Siyasiler korkmakta haklıdırlar. Bu ülkede başbakan asılmıştır, dışişleri bakanı asılmıştır, maliye bakanı asılmıştır. Bu ülkede hapis yatan insanlar sonradan cumhurbaşkanı, başbakan olabilmektedir. Cumhurbaşkanı, başbakan olmuş insanlar hapis yatabilmektedir. Siyasiler de işte bu korkuların altındadır. Şu anda ön rapor aşamasına gelmiş olan yolsuzlukları araştırma faaliyeti de yakın dönemde başbakan olmuş, başbakan yardımcısı olmuş kişileri Yüce Divan yoluna götürmektedir. Türkiye'nin bugünkü siyasi dokunulmazlık sistemi elbette yukarıda hatırlatılan "tehlikelerin" atlatılabileceği anlamına gelmemektedir. Ama yine de küçük "tehlikeler"in savuşturulmasını, zaman kazanılmasını sağlamaktadır. Bundan önce, yakın dönemde siyasetin itibar kaybetmesinin nedenlerinden biri de dokunulmazlık olmuştur. Birçok adi suçtan, dolandırıcılık gibi "yüz kızartıcı" suçlardan hatta uyuşturucu kaçakçılığı ya da cinayet gibi suçlardan takibat altında olan ya da yargılanması süren birçok kişinin yöresel etkinliklerini kullanarak milletvekili olmaları, böylece de 4-5 yıl için bu tehlikeleri savuşturmaları sık görülen bir olaydır.
Batı'da mı dediniz?!
Ayrıca, milletvekilliğinin insana tanıması gereken bazı "avantajlar" olduğuna inanan vekil sayısı da az değildir. Bu avantajlar arasında "sinirlendiği zaman silah çekmek", "kırmızı ışıkta geçmek", ticari ilişkisi bulunan kişileri "tehdit etmek" de vardır. Milletvekili dokunulmazlığı ya da eski deyimle "kürsü masuniyeti" örneğin DEP'li milletvekilleri için işlememiş, dokunulmazlıkları hızla kaldırılıp kendileri hapse gönderilmiştir. Bugünkü Meclis'te de dokunulmazlık zırhı sayesinde haklarındaki iddialar "askıya" alınmış milletvekilleri vardır. Bunlardan birkaçı da İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve bağlı kuruluşlardaki görevleri nedeniyle yargılanan ve Erdoğan'ın yakın kadrosunda yer alan kişilerdir. 3 Kasım 2002 seçimleri öncesinde en sıcak konulardan biri de dokunulmazlık meselesi olmuştur. Gerek Tayyip Erdoğan gerekse Deniz Baykal bu konuda açık taahhütlerde bulunmuşlardır. Erdoğan bazı tartışmalarda Batı'da esas olan "milletvekilinin de bütün vatandaşlar kadar dokunulmaz olması" ilkesini bile savunmuştur. Şu anda bazı AKP sözcülerinin Batı'daki örnekleri tahrif ederek her ülkede milletvekili dokunulmazlığı olduğunu iddia etmelerinin de bir anlamı yoktur.
* Batı'da otoparkçıya silah çeken milletvekilinin dokunulmazlığı çalışmaz.
* Dolandırıcılık yapan milletvekili için dokunulmazlık çalışmaz.
* Herhangi bir vatandaş "krallığa dönüş" isteyebilir, herhangi bir milletvekili de ülkesindeki rejimin krallık olarak değişmesi için önerge verebilir. O vatandaş da o milletvekili de aynı dokunulmazlık zırhına, düşünce özgürlüğünün sağladığı dokunulmazlık zırhına sahiptir.
Bu sistemin değişmesi şart
Bugünkü milletvekili dokunulmazlığı sisteminin mantığı, söylediği anda normal vatandaşın başına dert getirecek sözleri milletvekilinin söyleyebilmesine imkân tanımaktır. Düşünce özgürlüğü ve insan hakları kavramlarının bugünkü uygulanış biçimiyle, böyle bir dokunulmazlığa ihtiyaç kalmamıştır. Milletvekili dokunulmazlığının uyuşturucu kaçakçısına da, cinayet zanlısına da, dolandırıcıya da koruma sağlaması, siyasetin itibarının yerlerde sürünmesine neden olan istismar sistemidir. Eğer bu ülkede "siyasi" nedenlerle eski başbakan ve bakanların, cumhurbaşkanlarının hapse girmelerini, asılmalarını istemiyorsak siyasetteki ve yönetimdeki "şeffaflığın" tam olarak sağlanması şarttır. Bunun yollarından biri de bugünkü, öncelikle de düzgün siyasileri "aşağılayan" dokunulmazlık sisteminin değişmesidir.
Siyasilerin "cız" konusu
Siyasiler korkmakta haklıdırlar. Bu ülkede başbakan asılmıştır, dışişleri bakanı asılmıştır, maliye bakanı asılmıştır
Haberin Devamı

