Haberin Devamı
Japonya’daki dramın ardından bütün dünya bir kez daha nükleer enerjiyi tartışıyor. Hükümetler de konuyu ele alıyor, vatandaşlarını bilgilendiriyor; ne yaptıklarını ve yeniden değerlendirmelerini anlatıyor.
Bu, Batı’da böyle oluyor. Doğu’ya doğru gittikçe konu daha az konuşulur oluyor.
Biz de, hem görsel hem yazılı basının İbrahim Tatlıses‘e saldırı olayının bütün yayın saatlerini ve sayfaları kaplaması nedeniyle Türkiye’nin nükleer enerji tartışmasına fazla yer ayırmaması dolayısıyla henüz pek bilgi sahibi olmuş değiliz.
Nükleer santral konusunun en amiyane deyimle “şakaya gelmez“ bir konu olduğunu, hele evdeki tüpgaz veya doğal gaz kullanımıyla herhangi bir benzerliği olmadığını aşağı yukarı kestirebiliyoruz.
Ancak yine konuya ayrılan kısıtlı haber saatlerinde ve sayfalarda, aslında çevremizin de nükleer santrallarla çevrili olduğunu, bunların tümünün de “en son teknoloji” ürünü olmadığını biraz duyabildik.
Nükleer santral kurulmasına taraftar olanlar da karşı olanlar da görüş ve kanıtlarını bu vesileyle biraz anlatmış olsalar da Türkiye’nin enerji ihtiyacını nükleer işine girmeden de karşılayacak doğal imkânlara sahip olduğuna ilişkin yaygın bir kanı bulunuyor.
Taraftar olanlar da karşı olanlar da ne kadar anlatırlarsa anlatsınlar, bu santrallerin herhangi bir kazada “kitlesel ölüm aracı”na dönüştüğü kesin olarak ortaya çıkmış durumdadır. Hiç unutmamamız gereken konu da Çernobil felaketinin sadece ülkemizin kuzey bölgelerini değil, bütün Anadolu’yu etkilediği ve ülkemizde kanser vakalarının bu kadar çok olmasının kaynağında bu felaketin bulunduğudur.
Nükleer santral konusunda Hükümet kararını vermiştir, göründüğü kadarıyla da tartışma istemiyor. Japonya dramında daha felaketin asıl etkilerinin ortaya çıkmasına az bir zaman kalmışken bu kadar aceleciliğin bir anlamı yoktur.
Sorumlu bir yönetime düşen, şu anda bu konuda düğmeye basılmadığını ilan etmek, kamuoyunu bu konuda çok daha etkili şekilde bilgilendirdikten sonra düğmeye basılabileceğini açıklamaktır.
Kamuoyunun yeterince bilgi sahibi olması ve nükleer santrale alternatif bir enerji üretiminin mevcut olmadığına ikna olması halinde hükümet düğmeye basabilir. Ama şu anda Japonya’yı izlemek dışında kimsenin yapabileceği bir şey yok. “Kitlesel ölüm” tehlikesi konuşulurken “boş verin biz sağlam yaparız“ sözüyle de kimsenin ikna olması mümkün değildir.

