Anlamını bir daha düşünmek

28 Ekim 2007

Çöken bir imparatorluğun içinden yepyeni bir devlet ve ulus çıkarmanın anlamını iyi düşünmeliyiz. Zihinlerimizde bunun anlam ve değerini zaman zaman kaybedişimizin nedenlerini de iyi düşünmeliyiz.Mustafa Kemal’in ne yaptığını, ne yapmak istediğini, genç -ve hâlâ genç cumhuriyete koyduğu hedefleri de anlamak ve anlatmak gerekiyor.***84 yıl önce Mustafa Kemal, “cumhuriyet” ilan etmeye karar verdiğinde bu kelimenin anlamını bilmeyenler de vardı, bu yolun ucundan korkanlar da...Artık bu korkuların yok olduğunu söyleyebiliriz belki ama Mustafa Kemal’in koyduğu “muasır medeniyet” hedefinin bugün gelinen noktadaki anlamlarından korkanlar da az değil.Mustafa Kemal’in ülkeyi çıkardığı “uygarlık yolu” o gün bazı “şekil” düzenlemelerini de içeriyordu. Bunları bugün garipseyenler, hafifseyenler olabilir. Ama 84 yılın bütününe baktığımız zaman onun attığı bütün temellerin anlamı çok güçlü bir şekilde ortaya çıkıyor.***O gün hukukun çağdaşlaşması en önemli devrimlerden biriydi, bugün yine hukukun çağdaşlaşması gibi bir sorunumuz olması, aradaki dönemde “çağdaşlaşma” meselesinin anlamını kaybetmiş olanlarla bağlantılıdır.“Muasır medeniyet”in unsurları 84 yıl içinde daha da gelişmiştir, yeni boyutlar kazanmış, yeni ayrıntılarla zenginleşmiştir.***Bu yola 84 yıl önce çok güçlü bir şekilde çıkmış olan ülkemizin arada ayak sürçmeleriyle kaybettiği zamanı da görmek zorundayız.Mustafa Kemal, genç cumhuriyetin temellerini atarken hep “barışçı” oldu. Doğu’ya doğru da barışçı bir politika izledi, Batı’ya doğru da barışçı politika izledi.Onun kurduğu sağlam temeller üzerine devam edenler, genç cumhuriyetin İkinci Dünya Savaşı belası içinde helak olmasını engelledi. Türkiye’nin ikinci kurtuluşu, Dünya Savaşının dışında kalmasıyla sağlandı.*** Mustafa Kemal’e karşı en büyük yanlışı yapanlar bir avuç meczup değildir. Onun asıl düşmanları, kurduğu dünyayı yanlış yorumlayanlar, adını küçük siyaset ve iktidar oyunlarına alet edenlerdir.Atatürk’ü gerçekten sevenler, onu gerçek boyutlarıyla, engin vizyonuyla genç kuşaklara anlatanlardır.29 Ekim Cumhuriyet Bayramı bütün Türk halkına kutlu olsun. Herkes bunun anlamını, değerini bir kez daha ve iyi düşünme fırsatını kullansın.

Devamını Oku

Kültür Bakanı’na hatırlatma

27 Ekim 2007

Hemen her konuda dönüp dolaşıp “eğitim” ve “okuma azlığı” yakınmalarında bulunmak adetten oldu. Durumun tartışılır bir yanı yok, ülkemiz okumada, aynı düzeyde olduğumuzu iddia ettiğimiz toplumların bayağı gerisinde. Okuma azlığı sadece kitap için değil, gazete ve her türlü süreli yayın için geçerli.Kültür Bakanlığı’na gelen Ertuğrul Günay’a daha önce çeşitli kereler konu edilmiş bir öneriyi hatırlatmak istiyoruz.Okuma azlığının bir gerekçesi, kitap fiyatlarının yüksekliğidir. Bu yakınmanın ortadan kalkması için devlet basit bir tedbir alabilir. Bu tedbir, kitap ve her türlü süreli yayının Katma Değer Vergisi’nden muaf tutulmasıdır. KDV muafiyeti tabii ki bütün yayın kuruluşlarına önemli bir katkı yaratacaktır.***Bu arada okumanın yaygınlaşmasında kitap fuarları gibi faaliyetlerin önemli bir etken olduğu da biliniyor. Bu fuarların ülkenin her yanına yaygınlaşması konusunda yerel yönetimler çalışabilir. Kültür Bakanlığı bu tür faaliyetler için gerekli örgütlenmeleri yapar, yerel yönetimler de altyapıyı hazırlar.Yine Kültür Bakanı’nın sağlayabileceği önemli bir maddi teşvik de bütün “yazı insanları” na yönelik olabilir. Bu teşvik de telif ödemelerinde verginin iyice aşağı çekilmesi, hatta sıfırlanması olabilir. Yayın sektörünün şu andaki “iş” yapısında yazı insanlarının sadece bu işi yaparak geçinmesi mümkün değildir. Bunun anlamı da üretimin azalması, yazı insanlarının başka işlerle hayatlarını kazanmak zorunda kalmalarıdır. Kitap baskı sayılarının son derece düşük olması dolayısıyla kitap yazanlar da Türkçeye çevirenler de emeklerinin karşılığını alamıyor. İki bin adet basılmış bir kitabın yazarı aldığı telif ücretiyle ancak bir ay kıt kanaat yaşayabilir.***Kitap satışlarının artması için yapılabilecek olanlardan biri de yine yerel yönetimlerin kütüphaneler kurmasıdır. Bu kütüphanelere kitap alımında da Kültür Bakanlığı yetkili olur ve satın aldığı kitapları düzenli olarak yerel yönetimlerin açtığı kütüphanelere sevkeder. Bütün zamanını internet başında geçiren gençlerin yüzde onunun bu kütüphanelerden kitap alması bile büyük bir gelişme olacaktır.Bunların hepsi kolayca yapılabilecek işlerdir. Sonuçta her türlü kitabın ve yayının biraz daha fazla okunmasına yapılacak önemli katkılardır. Elbette bunun Milli Eğitim Bakanlığı ayağı da olabilir ve bir okuma hamlesi bütün eğitim kurumlarına yayılabilir. İstanbul Kitap Fuarı dolayısıyla yeni Kültür (ve Turizm) Bakanı’na bunları hatırlatmak istedik.Son hatırlatma: Türkiye’de her türlü yayının daha fazla okunmasını sağlayacak atılımları yapan bir bakan ya da bakanlar hatırlanacak, diğerleri unutulacaktır.

Devamını Oku

Güç Ankara’da

26 Ekim 2007

Kuzey Irak krizinde bir süre sürüklenme görüntüsü veren Ankara, “gücü” eline almış durumda.Bu kriz dolayısıyla birkaç noktayı da bütün dünya öğrendi, görmek zorunda kaldı:1- Türk halkı, terör meselesinin bütünüyle, bir an önce çözümlenmesi için, çözüm getirecek her adımı atana destek olmaya hazırdır.2- Türk halkının tepkisi, savaş çığırtkanları, sivil çavuşlar, bol keseden atmacılar ve en önemlisi, Türk-Kürt savaşı isteyenlerin çabalarına rağmen makul sınırlar içinde kaldı. Bu, dünya için de önemli bir mesaj oldu, toplumdaki tepkinin yanlış yönlere gitmesini bekleyenler, böylece Türkiye ve Türk halkına karşı kullanmak isteyenler de başarısız oldu.3- Ankara’nın, Türkiye’nin elindeki imkânlar, Kuzey Irak Kürtleri için büyük bir şans olabilir. Kuzey Irak’ın “aşiret reisleri” bunu bildikleri için Ankara’ya somut önerilerle geldi.Bu aşamada kaydedilmiş olan en büyük başarı, dünya kamuoyuna terör meselesinin anlatılmış, tabii ki belli ölçülerde anlatılmış olmasıdır.İkinci başarı da kuşkusuz, Kuzey Irak Kürt halkının “Türkiye’nin dostluğu mu düşmanlığı mı” sorusuna cevap ibresinin “dostluğu” yönüne dönmesidir.Bundan sonra amaç, PKK’nın, mümkün olduğu kadar az silah kullanılarak tasfiyesidir. Siyaset bu hedef üzerine şekillendikçe de “toplumsal barış” meselesinde ilerlemek mümkün olacaktır.***PKK’nın Türkiye’nin Kürt kökenli vatandaşları üzerindeki etkisinin azalmaya başladığı geçen seçimlerde ortaya çıktı. Daha önceki seçimlerde onların işaret ettikleri yönde oy kullanan bir kesim bu kez “barış”ı temsil ettiğini düşündüğü partiye döndü. Bunda Kürt kökenli Türklerin “dinsel” yapılarının da etkili olduğu söylendi. Ancak nedeni ne olursa olsun, en önemli husus PKK’nın Türkiye içindeki “kaynakları”nın kesilmesi olduğuna göre bu vatandaşlarımızın“örgütün baskısı”ndan uzaklaşmaya başlamış olması çok önemli bir gelişmedir.Ankara, yani AKP hükümeti bugün eline geçirdiği ve Türk halkının istemleri yönünde kullanmak zorunda olduğu gücü “barışçı süreci ilerletmek” yönünde değerlendirirse şu anda sağlanmış olan “kazanımlar” gerçek hayatta karşılığını bulacaktır.Asıl sorun “Kürt sorunu”dur ve bugünkü krize bulunacak çözümün yönü, bu sorunun çözümü için çok değerli bir ilerleme sağlayabilir.Ama eğer Ankara gücünü iyi kullanamazsa aynı sorunlarla bir 25 yıl daha uğraşmak gibi bir faturayı Türk toplumunun sırtına yüklemiş olur.

Devamını Oku

En kolay yarış

26 Ekim 2007

Bu, en kolay yarıştır ve şu anda geniş bir kesim, sesini en yüksek perdeden çıkartarak yarışı yayıyor.“Milliyetçilik” yarışı, bir haftadır sürekli artarak devam ediyor.Bu yarışta sesi en yüksek çıkan, en hızlı küfür eden kazanır.Sesi en yüksek çıkanın en milliyetçi olduğunu zannedenler de seslerini yükseltir ve yarış böylece sürer gider.Nereye kadar?Gerçek hayat, dünyanın gerçekleri kendini göstermeye başladığı ana kadar.O anda da boğazını yırtarak en milliyetçi olduğunu gösterme yarışına girişmiş olanlar ortadan yok olur, çünkü hayatın gerçeklerini kavramasına sesinin fazla çıkmasının herhangi bir faydası yoktur.***Evet, terör Türk toplumunu bıktırdı, bezdirdi. Şehit cenazeleri yüreklere bomba gibi düşüyor, cenazelerden yükselen ateş bütün toplumu kavrayan bir yangına dönüşüyor.Bu, en insani durumlardan biridir. İnsanlar kendi varlıklarına kastedilmesi karşısında kayıtsız kalamaz.İşte bu duygusal ortamda iki tür, hemen öne çıkar.Bunlardan birincisi dünyayı en küçük pencereden görmeye alışmış, düşmanlığın ve savaşın insan ilişkilerinin esası olduğuna inanan ilkel türdür.İkinci tür de “aman dalga o yönde, ben de uzak kalmayayım, neme lazım benim milliyetçiliğimden şüphe eden olur” diyerek “vuralım kıralım” bayrağıyla kalabalığın önüne geçmeye çalışan türdür.Bu faaliyetinin ucunda bazı şeyler elde etmeyi hesaplayan türdür bu. Böylece başka faaliyetleri dolayısıyla tepki görmekten kurtulmayı hesaplamak da çıkar güdüsünün en basit şeklidir. Şu anda bu iki türün ikisi de yoğun faaliyette ve Türk toplumunun büyük acısını istismar yolunda kolları sıvamış durumda.***Terör Türk toplumunun canını çok yaktı.Toplum, kendisini yönetenlerden bu yangının durdurulmasını en güçlü şekilde istiyor.Ama kimileri bunu “daha çok cenaze” talebi gibi görme ve sunma peşinde.Aslında kim en öne atlıyor ve “en milliyetçi benim, vatanı en çok ben seviyorum” diye sürekli bağırıyorsa ondan kuşkulanmak gerekir.Bayrak satıcıları ellerinde Türk bayraklarıyla “vatan için” diye bağırarak satış yapıyor. Ama bayrakları bedava vermiyorlar.Hatta işler iyi olduğu için pazarlık bile etmiyorlar.

Devamını Oku

Kürtlerin şansı

25 Ekim 2007

Son yaşananlar, hem Türkiye’nin Kürt kökenli vatandaşlarını hem de Kuzey Irak kürtlerini yol ayrımına getirdi.Kuzey Irak Kürtleri fiilen bağımsız bir yönetim oluşturmuş, bu yapıyı bağımsız bir devlete götürme yönünde önemli adımlar atmıştır. Bu adımların önündeki önemli engel, Türkiye’deki böyle bir devlete olan kuşku ve güvensizliktir. Buna rağmen Kuzey Irak Kürt bölgesinin inşa edilmesi başta olmak üzere birçok hayati ihtiyacı Türkiye tarafından sağlanıyor. Bunun karşılığında da Kuzey Irak’taki gelişmeler, özellikle Güneydoğu illeri için önemli bir ekonomik faaliyet alanı yarattı.Kuzey Irak Kürtleri şu anda Türkiye’deki kuşku ve kaygıları giderme ve Türkiye ile yeni bir ilişki sürecini başlatma imkânına sahiptir.Yapacakları çok basittir. PKK’nın Türkiye için bir tehdit olmaktan çıkmasını sağlayacak adımları hemen atacak, Türkiye ile uzun süreli bir dostluğa ve işbirliğine açık olduklarını göstereceklerdir.***Türkiye’de yaşayan Kürtler, bütün Türk halkı gibi terörün yarattığı sonuçların acılarını yıllardır çekiyor. Bu yıllarda yaşananlar Kürt kökenli Türklerin şikâyetlerinin ya da taleplerinin ancak demokratik uzlaşma sistemi içinde konuşulabileceğini de kanıtlamıştır. Terörün tekrar yükselmesi, demokratik hakların bu gerekçeyle bir kez daha askıya alınması herhalde Türkiye Kürtlerinin isteyeceği bir durum değildir.Türkiye Kürtleri, yani Kürt kökenli Türkler, PKK’nın tasfiyesi ve bütün ülkenin terörden temizlenmesi sürecinde inisiyatifi ellerine alabilir, bir süredir tohumları atılmış düşmanlık duygularının tersine çevrilmesinin altyapısını hazırlayabilirler.***Kuzey Irak’ta sağlıklı bir toplumsal gelişmenin koşullarının hazırlanması tabii ki Türkiye’deki Kürtleri memnun edecektir. Ama bu gelişmenin Türkiye’nin bütününü memnun etmesinin, komşu ve kardeş bir halkın, iç içe yaşayan iki halkın tümünün bir barış ve işbirliği düzenine yönelmesinin şartlarını hazırlama sorumluluğu bugün Kürt “tarafı”ndadır.Kürt kökenli Türkler ve Kuzey Irak’ta bir bağımsız devlete yaklaşan Kürtler kendilerine bir soru sormalıdır: Bir Türk-Kürt savaşı kimin lehinedir; kimleri besleyecek, kimleri acılar içinde yaşatacaktır, sonucu ne olacaktır ve bu sonuç kimlerin işine yarayacaktır?Bu sorunun cevabı bellidir. ***Kuzey Iraklı Kürt liderler de, Türkiye’de Kürt kökenli Türkleri temsil iddiasında olanlar da tarihi bir kararla karşı karşıyadır. Doğru kararı vermeleri bütün bölge halklarının geleceği için bir umut ışığı yaratacaktır.Barzani de Talabani de Türkiye’yi “büyük ağabey” olarak görmenin ve bunun için ilk ve büyük adımı atmanın şart olduğunu gördükleri andan itibaren gerçek siyaset, insanların mutluluğunu hedefleyen siyaset de kazanmış olacaktır.

Devamını Oku

Sansür kabul edilemez

23 Ekim 2007

Hükümet son terör olaylarıyla ilgili yayınlar için Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun “sansür” uygulamasını istedi. Kurul kabul etti. Artık radyo ve televizyonlara terör haberleriyle ilgili olarak sansür uygulanacak.Bazı medya kuruluşlarının; özellikle haber kaynaklarına ve ciddi yorumculara ulaşamayanların ya da sadece küçük siyasi hesaplarla yayın yapanların özellikle halkın duygusal tepkilerini tahrik açısından olumsuz etkide bulundukları ortadadır.Ancak bu durum yine de hükümetin radyo ve televizyonlara sansür koydurmasının gerekçesi olamaz.***Halka yanlış ve abartılı bilgilerin aktarılması elbette önce habercilik ve gazetecilik açısından suçtur. Ancak bunun karşılığı sansür değildir, tam tersine; yapılması gereken, halka sürekli olarak doğru bilgi aktarılması ve meseleleri bilen yorumcuların halkın olaylara bakışını geliştirmesidir.***Şu anda sokaktan yükselen haklı tepkileri farklı yönlere götürmek ve ülkeyi içinden çıkılmaz bir savaş ortamına sokmak isteyenler olduğu da ortada.Bazı yayınlar bilerek ya da bilmeyerek bu savaş heveslilerine destek olabilir, kışkırtmalara çanak tutabilir. Yine de sansür, asla düşünülmemesi gereken bir “tedbir”dir.Çünkü sansür kelimesi ortaya çıktığı anda her vatandaş önce kendisinden gizlenen ve bilmesinin istenmediği bazı gerçekler olduğunu düşünür.O zaman da her bilgiden kuşkulanmaya başlar ve fısıltı gazetesinin etkinliği hızla artar. Bu da sansür ile amaçlanan durumun tam tersini yaratır, yani bilgi eksik-liğinden kaynaklanan tepkileri körükler ve kışkırtıcıların daha çok işine yarar.Bunun en yakın örneği PKK tarafından kaçırılan askerlerle ilgili bilgilerin karşı taraftan duyurulmasıdır.İnternet kanalıyla herkesin öğrendiği ve öğrenebileceği bir olayı gizlemekle, sansür uygulamakla bir sonuç almak asla mümkün değildir. ***Hükümetin sansürü düşünmesindeki bir başka yön, gelişen olayların önünde gitmek ve krizi aklına güvenerek yönetmek yerine “sürüklenme” durumunda olmasıdır.Söz konusu sansür girişimi de bu durumun kötü bir işaretidir.

Devamını Oku

Tahrik Yağmuru

22 Ekim 2007

Ortamı uygun bulanlar tahriklerini iki hedef üzerine yoğunlaştırıyor. Hedeflerin biri sokak ve bazı parti örgütleri insanları birbirine saldırtmak için yoğun çaba içinde.İkinci hedef de zaman zaman “şaşkınlık” görüntüsü veren hükümet. Muhalefet partileri; CHP ve MHP bütün çabalarını hükümeti sıkıntıya sokacak girişimler üzerine toplamış.Televizyon ekranlarında inanılmaz senaryolar büyük heyecanlarla anlatılıyor, toplumun tansiyonu sürekli yukarı çekiliyor.Türk halkının haklı tepkisi, topyekûn savaşa hazır bir ruh haline çekilmek isteniyor. Siyasi ve diplomatik baskıların sonuç vermeye başladığı bir aşamada Türk toplumunu böyle bir “savaş” havası içinde tutmanın herhangi bir faydası olduğunu söylemek güçtür.***Sokağın yükselen tansiyonu ve radikal sağdaki (CHP dahil) muhalefet partilerinden gelen baskıların yönü hep hükümeti maceraya sürükleme yönünde.Şu ana kadar hükümet bu baskıların olumsuz etkileri altında kalmış gibi görünmüyor. Ama krize tam “hâkim” bir görüntü vermemesi de tansiyonu artırmak isteyenlerin kullandığı bir durum.Televizyon ekranlarında her şey anlatılıyor, sadece halka savaşın maliyetleri konusunda bir bilgi verilmiyor.Savaş uzunca bir süre yeni okul yapılamaması demektir, işsizliğin artması demektir, bütün ülkenin hayat standartlarının önemli ölçüde aşağı çekilmesi demektir, belki bazı temel mallarda yokluk demektir. Ve tabii ki çok daha fazla şehit cenazesi demektir.***Hükümet Sözcüsü medyadan gerilimi artırıcı tavırlar almamasını isterken haklı olduğu bir noktaya dikkat çekmiştir.Medyanın, özellikle televizyonların alacağı her tavır, yayınlanan her haber sokaktaki gerilimi yükseltebilir ya da düşürebilir. Bunun için yapılacak olanı da en iyi televizyon gazetecileri bilir.Tahrik yağmuru, Kuzey Irak ve PKK’dan gelen “geri adımlara” rağmen artabilir. Bunun dengesini kuracak olan yine hükümetin alacağı sağlam tavırlarla birlikte medyanın işlevini yerine getirme tarzı olacaktır.***Türkiye oldukça kritik bir dönemeçten geçiyor. Bu dönemeçte anlamsız ve kafasızca tahriklerle ülkenin, bütün Türk halkının geleceğini tehlikeye atmaya kimsenin hakkı yoktur. Radikal sağ (CHP dahil) şu ana kadar “yangına körükle gitme” siyaseti yürüttü. Çok savaş ve çok kan, onların asıl besini olabilir, ama Türk halkı için felakettir.

Devamını Oku

Büyük tuzak

22 Ekim 2007

Son saldırı Türkiye üzerine oynanan büyük oyunu bir kez daha gösterdi. İpleri kim tutuyorsa tutsun; “birileri” PKK aracılığıyla Türkiye’yi Irak bataklığına çekmek için bütün kozlarını oynuyor.Türk askerinin Kuzey Irak’ta geniş çaplı bir operasyon yapmasının ardından olabilecekler aşağı yukarı bellidir. Şehit cenazeleri durmayacak, maalesef daha da artacaktır. Sokaktan daha fazla “intikam” sesleri yükselecek ve bir kez bataklığa girildikten sonra çıkılması kolay olmayacaktır.***Türkiye’nin üzerine oynanan oyunun içinde kıyıcı bir Türk-Kürt savaşı da vardır, bu savaş yoluyla ülkenin bir bölümünün koparılmasının kolaylaştırılması da vardır.PKK bu büyük oyunun içinde artık ‘öne sürülen’ basit ve ruhsuz bir piyona dönüşmüştür. Türkiye’yi, Türkiye’de yaşayan bütün insanların hayatlarını tehlikeye atacak büyük bir savaşın tetikleyicisi olarak ortaya çıkan PKK’nın kendi boyutu, bu büyük oyunu sahneye koymaya yeterli değildir.Orta Doğu tarihinde bu tür güçlerin daha büyük güçler tarafından kullanılması oldukça yaygın bir durumdur. PKK da bunun son örneği.Türkiye Kürtleri için savaştığını iddia eden bu örgüt, şu anda Kürt kökenli vatandaşlar da dahil bütün Türk halkının aleyhine çalışmaktadır.Irak batağına girmiş, Türk-Kürt savaşının eşiğinde olan bir toplumda çok ağır faturalar ödenecektir ve bu faturaları herkes ödeyecektir.***Türkiye’ye büyük tuzağı kuranın adresi üzerine bitmez tükenmez komplo teorileri üretiliyor.Elbette bu oyunun ucunu, ipleri çekenleri görmek gerekiyor, ama önce tuzağın ne olduğunu görmek şart. Çünkü tuzağı görebilirsek, tuzağa düşmemenin şartlarını da kendimiz hazırlayacağız.Bunun tersi; şu ya da bu gerekçeyle kurulmuş tuzağa doğru körlemesine ilerlemek ve kendimizi daha büyük acıların içine atmaktır.Tuzağı kimin kurduğunu bilmekten önce tuzağın ne olduğunu bilirsek ancak o zaman ipleri çekenlerin kim ya da kimler olduğunu bulabiliriz. Ama bir kez tuzağa düştükten sonra artık ipi çekenleri, tuzağı kuranları bulmamız da mümkün değildir.***Soğuk Savaş döneminde Türkiye üzerine birçok oyun oynandı, bütün bunlar şu veya bu şekilde bertaraf edildi. Ama şu anda oynanan, bu oyunların en büyüğüdür ve doğrudan Türkiye’nin tam anlamıyla parçalanmasını hedeflemektedir.İşte o yüzden sokaktan yükselecek seslerin yoğunluğu soğukkanlı politikaların tespit edilmesini engelleyemez, engellememelidir.Bu büyük oyunda duygusallığa fazla kapılmak her zaman yanlış kararlara götürebilir.

Devamını Oku