Dilini tut, doğru söyle

12 Ocak 2008

Atebet-ül Hakayık (hakikate ulaştıran basamaklar ya da hakikatlerin eşiği anlamında), 12’nci yüzyılda Edip Ahmet tarafından Semerkant civarında yazıldı. Dönemin büyüklerinden Mehmet Bey adlı kişiye hediye edildi.O dönemin bütün kitaplarında olduğu gibi, insanın iyi ahlâklı olması yolundaki öğütlerden oluşuyor. Halk edebiyatı tarzında manzum yazılan bu eserin “dilini tut, doğru söyle” başlığı altındaki birkaç dörtlüğü şöyle:Gel dilini gözet ve az konuş, Çünkü dil gözetilirse nefsin de korunmuş olurPeygamber “insanı yüzü koyun ateşe atan dildir” dedi.Ağzını topla ve kendini ateşten kurtar.***Eğer iki şey bir insanda birikirse,O adama mürüvvet yolu kapandı demektir:Bunlardan birincisi lüzumsuz sözlerle baş ağrıtmak,İkincisi de yalan söylemektir.***Sırrını iyice gizle kimse bilmesin,Sözünden dolayı kendine pişmanlık gelmesin,Bütün gizli işlerin meydana çıkıp,Duyanlar ve işitenler sana gülmesin.***Arkadaşım diye inanıp sakın sır söyleme,Ne kadar itimada layık olursa olsun,Sırrın sende saklanıp gizlenemezse,Arkadaşında gizlenebilir mi? Bundan şiddetle sakın!***Bilgili insan gerekli sözleri söyler,Gereksiz sözleri gömer ve gizler.Bilgisiz ne söylerse düşünmeden söyler,Onun kendi dili kendi başını yer.***Sözünü düşün de söyle, acele etme,Ser ver, fakat sır verme.Bin kişi dostun olsa çok görme,Fakat bir düşmanın varsa onu çok gör.***Bir milletin süsü cömert kimsedir.Cömertlik şerefi, mevkii ve güzelliği artırır,Sen de halk arasında sevilmek istiyorsanCömert ol, bu cömertlik seni sevdirir.***Nice tedbirli kimseden birer hata çıkar,Nice marifetli kimsede de birer ayıp bulunur,Bu tek ayıptan dolayı baş kesilecek olsa,Dünyada canlı kimse kalmaz.

Devamını Oku

Söylenecek tek söz var

12 Ocak 2008

DTP’den değişik seslerin çıkmaya başlaması tabii ki önemlidir. Bu parti ilk kez kamuoyunun karşısında “PKK’nın uzantısı” olmadığını gösterme fırsatını buldu.DTP içinde PKK denetiminde bir grup olabilir. Bu grubun her durumda PKK ile paralel tavır alması fazla önemli değildir. Önemli olan, DTP’nin kendisini bir “Türkiye partisi” olarak yerleştirmesi ve “Türkiye siyaseti” yapmasıdır.*** Diyarbakır katliamının Türkiye’nin son 25 yıldır yaşadığı terör dehşetinden kurtulması için bir milat olmasını aklı başında herkes diliyor.Bunun için öncelikle ve kuvvetle seslendirilmesi gereken bir talep var: PKK kayıtsız koşulsuz silah bıraksın.Türkiye’deki Kürt siyasetçilerin bazıları bu cümleyi söylerken hep bir “ama” ekleme ihtiyacını duydu. Her “ama” bir koşul demektir. Bugün gelinen noktada ise hiçbir “ama”nın geçerliliği kalmamıştır.DTP içinde ya da dışında siyaset yapan Kürtlerin seslendirecekleri çağrının bir tek adresi var ve içeriği de belli.PKK kayıtsız şartsız silah bıraktığını ilan ettikten sonra girilecek olan “yaraların sarılması” sürecinde “eve dönüş” programları da gerçek anlamını ve karşılığını bulacaktır.Türkiye’de Kürt sorununun enine boyuna ve gerçek bir özgürlük ruhuyla konuşulması da bu sürecin en önemli parçası olacaktır.Ayrıca bu özgürlük ruhu, siyasetle ilgilenen her Kürt okur yazarın potansiyel bölücü olduğunu düşünme ve bunun üzerine korkulu rüyalar görme alışkanlığımızı da giderecektir.***Türkiye, faturası ne olursa olsun terörle başa çıkabileceğini gösterdi. Bu, toplum olarak kendine güveni kazanmayı, korkulu rüyalarla her tarafta düşman aramayı sona erdirecek en önemli aşamadır.Varlıklarını korkulu rüyalar üzerine kurmuş olanlar, terörü hayatlarının tek amacı ve varlık nedeni olarak görmeye devam edecek.Bunun fazla bir önemi yok, çünkü onlar her toplumda var ve toplumun kendine güveni ne kadar yerindeyse o ölçüde toplumun kıyısında kalıyorlar.PKK’nın kayıtsız şartsız silah bırakması bugün herkesin; DTP’den ya da başka partiden olanların ya da partisiz her Türk vatandaşının birinci hedefi olmak zorundadır.PKK silah bıraktığını ilan ettiği andan itibaren bütün ülkenin ne kadar rahat bir soluk alacağını bildiğimize göre, bunu yapmalıyız, yaptırmalıyız.Böylece demokratik ve gelişmiş dünyanın kapıları Türkiye’ye sonuna kadar açılmış olacaktır.

Devamını Oku

Bu ölümler boşuna olmamalı

11 Ocak 2008

Çok fazla kan döküldü, çok fazla acı çekildi. Hâlâ kan dökülüyor. Diyarbakır’daki son çocuk cinayetleri bu acıları noktalayabilir.Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Kürtler çeşitli nedenlerle seslerini fazla çıkaramıyordu. PKK’nın bölge ve özellikle genç nüfus üzerindeki etkisine bir de cezalandırılma korkusu eklenince milyonlarca kişi yıllarını tam anlamıyla “ortada” geçirdi.Akıntının tersine yüzerken boğulmaktan korktular, “örgüt”ün intikamından korktular.Bu insanlar da terörün faturasını ödedi ve hep çok ödedi. Ödedikleri için de terörle bir yere ulaşılamayacağını bizzat yaşayarak gördüler.Diyarbakır cinayetleri onlar için de bir “milat” oldu. Sokak ortasında çocuk öldüren, otobüs durağında bekleyenleri öldüren bir örgütün onları temsil edemeyeceğini artık biliyorlar.***Türkiye Cumhuriyeti 1925 ile 1936 arasında irili ufaklı birçok Kürt isyanı yaşadı. Cumhuriyet ordusu bunların hepsini kolaylıkla bastırdı. General Muğlalı olayında olduğu gibi “orantısız şiddet” uygulayanlar da rütbelerine rağmen ceza gördü.Bugün Kürt meselesi ve terör konuşulduğunda bunlar da hatırlanmalıdır. Hatta Abdülhamit’in Ermeni milliyetçilerine karşı Kürt aşiretlerinden oluşturduğu Hamidiye taburlarını da hatırlamak gerekiyor.Lozan’da Batı dünyası Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu onaylarken de Kürt meselesi konuşulmuştu.***Anadolu’nun son 125 yıllık tarihinde Kürt sorunu çeşitli şekillerde ortaya çıktı. Bugün terörün nereden geldiğini, kaynaklarını konuşabilmek için bu 125 yıllık tarihi süreci de bilmek, en azından ana hatlarıyla bilmek gerekiyor.1960’lı yıllarda ilk kez “doğu sorunu” lafı edildiğinde bugün de tekrar edilen “ekonomik yatırım... Kalkınma... Bölgeler arası dengesizliğin giderilmesi...” gibi sözler söylenmeye başlamıştı. Bunlar telaffuz edilirken Devrimci Doğu Kültür Ocakları adıyla kurulan örgütler devasa mitingler düzenlemeye girişmişti.Bugün Kürt sorunu üzerine kafa yormak için ya da “Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır” diyebilmek için bu 125 yıllık süreci gözden geçirmek şarttır.***Cumhuriyet döneminin en uzun ve kanlı isyanı PKK terörü olarak ortaya çıktı. Bu son “eylemli kalkışma” Türk toplumuna ve Kürt kökenli vatandaşlara hem maddi hem manevi bakımdan çok pahalıya mal oldu.Bu son cinayet; Diyarbakır’da çocukların ölümü, kan dökülmesinin son noktası olsun isteniyorsa, Kürt kökenli Türk vatandaşlarının seslerini daha çok ve daha yüksek çıkarmaları gerekiyor.O sesin yükselmesiyle, 125 yıllık Kürt sorununun görülebilmesini sağlayacak yeni bakış açıları oluşacaktır.

Devamını Oku

“Kapsamlı çözüm” içerden gelmelidir

9 Ocak 2008

Cumhurbaşkanı Gül’ün ABD Başkanı Bush ile görüşmesinde ana konunun PKK terörü ve “kapsamlı çözüm” olduğuna ilişkin haberler büyük ölçüde doğrulandı.“Kapsamlı çözüm” sözü, aslında “Kürt sorunu” demeden Kürt sorununu kastetmek için bulunmuş bir ifade şekli.Amerika’nın en tepesini de meşgul eden bu “kapsamlı çözüm” de dağdakiler için mantıklı bir “eve dönüş” projesi de ilk sırada.Bu görüşmelerde meselenin ele alınış şekli, özellikle Kuzey Irak meselesinde Türkiye ile ABD arasındaki işbirliğinin devam edeceğini gösteriyor.Ancak “kapsamlı çözüm” lafı edildiğine göre, ABD yönetiminin, elini Türkiye’nin iç sorunu olan “Kürt sorunu”na daha fazla sokmaya niyetli olduğu da görülüyor.*** Halen devam eden kavram kargaşasında “kapsamlı çözüm”ün “siyasi” bir tavır içermediğini iddia etmek de cesur ve açık tartışmalardan çekinenlerin kaçamak arayışından başka bir şey değildir.Türkiye’nin Kürt sorununun çözümü, Kuzey Irak politikası açısından ABD için önem kazanmıştır.PKK’nın aradan çekilmesiyle Türkiye ile Kuzey Irak Kürt yönetimi arasındaki ilişkilerin ısınacağı ve özellikle ekonomik alanda büyük gelişmeler sağlanacağı varsayılmaktadır.Bunun sağlanabilmesi için de Türkiye’nin kendi içindeki Kürt sorununu siyasi ve toplumsal bir mesele olarak görmesi ve bu şekilde çözüm yolları araması gerekmektedir.İşe çok önceden başlanmış olması gerekirdi. Ama Türkiye bunu kendi iradesiyle yapmakta geciktiği için bugün Washington’da “kapsamlı çözüm” konuşmaları yapılabiliyor.*** Kürt sorununun “uluslararası” bir sorun haline gelmesi sadece yeni güçlükler yaratır, psikolojik tepkileri artırır. Sorun, Türklerin ve Türk vatandaşı Kürtlerin çözeceği bir sorun olarak görüldüğünde çözümü çok kolaylaşır.Şu anda “çözüm” kelimesinin rahatça kullanılmasının önündeki engelin terör olduğunu artık çocuklar bile biliyor. Terör varoldukça “kapsamlı çözüm konuşulamaz” şeklinde bir tavır almak da anlamı olmayan bir inatlaşmanın ürünüdür. Türkiye artık “kapsamlı çözümü biz bulacağız ve yapacağız” deme aşamasına gelmiştir. Bunu terör sona ermeden de söyleyebilmek Türkiye’nin kendine güveninin yerine geldiğini gösterecektir. Bunu bize başkalarının söylemesine gerek yok.

Devamını Oku

Demokrasi kompleksi

8 Ocak 2008

Türk Ceza Kanunu’nun ünlü 301’inci maddesinin değişmesi yine gecikiyor. Bu madde, bugünkü şekliyle her türlü eleştiriye karşı uygulanabilecek bir tür “sopa”dır.Bu sopa istenmeyen bir fikri savunan herkese uygulanabilir.Daha önce de söylenmişti, trafik kazaları sayısının aşırı yüksek oluşu dolayısıyla “Türkler motorlu taşıt kullanmasın” derseniz bu madde uyarınca 6 yıl hapse girebilirsiniz.TCK 301’in bugünkü şekliyle kalmasını MHP istiyor, CHP istiyor ve AKP’nin içinde bir grup istiyor. Bunların gerekçeleri basit: Devleti korumak.301. Madde sayesinde birkaç kişinin hapse atılmasıyla devletin korunduğunu, korunacağını düşünen kişi, en başta kendi devletine, devletinin gücüne güvenmiyor demektir.Bu gerekçenin ne kadar anlamsız olduğunu ve nasıl bir kompleksin ürünü olduğunu anlamak için biraz düşünmek yeterlidir.***Devletinin ve Türk milletinin hangi türden olursa olsun eleştirilmesinden rahatsız olmak, aşağılık kompleksinden kaynaklanan bir durumdan başka bir şey değildir. Eğer Türk milletini “zayıf” buluyorsanız, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin birkaç eleştiriyle yıkılabileceğini düşünüyorsanız aslında en başta kendinize güvenmiyorsunuz demektir.İşte o zaman bu korkularınızı ceza kanununun maddelerinin arkasına gizlemeye çalışırsınız.Bizde olan da bu. Ağızlarından “güçlü devlet” ve “yüce Türk milleti” sözünü düşürmeyenler aslında ne kendisine ne devletine ne de milletine güveniyor. Güven olmayınca da demokrasi korkusu, demokrasi kompleksi ortaya çıkıyor; en kaba haliyle sırıtıyor.Milletine, toplumuna, devletine güvenen vatandaşlarsa bunların birkaç eleştiriyle zedelenmeyeceğini bilir. Bildikleri için de demokrasiyi, gelişmiş toplumlardaki düşünce ve ifade özgürlüklerini rahatlıkla içlerine sindirirler.***Demokrasi korkusunu hayatlarının anlamı haline getirmiş olanlar, bu 301’inci madde örneğinde olduğu gibi, aynı teraneyi tekrarlayıp durur: “Gelişmiş Batı ülkelerinde de buna benzer maddeler bulunmaktadır...” Olabilir. Ama bu teraneyi tekrarlayanlar, o ülkelerde herhangi bir yazarın, gazetecinin ya da vatandaşın bu maddelerden yargılanıp hapis cezası aldığını söyleyemez.Kendisine, ülkesine, devletine, milletine asıl hakaret, devleti ve milleti 301’inci madde gibi anlamsız kanun maddeleriyle korumaya çalışmaktır.

Devamını Oku

Terör ekonomisi

7 Ocak 2008

Son çete operasyonundan çıkan bir bilgi, terörün bitmesini istemeyenlerin sadece teröristler olmadığını gösterdi. Bu çete mensupları iki milletvekiline “PKK senin peşinde” diyerek koruma parası istemiş.Olay bu kadar basit olabilirdi. Eğer çete operasyonu dolayısıyla asker ve sivil kamu görevlileri de dinlemelere takılmamış olsaydı, “adam korkutup soygun yapmışlar” denilip geçilebilirdi.***Bu çete milletvekillerine kadar uzandıysa, en azından o kadar korunmalı olmayan ve çevresinde üç-beş kuruş sahibi insan diye bilinen nicelerinden de aynı yöntemle para aldığını anlayabiliriz.Eğer aralarında kamu görevlileri de bulunan bazı kişiler “terörle korkutarak” para kazanma yoluna girmişlerse ortada korkunç bir durum var demektir.Bu, terör dolayısıyla nemalananların azımsanmayacak sayıda olduğunu gösterir. Dolayısıyla, terör sayesinde yasal olmayan kazançlar elde etmeye alışmış olanlar terörün sona ermesinden, ülkenin barış ve huzura ulaşmasından memnun olmayacaklardır.*** Terör sona erdiği zaman, örneğin “korucu” sistemini kaldırmak gerekecektir.Bu da binlerce kişinin gelir kapısının kapanması demektir.Ayrıca bazı aşiret reislerinin bütün adamlarını korucu yazdırıp maaşlarını kendilerinin toptan aldığı ve koruculara bir kısmını verdiği de uzun süredir söyleniyor.Terör sona erdiği zaman silah ve uyuşturucu işlerinden para kazananlar da artık eskisi gibi rahat olamayacaktır.Sadece PKK’nın korumasıyla büyük çapta uyuşturucu kaçakçılığı yapılamayacak ve birilerinin daha gelir kapısı kapanacak, en azından eskisi kadar açık olmayacaktır.***Terörün bir “ekonomisi” vardır. Son örnekte görüldüğü gibi kandan nemalanan, para ya da servet kazanan bir sektör oluşmuştur.Bu sektör terörün sona ermesini tabii ki istemez. Terör sona erdiğinde ortalıkta dolaşan yasa dışı silah sayısı da azalır, insanlar “teröristler senin peşinde” tehditlerinden de etkilenmez.Terörün sona ermesiyle çok şey kaybedecek olanların bugünkü durumun devam etmesi için ellerinden geleni yapacakları bellidir.Parayı takip edenler birçok şeyi daha kolayca açıklayabilir.

Devamını Oku

Yüzde 50’ye çıkmış! Kim çıkarmış?

6 Ocak 2008

Son yapılan kamuoyu araştırmalarında “bugün seçim olsa kime oy verirsiniz” sorusunun cevabında AKP yüzde 50 dolayında çıkıyor, “en başarılı siyaset adamı” olarak da Erdoğan rakiplerine fark atıyor.Muhtemelen doğrudur. Şimdi bunu okuyunca, durumu anlamak yerine küfür ederek siyasi yorum yaptığını zannedenler yine kızacaktır.AKP’nin geçen seçimde yüzde 47 oranında oy almasındaki ve şu anda da oy oranını artırmasındaki en önemli etkenlerden biri bu partiye karşı yapılan kısır, fikirsiz, hayatı birkaç tekerleme çerçevesinde anlayan ve açıkladığını sanan muhalefet tarzıdır.Bu muhalefet her olayda, her gelişmede “laiklik elden gidiyor” dışında bir söz söyleyememiş, gelişmeleri anlamaya çalışanları da “AKP taraftarı” ilan ederek kendisini tatmin etmiştir.*** AKP, Türkiye’nin toplumsal yapısının bir ürünüdür ve toplumdaki bütün muhafazakâr eğilimleri temsil ederken demokratik gelişmelere de zaman zaman omuz vermektedir.AKP’nin içinde laiklik karşıtları olabilir. Bunlar Demokrat Parti’de de vardı, Adalet Partisi’nde bol bol vardı, diğer merkez sağ partilerin hepsinde vardı. O partilerin halk dalkavukluğu politikaları da bu kesimleri, en başta da tarikat ve cemaat örgütlenmelerini teşvik etmiştir.Şu anda AKP’nin gücünden cesaret alan bazı cemaatlerin de devlet içinde örgütlenme faaliyetlerini yoğunlaştırdığına ilişkin çok belirti vardır.*** Aslında devlette bu örgütlenmelerin önünü açan siyasi kişi 1974’te Necmettin Erbakan ile koalisyon kuran ve ona bazı bakanlıkları tam anlamıyla “teslim eden” Bülent Ecevit’tir.Bugün Türkiye’nin laiklik ile ilgili kuşkuları varsa, bu durum birkaç yılın ürünü değildir. Sola karşı dini kullanmaya kalkışan askeri yönetimlerce olsun, Kürt milliyetçiliğine karşı yine dini kullanan asker ve sivil kişilerce olsun, Türkiye’de dinsel temel üzerine örgütlenmeler geçen yarım yüzyılda hep korunmuştur. Korunmakla siyasi çıkar elde edilmeye çalışılmıştır.Bugün abuk sabuk konuşan birkaç din adamı, türban gibi çıkışsız meseleler, bir açıdan aysbergin görünen yüzüdür.*** Siyasal İslam kökenli bir parti olan, ancak uygulamada çok geniş kesimlerin taleplerini yerine getirmeye çalışan AKP’nin nasıl olup da ülkenin yarısından oy aldığını anlamak için toplumsal yapımızı doğru tahlil etmemiz gerekir.AKP’nin yüzde 50’ye ulaşmasını sadece kömür dağıtmasıyla, bedava kitap defter dağıtmasıyla açıklayanlar hem işin kolayına kaçıyor hem de AKP’nin ekmeğine yağ sürüyor.Bugün Türkiye’de AKP’nin karşısında ciddi bir muhalefet yoksa bunun nedeni de gerçek tahlillerin yapılmaması, küfür etmekle muhalefet yaptığını zannedenlerin seslerinin fazla çıkması ve diğer sesleri bastırmasıdır.

Devamını Oku

Hürmüz’e öğütler

6 Ocak 2008

Nuşirevan, 530 yılında bugünkü İran topraklarında yaşayan Sasaniler’in hükümdarı olarak tahta geçti. Nuşirevan 48 yıllık saltanatı süresince adaletiyle bütün bölgede büyük ün kazandı, ülkesini ve halkını ileriye götürmüş iyi ve adil bir yönetici olarak anıldı, hikâyeleri dilden dile dolaştı.Şirazlı Sadi, “Gülistan”dan önce yazdığı “Bostan”da ölüm döşeğindeki Nuşirevan’ın kendisinden sonra tahta geçecek olan büyük oğlu Hürmüz’e verdiği son öğütleri anlatır.***“Oğlum,Kendi rahatınla meşgul olma, önce yoksulların gönüllerini gözet. Hükümdar kendi rahatını düşünmekle kalırsa, onun ülkesinde kimse rahat edemez. Çoban uyursa sürüye kurt dalar. Akıllı bir insan asla bunu istemez.Kim muhtaçsa, kim yoksulsa onu koru... Padişahın tacı, halkın sayesinde başında durur.Halk kök gibidir, padişah ise ağaç... Nasıl ağaç kökünden kuvvet alırsa, padişah da halkından kuvvet alır.Oğlum,Sakın halkın kalbini yaralama, yoksa kendi kökünü kazımış olursun.Doğru bir yol mu arıyorsun? İşte bilginlerin yolu. Bu yolun bir yanında ümit vardır, diğer yanında ise korku... İnsan, iyiliğin ümidi ve kötülüğün korkusuyla aklın yolunu bulur. Bir padişahta bunların ikisi varsa, onun ülkesi sığınılacak, yaşanılacak ülke olur.O hükümdar, Tanrı’nın lütfunu ümit ederek kendisine ümit bağlayanlara lütufta bulunur; saltanatına bir zarar geleceğinden korkarak da zarar veren kimseyi hoş görmez.Eğer hükümdar bu tabiatta değilse o ülkede kimse rahat yüzü göremez. Eğer insanın ayağı o ülkeye bağlıysa, kaderine boyun eğer. Ama tek bir attan başka şeyi yoksa da, atına atlar gider.Halkının hükümdarından sıkıldığı bir ülkede ferahlık arama.Kibirli yiğitlerden değil, Tanrı korkusu olmayanlardan kork.Halkının kalbini harap eden padişah, ülkesinin bayındır halini ancak rüyasında görür. Haraplık ve kötü şöhretin kaynağı zulümdür. Bu sözün gerçekliğini bütün akıllı insanlar bilir.Halkı zulüm içinde bezdirmek en kötü şeydir. Çünkü halk saltanatın sığınağı ve dayanağıdır. Köylünün gönlüne kendin için riayet etmelisin. Gönlü hoş edilen bir işçi daha çok iş yapar.Nihayet:Kendisinden iyilik gördüğün kimseye fenalık etmek, insanlık değildir...” ***Sadi’nin aktardığı gibi, Nuşirevan’ın oğlu Hürmüz’e öğütleri bunlar. Bundan sonra ne olmuş?Tarih kitapları Hürmüz’ün babasının öğütlerini tutamadığını, ancak 11 yıl süren hükümdarlığında ülkesini iyi yönetemediğini, herkesle kötü geçindiğini, halkı da âlimleri de kendisine küstürdüğünü, sonunda bir komutanının isyan ederek Hürmüz’ü tahtından indirdiğini yazıyor.

Devamını Oku