Anayasa Mahkemesi AKP için açılan kapatma davasını haftaya görüşmeye başlayacak. “Başlayacak” kelimesi aslında gereksiz, çünkü bu dava aslında “tek celselik” oldu.
Aylardır aynı hususlar didik didik tartışıldı, hemen herkesin konuyla ilgili bir fikri oldu. Anayasa Mahkemesi üyeleri iddianameyi biliyor, savunmaları biliyor. Kamuoyunda yapılan tartışmaları da izlediler. Onlar da hemen bütün Türk vatandaşları gibi bir kanıya ulaşmış olmalı.
Karar ne yönde çıkarsa çıksın, memnun olmayan taraf en ağır suçlamalarda bulunacak. Bundan kaçış yok.
Eğer Anayasa Mahkemesi iddianamede istenen cezalara yakın karara varırsa, AKP cephesi “hukuk darbesi” diye ayaklanacak, “halk iradesinin ve demokrasinin yok edildiğini” söyleyecektir.
Eğer Anayasa Mahkemesi’nin kararı ters yönde olursa bu kez de CHP ile AKP’ye ilişkin ağır kuşkular taşıyan kesimler, Mahkemenin siyasi etki altında bırakıldığını söyleyecektir. Hatta bu kararda Ergenekon davasının etkili olduğu da iddia edilecek, yüksek yargının korkutulduğunu söyleyen bile çıkacaktır.
Bunlara rağmen, karar ne olursa olsun demokratik sistemin ayakta kalması için çaba göstermek niyetinde olmadığını sürekli olarak sergileyen CHP dışında yeni bir “demokratik yapılanma” için geniş katılımı sağlamak görevi ortada kalmamalıdır.
CHP, AKP’nin kapatılması durumunda bunu kendisine ait bir “siyasi zafer” gibi sunacaktır. Ama, AKP’nin yerine kurulacak olan partinin ilk seçimde yine birinci parti çıkması durumunda CHP herhangi bir ders çıkartmaya, özeleştiri yapmaya girişmeden aynı gerilim politikasına devam edecektir.
CHP bu büyük krizden ders almadan çıkacağını, ülkede demokrasinin kökleşmesine ve anti-demokratik yapıların yok edilmesine destek olmayacağını uzun süredir ilan etmiş bulunuyor.
AKP’nin ise, ister kapatılsın ister kapatılmasın, bu krizden hangi dersleri ve nasıl çıkaracağına ilişkin fazla bir işaret bulunmuyor.
AKP ya da yeni AKP de CHP’ye paralel bir gerilim siyasetini sürdürdüğü takdirde kriz sona ermez tam tersine, derinleşerek çok daha ciddi krizlerin temellerini oluşturur.
İster beğenelim ister beğenmeyelim, Türkiye’de demokrasinin geleceği en çok AKP’nin bu krizden sonraki siyasi çizgisine bağlıdır.
AKP üst yönetimi eğer bu krizi başlatan yanlışlarını görebilir ve krizden Türkiye’yi daha iyi tanıyarak çıkarsa normalleşme sürecine daha kolay girilecektir.

