Uzun süreç: Demokrasi

11 Aralık 2009

DTP’nin kapatılmasının en başta kime yaradığı çok belli. Demokrasiye inancı olmayan radikal milliyetçiler ve PKK kazandı.- PKK, terörle bir yere varılamayacağını söyleyenlere artık rahat cevap verecek, Kürtlerin demokratik yasal siyasette bulunmasına müsaade edilmediğini, “demokratik açılım”ın bir oyun olduğunu söyleyebilecek.- Türkiye’nin Kürt vatandaşları kaybetti. Kendilerini temsil edecek yasal ve meşru bir partiyi yine kaybetmiş oldular. Bu durumlarda yetişmiş siyasi kadrolar biçilir, yerlerine daha deneyimsiz, hatta daha az nitelikli kadrolar gelir. Bir kez daha böyle oldu, Kürtler bilerek ya da bilmeyerek daha niteliksiz siyasilerin eline teslim edildi.***- Bütün ülke kaybetti. Türkiye bir kez daha dünyada parti kapatılan, demokratik olgunluğa sahip olmayan, kendi vatandaşlarına karşı ayrımcı bir ülke olarak anılacak.- Türkiye’de demokratik siyaset olamayacağını, olmaması gerektiğini, Türkiye’nin ancak demokrasiden fedakârlık ederek kendini koruyabileceğini düşünenler kazandı.- Bütün imkânlarıyla, her türlü demagojiyle demokratik açılımı baltalamayı görev edinmiş siyasiler kazandı. Zaten onlar için Türkiye’nin kaybetmesi değil, kendilerinin kazanmış görünmesi daha önemlidir.DTP’nin kapatılmasıyla AKP ve hükümeti de gerçek anlamda kaybetti.AKP hakkındaki kapatma davasının ardından, parti kapatmayla ilgili yasalara dokunmayan, “biz atlattık gerisi önemli değil” düşünen kasaba siyasetçileri, kendi çıkarları ile ülkenin çıkarları arasında tercihlerini bir kez daha ilkinden yana kullandılar.***Şu andan itibaren DTP’lilere akıl veren çok olacaktır. Ama eğer Ahmet Türk’ün söylediği gibi önemli olan “barış ve demokrasi” ise, yapılması gereken, Meclis’teki 19’a düşecek milletvekili sayısı hızla yirmiye çıkarılarak, yeni bir siyasi parti kurulmasıdır.Radikal milliyetçi Kürtlerin yeni parti üzerinde de gölgesi olacaktır. Ama “barış ve demokrasi” için siyasetin uzun bir süreç olduğunu görmek gerekir.Demokratik açılımla sorunlarının giderileceğini düşünen Kürt vatandaşlar da bu sürecin uzun, inişli çıkışlı olacağını görmek ve barış sürecine katkıda bulunmak iradesini göstermek durumundadır.Anayasa Mahkemesi Başkanı kararı açıklarken önemli bir tespitte bulundu: Siyasiler kendi görevlerini yapmamakta ve yargının bu görevi üstlenmesini beklemektedir. Ama yargı “Ben de bu sorumluluğu almam” deme hakkına sahip midir? Adalet kavramı birkaç kanun maddesinin çok üstündedir ve öyle olduğu içindir ki “kutsal”dır.

Devamını Oku

İki yaşında çocuk gibiler

10 Aralık 2009

Suzanne Gütsen Türkiye’de yaşıyor, gazeteci, Alman gazete ve radyoları için çalışıyor. Suzanne ülkemizi bizden iyi tanıyor, her köşesini biliyor; her yerde dostları, arkadaşları var.Her kesimden Türk arkadaşları var, Kürt arkadaşları var.Kendisiyle, haftada bir kez ekranda dünyadaki ve Türkiye’deki gelişmeler üzerine sohbet ediyoruz. Suzanne çalışkan bir gazeteci olarak her konuda mantıklı tahliller yapıyor.Ve önceki akşam, Türkiye’de son olup bitenler üzerine çok sade, çok insani, ülkesini sevdiğini iddia edenlerin yapamadığı bir yorumu getirdi.“Ağlamak istiyorum” dedi Suzanne. Ekranda bizim yaptığımız siyasi tahlilleri, ülkenin girdiği vahim kavşak hakkındaki siyasi yorumları sessizce dinledi ve “ağlamak istiyorum” dedi.“Koskoca insanlar 2 yaşındaki çocuklar gibi davranıyor.” Şu anda yaşadığımız toplu şuursuzluk hakkında Suzanne bunu söyledi.Kameralar önünde, bir insanın, Türkiye’yi seven, Türkiye’ye bağlı bir insanın bu şuur, sağduyu ve mantık kaybını anlatmak için seçtiği cümle çok ağır bir cümle: “Ağlamak istiyorum.” *** Suzanne, yorumlarında hep Türkiye’nin zenginliklerini anlatır, geleceğinin parlak olacağının altını çizer.İnsani ve kültürel farklılıkların yarattığı imkânlardan yararlanmamız gerektiğini ısrarla vurgular.Ama Suzanne de şu andaki halimize baktı, bizi dinledi, siyaseti, derin ve anlamlı anlamsız tahlilleri unuttu, iki kelimeyle halimizi özetledi.“Ağlamak istiyorum.” O anda bu iki kelimenin ağırlığını düşünemedik, çevremizde üç kamera vardı, yayın canlıydı. Ancak yayın bittikten sonra Suzanne’nin ağlamak isteyişinin ne kadar ciddi bir durumu işaret ettiğini kavrayabildik.***Doğru söyledin Suzanne, koskoca adamlar 2 yaşındaki çocukların mantığıyla düşünebiliyor, 2 yaşındaki çocukların güdüleriyle hareket ediyor.Bu halleriyle de ülkelerini nasıl bir uçuruma götürdüklerinin, çocuklarına nasıl bir cehennem bırakacaklarının farkında olmaları mümkün değil, çünkü gerçekten 2 yaşındaki çocuklardan farksız durumdalar.O zaman da Suzanne ve bu ülkenin geleceğini düşünen herkes için ağlamaktan başka yapacak bir şey kalmıyor.

Devamını Oku

Tehlikeli kavşak

9 Aralık 2009

Ne yazık ki Türkiye çok tehlikeli bir kavşağa doğru ilerliyor. Ankara’da önceki gece “Güneydoğu gazisi” olduğu söylenen kişilerin “ruhsatlı” silahlarla DTP il ve ilçe binalarını kurşunlaması bu kavşağa yaklaştığımızı gösteren işaret fişeğidir.Bu kurşunlar, aynı zamanda PKK’yı besleyen kurşunlardır.***Yaklaştığımız kavşakta yol ikiye ayrılıyor:Bir tarafta herkesin sağduyu ve akılla hareket edeceği, demokrasiyi amaç edinmiş, bu ülkede herkesin mutlu yaşayabileceğine inananmış olanların gösterdiği yol var.Diğer tarafta ise, birçok hamasi cümlenin arkasına gizlenmiş, daha çok kan akmasına, daha çok gözyaşına, daha çok fakirliğe giden bir yol...Türk toplumu henüz bu yollardan birine girmiş değil, ama ikinci yola çok yaklaştı. İzmir’deki taşlar, Ankara’daki kurşunlar, İstanbul ve birçok şehirdeki molotof kokteylleri, Tokat’taki şehitler Türkiye’yi ikinci yola çok yaklaştırdı.*** Türkiye’yi bu yol ayrımına getiren, bazılarının sandığı gibi büyük güçlerin, Amerika’nın, Avrupa’nın komploları değildir.Biz kendi elimizle, kendi siyasi partilerimiz eliyle Türkiye’yi bu kavşağa sürükledik. Amerika ve Avrupa’nın komplosuna inananlar, o zaman böyle açık ve net bir tuzağa neden ve nasıl düşüldüğünü de düşünsünler.Ülkeyi bu kavşağa AKP’nin silahların susmasını sağlaması durumunda kendilerinin zor durumda kalacağını düşünen siyasiler soktu.Silahla var olabilenler, adına savaştıklarını iddia ettikleri Kürt vatandaşlara daha çok acı çektirme yolunu seçti.“Demokratik açılımı” tartışmak yerine, bu açılımın ülkeyi bölmeyi hedeflediği yalanını ısrarla tekrar ederek halkın temel güvenlik duygularını, radikal tepkilere doğru sürükleyenler, bunu gerçekten bölünme tehlikesinin ancak ikinci yolun ucunda olduğunu bile bile yaptılar.*** Birinci yolun ucunda daha gelişmiş, daha güvenli, daha mutlu bir Türkiye var.Yol boyunca daha çok kan, daha çok acı, daha çok korku, düşmanlık, kin, nefret ve ekonomik gerilemenin olduğu ikinci yolun ucundaysa bölünme!Hiç kuşku yok, DTP’nin kapatılması ve hükümetin “demokratik açılım”da geri adım atması, Türkiye’yi ikinci yola biraz daha yaklaştıracaktır.

Devamını Oku

Bir yolu var...

9 Aralık 2009

İki günde 9 gencini kaybetmek her toplum için “travma” dır.Bu travmanın yarattığı duygusal ortamda, bir şehit babasının söylediği “bitsin artık bu anlamsız savaş” sözü duyulmaz, savaşın devam etmesini isteyenlerin sesleri duyulur.Böyle günleri daha önce de yaşadık, anlaşılan o ki yaşamaya devam edeceğiz.Duruma hâkim olamayan AKP hükümeti, AKP yarar sağlamasın diye demokrasinin karşısında duran CHP ve MHP, PKK’nın peşinde sürüklenen DTP bu günleri yaşattılar, yaşatmaya devam edecekler.***Yirmi beş yılda 40 bin kişi ölmesine rağmen bir sonuç alınamadığını gizleyenler “son teröriste kadar öldürelim” derken, diğer yanda da birileri “taban dağa çıkmamızı istiyor” dediği sürece, 72 milyon insanın bu makus talihi yenmesi çok zor olacaktır.Demokratik açılım şu anda “çökmüş” görünüyor, silahların susmasını isteyen çoğunluk yenilmiş, birbirini kırmak isteyenler, Türkiye’de demokrasi ve uygarlık istemeyenler bir kez daha kazanmış görünüyor.Türk toplumunun sürekli gergin, sürekli korkular içinde, geleceğinden kuşkulu ve umutsuz yaşamasını isteyenler bir kez daha emellerine yaklaştılar gibi görünüyor.***Bu havayı tersine çevirmenin kesin olan tek bir yolu vardır: PKK’nın silah bıraktığını, artık hiçbir silahlı eylem yapmayacağını ve belli bir süre içinde kendini lağvedeceğini açıklaması.Bu, birçoklarına iyi niyetli bir hayal gibi gelebilir, ama değildir. Çünkü böyle bir açıklama bugünkü aşırı gergin ortamı tersine çevirecek, mantığın sesinin, silahların susmasını bekleyen büyük çoğunluğun sesinin duyulmasını sağlayacaktır.***Birkaç santimetrekare bahanesiyle ülkeyi yangın yerine çevirenler, bunun ucunda sadece acı, kan ve gözyaşı olduğunu görmüyorlar.Taş atan çocuklara ağır cezalar verilmesini isteyenler de, bu sayede PKK’ya yeni militanlar yetişeceğini görmüyor.Artık görsünler, dayakla da silahla da bir yere varılamayacağını, tam tersine bunların birlikte varolduğunu, birbirini beslediğini görsünler.PKK silah bıraktığını ne kadar erken açıklarsa, bütün militanlarına “evinize dönün çağrısını” ne kadar çabuk yaparsa, kendini lağvetme sürecini ne kadar hızlı duyurursa, bu ülkenin her kökenden vatandaşının o kadar az acı çekmesine katkıda bulunur, DTP de bu ülkenin demokrasi içinde yaşayan partilerinden biri olur..

Devamını Oku

Serap, Aydın ve 7 şehit

8 Aralık 2009

Demokratik açılımın ne olduğunu anlamak istemeyenler iki güne baksın!Diyarbakır’da gösterilere katılan üniversite öğrencisi Aydın polis kurşunuyla öldü.Bir süre önce PKK yanlısı bir gösteride yanan Serap da öldü.Son olarak da 7 askerimizin şehit olduğu haberi geldi.Üç kuruşluk siyasi çıkarını her şeyin üstünde görenler, birkaç santimetre üzerinden güç gösterisi yapanlar yüzünden öldüler.***Gösterilerde taş attı diye terörist muamelesi gören küçük çocuklar yine onlar yüzünden hapiste kalmaya devam edecek. Bu çocuklar hapishaneden terörist militan olarak çıkacak.Sonra başka Serap’lar, başka Aydın’lar, başka şehitler gelecek, böylece çark dönüp duracak.Bu çark dönüp duracak ki, akan kan üzerinden nemalananların, siyaseti ancak düşmanlık ve nefret üzerinden yapabilenlerin düzenleri devam etsin. Bir takım kara giysililer cenazelerde kendilerine çok üzgün süsü versinler, her mikrofondan halka başsağlığı dilesinler...***Serap’ı, Aydın’ı, 7 askerimizi elde silah dağda dolaşanlar değil, otobüse molotof kokteyli atanlar değil, kalabalığa ateş açanlar değil “onlar” öldürdü.Bu yüzden biri kıpırdanınca diğeri seviniyor; bir siyasi, taş atan küçük çocukların terörist olarak yargılanmamasını sağlayacak yasa değişikliğini hükümet fiilen geri çekti diye seviniyor.Başka siyasiler bambaşka bir konuda fikir beyan etmeden önce söze “Türk halkının başı sağolsun” diye başlıyorlar.Biri, sosyal demokrat partiden, “demokratik açılım bitmiştir” diye bağırıyor; diğeri Kürt milliyetçisi partiden, o da “demokratik açılım bitmiştir” diye bağırıyor. Ağızları köpürerek bağırıyorlar. İkisi de seviniyor, çünkü demokratik açılım başarılı olursa, silahlar susarsa ikisinin de herhangi bir güç sahibi olması mümkün değil.***Demokratik açılımın içeriğini soranlara verilecek cevap da verilmesi zor bir cevap değil.Serap kursunu bitirsin, üniversite öğrencisi olsun...Aydın üniversiteyi bitirsin, istediği işte çalışsın...7 askerimiz tezkerelerini güle oynaya alıp, yakınlarının yanına dönsün! Yarın askere gidecek hiçbir gencin gözlerinde siyah bir bulut olmasın.Demokratik açılım budur.Serap’ın, Aydın’ın, bütün askerlerin yaşam hakkıdır.Kimseye “Türk halkının ya da Kürt halkının başı sağolsun” deme fırsatı bırakmamaktır.

Devamını Oku

Tuzağı aşmak İçin

6 Aralık 2009

Abdullah Öcalan’ın yeni cezaevi koşulları gerekçesiyle başlayan gösteriler sadece ve sadece demokratik açılıma zarar verebilir.Bu gösterileri düzenleyenlerin, çocukları sokakta şiddet kullanmaya yönlendirenlerin amacı belli.Adalet Bakanlığı yapması gerekeni yaptı. Öcalan’a “özel” bir baskı yapılmadığını anlattı. Ona rağmen gösterilerin sürdürülmesi, bu konunun bir bahane olarak kullanılmış olduğuna ilişkin herhangi bir kuşkuya yer bırakmıyor.İçinde bulunduğumuz gerilimi tırmandıracak en son nokta da DTP’nin kapatılması olacaktır. Gerilimi sokakta canlı tutmak isteyenler böylece ciddi bir gerekçe elde edecek, DTP’nin mantıklı bir siyasete dönmesi de imkânsız hale gelecektir.***Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı demokratik gelişmeler PKK’yı zorda bıraktı.Kürtçenin kullanımı, öğretimi, Kürtçe yayın yapılmasıyla ilgili düzenlemeler ilerliyor. Kürtçenin üniversitede öğretim konusu olması da sağlandı.Terörle Mücadele Yasası’nda öngörülen değişiklik de Meclis’te.Bunlar, 1970’lerde, 80’lerde konuşulması bile mümkün olmayan meselelerdi.“Demokratik açılım”la ilgili olarak muhalefet partileri de “genel” denebilecek bir tepki içinde, değişikliklere açıkça karşı çıkılamıyor.***Birkaç ay önceki olumlu havanın tam tersine dönmesinde CHP ve MHP’nin gerilimi artırıcı, “demokratik süreç”in ucunda bölünmenin bulunduğu korkusunu yayma siyasetinin tam karşısına PKK ve DTP’nin içinde bir kesimin tavırlarının konulması etkili oldu.Tartışmayı mantıklı bir düzeyde sürdürmenin yolları kapatılmak isteniyor.“Öcalan’ın hücresi” meselesi bu nedenle ortaya atıldı. DTP de bu oyunun içinde yer alarak demokratik kazanımları tehlikeye düşürecek bir sürece katkıda bulunmaya başladı.***Bu oyunun düzenleyicileri şimdi DTP’nin kapatılmasını bekliyor. Eğer o da gerçekleşirse Türkiye bir on yıl daha geriye götürülmüş olacak. Türkiye’nin, önüne konulan bu tuzağı aşabilmesi için mantık ve sağduyunun tekrar tesis edilmesi şarttır.Sadece AKP açısından değil, CHP-MHP-DTP üçlüsü açısından da şarttır.Tuzağın ucundaki yangın herkesi, bütün Türk halkını yakacak, acılar ve korkular ortamına dönülmesine yol açacaktır.Böyle bir tehlikeyi göre göre tersine davranmak vatana ihanet suçunu işlemekten farksızdır.

Devamını Oku

Minarenin bu Tarafları

6 Aralık 2009

İsviçrelilerin cami minarelerini “tehdit” olarak görmeleri çok yerinde oldu. Bu olay, minarelerin ve karşı oy veren İsviçrelilerin yalnız olmadıklarını herkese hatırlattı; Fransızlara da, İtalyanlara da, Almanlara da...Ama en az Türklere hatırlattı.Dinleri teolojik açıdan tartışmak apayrı bir konu. Şu andaki konumuz, dinsel temaların çeşitli inanç sahipleri tarafından nasıl algılandığı.Bu durumda da genel manzara İsviçre’den daha az olumsuz değil.Doğrudur, İsviçreliler, daha çok da kadınlar, radikal sağ grupların da etkisiyle kendi günlük hayatlarında İslama ilişkin unsurları görmek istemediklerini söylediler.Hepimiz, bu tavrın ne kadar hoşgörüsüzlük ve sıradan bir ayrımcılık, hatta ırkçılık olduğunu bağırdık. Bağırdık ama “peki biz olsak” diye de durup düşünmedik.**** Soru: Farklı dinden olanların kamuya açık toplantı düzenleyerek fikirlerini açıklamalarına izin verilmeli mi?Cevap: Hayır, yüzde 59.* Soru: Farklı dinden olanların kendi görüşlerini anlatan kitaplar yayınlamalarına izin verilmeli mi?Cevap: Hayır, yüzde 54.* Soru: Oy vermeyi düşündüğünüz partinin kendi dininizden olmayan adaylar göstermesini kabul eder misiniz?Cevap: Hayır, yüzde 49.Bunlar Sabancı Üniversitesi’nin son bir araştırmasından üç soru ve cevapları.Başka bir soru daha soralım ve yürekten cevap verelim: Hıristiyanların istedikleri yerde kilise açmalarını ve pazarları çan çalmalarını kabul eder misiniz?Bu soruyla bizde bir referandum yapılsa sonuç ne çıkar?Devam edelim:* Müslüman olmayan vatandaşlarımızın vakıflarıyla ilgili uygulamalar hâlâ tam olarak düzeltilmedi. Acaba bu konu referanduma gitse ne sonuç çıkar?* Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması sorulsa ne sonuç çıkar?***Sorun 11 Eylül sonrası sadece Batı’da yükselen ve ırkçılıkla da beslenen “İslamofobi” değildir. Bunun karşılığında, zaten varolan hoşgörüsüzlüklerin de dirilmesidir.Radikal İslam bunu başardı. Avrupalı, kendi ülkesinin vatandaşı olan ama başka dinden olan kişilerden kuşkulanıyor.Anadolu, bin yıl iç içe yaşadığı başka dinden ama aynı topraktan insanlara karşı açık bir tavır alıyor.Tablodaki tek unsur İsviçre’deki minareler değildir. İtalya’da okullardaki haçlar ve İsa suretleridir, Taksim’in ortasında eski bir kilisenin reklam panolarının arkasına gizlenmesidir.Bu vahim tablo nasıl tersine döner?Bir kuşağı daha bu tablo içinde devredersek, tersine dönüşün ne kadar zor olacağı bellidir.

Devamını Oku

Bir Vietnam daha

4 Aralık 2009

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama’nın açıklamalarının ardından, NATO kararları çerçevesinde Afganistan için Türkiye’den daha çok asker isteneceği kesinleşti.Şu anda Afganistan’da 720 kişilik bir Türk birliği bulunuyor ve bu birlik çatışmalara girmediği, “muharip” olmadığı için şehit vermedi.Bu ülkede toplam 100 bin dolayında asker bulunuyor, en büyük güç de 34 bin 800 mevcutla ABD. Onu İngiltere, Almanya, Fransa, Kanada ve İtalya izliyor.ABD Başkanı’nın kararıyla bu ülkede bulunan yabancı asker sayısı 140 binin üzerine çıkacak. Bu, çok büyük bir sayıdır ve “işgal” aşamasına geçiş gibi görülebilir.***Afganistan’da kabileler, aileler, etnik azınlıklar tamamen kendi politika ve ticaretlerini yürütüyor. İşgal güçleriyle işbirliği içindeki bir kabile de kendi ticaretiyle meşgul.O ticaret de uyuşturucu ticaretidir.Afganistan’a askeri müdahalenin başlamasının ardından o ticarette herhangi bir azalış görülmemesinin de bir anlamı vardır.İşgal güçleri, ne Taliban’ın etkinliğini ne de El Kaide’nin hareket imkânlarını yok edebilmiştir. En az 30 bin asker daha gidecek oluşu da bunun en açık kanıtıdır.Ayrıca bu radikal İslamcı örgütlerin Pakistan sınırında ve Pakistan’ın geniş bir kesiminde de hareket rahatlığı içinde oldukları biliniyor. Bu örgütler kanlı eylemlerine bütün Pakistan’da devam edebiliyor.Bu kargaşanın içine Türk askerinin “muharip” olarak girmesini düşünmeye kimsenin hakkı yoktur.***Barack Obama, Bush’dan devraldığı Irak ve Afganistan bataklarından çıkmakta zorlanıyor. Washington’ın stratejisinde Türkiye gibi Müslüman bir ülkenin de Afganistan’da “muharip” olarak görev alması önemlidir. Obama böylece bu savaşın bir “din savaşı” olmadığını anlatma imkânı bulacaktır.Ama Afganistan’ın iç yapısına bakıldığında, bu ülkede yeni bir Vietnam yaşanması potansiyeli çok açık olarak görülebilir.ABD, Vietnam’ın da Vietnam olabileceğini öngörememişti.Yeni bir Vietnam’da ABD ile ortak olmak Türkiye’nin hiçbir çıkarına uygun değildir. Kuşkusuz Amerikalılar bunun için pazarlık yaparken başka kartlar da ortaya çıkaracaklardır.Ama bütün bunlara rağmen Türkiye’nin Afganistan’da “savaşan ülke” olmasının herhangi bir haklı gerekçesi bulunmuyor.

Devamını Oku