vadeli yolu Avrupa Birliği'nden geçmektedir. Avrupa Birliği ile tam üyelik görüşmelerinin başlaması bu açıdan bir milat olacaktır. Ekonominin kalbine vurulmuş ikinci kilit de aynen duruyor. Türkiye'nin dış ve iç borç yükünde durum "idare" edildiği için daha kötüye gidiş yoktur, ama iyiye doğru da somut bir gidiş görülmemektedir. Faizlerin düşmesi kamunun borç yükünün daha az maliyetle taşınmasını mümkün kılıyor. Ancak sadece Uluslararası Para Fonu'na ödenecek borç miktarlarına bakıldığı zaman bile ana sıkıntının olduğu gibi durduğu görülecektir.Şimdi top AKP hükümetindeTabii ki bunların faturasını AKP hükümetine çıkarmak haksızlık olur. Ancak şu anda görev başında AKP vardır ve bu hükümetin temel görevlerinden biri ekonomideki bugün yaşanmaya devam eden ve halka en sıkıntılı yansıması işsizlik olan durgunluğun aşılmasıdır. Gerçekten iyimser olabilmek için, orta ve uzun vadelere ilişkin çalışmaların yanında bugünden neler yapılabileceğinin tespit edilip harekete geçildiğinin görünüyor olması gerekir. Bugün Türkiye'de tek parti iktidarı vardır ve bu iktidarın da gösterebileceği bir bahane yoktur. Geçmişi, haklı haksız kötüleyerek ancak bir süre kazanmak mümkündür. Bu süre geçtiğinde de yapılması gerekenler yapılmamışsa, iyimser olmak isteyenler bile iyimser olamazlar.

Devamını Oku

Hak ve hukuk hakkında

22 Haziran 2003

Ormanda yine bir kriz dönemi yaşanıyordu. Büyük ve güçlü olanlara yem olmaktan kurtulmayı başarmış küçük ve güçsüzler ya başka yörelere göçmüşler ya da iyi saklanır olmuşlardı. Yemek büyük ve güçlü olanlar için ciddi bir sorun haline gelmeye başlamıştı. Bir gün aslan, tilki ve ayı elleri ve mideleri boş, umutsuzca av ararken karşılaştılar. Biraz dinlenmek için bir kenara oturup dertleşmeye koyuldular. O sırada tilkinin aklına bir fikir geldi: "Böyle tek tek gezerek hiçbir şey bulamıyoruz. En iyisi üçümüz birleşelim, bir ittifak kuralım. Belki böylece karnımızı doyurmayı başarırız.." Aslan ve ayı bu fikri çok beğendiler ama aslandan bir itiraz geldi: "Tamam, üçümüz müttefik olduk ama bu ittifaka bir başkan gerek..." Ayı ve tilki aslanın ne demek istediğini hemen anlamışlardı, "Tabii ki başkan sensin aslan kral" dediler. Üçlü ittifak böylece aslanın başkanlığı altında ava çıktı. Ve kısa sürede bu akıllıca ittifakın ürünlerini almaya başladılar.İlkin aslan bir yaban eşeğini kıstırdı. Eşeğin kaçabileceği yolları da ayı ile tilki kapatınca zavallı eşek aslanın pençesinde can verdi. Yaban eşeğini emin bir yere bırakıp tekrar yola koyuldular ve ayı bir ceylanla burun buruna geldi. Ceylan sağa kaçtı, karşısına aslan çıktı; sola kaçtı, karşısına tilki çıktı ve o da ayının pençesini yedi, öldü. Bunun ardından aslan ve ayıdan kaçmaya çalışan bir tavşan kendisini tilkinin dişleri arasında buluverdi. Üçlü ittifak, avlarının yanına çöküp dinlenmeye geçtiler. Üçünün de karnı açlıktan guruldadığı halde hiçbiri avlardan herhangi birine el sürmüyordu. Neşeyle nefeslenirken ilk konuşan aslan oldu, ayıya döndü ve sordu: "Şimdi bunları paylaşıp karnımızı doyuralım. Ama paylaşırken hakka ve hukuka uygun bir şekil bulalım. Söyle bakalım ayı, senin fikrin nedir?" Ayı hemen cevap verdi: "Durum açıktır aslan başkan... Yaban eşeği sizin, ceylan benim, tavşan da tilkinindir..."Bu cevap üzerine aslanın gözünde şimşekler çaktı. Ayıya bir an baktı ve bir pençede kafasını kopardı. Ayının gövdesi bir yana kafası bir yana düşerken tilkiye döndü: "Bu cahil ayı haktan hukuktan hiç anlamıyormuş... Şimdi sen söyle bakalım, bu avları hakka hukuka göre nasıl paylaşalım?" Tilki titreyen bir sesle konuştu: "Sayın başkan, hakkın ve hukukun gereği bellidir. Yaban eşeği biraz geciken öğle yemeğinizdir. Öğle yemeğinden sonra biraz dinlenir ve akşam yemeğine geçersiniz. Akşam yemeğinde de afiyetle ceylanı yersiniz. Sonrası keyfinize kalmıştır, tavşanı isterseniz çerez niyetine yersiniz, isterseniz sabah kahvaltısına bırakırsınız..." Bu cevap aslanın çok hoşuna gitti, "Aferin sana tilki" dedi, "böyle hakka ve hukuka uygun düşünmeyi nasıl öğrendin sen?" Tilki hafifçe uzaklaşarak cevap verdi: "Nereden öğreneceğim sayın başkan! Şu ayı oğlu ayının başsız gövdesini görünce hepsi bir çırpıda aklıma geliverdi..."

Devamını Oku

Onlar da geçerse...

21 Haziran 2003

Selanik'te bugün Türkiye açısından önemli bir toplantı yapılacak. Toplantının "AB - Balkanlar Zirvesi" olarak adlandırıldı. Toplantıda Batı Balkanlar'da yer alan 5 ülkenin Avrupa Birliği üyelik süreci ele alınacak. Bu beş ülke şunlar: Arnavutluk, Bosna-Hersek, Hırvatistan, Makedonya ve Sırbistan-Karadağ. Eğer bu ülkeler de katılırsa kuzeyde Rusya-Ukrayna sınırına kadar bütün Orta ve Doğu Avrupa da Avrupa Birliği ile bütünleşmiş olacak. Avrupa Birliği'nin kendisine böyle bir hedef koyduğu da birlik yetkililerinin son açıklamalarından anlaşılıyor. Eğer Türkiye hızlanmazsa Avrupa'nın sınırı kuzeyde Rusya sınırı, ortada Ukrayna sınırı, güneyde de Ege Denizi olarak kesinleşmiş olacak.Onlar da geçebilir!Romanya ve Bulgaristan, Avrupa Birliği üyeliği yolunda Türkiye'nin önüne geçmiş durumdadır. Eğer Batı Balkanlar'ın beş ülkesi de Türkiye'nin önüne geçerse Türkiye artık kesin olarak Ortadoğu'da kalmış demektir. Böyle bir durumda çok sevinenler olacaktır. Türkiye'yi bir Ortadoğu ülkesinin yoklukları, darlıkları ve eksiklerini hak eden bir düzeyde gören kendinden menkul "milliyetçiler" çok sevineceklerdir. Halen çete savaşlarının sürdüğü Arnavutluk'un, halen hiçbir sorununu çözememiş Makedonya'nın, halen devlet olarak örgütlenememiş Bosna-Hersek'in, daha üç yıl önce NATO bombardımanı altında kalmış olan Sırbistan'ın Türkiye'nin önüne geçmesini seyredenlerin kendilerine "milliyetçi" demeleri kadar gülünç, daha doğrusu, trajik bir şey olamaz. Türkiye kendi anlamsız tartışmaları, anlamsız kavgaları ya da küçük çıkar çatışmaları içinde boğuldukça ve zaman kaybettikçe Arnavutluk da, Bosna-Hersek de, Makedonya da, Sırbistan-Karadağ da, Hırvatistan da Türkiye'yi geçebilir. Türkiye'ye yıllardır zaman kaybettirenlerin suçu başkalarında aramaları; başkalarını, en çok da Avrupa ülkelerini suçlamaları sadece başka gerçekleri gizleyebilir.Süreç bugün başlıyorBatı Balkanlar'ın beş ülkesi henüz Avrupa Birliği ile üyelik yolunda herhangi bir süreç başlatmış değillerdir. O süreç bugün başlayacaktır. Bugünkü toplantı bu beş ülke açısından bir "siyasi irade" açıklaması niteliğindedir. Eğer Batı Balkanlar'ın beş ülkesi de Türkiye'yi geçer, Türkiye'den önce tam üyelik görüşmelerine başlarsa birileri yine utanmayacaktır. Aynı zevat Bulgaristan ve Romanya Türkiye'yi geçerken utanmamıştır. Yalan yanlış bilgilerle tartışmaya çalışanlara; daha doğrusu, onların yanılttıklarına şunu tekrarlamak gerekiyor: Avrupa Birliği ne Bulgaristan'a taviz vermiştir ne de Romanya'ya; Batı Balkanlar'ın beş ülkesine de taviz vermesi söz konusu değildir. Bulgaristan ve Romanya AB'nin temel ilkelerine uyarak Türkiye'nin önüne geçmişlerdir, AB'den sürekli taviz isteyerek değil. Batı Balkanlar'ın beş ülkesi de bugün AB'nin temel ilkelerine uyum çalışmalarına başlayacaklarının siyasi kararını ifade edeceklerdir. Evet, onlar da Türkiye'yi geçerse... Avrupa'nın sınırı Ege Denizi olur ve Türkiye ekonomik, dolayısıyla da siyasi ve sosyal sıkıntıları içinde kıvranmaya devam eden bir Ortadoğu ülkesi olarak kalır.

Devamını Oku

Kutu açıldı

19 Haziran 2003

Meclis'in son yılların önemli yolsuzluk iddialarını araştırmak için bir komisyon kurması ve bu komisyonun gecen dönemin önemli siyasilerini çağırıp sorular sormasıyla önemli bir "kutu" açılmıştır. Bu kutudan ne çıkacağı henüz belli değildir, ama son yıllarda ülkeyi rahatsız eden iddiaların bir bölümü tekrar gündeme getirilmiştir. Bundan sonraki gelişmeler, araştırmaların arkası ve soruşturmalar çok büyük önem kazanmıştır. Eğer bu araştırma komisyonu bundan sonraki soruşturmaları belirleyecek kuvvetli bir rapor yazamazsa önemli sakıncalar çıkar. Birinci sakınca halkta "bu ülkede hiçbir yolsuzluğun üzerine gidilemez, bunlar da gidemedi" duygusunun yaratılmasıdır. Bu duygu beraberinde "kurunun yanında yaş da yanıyor; kim kuru, kim yaş" karışmasını da getirmektedir. İddiaların tam araştırılmaması, bu düzeyde bırakılması suçlularla suçsuzların ayırt edilmesi imkânını ortadan kaldıracaktır. Kutu açılmışken tam açılmak zorundadır. Yakın dönemin yolsuzluk iddialarının içinde sadece son hükümetler yoktur. Araştırma ve soruşturmaların bu aşamada kesilmesi, kamuoyunda yine yapılan işin "siyasal amaçlı" olduğu görüşünü yayacaktır."Hortumlar" ve "unutulanlar"Son dönemin en önemli "yolsuzluk alanı" kuşkusuz "banka hortumlamaları" adı verilen mali olaylardır. Henüz bu banka olayları da yeterince açığa çıkmış değildir. Aynı iddialara muhatap olan insanlardan bir bölümü hapse girmiş bir bölümü ise hiç girmemiştir. Ne davalar sonuçlanmakta ne de "cebe atıldığı" iddia edilen milyarlarca dolar tahsil edilebilmektedir. Eğer başka büyük yolsuzluk iddiaları araştırılırken bu meselede de ilerleme sağlanmazsa yeni rahatsızlıklar yaratılmış olur. Kutu açıldıysa daha önce kutunun içine tıkılmış olan her şey tekrar gündeme getirilmek zorundadır. Enerji meselesi kuşkusuz çok önemlidir ve fazla zaman kaybedilmeden çözülmelidir. Ama bunun kadar önemli olan başka meseleler de kutunun bir yerlerinde durmaktadır. Kamu bankalarının yönetimi ve kaynaklarının kullanımı zaman zaman gündeme gelen sonra tekrar unutulan konulardan biridir.Ayrıcalık tanımadan!..Belediyelerle, özellikle İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyeleriyle ilgili iddialar henüz temizlenmiş değildir. Bu da Meclis komisyonlarının hassasiyetle üzerinde durmak zorunda olduğu meselelerden biridir.* Jet Fadıl adıyla tanınan kişi hapse atılmıştır, ama insanların dini duyarlılığını sömürerek para toplayan başka kişi ve kuruluşlarla ilgili "temizlik" henüz yapılmış değildir. Aynı şekilde Necmettin Erbakan'ın "gizli kasası" olarak tanımlanan kişinin adıyla bilinen "Mercümek olayı" da kapanmış gitmiş, daha doğrusu unutulmuştur.* Çiller'in annesinin altınları açıklaması çok açıklayıcı bulunduğu için mi bu konu kapanmıştır?* Susurluk olayında birkaç polis ceza almış ve olay "kapanmıştır". Ama kamuoyu için de kapanmış mıdır?* Turgut Özal'ın oğlu Ahmet Özal'ın ticari faaliyetleriyle ilgili soru işaretleri yok olmuş mudur?Kutu açıldığına göre üzerindeki soru işaretleri giderilememiş bütün iddialar tekrar elden geçirilmeli ve halkı gerçekten tatmin edecek bir çalışma yürütülmelidir. Hiç kimseye ayrıcalık tanımadan...

Devamını Oku

Sinek kafalar

18 Haziran 2003

Yasalar istedikleri kadar değişsin, dünya istediği kadar değişsin, yanlışlar bütün çıplaklıklarıyla ortaya çıksın... Sinek kafalar sinek kafa olarak kaldıkça sinekliklere takılır, her şeyi berbat eder, hayatı kötüleştirmeyi başarırlar. Sinek kafalar kırk yıl elli yıl önce sigara paketlerinde orak çekiç, doğa resimlerinde komünizm propagandası bulur, köftecide kendi aralarında konuşan insanları "komünist örgüt kuruyorlar" diye ihbar ederlerdi. Sinek kafalar sinek korkularıyla yaşarlar. O korkularla varolurlar. O korkuları büyütürler; her tarafta düşmanlar ve hainler görürler; düşünen, tartışan ve okuyan herkesin kötü bir şeyler yaptığından, yapacağından emin olarak sinekliklere saldırırlar. Hakkari'de bir tiyatro oyununun dekorunda yer alan sinekliğe de yine sinek kafalılar saldırdı. Sineklikte sarı, kırmızı, yeşil renkler görünüyordu, sinek kafalar terör örgütünün propagandasını hemen tespit etti!Onlardan kaçmaz...Paranoyanın ettikleri...Türkiye Büyük Millet Meclisi bugün Türkiye'nin biraz daha ilerlemesi için şart olan bir grup yasayı büyük olasılıkla çıkartacak. Bu yasalar çıkacak ama sinek kafalara vız gelecek tırıs gidecek.* Sinek kafalar için "hukuk devleti" kavramının hiç bir anlamı yoktur. * Sinek kafalar için Türkiye'de demokrasi ve hoşgörünün egemen olması kötü bir şeydir.* Demokrasi düşmanlara, hainlere yarayan bir "şey"dir. Demokrasiden sadece düşmanlarla hainler faydalanırlar ve böylece ülkeye kötülük ederler.* Sinek kafalar için "Yabancı" her şey tehlikedir. Bütün yabancılar tehlikedir. Sinek kafalara yabancı hareket edenler de; kitap yazanlar, tiyatroyla uğraşanlar, resim yapanlar da tehlikedir. Soğuk Savaş dönemini Türkiye de çok ağır biçimde yaşadı. Bu dönemin kaygıları, kuşkuları, korkuları kimilerini mantık sınırlarının dışına çıkardı. Bu hal bir tür paranoyaya dönüştü. Bu paranoya halinde de her kitap daha baştan kuşkulu, her sanat olayı daha baştan suçlu görüldü.* Türkiye'de ancak en geri ülkeler kadar kitap ve gazete okunuyor. Çünkü sinek kafalar için okumak her zaman zararlı bir faaliyet olmuştur. Okuyan düşünür, okuyanlar tartışır ve sinek kafalıların bildiklerinin, tekrarladıklarının dışındaki gerçeklere ulaşabilirler.* Bugün Afrika ülkelerinin birçoğunda Türkiye'den daha fazla kitap okunuyor. Çünkü Türkiye'de hâlâ kitap toplanıyor, müsadere ediliyor ve imha kararları verilebiliyor.* Çünkü Türkiye'de sineklikle bölücülük propagandası yapıldığına inanılıyor. Çünkü Türkiye'de sinek kafalar var ve hâlâ Türkiye'ye zarar vermeye devam ediyorlar.

Devamını Oku