Aceleye gelemez

17 Mart 2011

Japonya’daki dramın ardından bütün dünya bir kez daha nükleer enerjiyi tartışıyor. Hükümetler de konuyu ele alıyor, vatandaşlarını bilgilendiriyor; ne yaptıklarını ve yeniden değerlendirmelerini anlatıyor.Bu, Batı’da böyle oluyor. Doğu’ya doğru gittikçe konu daha az konuşulur oluyor.Biz de, hem görsel hem yazılı basının İbrahim Tatlıses‘e saldırı olayının bütün yayın saatlerini ve sayfaları kaplaması nedeniyle Türkiye’nin nükleer enerji tartışmasına fazla yer ayırmaması dolayısıyla henüz pek bilgi sahibi olmuş değiliz.***Nükleer santral konusunun en amiyane deyimle “şakaya gelmez“ bir konu olduğunu, hele evdeki tüpgaz veya doğal gaz kullanımıyla herhangi bir benzerliği olmadığını aşağı yukarı kestirebiliyoruz.Ancak yine konuya ayrılan kısıtlı haber saatlerinde ve sayfalarda, aslında çevremizin de nükleer santrallarla çevrili olduğunu, bunların tümünün de “en son teknoloji” ürünü olmadığını biraz duyabildik.Nükleer santral kurulmasına taraftar olanlar da karşı olanlar da görüş ve kanıtlarını bu vesileyle biraz anlatmış olsalar da Türkiye’nin enerji ihtiyacını nükleer işine girmeden de karşılayacak doğal imkânlara sahip olduğuna ilişkin yaygın bir kanı bulunuyor.Taraftar olanlar da karşı olanlar da ne kadar anlatırlarsa anlatsınlar, bu santrallerin herhangi bir kazada “kitlesel ölüm aracı”na dönüştüğü kesin olarak ortaya çıkmış durumdadır. Hiç unutmamamız gereken konu da Çernobil felaketinin sadece ülkemizin kuzey bölgelerini değil, bütün Anadolu’yu etkilediği ve ülkemizde kanser vakalarının bu kadar çok olmasının kaynağında bu felaketin bulunduğudur.***Nükleer santral konusunda Hükümet kararını vermiştir, göründüğü kadarıyla da tartışma istemiyor. Japonya dramında daha felaketin asıl etkilerinin ortaya çıkmasına az bir zaman kalmışken bu kadar aceleciliğin bir anlamı yoktur.Sorumlu bir yönetime düşen, şu anda bu konuda düğmeye basılmadığını ilan etmek, kamuoyunu bu konuda çok daha etkili şekilde bilgilendirdikten sonra düğmeye basılabileceğini açıklamaktır.Kamuoyunun yeterince bilgi sahibi olması ve nükleer santrale alternatif bir enerji üretiminin mevcut olmadığına ikna olması halinde hükümet düğmeye basabilir. Ama şu anda Japonya’yı izlemek dışında kimsenin yapabileceği bir şey yok. “Kitlesel ölüm” tehlikesi konuşulurken “boş verin biz sağlam yaparız“ sözüyle de kimsenin ikna olması mümkün değildir.

Devamını Oku

Seçim hamleleri

17 Mart 2011

CHP üçüncü seçim hamlesini askerlik konusunda yaptı. Fakir ailelere asgari ücret ödenmesi vaadini AKP ciddiye almıyor. Faili mechul cinayetleri araştıracak Meclis komisyonu kurulması önerisiyle de AKP ilgilenmedi.Ancak CHP’nin askerlik göreviyle ilgili yasa girişimi anlaşılan AKP’nin canını sıktı ki, sert tepkiler geldi.CHP’nin bu seçim hamlesinden bir sonuç gelmez, çünkü AKP buna destek vermeyeceğini ilan etti. Ama bu öneriyle birlikte ülkemizde zorunlu askerlik süresinin uzunluğu açıkça söylendi, vatandaşların bu görevi yapmak için hiç de fazla niyetli ve aceleci olmadıkları da tekrarlanmış oldu.***Seçime giderken vatandaşlar için sorun olan konuların şu ya da bu şekilde gündeme getirilmesi kuşkusuz yararlıdır. Seçime yaklaşırken siyasi partilerin ortaya koydukları bütün vaatler bu yolla, alttaki sorunların konuşulmasını, hatırlanmasını sağlar, en azından Ankara’dakilerin çözüm getirmekte acele etmeseler de bunları bildiklerini gösterir.CHP’nin bu seçim hamlelerini yapması üzerine AKP de daha etkili hamleler yapmak gereğini duyacak ve “halkın somut sorunları” denebilecek bir liste ortaya çıkacaktır.Buna rağmen seçimin ana gündem maddesiyle ilgili bir hamle gelmiş değildir.Yeni anayasa, bu anayasayla getirilecek gerçek bir “ileri demokrasi” ortamında Kürt vatandaşların da kendi kimlikleriyle güven bulmaları ve terörün tümüyle gündem dışı kalması bu seçimin “asıl” konusudur.***CHP’nin “Kürt açılımı”nın oldukça “mütevazı” kalması dolayısıyla asıl meseleye AKP de girmeme rahatlığı içinde.Bu “rahatlık” görüntüsünün herhangi bir derde deva olması şu anda da mümkün değildir, seçim yaklaşırken hiç olmayacaktır.Küçük seçim hamleleri üzerine sürecek Ankara usulü küçük itiş kakışlar, laf oturtmaları bu seçimin asıl konusunu değiştiremez.Bir süredir özgürlükler konusunda ortaya çıkan bazı kuşkular, seçimin ana konusunu daha da güncel hale getirmiştir. İktidar partisi de bu ana konuda daha açık ve net olmak mecburiyetiyle karşı karşıyadır. Bunu sağlayacak olan da küçük seçim hamleleri değil, gerçek gündemin açıkça ortaya getirilmesidir.

Devamını Oku

Alaturkalık kaldırmayacak konular

15 Mart 2011

Japonya’da olanlar istisnasız bütün Türk vatandaşlarının diline “ya bizde olsaydı” diye yansımıştır. “Ya bizde olsaydı”ya gelene kadar “bizde çok daha hafifi oldu ama daha çok zarar verdi” var.1999’dan bu yana Marmara depreminin ne zaman geleceğini konuşuyoruz. Bazı uzmanlar daha yakın bir tarih, daha kuvvetli bir sarsıntı haberi verdiğinde korkumuz artıyor, sonra unutarak yaşamayı tercih ediyoruz.Japonların depremle yaşamayı öğrenmiş, üstelik en ileri teknolojik imkânları depremin zararlarını hafifletmek için kullanabilen bir toplum olduğunu biliyoruz.Yine biliyoruz, depremin üzerinden 12 yıl geçmiş olmasına rağmen alınması gereken tedbirlerden birçoğu henüz İstanbul ve Marmara Bölgesi’nde alınmış değildir.Uzmanlar her fırsatta, alınması zorunlu tedbirler konusunda ne kadar geride olduğumuzu hatırlatıyorlar. Önlemlerin bazıları, hiçbir maddi imkân gerektirmediği halde yine de gereken yapılmıyor. Bunların başında da riskli bölgelerdeki yapılaşmanın kısıtlanması, çok kesin kurallara bağlanması geliyor. Bu bile yapılmıyor.***Japonya’daki felaket bir başka konuyu daha ne kadar az tartıştığımızı hatırlattı.Üstelik Çernobil’deki nükleer santral kazasının ölümcül etkilerini yaşadığımız, yaşamaya devam ettiğimiz halde.Nükleer enerji üretimi ve kullanımıyla ilgili lehte ve aleyhteki teknik tartışmaların ötesinde Japonya olayı deprem alanı olan ülkemizde nükleer santralin üzerine öyle kolayca atlayamayacağımızı gösterdi.Nükleer santralin üreteceği enerjinin sağlayacağı maddi getiri kuşkusuz tartışılmaz. Ama bu santrallerin, herhangi bir kaza veya Japonya’da olduğu gibi depremden zarar görmesi durumunda yol açacağı zararlar ve kıyım hiç tartışılamaz.Japonya’nın yaşadığı afet bu konuyu tekrar tekrar değerlendirmeye ve tartışma gündemine almak gerektiğini gösterirken “köprüler de tehlikeli, doğal gaz da tehlikeli” demek konuya en ciddiyetsiz, en alaturka yaklaşım oluyor.Bunun bir adım ötesi “bize bir şey olmaz” alaturkalığıdır, Çernobil’in bulutunun altında kalmış çayı afiyetle içen bakanın traji-komik hâlidir.Ne yazık ki bu alaturka yaklaşım alışkanlığımız oldukça yaygın ve belki de bu yüzden “çevreci” hassasiyetler toplumumuzda ciddi bir karşılık bulamıyor.

Devamını Oku

AKP bu önergeye destek olmalıdır

14 Mart 2011

CHP’liler daha önce de Meclis’te faili meçhul cinayetlerle ilgili önergeler vermiş, ancak gündeme alınmasını sağlayamamışlardı.Dün yine faili meçhul cinayetleri araştıracak bir Meclis komisyonu kurulması için önerge verdiler. AKP’ye düşen bu önergeye destek vermek ve komisyonun bir an önce kurulup etkili bir şekilde çalışması için mümkün olanı yapmaktır.Bu önergenin hayata geçmesi açısından zaman önemlidir. Bir süredir, Ergenekon ve darbe davalarının yürüyüş biçimi ve son gazeteci tutuklamaları çeşitli kuşkular yarattı.Ergenekon adıyla özetlenen yapılanmalarının içinde, daha önce Susurluk adıyla anılan örgütlenme ve özellikle Jitem’in faaliyetleri de bulunuyor. Şu anda Ergenekon ve darbe davalarında sanık durumunda bulunan birçok asker ve sivil kişinin bunlarla ilişkileri, kendi beyanlarından da biliniyor.Ergenekon ve darbe davalarındaki bazı uygulamalar, tutarsızlıklar kamuoyunun bir kesiminin olayın esasından uzaklaşmasına, bazen en ilgili kişilerin bile ayrıntılar içinde boğulup, bilerek ya da bilmeyerek “eksen kayması”na katkıda bulunmalarına yol açtı.Meclis’in yakın tarihimizin en önemli siyasi cinayetlerini de kapsayacak şekilde bütün faili meçhullerin üzerine gitmesi, öncelikle kamuoyu nezdindeki inandırıcılığı güçlendirecektir.***Bu tür davalar ve geçmişle hesaplaşma ya da “temizlenme” kampanyalarında kamuoyunun inanmasının ve temizlenme çabasına verdiği desteğin ne kadar önemli olduğu birçok kez belirtildi. Meclis’in bu çabaya katkıda bulunmasıyla bütün olayların “esası”nın kamuoyu gözünde şekillenmesi daha kolay olacaktır.CHP’nin bir kesiminin bu olaylarda Ergenekon’un avukatlığına devam etmek yerine bizzat kanlı olayların araştırılmasına katılması da önemlidir. Başka kuşkular ve endişelerin yanında “askere yakın olma” alışkanlığı içindekiler bu kez o olayların araştırılmasına bizzat katıldıklarında, kanlı dönemin manzarasını görebileceklerdir.AKP yönetimine düşen, bu önergenin hemen kabulünü sağlamaktır. Ergenekon ve darbe davalarındaki boşlukların dolmasını, bu davaların sadece kendi meseleleri değil bütün ülkenin sahip çıkması gereken bir temizlenme olduğunu düşünüyorlarsa yapmak zorunda oldukları budur.

Devamını Oku

Bilinçli seçmen tarifleri

13 Mart 2011

Türkiye’de ilk genel seçimlerin yapıldığından bu yana “devletçi” siyasi partilerin yıkılmaz inançlarından biri “cahil seçmenin hep kandırıldığı” şeklinde olmuştur. Bu inanışın sahipleri hâlâ, Türk seçmeninin sadece pirince, kömüre oy verdiğini düşünmeye devam ediyor.“Bana oy veren bilinçli seçmendir, bana oy vermeyen bilinçsiz seçmendir” tarifine takılıp kalanların, kendi ufuklarının ötesinde “halkın talebi” diye bir kavramı fark etmeleri bugüne kadar mümkün olamadı.Bu seçim arifesinde CHP’den “somut” iki vaat geldi, ana muhalefet iktidar partisine göre bir adım öne geçti gibi görünüyor.Brezilya’da Lula’nın en yoksul kesimlerdeki popülerliğini sağlayan “her fakir aileye asgari ücret” vaadi etkisi görülmüş bir unsur olarak tartışılacaktır. Brezilya ekonomisiyle Türk ekonomisi arasında öncelikle büyük bir “petrol farkı” bulunuyor. Bu vaadin yerine getirilmesinin mümkün olup olmadığını ekonomistler halka anlatacak, halk da kararını verecektir.***CHP’nin gençlere, askerliğini yapmamış gençlere dönük vaatleri de bir açıdan “askerlik hizmeti ve görevi”yle ilgili “gerçek” kanaatlerin ortaya çıkmasını sağladı.İlk kez bir siyasi parti, gençlerin, hamasi nutuklarda söylenenlerin ötesinde, aslında uzun askerlik yapmak istemedikleri gerçeğini “resmen” kabul etmiş oluyor.Bu iki konuda da seçmen “yapabilirler mi” sorusunu soracak, cevabını düşünecektir.Siyasetin popülist üsluplarla en alt düzeylere çekildiği dönemlerde aşırı vaatlerin seçmenin ilgisini çekmediğini düşünürsek, Türk seçmeninin bazılarının sandığından çok daha bilinçli olduğunu da görebiliriz.Türk seçmeninin cevap bekleyeceği en önemli mesele de kuşkusuz terör ve Kürt meselesidir.Türk halkı, Türk seçmeni, çok bilinçli olarak bu meselenin artık çözülmesi gerektiği konusunda tavrını belirlemiş ve göstermiştir.Seçim ortamına girilirken, bütün siyasi partilerin görmesi gereken gerçek, Türk seçmeninin bütün seçimlerde “gayet bilinçli” olarak oy kullandığı, bu seçimde de aynı şekilde davranacağıdır.“Bilinçli seçmeni” kendine göre tarif edenler her seçimde hüsrana uğramıştır. Buna karşılık seçmenin bilinçli olduğunu görüp, ne istediğini anlamaya çalışanlar ve uçuk vaatlerden kaçınanlar da her zaman kazanmıştır.

Devamını Oku

İki CHP’nin vekil adayları

12 Mart 2011

Milletvekili aday listelerini hazırlama konusunda en büyük zorluk CHP’de yaşanıyor. Nitekim, ellerini oldukça ağırdan alıyorlar.Görevinden istifa ederek CHP’den aday olmaya hazırlananların isimlerine bakıldığında da, bu partinin seçime “iki parti” gibi gireceğinin bütün belirtileri ortaya çıkıyor.CHP içindeki muhafazakâr-devletçi kanat, en azından birkaç Ergenekon sanığının da milletvekili adayı olması için uğraşıyor. Halen tutuklu olan bazı isimler aday olmasa da CHP’den aday adayı olmak için harekete geçmiş eski “kamu” görevlilerinden bazı isimler CHP’yi yine Ergenekon’un kıyısında tutmaya katkıda bulunacak.Buna karşılık CHP’de “yenilenme” ve sosyal-demokrat kimlik kazanma, o doğrultudaki politikalara yönelme umudunu taşıyan bazı isimler de bu partiden aday olmak istiyor.***DİSK’in eski Genel Başkanı Süleyman Çelebi, 12 Mart’ı da yaşamıştır, 12 Eylül’ü de yaşamıştır. Çelebi’nin adının altında ya da üstünde, “askeri müdahale zemini yaratmak” suçundan yargılanan, yargılanmasa da siyasi faaliyetlerinin kıyısında bu özlemin bulunduğu belli bir ismin yer alması CHP’ye şu ya da bu nedenle oy vermeyi düşünenler için hiç de zihin açıcı, umut verici bir durum yaratmayacaktır.12 Eylül’ün “Bayrak Planı”nı örnek alarak “Balyoz Planı” hazırlayanların savunmasını yapanlar da, savundukları yönetim anlayışının sahipleri de bir zamanlar “vatanı kurtarmak için” eziyet ettikleri insanlarla birlikte Meclis’e girmeye çalışmaktan pek hazzetmeyeceklerdir.***Sezgin Tanrıkulu’na, herhalde kendisi Diyarbakır’dan aday olur, aynı partinin listelerinde yer alan ve insanların ana babalarının Kürt mü Ermeni mi olduğuna meraklı ırkçılar sorulduğu zaman, o da buna cevap bulmakta bayağı güçlük çekecektir. 12 Eylül’ün Diyarbakır cezaevini yönetenlerin bu kez de insanları stadyumlara toplamayı düşünenlerin avukatlarıyla aynı parti listesinde bulunduğunu açıklaması da hiç kolay olmayacaktır.Laik cumhuriyeti kurtarmak için son çözümün askeri müdahale olduğunu düşünenlerle, sadece laiklik değil, bütün sorunlarının çözümünün sadece ve sadece demokrasi olduğunu düşünenlerin aynı listelerde ama manevi olarak iki parti halinde seçime girmelerinin iki taraftan da oy getireceğine inananlar olabilir. Ama iki tarafın da tepki gösterebileceğini, oyların kaçabileceğini de düşünsünler.

Devamını Oku

Neden şaşırdınız?

10 Mart 2011

Avrupa Parlamentosu‘nun Türkiye raporu, iktidar kanadında infialle karışık bir şaşkınlık uyandırdı. Dışarıdan Türkiye’ye bakanlar ve genel olarak izleyenler ne görüyorsa bu raporda onlar var.Olumlu gelişmeler de var, şu andaki bulutlu manzara da var.Duruma bakıldığında, görevi ülkenin AB standartları ile uyum sağlaması için çaba göstermek olan Bakan’ın da, bu raporda yer alan görüşlerin ciddiyetini kavramadığı anlaşılıyor.***Türkiye’nin, fikir, ifade ve basın özgürlüğü alanında karnesinde daha çok zayıf not bulunduğunu görmek için biraz bilgi sahibi olmak yeterlidir.O kadar yeterlidir ki, bu raporun yayınlandığı gün gazete okuyanlar, İsmail Beşikçi’nin bir kitabı dolayısıyla bir kez daha hapis cezasına çarptırıldığını görmüşlerdir. Bu karardan, en çok haberi olması gereken bakan habersizse, rapora şaşıranlar habersizse diyecek bir şey yok. Varolan yanlışlara gözünü kapayıp, biri size bunları söylediği zaman “o zaten muhalif” demekle, “kasıtlı davranıyorlar” demekle ancak kendinizi kandırırsınız.Bir siyasinin, bir sözü nedeniyle meşhur 301’inci maddeden yargılanması gündeme geldi, Bakan izin vermeyince o siyasi kurtuldu. Burada ifade özgürlüğüyle ilgili bir sorun olduğunu, 301’inci madde sorununun devam ettiğini göremiyorsanız, fikir ve ifade özgürlüğünün ne olduğunun hâlâ farkında değilsiniz demektir.Gazeteci Nedim Şener ve gazeteci Ahmet Şık’ın tutuklanmalarıyla ilgili olarak hâlâ kamuoyunu tatmin edecek hiçbir açıklama bulunmadığını, tam tersine “sızdırılan” her bilginin daha fazla kuşku yarattığını göremiyorsanız, öncelikle kendinizden şüphelenmeniz gerekir.***“Bölücü örgüt propagandası” başlığının altına konulmuş yüzlerce soruşturmayı, yargı ve tutuklamanın gerekçesinde aslında ifade özgürlüğüyle ilgili kısıtlamalar olduğunu göremiyorsanız, bayağı kuvvetli demokrasi kursu görmeniz gerekir.Hâlen çok sayıda kitabın yargı önünde olduğunu, yüzlerce kişinin yine fikir ifade ettikleri için yurt dışında yaşamak zorunda kaldığını, yüzlerce gazetecinin inanılmaz cezalar aldığını ve almaya devam ettiğini de bilmiyorsanız, size söylenecek bir şey kalmamıştır.Bunlar eskiden olmuyor muydu? Doğrudur, oluyordu, daha vahimleri de oluyordu. Böyle bir gerekçenin arkasına saklandığınız zaman, ülkeye o “daha kötü günleri” yaşatmış olanlarla aynı zihniyette buluşmuş olursunuz.Avrupa Birliği standartlarını, ülkemizin en gelişmiş demokratik haklara sahip olma hakkı olduğundan ötürü istiyorsanız, durumu görmezden gelmek, eleştirilere kızmak, şaşırmak gibi bir hakkınız olamaz.

Devamını Oku

Çöküntünün resmidir

9 Mart 2011

Birkaç gündür kamuoyunun ilgiyle izlediği bir olay var. Olayın içinde, merkezinde gazeteci kimliği taşıyan bir kişi bulunuyor. Çevresinde de, CHP’nin eski Genel Başkanı Baykal, bugünkü Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, CHP’nin güçlü ismi Tekin, eski YARSAV Başkanı, Odatv’nin tutuklu sahibi Yalçın yer alıyor. Son olarak kimliği bilinmeyen bir de “üst düzey AKP’li” ortaya çıktı.Baykal’a yönelik “cinsel taciz” suçlamasıyla başlayan olaya karışmış olan herkes başka bir şey söylüyor, birinin dediği diğerinin dediğini tutmuyor.Baykal ise olayın kendisi üzerinden Kılıçdaroğlu’nu hedefleyen bir komplo olduğunu söyleyerek duruma biraz aydınlık getirdi. Baykal, Odatv’nin Ergenekon sanığı olarak tutuklanmış olan sahibi Soner Yalçın’ı da açıkça suçladı.Olaya karışmış olan, en azından merkezdeki kadın “gazeteci”nin “akıl aldığı” kişilerden biri olan eski YARSAV Başkanı’nın adını da kamuoyu yine Ergenekon soruşturmaları kapsamında duymuştu.Olayla ilgili açıklamalar ve suçlamalar devam ettikçe yoğun bir telefon dinleme ya da resmi deyimiyle “teknik takip” durumu olduğu da anlaşılıyor.***Herhangi bir vatandaşın, siyasi görüşü ne olursa olsun, bu olaya baktığında göreceği, bir çöküntünün resmidir. Ankara’da birileri başka birilerine cinsel içerikli komplo kurmaya çalışıyor ve bu komplo bir ucundan Ergenekon’a değiyor.Baykal zaten böyle bir komplo ile koltuğundan indirilmiş olduğuna göre “birilerinin” yine benzeri amaçlarla bir şeyler tezgâhladığına inanmak mümkündür.Bu bir siyasi mücadele değildir. İdeolojik mücadele ya da fikir mücadelesi hiç değildir. Bu, pisliğe batmış bir iktidar mücadelesinin resmidir.Türk halkı bu pislikleri üreten, çökme eşiğindeki bir yapıdan bir an önce kurtulmak isteğini zaten her fırsatta gösteriyor.Sürekli birbirini izleyen, telefonları dinleyerek açık bulmaya çalışanların hâlâ bunu bir siyasi mücadele ya da “vatanı kurtarma” faaliyeti olarak takdim etmesini yutmaya hazır olanlar bulunabilir.Artık onlar da yutmasınlar, çöküntünün resmini görmeye çalışsınlar.Şu son olaya bakınca, bu çöküntüyü görmemek için çaba göstermenin ne kadar nafile olduğu ayan beyan ortada. Köhnemiş yapı ayakta durabilmek için en pis yollara başvurmakta, her normal insanın midesini bulandıracak yöntemleri kullanmaktadır.Çöküntünün resmindeki ayrıntılar mideleri bulandırsa da, resmin tümüne iyi bakmak zorunda olan Ankara’dır, siyasetin tümüdür. Türk halkı bu resmi görmüştür, gördüğünü de göstermiştir.

Devamını Oku