Kopenhag Zirvesi'nden Selanik Zirvesi'ne sadece altı ay geçti. Bir ülkenin tarihinde çok kısa sayılabilecek bu zaman aralığında Türkiye - Avrupa Birliği ilişkilerinde meydana gelen köklü değişiklik inanılır gibi değil.
Kopenhag'da AB kalesini zorlayan bir Türkiye vardı. Başbakan Gül ve AKP lideri Tayyip Erdoğan Danimarka'nın başkentine büyük bir çıkarma yapmışlar, müzakere tarihi koparmak için dört koldan saldırıyorlardı. AB ise savunmadaydı. Türkiye'yi dışlamak istemiyor ama uzun dönemli planlarında Türkiye'ye yer vermediğinden (Nice Zirvesi bu politikayı açığa vurmuştu) net bir tavır da almıyordu. Başkan Bush'un telefon bombardımanı Avrupalı liderleri hem bunaltıyor hem de sinirlendiriyordu. Bu kaotik ortama Chirac ve Schröder ikilisi noktayı koydu. Çok kapsamlı demokratik reformlar 2003 yılında yapıldığı, yapılanların da uygulanabildiği 2004 yılı içerisinde ispatlandığı takdirde, Türkiye ile "mümkün olan en kısa zamanda" müzakerelere başlanacaktı. Bu karar kimimiz için bir düş kırıklığıydı, kimimizce de kapının, ardına kadar açılmasa bile büyük ölçüde aralık bırakılması şeklinde yorumlandı. Gerçek şuydu ki, AB zaman kazanmaya çalışıyordu. Türkiye'yi tam üye yapmadan AB'ye bağlayacak bir formülün bulunabileceği ümidindeydi. Nasıl olsa Türkiye tam demokrasi konusunda istisnalar talep edecekti.
Aradan altı ay geçti. Selanik Zirvesi'nde bu kez Tayyip Erdoğan Hürriyet Gazetesi'nin deyimiyle A masasına, Chirac-Schröder ikilisinin yanına oturtuldu. Türkiye'nin müzakerelere beklenenden daha erken başlayabileceğinden söz edildi. Zirveye, "şu reformları bir an önce tamamlayın da işimize bakalım" havası hakim oldu. Altı ayda ne oldu da hava birden değişti? Sorunun yanıtı basit. Arada ABD Irak'a müdahale etti. Fransa ve Almanya müdahaleye karşı çıktı. ABD ile araları açıldı. Türkiye iki taraf arasında kalmışken, ilahi bir raslantı sonucu (komplo ya da önceden planlanmış bir eylem olmadığını zamanında göstermeye çalışmıştım) Meclis tezkereyi kabul etmeyince Irak savaşına taraf olmadı. Ne kaybettiği hâlâ tartışılıyor. Ama AB'nin Türkiye'ye gerek stratejik gerek duygusal bakışında çok şey değiştiği açıkça görülür oldu. Artık Bush'un telefonlarından medet ummamız gerekmiyor.
Tabii bu arada Hükümet'in 6. Uyum paketini MGK'da tartışmadan Meclis'e sevketmesi, Meclis'in de CHP'nin tam desteğiyle, paketi biraz daha iyileştirerek kabul etmesi, Selanik Zirvesi'nin havasını doğrudan etkiledi. Duyarlı kabul edilen konularda Türkiye'nin kararlılıkla hereket edebildiği tescil edildi.
Müzakereler başladıktan sonra Türkiye, tam üyelik konusunda AB'nin oyalama politikası gütmediğinden emin olarak rahatlayacaktır. Güven duygusunun pekiştiği böyle bir ortamda, Yunanistan'la olan anlaşmazlıkların daha kolaylıkla çözümlenebileceğini tahmin ediyorum.
Kopenhag'dan Selanik'e
Kopenhag Zirvesi'nden Selanik Zirvesi'ne sadece altı ay geçti. Bir ülkenin tarihinde çok kısa sayılabilecek bu zaman aralığında Türkiye - Avrupa Birliği ilişkilerinde meydana gelen köklü değişiklik inanılır gibi değil
Haberin Devamı

