Top Amerikan yönetiminde

6 Kasım 2007

Bu yazı yazıldığında Bush-Erdoğan görüşmesi yapılmamıştı. Tabii ki görüşmenin içeriğiyle ilgili esasa ilişkin unsurlar açıklanmayacak.Bu tür görüşmelerde iki taraf da birbirlerinin durumlarını iyi anladıklarını, büyük anlaşma içinde olduklarını ilan ederler. Hiçbir zaman “anlaşamadık” diye bir açıklama yapılmaz.***Amerikan yönetiminin, Cumhuriyetçi Parti’nin başkanı Bush’un şu anda bütün dünyada ve kendi ülkesinde yaşamakta olduğu sıkıntılar hiç de az değil.11 Eylül saldırılarının ABD’ye ve bütün Batı’ya yaşattığı travmanın ardından Afganistan operasyonunda istenen sonuçlar elde edilememiştir. Irak’ın işgaliyle Saddam’dan kurtulmak mümkün olmuş ama ülke yönetilebilir bir duruma getirilememiştir. Irak’taki Sünni-Şii savaşları şu an durmuş gibi görünse de en küçük bir kıvılcımda tekrar başlayacaktır.***ABD dünyanın süper güçlerinden biri olmadan önce de geçen yüzyıl boyunca kendi güneyini “arka bahçesi” gibi görmeye alışmış ve uzun yıllar boyunca bu bölgede tam egemenlik kurmuştu. Oysa şu anda Güney Amerika neredeyse tümüyle elinden çıkmıştır ve buradaki ülkelerin en önemlilerinde açık Amerikan karşıtı ve çeşitli sol renkler taşıyan iktidarlar bulunmaktadır.Avrupa da sonuçta yaşadığı bütün sorunlara rağmen oluşturduğu birlikle ABD’den bağımsız bir yapı oluşturmuştur. Buna Rusya’nın kendini toparlaması ve Çin’in yeni bir süper güç olma yolundaki hızlı adımları da eklendiği zaman büyük haritanın ABD açısından oldukça sıkıntılı bir manzara gösterdiği ortadadır.Dünyanın bugüne kadar gördüğü en müthiş savaş makinesi bir yere kadar etkili olmakta, ardından gelen “insan unsuru” o makinenin karşısında durabilmektedir.***Bu manzarayı elbette Washington’da oturanlar da çok daha iyi görüyor ve manzaranın bütünü içinde Türkiye’nin Kuzey Irak’la ilgili sorunu, Bush yönetimine yeni baş ağrıları yaratacak nitelikte.Bu durumda ABD yönetimine düşen, fazla ince oyunlara girmeden Türkiye’nin güvenlikle ilgili sıkıntılarını fazlasıyla ciddiye almak ve Türkiye-Kuzey Irak ilişkilerinin yeni bir yola girmesini sağlamak için çalışmaktır.Son yaşananlar Türk kamuoyunda sürekli olarak ABD karşıtı bir havanın yükselmesine neden oldu. Bunun haklı haksız kaynakları birbirine karışmış olsa da o havayı değiştirmek yine ABD yönetiminin elindedir.

Devamını Oku

Askerlerin dönüşü

5 Kasım 2007

PKK’nın elindeki askerlerin serbest bırakılmasını Kuzey Irak Kürt yöneticileri kendileri açısından önemli bir iyi niyet hareketi olarak görüyor.Egemen olduklarını iddia ettikleri bir toprakta, iyi ilişki kurmak istedikleri büyük komşunun askerlerinin tutulmasını açıklamaları da zaten mümkün değil. Böyle bir duruma göz yummak ve faillerine karşı tedbir almamak olamaz.PKK’nın şu andaki faaliyetlerinin öncelikle Türkiye ile Kuzey Irak Kürt yönetimi arasında kurulması gereken iyi ilişkileri baltalama amacına hizmet ettiğini herhalde onlar da görüyordur.Avrupa Birliği içindeki bir Türkiye, Kuzey Irak için hayati bir “dost” olabilir ve bunun yollarını açacak olanlar öncelikle Kuzey Irak’taki Kürt liderleridir.*** Türkiye açısından ise Kuzey Irak’ta özerk ya da bağımsız bir Kürt devleti eskiden beri bir “kaygı” konusu olmaya devam ediyor. Kaygının kaynağı, böyle bir devletin Batı’nın desteğiyle belli bazı ilerlemeler sağlaması ve Türkiye’nin Kürt vatandaşları için bir çekim alanı olması ihtimalidir. Türkiye’nin güneydoğusunda yaşayan Kürt kökenli nüfusun içinde, böyle bir durumda Türkiye’den ayrılıp Kuzey Irak Kürt devletine katılmayı talep edecekler olması da mümkündür.Bütün bu kara ve kanlı senaryoların ilacı da bellidir. Türkiye Avrupa Birliği içinde yer aldığı andan itibaren Kuzey Irak da “Avrupa’ya komşu” olacaktır. Ve bu, aynı zamanda bölgede barışın güvencesi olacaktır.Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye bakışını bir kez daha değiştirirken göz önüne alması gereken önemli bir unsur da budur.*** ABD’nin ise öteden beri Kuzey Irak’taki oluşuma olumlu baktığı biliniyor.Ancak bugünkü koşullarda; kan dökülmeye devam ederken, bu temel meselelerin sağlıklı bir şekilde konuşulması zordur.Başbakan Erdoğan’ın ABD gezisinde ne isteyeceğini bilmiyoruz. Ancak isteklerin Kuzey Irak’ın Türkiye’ye saldırı üssü olmaktan çıkarılması çerçevesinde kaldığı tahmin ediliyor.Kuzey Irak’ın PKK tarafından kullanılmasının engellenmesi bugün için “askeri” açıdan önemlidir. Ama her şeyin yeni baştan inşaası da hemen ardından başlamak zorundadır. Bunun için açılacak yollardan biri de Türkiye’nin Kuzey Irak’taki gelişmelere bakışındaki kuşkuları gidermektir. Amerikan yönetimi bu noktada katkıda bulunabilir.PKK’nın elindeki askerlerin dönüşünü de yeni bir sürecin başlangıcı gibi görmek ve bu yönde düşünmek mümkündür. Çünkü asıl amaç bellidir; esir askerlerimiz sağ dönmüştür ve başka hiçbir şehit cenazesinin gelmesini istemiyoruz.

Devamını Oku

Zarar gerçekten büyük

3 Kasım 2007

Terörün çeyrek yüzyıldır ülkeye verdiği zararın maddi bilançosu yüz milyar doların üzerinde hesaplanıyor. Bu, “maddi” zarar... Ama aslolan, manevi zarardır. Yani koca bir toplumun önceliklerini şaşırmasına, sorunların içinde boğulmasına yol açan gerilimle ortaya çıkan zarardır.Türkiye bir süredir ekonomi konuşamıyor, yeni anayasayı unuttu bile, 301’inci madde kimsenin umurunda değil, Avrupa Birliği için yapılması gerekenleri kimse hatırlamıyor.Avrupa Birliği yönünde atılan her adımın ekonomide karşılığı olduğunu, demokratik gelişmelere de ancak bu şekilde bir tuğla daha eklediğini düşünmeye zamanımız kalmadı.***Toplumun ruhu şehit cenazeleriyle karartıldı, savaş beklentileriyle gerildi. Sokaklardaki öfkenin yönünü şaşırıp Kürt vatandaşlara yönelik ırkçı bir saldırıya dönüşmesi korkusuyla yaşıyoruz.Zihinlerde gelecekle ilgili kuşkular büyüdükçe, yarının bugünden daha kötü olacağı kaygısı yürekleri sıktıkça toplumun sağlıklı düşünme refleksi zayıflıyor.Terör çeyrek yüzyıldır aynı şekilde zarar veriyor. Ve bunun da arkasında seksen yıllık yanlışların, yirmi beş yıllık şaşkınlığın, dar görüşlü yöneticilerin aymazlıkları yatıyor.Türkiye’yi yönetenler en önemli toplumsal sorunu yıllarca düşünmedi, yok saydı. Düşünenlere kızdı, ağzını açanları hapse attı. “Var” diyenlere karşı devletin demir yumruğu “yok” diye kalktı, “düşünelim, tartışalım” diyenler “vatan haini” listelerine yazıldı.Terör örgütünün kendisine ciddi bir taban edinmesinin nedenlerini araştıranlara öfke duyuldu; sorun, “dış düşmanlar ve onların içerideki işbirlikçileri” edebiyatıyla yok olur sanıldı.***Terör bugün toplumun canını bu kadar çok acıtıyor, ruhunu karartıyor, ağır maddi ve manevi zararlara yol açıyorsa bunun sorumlusu sadece “terörist” değildir, o teröristi yetiştiren toprağı tanımayan, tanımaya çalışmayan, çözümü orada aramayan siyasilerdir.Terörü konuşurken, verdiği zararları sıralarken, nedenleri arasında bizden kaynaklanan yanlışları da görmek ve açıkça söylemek zorundayız.Bugüne kadar bunları söylemeye çalışanlara çeşitli yaftalar asıldı. Olmadık bahanelerle susturuldular. Artık her şeyi konuşmanın zamanı gelmelidir. Toplumun bir kesimi hâlâ susarak çözüm sağlanacağına inandırılmış durumda. Ama bilinmelidir ki gerçek çözüme giden tek yol her şeyin en açık şekilde konuşulmasıdır. Siyasiler de bunu görmek ve her şeyi konuşmanın yollarını açmak zorundadır. Bugüne kadar yapılmış yanlışlar da “her şeyi konuşma”nın en önemli unsuru olursa bir ilerleme sağlanabilir.

Devamını Oku

Sorun “ulusal”dır

2 Kasım 2007

Irak’ın merkezi hükümeti meseleye zorunlu olarak karıştı. ABD, Irak’taki işgalci güç olarak zaten işin içinde. İran da aynı ölçüde olmasa da aynı derde sahip bir komşu ülke olarak işin içine girdi. Şimdi bir de Birleşmiş Milletler’in olaya daha çok katılmasından, bu çerçevede girişimlerde bulunulmasından söz ediliyor.Bütün bunlar, Türkiye’nin millî-ulusal bir iç sorunu olan Kürt sorunun giderek bir uluslararası sorun haline getirilmesi sürecidir.Türkiye Kürt sorununun çözümü yönünde bazı adımlar atmıştır. Asla istememesi gereken durum ise Türkiye’nin “milli mesele”sine bütün dünyanın karışmasıdır.***Son krizin yarattığı sonuçlardan biri, Ankara’nın belki de PKK’yı fazla önemsemesiyle, sorunun esasından uzaklaştıkça PKK üzerine yoğunlaşmasıyla bu örgüte dünyada gerçeğin üzerinde bir güç vehmedilmeye başlanmış olmasıdır.Kuzey Irak kriziyle birlikte Kürt sorunun bir uluslararası sorun haline getirilmesi ise PKK’nın da benzer örgütler gibi uluslararası planda bir tür siyasal meşruiyet kazanması anlamına gelir.***Türkiye’de yaygın olan bir inanç, PKK terörünü “dış düşmanların Türkiye üzerine oynadığı bir oyunun parçası” ndan ibaretmiş gibi görme yanlışı, daha da kökleşmiştir.Sorumlular da bu yanlış kanaatin yaygınlığından memnundur. Bu nedenle dikkatleri sürekli olarak Kuzey Irak’a, Washington’a yönlendirecek beyanlarda bulunmaktadırlar.Sorunun bütün köklerinin içerde olduğu ve gerçek çözümün ya da çözümlerin ancak içerde bulunabileceği bilinci zayıfladıkça düğümler çözülmez hale gelir.***Şu anda sorunun çözümüyle ilgili en önemli merkez ne Erbil’dir ne de Washington’dur, Ankara’dır, İstanbul’dur, Diyarbakır’dır.Türk halkı terörden yılmıştır ve Türk halkının talebini yerine getirme görevi onların görevlendirdiği siyasilerin, siyasi partilerindir.Çözüm Meclis’ten çıkacak, AKP örgütlerinden çıkacak, DTP örgütlerinden çıkacaktır.Şu anda Türk halkının beklentisi, Washington’dan gelecek işaretler falan değildir, PKK’nın süresiz ve koşulsuz olarak silah bıraktığını ilan etmesidir.Bunun için Washington’a gitmeye, Kuzey Iraklı aşiret reisleriyle ağız dalaşına girmeye de gerek yoktur.

Devamını Oku

ABD bir şey yapamaz

2 Kasım 2007

İki konuda Türk kamuoyunun beklentisi en üst düzeye çıkarıldı. ABD’nin PKK terörüne “öldürücü darbe” vuracağına ve sınır ötesi bir operasyonla terörün kökünün kazınacağına inanıyoruz.Amerikan yönetimi Irak’taki askeri sorunlarını çözebilmiş değildir. Ayrıca dünya kamuoyundaki desteği en alt düzeydedir, Amerikan halkının tepkisi ise zirvededir.Kuzey Irak’taki PKK odaklarına Amerikan askerinin operasyon yapmasını beklemek aşırı iyimserliktir. Savaş alanı olan Irak’ın görece sakin bölgesi Kuzey Irak’tır ve Amerikan yönetimi burada da bir askeri sorunla karşı karşıya kalmak niyetinde değildir.***ABD ancak Kuzey Irak Kürt yönetimine baskı yaparak Türk askerinin bölgedeki operasyonlarına göz yummasını isteyebilir. Ancak bunun için de fazla iyimser olamayız.Bir an tersini düşünelim. Diyelim ki Irak’ta Türkmenler ile Kürtler arasındaki sorunlar büyüdü, bazı Türkmen gruplar Türk toprağında üslendi ve buradan Irak’a askeri çıkışlar yapıyor. Bize şu denecektir: Gidin bunları tutuklayın, bize verin ya da biz girer bunları sizin toprağınızda öldürürüz.Ankara’da hangi yönetim bunu kabul edebilir?***Teröre çözüm konusunda ABD’nin yapabileceği fazla bir şey yoktur.Kuzey Irak Kürt yönetiminin PKK militanlarına yaptığı yardımın kesilmesinin ötesinde bir şey beklemek zordur.Terör sorununa nihai çözüm yeri Türkiye’dir. Avrupa Birliği üyesi ve savaş alanı olmaktan çıkmış bir Türkiye asıl Kuzey Irak için çekim odağı olacaktır.Sorunun Türkiye’nin içinde olduğunu ve çözümün de Türkiye’nin içinden çıkacağı gerçeğini gözden kaybettiğimiz sürece ABD yönetimi ya da başka odaklardan medet umma durumunda kalırız. ***Terörün sona ermesi için öncelikle Kürt kökenli Türklerin kesin tavır alması ve PKK’yı silah bırakmaya zorlaması şarttır. Silahların tümüyle susması süreci ancak böyle başlayabilir.Bugün Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı gelecek, hafta başında Erdoğan, ABD Başkanı Bush’a gidecek.Bu odaklanmalar bizi sürekli olarak meselenin esasından uzaklaştırıp yanlış beklentilere sürükler.Anlaşıldığı kadarıyla AKP hükümeti de bu “sürüklenme” durumundan çıkamıyor.Dert bizimdir, dermanını da Amerika bulamaz, sadece biz bulabiliriz.

Devamını Oku

Ezberleri bozan adam

31 Ekim 2007

Şu anda Türk siyasi hayatında ne olumsuzluk varsa hepsinin karşı tarafında duran bir kişiydi Erdal İnönü.Siyasete girmesi de bir fedakârlıktı, ama o kısa süre içinde köhne yapıyı oluşturan insan topluluğunun ezberlerini bozdu. Alışkanlıklarını çiğnedi.Siyasi kadrolardan, ülkeyi yönetenlerden her şikâyet edilişinde, ülkemizdeki insan malzemesinin aslında çok zengin olduğundan, ama bu nitelikli ve yetişmiş insan gücünün sürekli olarak siyasetin dışında kalmaya özen gösterdiğinden söz edilir.Erdal İnönü, hep siyasete girmesi istenilen nitelikli insan kaynağımızın seçkin bir örneğiydi. Siyasete girdi, farklı bir üslup getirdi, ama fazla da kalamadı. Kalamadı çünkü bu yapıyı bir tek kişinin değiştirmesi mümkün değildi. Yine mümkün değil.Karmaşık çıkar ilişkilerinin, anlamsız iktidar kavgalarının ve vasatlığın egemen olduğu bir yapıda, köy-kasaba kültürünün işgal ettiği bir yapıda fazla barınamazdı, barınamadı.***Kendilerini solcu hissedenlerin bile liderlerinin dikkatini çekmek, onu ne kadar çok sevdiklerini göstermek için hayvan kurban ettikleri bir kültürün içinde o kültürle mücadele etmek kolay değil. Erdal İnönü çok sayıda hayvanın canını kurtardı. Ama bunu anlatamadı. Anlamadılar ve havaalanında bile deve kestiler.Erdal İnönü ezberleri kısa bir süre için bozdu, sonra her şey eski yerine oturdu. Köy-kasaba kültürü Erdal İnönü’leri kuvvetli rüzgârıyla süpürdü, eskiler eski yerlerine oturdu. O rüzgâr hâlâ bütün gücüyle esmeye devam ediyor ve Erdal İnönü’leri siyasetten uzak tutuyor.Erdal İnönü’nün temsil ettiği değerlere ulaşacak gelişmeyi henüz göstermemiş olanlar ona “uzaydan gelmiş bir yaratık” diye baktılar, hatta bunu vurgulayan isimler taktılar. Çünkü o değerler, gelişmiş bir toplumun değerleriydi ve onlar o değerlere yaklaşmak bile istemiyor, köy-kasaba ruhuyla yaşamaktan memnun oldukları için, ilerlemeye niyetleri olmadığı için, dünyaya daha geniş pencerelerden bakmaktan korktukları için küçük ve karanlık bir dünyada yaşamaya devam ediyorlar.*****NotGazetecilikHasan Cemal Kuzey Irak’ta Barzani ve Talabani ile görüştü, o tarafın durumunu Türklere aktararak önemli bir gazetecilik yaptı. Dar ufuklu siyasilerin bunu anlamasını ya da gazeteciliğin ne olduğunu anlamaya çalışmalarını beklemek henüz gerekmiyor.Ama kendilerini gazeteci olarak niteleyenlerin tuhaf gerekçelerle Hasan Cemal’e saldırmaları da mesleğimizin en temel niteliklerinin ne kadar gerilerde kaldığını gösteriyor. Futbolumuz neyse, siyasetimiz neyse gazeteciliğimiz de oymuş, çünkü gazeteciliğin siyasi militanlık olmadığını unutmuşuz.

Devamını Oku

Sabotaj gibi

30 Ekim 2007

İki muhalefet partisinin en fazla kullandığı temalar, Türkiye’nin terörle mücadelesine sabotaj niteliğindedir.Temalardan biri Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’taki Kürtleri de hedef alması yönünde.Bu zaten Türkiye’nin operasyonuna karşı çıkan dünya güçlerinin itiraz noktalarından biri.Kuzey Irak’ta Türk Silahlı Kuvvetleri ile Barzani-Talabani’nin peşmerge güçleri arasında çıkacak çatışmalar ister istemez Amerikan askerlerini de işin içine sokacak ve kıvılcım yangına dönüşecektir.MHP ve aynı çizgideki CHP sürekli olarak bunu tekrarlayarak Türkiye’nin terörle mücadele çerçevesindeki girişimlerine zarar veriyor.Bu korkunun kaçınılmaz devamı da çatışmaların Kuzey Irak’tan taşması ve bir Türk-Kürt savaşına dönüşmesidir.Yine aynı parti ve çevreler, terörü lanetleme gösterilerini bu çatışmayı bir an önce başlatmak amacıyla kullanma hevesinde olmuşlardır. Nitekim MHP Genel Başkanı, parti örgütünü bu konuda uyarmak gereği duymuştur.Kuzey Irak topraklarında başlamış ve Türk topraklarına şöyle ya da böyle sıçramış bir Türk-Kürt savaşını en çok isteyen herhalde PKK’dır. Böyle bir durumda PKK kendi varlık nedenini bütün dünyaya karşı haklı göstermenin gerekçelerini elde etmiş olacaktır.*** CHP Genel Başkanı’nın ağzından tekrarlanan bir başka tema da Türkiye’nin güney sınırının bugünkü yapısının ülke güvenliğini sağlama açısından büyük sorun yarattığı ve “fiili sınırın” buna göre yeniden düzenlenmesi meselesidir.Bu görüş tekrarlandıkça yine Türkiye’nin sınır ötesi operasyon ile bir taşla üç kuş vurma niyetinde olduğu kuşkuları yayılıyor.Kuzey Irak’a girmişken Türkiye’nin güney sınırını fiilen değiştirme girişimi ile Kuzey Irak’ta bir bağımsız Kürt devleti oluşması sürecini askeri yöntemlerle baltalamaya dönük hevesler bugün Türkiye’yi uluslararası alanda en fazla zora sokan konulardır.*** Türkiye terör sorununu ilk kez bu kadar güçlü bir şekilde dünyaya anlatabilmiştir. Ama MHP ve CHP gibi radikal sağ siyaset izleyen partilerin popülizm adına savaşçı pozisyon almaları şu anda Türkiye’nin haklı davasına sabotaj niteliğindedir.Türkiye savaş istemiyor, savaşı durdurmak istiyor. Bu temel unsurun dışına çıkan her kışkırtma sabotajdır.

Devamını Oku

İmam hatip operasyonu

29 Ekim 2007

Milli Eğitim Bakanlığı’nın imam hatip mezunlarının üniversiteye girişteki zorluklarının atlatılması için başlattığı girişim açıklandı. Gerekçe, yine bütün “meslek lisesi mezunlarının üniversiteye girişte diğer lise mezunlarına göre elverişsiz konumda olmaları.” Bu gerekçenin aslında geçerli olmadığı, meslek lisesi mezunlarının kendi alanlarıyla ilgili olarak yüksek öğrenime devam etme yollarının açık olduğu biliniyor.Planlanan düzenlemeyle meslek lisesi mezunları yüksek öğrenimin bütün dallarına giremeyecek, buna karşılık bütün yüksek öğrenim kurumlarında “yatay geçiş” imkânları genişletilmek suretiyle imam hatiplilerin yolları açılacaktır.***İmam hatip okulları din görevlisi yetiştirmek amacıyla kurulmuş, zaman içinde sağcı solcu bütün hükümetlerin, hatta “çok laik” askeri yönetimlerin teşvik ve desteğiyle “dini eğitim kurumları” olarak yaygınlaştırılmıştır.Demirel, imam hatiplerin paralel eğitim düzeni oluşturmasına yol vermiş, Ecevit bu gidişi en “popülist ruhu” ile desteklemiş, 12 Eylül askeri yöneticileri de “sola karşı inançlı gençlerin yetişmesi” için aynı desteği sürdürmüştür.İmam hatiplerin eğitim sisteminin bütünü içinde etkinlik kazanmaları köy-kasaba kültürünün yükselişinin bir ürünüdür. Bu paralel eğitimi sistemi o kültürü beslerken o kültür de sistemi sürekli geliştirmiştir.Köy-kasaba kültürü çağdaş eğitim sisteminden korkar, korktuğu için de kendi sistemini yaratmaya çalışmış ve Demirel, Ecevit, Evren vesaire siyasiler sayesinde bunu başarmıştır.***İmam hatip lisesi mezunlarının diğer lise mezunlarıyla aynı koşullarda yüksek öğrenim haklarına sahip olması bu sistemin kökleşmesi yolundaki son adımdır. Bu adım atıldıktan sonra Türkiye’de iki eğitim sistemi birlikte varolacaktır. Bundan sonraki sürecin nasıl işleyeceğini tahmin etmek için fazla bir çaba göstermeye de gerek yok.***İmam hatip operasyonu ülkenin gerçek anlamda bölünmesinin yollarından biridir. Türk gençlerinin iki ayrı eğitim sistemine göre ayrışması gerçek bir bölünmenin en sağlam temelidir.İmam hatip okullarının kuruluş amaçlarına uygun olarak din görevlisi yetiştirme işlevine geri dönmesi ve “eğitim birliği” ilkesinin bu yolla bozulmasının önlenmesi terör kadar önemli bir meseledir.

Devamını Oku