Filiz için, Furkan için, Şeyma için...

28 Temmuz 2008

Şeyma çocuktu, evinin balkonunda dünya ile tanışmaya devam ediyordu... Furkan, Kuleli Askeri Lisesi’ni kazandığı için herhalde çok gururluydu, arkadaşlarının kendisine bakışlarını gördükçe gururu artıyor, önüne açılan yolda bundan sonraki hayatına doğru yüreği kıpırdayarak ilerlemeye hazırlanıyordu...Filiz, anne olabilmek için çok fedakârlık etmişti, kısa süre sonra hayatının kazanacağı yeni anlamlardan ötürü o da heyecanlıydı...Şeyma, Furkan ve Filiz öldü...Diğerleri de öldü onların da umutları vardı, iyi ve güzel bir hayat için hayalleri vardı...Hepsi öldü...***Şeyma’nın, Furkan’ın, Filiz’in ve diğerlerinin ölmesini gerektiren bir “dava” olmadığını, olamayacağını bilmeyenler, kendi küçük hayatlarına hapsolmuş, kendi küçük kinleri içinde boğulan, umutsuz ve hayalsiz hayatlarına bu şekilde “büyük dava” katabileceğini sanırken kör olmuş insanlar hâlâ var... Onlar hâlâ kendilerine uydurmaya çalıştıkları “büyük davalar” uğruna Şeyma’nın, Furkan’ın, Filiz’in ve diğerlerinin hayatlarını çalmaya devam ediyor...***Kendilerinde “büyük davaları” uğruna Şeyma’nın, Furkan’ın ve Filiz’in hayatlarını ellerinden alma hakkı görenler, bombaları koydukları yerde onların öleceğini biliyordu... Ölecek olanların “büyük davaları”nın karşısında engel gibi görecekleri insanlar olmadığını da biliyorlardı...Bunu neden yaptılar, nasıl yapabildiler?Bunu, bu cinayetlerin hangi “büyük dava” uğruna işlendiğini öğrenince bilebileceğiz.Ama tahmin etmek fazla zor da değil. Çünkü “büyük dava” adına Şeyma’ları, Furkan’ları, Filiz’leri öldürebilenlerin kafaları aslında aynı şekilde çalışıyor, ruhlarını aynı karanlık kaplamış, beyinlerini aynı körlük esir almış.***Bunların hepsi, adları ve “büyük davaları” ne olursa olsun insanlara, sabah okula çocuklarını gönderirken “acaba akşam eve dönebilecek mi” korkusunu yaşatmak istiyor. Bu korkunun o insanları yanlış yönlere sevketmek için kullanılabileceğini biliyorlar.Çocukları için korkan, sokakta kuşkuyla yürüyen insanları istedikleri yöne çekebileceklerini düşünüyorlar.Bunların hesaplarını, kara planlarını boşa çıkartmak, bundan sonra kimsenin bu hesaplara girmemesini sağlayacak şekilde boşa çıkarmak, Türk toplumunun birinci görevi olmuştur.Filiz’ler için, Furkan’lar için, Şeyma’lar için...

Devamını Oku

Noktayı doğru koymak

28 Temmuz 2008

Bugün sadece biz, bütün ülkemiz değil, dünya da Ankara’dan gelecek haberi bekleyecek. Anayasa Mahkemesi’nin AKP davasıyla ilgili ilk karar oturumu bugün yapılıyor.Bu davada kararın gecikmesinin vereceği zararlar üzerinde daha önce durmuştuk. Yüksek Mahkeme üyeleri iddianameyi okudu, savunmaları dinledi, kuşkusuz içeriden ve dışarıdan gelen tepki ve yorumları da izlemişlerdir.Kararın bugünkü oturumda çıkmaması için hiçbir neden olmadığı açıktır. Kuşkusuz ki bütün bunları izlemiş olan Anayasa Mahkemesi üyelerinin kararı oluşmuştur ve birbirlerini ikna etmeye çalışmaları gibi bir durum da beklenemez.***Bugünkü karara dışarıdan gelecek tepkiler biliniyor. Batı dünyası son seçimde yüzde 47 oy alarak iktidar olmuş bir siyasi partinin mahkeme kararıyla kapatılmasını pek anlamayacaktır.Kapatma kararı çıksın ya da çıkmasın Batı’nın göstereceği tepkiler ve yorumlar Türkiye’de demokrasinin eksikliği üzerine kurulu olacaktır. Şunu da hatırlamamız gerekiyor ki, AKP’nin kapatılması Avrupa’da, Türkiye’yi Avrupa Birliği dışında tutmak isteyen çevrelerin elindeki önemli kozlardan biri olacaktır.Türkiye’de “hele bir AKP kapansın sonrasına bakarız” görüşünde ısrar eden ve AKP’yle ilgili kuşkuları zirveye ulaşmış olan kesimi sadece kapatma kararı tatmin edecektir. Bu kesim, “ara çözümler”, örneğin partiye ağır cezalar verilmesi, bazı partililere siyasi yasak getirilmesi ama partinin kapatılmaması durumunda da tatmin olmayacaktır.***AKP’nin kapatılması durumunda neler olacağı da görünüyor. Bu kadro mümkün olduğu kadar az fire vererek yeni bir parti içinde faaliyete devam edecek ve büyük olasılıkla ilk seçimde, erken seçimde tekrar iktidar olacaktır. Tayyip Erdoğan’ın durumu artık bir ayrıntıdır.Anayasa Mahkemesi’nin bugün vermesi gereken kararın yönü ne olursa olsun Türkiye tarihinin önemli bir bölümüne nokta konulmuş olacaktır. Yalnız, nokta konulmuş olması önemli olsa da ne yönde konulduğunun geleceği belirleme açısından fazla bir önemi olmadığını görmek gerekir. AKP ya AKP olarak iktidarda duracak ya da başka bir isimle tekrar en güçlü iktidar adayı olacaktır.Artık bu noktadan sonrasına bakmak gerekiyor. Anayasa Mahkemesi’nin vereceği karar ne olursa olsun, Türkiye’nin farklı kesimlerinden, o kesimleri temsil etme iddiasındaki siyasi partilerden, bu noktanın öncesine bakarak sonrası için bir zihniyet farkını ortaya koymaları beklenir.O yüzden de Anayasa Mahkemesi’nin vereceği karar üzerinden savaşmaya devam etmek yerine hemen yarını konuşmaya başlamak gerekiyor.

Devamını Oku

Demokrat mısın, değil misin?

26 Temmuz 2008

İkili zorlama devam ediyor...Eğer AKP’yi eleştiriyorsan demokrat değilsin...Eğer Ergenekon adıyla özetlenen ilişkilerin çözülmesini, daha da üzerine gidilmesini istiyorsan cumhuriyetçi değilsin...Zorlamalar şöyle devam ediyor:Eğer AKP’nin kapatılmasını istiyorsan demokrat değilsin...Eğer AKP kapatılmasın diyorsan cumhuriyetçi değilsin...Hem AKP hükümetinin bugünkü krize yol açan yanlış politikalarını, özellikle de türban zorlamasını eleştiriyor, hem de Ergenekon soruşturmasına kuşkuyla bakmıyorsan...İki tarafa da yaranamıyorsun demektir.Eğer sadece AKP değil, hiçbir siyasi parti kapatılmamalıdır diyor, aynı zamanda siyasi partiler yasası ve kapatmayla ilgili yasaları değiştirmeyen AKP’yi de eleştiriyorsan...Yine iki tarafın da kötü bakışlarına muhatap oluyorsun.***Eğer AKP kapatılırsa yerine kurulacak siyasi partinin, CHP’nin yanlış politikaları dolayısıyla AKP’nin oy oranına çok yakın bir destekle iktidar olabileceğini söylüyorsan...“AKP destekçisi” olmakla suçlanıyorsun.Eğer AKP’nin yanlış politikaları üzerinde duruyorsan, türban meselesiyle ilgili farklı bir görüşün varsa bu kez de “AKP düşmanı” oluyorsun...Bu ikili zorlamanın sonucu olan ikili cepheleşme böylece daha da kötüleşiyor. Bir tarafa “AKP’yi ve Tayyip Erdoğan’ı eleştirmek demokrasiye, halk iradesine karşı çıkmaktır” yanılsamasını güçlendirmeye çalışanlar yığılmış...Diğer tarafa “AKP kapatılmasın ve Ergenekon soruşturmasının sonuna kadar gidilsin diyen vatan hainidir” diye bağıranlar yığılmış...Öyle çok bağırıyorlar ki, aradaki seslerin duyulması giderek daha da imkânsızlaşıyor. İki tarafın birleştiği bir konu var:Farklı seslerin duyulmasını engellemek.Beslenmelerini, varlık nedenlerini bu cepheleşme üzerinden sürdürmenin güvencelerini yaratmaya çalışıyorlar.Sen demokrat değilsin!Sen cumhuriyetçi değilsin!Hem cumhuriyetçi hem laik hem de demokrat olmanın bu ülkede bu kadar zor hale geleceğini kimse tahmin edemezdi. Ama oldu.Ve bu kısır döngü giderek hayatımızın daha da zehirlenmesine, kötülük çiçeklerinin bütün diğer varlıkların üzerini örtmesine hız verecek şekilde devam ediyor.

Devamını Oku

Velev ki balkona döndü

25 Temmuz 2008

Tayyip Erdoğan son günlerde, tam bir yıl önceki “balkona çıkışı”nı hatırlamış görünüyor. Sert konuşmalar yapmıyor, AKP’ye yakın olmayan çevrelerle tekrar iletişim kurma girişiminde bulunuyor.Bir yıl önce önce 22 Temmuz gecesi, sandıktan yüzde 47 gibi büyük bir destekle çıkmasına rağmen Erdoğan “balkon” dan kendisine oy vermeyenlerin de başbakanı olacağını söylemişti. O sözleri “sizlerin kuşku ve hassasiyetlerinizi de dikkate alacağım, AKP’ye oy verenlerle vermeyenler arasında hiçbir ayrım yapmayacağım” anlamına geliyordu.Bu konuşma ile “velev ki siyasi simge” konuşması arasındaki, sonunda dışardan bakanların bile Erdoğan’la ilgili olarak “tiran” kelimesini hatırlamasına yol açan olağanüstü tavır farkının başlattığı süreci bütün ülke yaşadı.Bu süreç, Erdoğan açısından bir siyasi başarısızlıklar dizisidir. Türban sorunu hallolmadığı gibi Anayasa Mahkemesi kararıyla “hallolmaz” duruma geldi, ülkedeki kamplaşma tırmandı, AKP kapatılma eşiğine geldi, parti içinde çatlama sesleri duyuluyor.Bir yıl önce yüzde 47 oyla seçim kazanmış bir siyasi liderin bir yıl içinde ülkeyi bu aşamaya getirmesinin, kendisinin ve partisinin siyasi geleceğini tehlikeye sokmasının bir faturası olacaktır.*** Kapatma davasıyla ilgili fatura da tabii ki yine AKP’ye aittir. Başka partiler hakkında kapatma davaları açılırken, aklına demokrasi ve “hukuk darbesi” gibi kavramlar gelmeyen, siyasi partiler kanunu ve kapatmayla ilgili yasa değişikliklerini yapmayı düşünmeyen AKP kendi demokratlığını da bir kez daha kuşku sahnesine sokmuştur.“Kendisine demokratlar ülkesi’nde yaşadığımızı biliyoruz. Alıştığımız, başkalarının başına gelenleri umursamayanların, kendi başlarına gelen her kötü olayda ” demokrasi, hukuk devleti “ diye bağırmalarıdır.Erdoğan’ın bugün tekrar balkona çıkmaya çalışırken, özeleştirisini de en açık şekilde yapmakdıkça inandırıcı olması kolay değildir. Parti kapatma mevzuatının değişmesinden, türban “darbesi”ne kadar bir dizi yapılan ve yapılmayan işlerin birinci sorumlusu tabii ki Başbakan’dır. Yüzde 47 oy almış bir iktidar partisinin, muhalefeti suçlayarak, asıl onlar ülkeyi geriyor” diye yakınmasının da bir hükmü yoktur. Eğer muhalefetin “ülkeyi germe oyunu”a düşmüşse kabahati yine kendisinde arayacak, bu oyuna nasıl geldiğinin hesabını da verecektir.Erdoğan “balkon”u hatırladı, hem de AKP’nin ve kendisinin siyasi geleceği en istenmeyen, istenmemesi gereken bir şekilde yol ayrımına gelmişken hatırladı. Ne kadar geç kaldığını görür ve bu bir yıl içinde yapılan uyarıları da hatırlamaya çalışırsa belki bundan sonrası için bir fayda ortaya çıkar.Sezai Karakoç unutulmaz şiirinde “Sakın çıkartmayın çocukları balkona”der. Erdoğan bu şiiri bilir mi?*****Fethi Naci’ye veda Birkaç kuşağa bilimin, inancın ve sanatın gücünü anlattı. İnandı, çalıştı, aktardı, başkalarının da aktarmasının yollarını açtı. Fethi Naci Türk düşünce ve kültür hayatının en özgün üreticilerinden biriydi. Dünyaya hep umutla baktı edebiyatın, yazının ışığının insanlığın geleceği için taşıdığı önemi bu umudun keyfiyle anlattı ve yaşadı. Türkiye’nin özel insanlarından biriydi. Toprağı bol olsun.

Devamını Oku

Üniversitenin içini oymak

24 Temmuz 2008

Bir önceki Cumhurbaşkanı rektör atamalarında farklı tercihler yapıp, üniversitelerdeki seçimin sonuçlarına uymayınca ortalık birbirine girmişti.Bu yıl da üniversite rektör seçimleri tam anlamıyla üniversitenin içinin, ruhunun oyulması şeklinde devam ediyor.Yasaya göre üniversiteler bütün öğretim üyelerinin katılımıyla üç rektör adayı seçiyor. Adaylar YÖK’e bildiriliyor. YÖK bazen sıralamayı değiştiriyor ve listeler Cumhurbaşkanı’nın önüne gidiyor. Cumhurbaşkanı da her üniversite için kendine göre bir seçim yapıyor.Bu sistem kimsenin kimseye güvenmemesi sitemidir ve üniversite yönetimlerinin yıpratılmasından ibarettir.Eğer üniversitelerde bir seçim yapıyorsanız seçimin sonuçlarına uyarsınız. Ama zaten bu seçimin kendisi de zaman zaman yine üniversiteyi yıpratacak sahnelere yol açıyor. Bu yıl, görev süresi sona eren bazı rektörlerin eşlerinin rektör adayı gösterilmesi gülünçten de öte bir durum yarattı.*** Öğretim üyelerine “sizi yönetecek olanı seçin” diyorsunuz, ama yine de onlara güvenmiyor, aldıkları kararı önce YÖK’e denetlettiriyorsunuz.Devletin en tepesi de hem öğretim üyelerine güvenmiyor hem YÖK’e güvenmiyor kendi imkânlarıyla bazı araştırmalar yapıyor ve rektörleri atıyor.Üniversite bu iki aşamalı ve en tepeden denetime tabi olunca, “özerklik” en başından yok edilmiş oluyor.12 Eylül askeri yönetiminin zaten üniversiteler özerk olmasın diye kurduğu YÖK de görevini yapmaya devam ediyor.Özel üniversitelerde ya da vakıf üniversitelerinde rektörleri, kurumu en iyi şekilde yönetmekle sorumlu olan mütevelli heyet atıyor. “İyi yönetim”in hem idari hem de bilimsel yönlerini denetlemek görevi olan mütevelli heyetler siyasi veya ideolojik gerekçelerle seçim yaptıkları takdirde üniversitenin tepe üstü gitmesinin sorumluluğunu da taşımak durumundadırlar.*** Son rektör seçimleri, yüksek öğretimin yapısının tümüyle elden geçirilmesinin, yepyeni ve çağdaş bir yapılanmaya gidilmesinin zamanının geçtiğini gösteriyor.YÖK’ün bir koordinasyon kurumuna dönüşmesi ve üniversitelerin tam anlamıyla kendilerini yönetmeleri en doğal sistemdir.Şu anda Cumhurbaşkanı’nın yapması gereken de YÖK’ün değişikliklerini reddederek her üniversiteye en çok oy alan adayı rektör olarak atamaktır.Herkesin herkesten kuşkulanması üzerine kurulmuş idari yapılarla üniversitelerimizin yerinde sayacağını görmek zorundayız.

Devamını Oku

Susurluk’tan Ergenekon’a

23 Temmuz 2008

Susurluk’taki kaza 12 yıl önce garip ilişkileri silahlar, cinayetler ve büyük paralar etrafında dönen, kamu görevlilerinin de içinde olduğu ilişkileri ortaya çıkardı ve Türk halkı bu dünyanın varlığının farkına vardı.Ergenekon soruşturması kapsamında ortaya çıkan bazı bilgiler, bugün “Ergenekon” içinde “vatan görevi” yaptıklarına inanan bazı çevrelerin çok eskiye dayanan ve Susurluk’a uzanan ilişkilerini de ortaya koyuyor.Susurluk’un neler yaptığı aşağı yukarı biliniyor. Bilinmeyen, bu örgütlenmenin tam boyutları. Ergenekon’un hangi icraatları dolayısıyla suçlandığını yakında iddianamenin tümünün açıklanmasıyla öğreneceğiz.*** Türkiye 1970’lerden bu yana sürekli çok ağır siyasi cinayetlerle sarsıldı. Bu cinayetlerin çok büyük çoğunluğu aydınlatılmış değildir. Abdi İpekçi’den Uğur Mumcu’ya, Muammer Aksoy’dan Bahriye Üçok’a, Ahmet Taner Kışlalı’dan Hablemitoğlu’na, Turan Dursun’a, Çetin Emeç’e, Hiram Abas’a kadar onlarca siyasi cinayet hâlâ karanlıktadır.Bu cinayetlerle ilgili olarak zaman zaman “İran bağlantısı” gibi iddialar ortaya atılmıştır, ama kamuoyunun bunlarla inandırılamadığı ortadadır.Son yıllarda da Hrant Dink cinayeti, Trabzon’da işlenen rahip cinayeti, Malatya’da yayınevi katliamı ve son olarak da İstanbul’daki ABD Başkonsolosluğu saldırısının ardındaki bağlantılar da ortaya çıkarılmış değildir.Ellerine silah almış, ceplerinde üç kuruş olmayan çocukların kendi başlarına “vatan aşkı” uğruna büyük siyasi cinayetler işlediklerine inanmak için biraz saf olmak gerekir.Bir etkili çevre, sürekli olarak kamuoyunun bu cinayetlerin “münferit” olaylar olduğuna inanması için uğraşıyor.*** Bugün Ergenekon soruşturmasını bir “komplo” olarak gören ya da görmeye çalışanların yakın geçmişimizde yaşanan onlarca olayın aydınlatılması konusunda bu kadar duyarsız olmaları gariptir.Ergenekon soruşturmasının AKP iktidarı döneminde başlatılmış olması kimilerinin bu soruşturmanın “komplo” olduğuna inanması için yeterli oluyor.Susurluk olayı sırasında iktidarda “demokrat” ve “liberal” partiler vardı, sosyal demokrat partiler de iktidar ortağı olmuştu. Onların akıllarına gelmeyen ya da cesaret edemedikleri bir temizliği ister AKP ister TKP yapsın, bunu başaran, başarabilen, sadece Türk demokrasisine katkıda bulunmuş olur.Tabii ki bu soruşturmaların siyasi amaçlarla “kullanılması” ya da “yön değiştirmesi” konusunda kamuoyunun dikkatli olması da şarttır. Ve tabii ki soruşturmaları siyasi amaçları doğrultusunda kullanmak isteyenler olabilir.Ama bunlarla ilgili olarak fikir beyan etmeden önce Türkiye’nin son 30 yıllık “kanlı tarihi”ni akıldan çıkartmamak gerekiyor.Abdi İpekçi’yi, Uğur Mumcu’yu, Çetin Emeç’i, Hrant Dink’i ve diğerlerini unutmamak gerekiyor. Bunca kanı uzaydan gelenler dökmedi. Kimin yaptığını bulmak, bulunması için uğraşmak gerçek vatanseverliktir. Fikrini beğenmediğini dövmek, öldürmek de gerçek vatan hainliğidir.Ergenekon soruşturmasında avukatlık gösterisiyle birkaç alkış almak peşinde olanlar son otuz yılın olaylarını düşünsün, sonra avukatlığa devam etsin.

Devamını Oku

Tek celselik dava

22 Temmuz 2008

Anayasa Mahkemesi AKP için açılan kapatma davasını haftaya görüşmeye başlayacak. “Başlayacak” kelimesi aslında gereksiz, çünkü bu dava aslında “tek celselik” oldu.Aylardır aynı hususlar didik didik tartışıldı, hemen herkesin konuyla ilgili bir fikri oldu. Anayasa Mahkemesi üyeleri iddianameyi biliyor, savunmaları biliyor. Kamuoyunda yapılan tartışmaları da izlediler. Onlar da hemen bütün Türk vatandaşları gibi bir kanıya ulaşmış olmalı.Karar ne yönde çıkarsa çıksın, memnun olmayan taraf en ağır suçlamalarda bulunacak. Bundan kaçış yok.Eğer Anayasa Mahkemesi iddianamede istenen cezalara yakın karara varırsa, AKP cephesi “hukuk darbesi” diye ayaklanacak, “halk iradesinin ve demokrasinin yok edildiğini” söyleyecektir.Eğer Anayasa Mahkemesi’nin kararı ters yönde olursa bu kez de CHP ile AKP’ye ilişkin ağır kuşkular taşıyan kesimler, Mahkemenin siyasi etki altında bırakıldığını söyleyecektir. Hatta bu kararda Ergenekon davasının etkili olduğu da iddia edilecek, yüksek yargının korkutulduğunu söyleyen bile çıkacaktır.***Bunlara rağmen, karar ne olursa olsun demokratik sistemin ayakta kalması için çaba göstermek niyetinde olmadığını sürekli olarak sergileyen CHP dışında yeni bir “demokratik yapılanma” için geniş katılımı sağlamak görevi ortada kalmamalıdır.CHP, AKP’nin kapatılması durumunda bunu kendisine ait bir “siyasi zafer” gibi sunacaktır. Ama, AKP’nin yerine kurulacak olan partinin ilk seçimde yine birinci parti çıkması durumunda CHP herhangi bir ders çıkartmaya, özeleştiri yapmaya girişmeden aynı gerilim politikasına devam edecektir.CHP bu büyük krizden ders almadan çıkacağını, ülkede demokrasinin kökleşmesine ve anti-demokratik yapıların yok edilmesine destek olmayacağını uzun süredir ilan etmiş bulunuyor.AKP’nin ise, ister kapatılsın ister kapatılmasın, bu krizden hangi dersleri ve nasıl çıkaracağına ilişkin fazla bir işaret bulunmuyor.AKP ya da yeni AKP de CHP’ye paralel bir gerilim siyasetini sürdürdüğü takdirde kriz sona ermez tam tersine, derinleşerek çok daha ciddi krizlerin temellerini oluşturur.İster beğenelim ister beğenmeyelim, Türkiye’de demokrasinin geleceği en çok AKP’nin bu krizden sonraki siyasi çizgisine bağlıdır.AKP üst yönetimi eğer bu krizi başlatan yanlışlarını görebilir ve krizden Türkiye’yi daha iyi tanıyarak çıkarsa normalleşme sürecine daha kolay girilecektir.

Devamını Oku

Fare mi buzdağı mı?

14 Temmuz 2008

Ergenekon iddianamesinin ana hatları resmen açıklanır açıklanmaz herkes, kendisini fazlasıyla taraf hisseden herkes, durduğu yeri değiştirmeden beklenen tepkileri verdi.Birilerine göre “dağ fare doğurdu”, diğerlerine göre “henüz buzdağının tepesini gördük.” “Dağ fare doğurdu” diyenler kendilerinde yargıya doğrudan müdahale hakkı görerek, dava sonucunda ciddi bir şey olmayacağını baştan ilan etmeye çalışanlar. Bunların başında yine “sosyal”i kalmamış, “demokrat”ı hiç kalmamış CHP geliyor.CHP, ordu malı el bombalarıyla saldırı düzenlenmesini, darbe için görüşmeler yapılmasını “demokrasi”ye aykırı bulmuyor ki heyecan içinde Ergenekon oluşumunu desteklemeye devam ediyor. “Buzdağının henüz tepesini gördük” diyenlerin bir bölümü ise buzdağının altını kendi çabalarıyla doldurmaya uğraşanlar. Bunlar da yargıyı, gerçeklerin ortaya çıkması için kendi işiyle baş başa bırakmayı düşünmeden “üretime” devam edenler.*** Anlaşıldığı kadarıyla dün mahkemeye verilen iddianame soruşturmanın ilk “çemberi”ni kapsıyor. Burada meşhur el bombaları ve bunlara bağlanan 14 saldırı ve cinayet olayı ele alınıyor. Bunların arasında Cumhuriyet Gazetesi’nin bombalanması ve Danıştay saldırısı da bulunuyor.Bunların kamuoyunu, halkı belli bir yönde harekete geçirmek için yapılmış eylemler olduğu iddia edilmektedir. Siyasi tarihimizde ve dünya siyasi tarihinde bu mantıkla yapılmış binlerce eylem vardır. Buradan sonuç çıkarmaya çalışanların da artık susması gerekiyor.*** İddianamenin, zanlıların emekli olmadan önceki faaliyet ve iddiaları kapsamadığı da ortaya çıktı.Bunların ek iddianamede yer alması mümkündür. Bu arada askeri mahkemenin de bunlarla ilgili olarak harekete geçmiş olması da olumlu bir gelişme olarak görülmelidir.Ek iddianame ortaya çıktığı zaman bugünkü sis biraz daha dağılacaktır.Ancak yargı sürecinin uzun sürmesi de beklenmelidir. Ortada ne boyutta bir buzdağı olduğunu söylemek güç, ama ilk iddianamenin sadece olayların bir ucunu kapsadığı da belli.Ergenekon davasının açılmasının önemini gelecek kuşaklar daha iyi anlayacaktır. Üstelik bu dava üzerinden küçük çıkar hesapları yapanlara ve asıl görevlerinin demokrasiyi savunmak olduğunu unutanlara rağmen.*****Genel Yayın Yönetmeni Tayfun Devecioğlu’ndan bir hafta izin aldım. Haftaya salı günü görüşmek üzere.

Devamını Oku