Korkaklar için pusu!

20 Eylül 2013

Mardin Cezaevi’nin önü, hiçbir insanî açıklaması olmayan bir katliam ortamına dönmüştü..Etrafa saçılmış yüz kadar boş kovan, yaşları 4 ile 11 arasında değişen, kanlar içinde dört çocuk ve anneleri.Biçare ailenin kan davalılarından kaçmak için Mardin’den Diyarbakır’a göç etmesi, kurtarıcı olmamış.Polis ve jandarma, pusu kuran kar maskeli katilleri arıyor.Halkımız “töre” adını vererek bu insanlık dışı intikam alma yöntemini yüceltiyor.Cehalet, pusu kurarak insan öldürmenin, insana onur değil sadece günah ve rezillik yüklediğini unutturuyor.Türkiye’nin bir bölgesi, pusu kurarak adam öldürmenin -hiç değilse namus uğruna- meşru bir iş olduğunu kabul ediyor.Pusu, insana katili görme fırsatı bile tanımaz. Hangi namuslu ve şerefli adam böyle bir intikamı makbul sayar?Eğer pusu kurmanın aşağılık tabiatını düzeltmek yetkisi bana verilmiş olsaydı kan güden ilkel insanları, pusu yerine düelloda hesaplaşmaya mecbur ederdim.Çünkü daha adaletlidir düello.Türkiye’deki töre, Batı’da miadını doldurmuş düellodan bile daha geride kalmış pusu ile, haklı ve yürekli insanları değil korkakları koruyor.Oysa intikam ateşinden bu kadar kolay etkilenen bir toplumda çocuklar ve kadınlar korunmalıydı.İnternete salladığınız her kepçe, töre cinayetleri ve pusu konusunda mükemmel görüşlerle karşılaştırıyor insanı.Bir anket gördüm; önce o...Töreyi “ülkemizin utanç verici bir gerçeği” diye tanımlayan ve “terk edilmeli” diyenler yüzde 76,6 çıkmış.Geri kalanlar da aynı amaçta farklı bir yol izlemeyi, eğitimle aşılmasını önermiş.Gelişi güzel seçtiğim bir mesaj da şunu diyor:“Can almak en büyük kul hakkını gasbetmekken; Kul hakkını ben bile affetmem diye yaradanın sözü varken; Veda hutbesinde kan davasının cahiliye adeti olduğunu ve kaldırıldığını belirten Resullullah sözü duruyorken;Hangi akla hizmetle töre cinayetlerini ve kan davalarını İslâm’a mal ediyorsunuz?Bunlar tamamen kaldırılamayan ağalık sisteminin yarattığı pis işlerdir.Gücünüz yetiyorsa, önce ağalık düzenini yok edin!”

Devamını Oku

Mısır’da öyle burada böyle…

19 Eylül 2013

Sağ gösterip sol vurmak, neredeyse bütün oyunların sürprizidir.Bunun bir örneğini dünkü bazı gazetelerde çıkan “Tesettürlü Türkçe öğretmeni” konulu haberle yaşadık.Öğrenci beklerken öğretmen geldi...Ayvalık’a bağlı Küçükköy beldesindeki ilköğretim okulunda görevli Türkçe öğretmeni Elif Kısa tepeden tırnağa siyah tesettür kıyafetine bürünüp okuluna gitmiş bahçede objektife yakalanmıştı.Yöneticiler tepki göstermekte -haklı olarak- çekingen davrandılar.Yalnız Eğitim İş bu durumun suç oluşturduğunu ve yapılanın kasıt içerdiğini savundu.Laik rejimler vatandaşa taraf görüntüsü vermemeyi inancın da gereği sayıyor. Vatandaşın hizmet aldığı kamu kurumlarında dinsel aidiyet yansıtan kıyafet görmesi, bu nedenle kabul edilmiyor.Devlet taraf tutmazBu hassasiyetin gereğine uymakla devletin tarafsızlığına güven duymak arasında sıkı bir yakınlık olduğunu biliyoruz.Bir inanç grubuna mensubiyetini açıkça gösteren bir kamu görevlisi örneğin öğretmen, yargıç ve savcı, ameliyatınızı yapacak doktor, tüm demokratik toplumlarda makbul olmayan, güven vermeyen kişilerdir.Ama laiklik koruyucudur.Nitekim Başbakan Erdoğan Mısır’a yaptığı ziyaret sırasında üniversite kürsüsünden laik rejimin faziletini övgüyle anlatmıştır.Siyaset oynak bir zemin. Aynı Başbakan’dan bir dış gezi sırasında şöyle bir itiraz da işittik:“Türban velev ki siyasi simge olsun dünyanın hangi yerinde siyasi simge yasaklanmıştır?”Demokrasiye ve insan haklarına bağlı toplumların çoğunda kamu görevi yapan kişiler siyasi simge taşımazlar. Hele o simge dini aidiyet yansıtıyorsa...Türban hukuki konuAKP iktidarı, din istismarı alanında kendini tutamıyor.Din emri yerine getirme düşüncesi cesaret artırıcı bir sebep olabilir.Ama öğretmen rol modeldir.Yetişme çağında çocukları tesettürün monotonluğuna mahkûm etmek ve öğretmenleri sınırlamak siyaset yapan bir takımın haddi olmamalıdır.Ayrıca şu var:Türban hukuki bir konudur.Anayasa Mahkemesi (AYM) kararları da bağlayıcıdır. Yasama, yürütme ve yargı organları yanında özel ve tüzel kişileri de bağlar.Tanınmış anayasacı Prof. Dr. Erdoğan Teziç şunu dedi:“AYM kararları, anayasa kuralı gibidir.. Onun için AYM kararlarının kanunla veya Meclis kararı ile değiştirilmesi hukuken mümkün değildir..”İktidarın atraksiyonunu merakla bekleyeceğiz.AKP’yi 11 yıllık iktidar tecrübesinden sonra demokratik, laik rejime içtenlikle sahip görmek hoş bir sürpriz olur!

Devamını Oku

Üçüz doğum beklerken

18 Eylül 2013

Çözüm süreci ile yeni anayasa çalışmaları ve demokrasi paketi, anne karnında doğumu bekleyen üçüzleri andırıyor.Tabii kimilerine göre böyledir.Ben farklı düşünüyorum. Üç çalışma da başlı başına büyük sorundur.Mutlaka üçüne aynı zamanda çözüm aramak ve bulmak mecburiyeti yoktur. Ama birinde elde edilecek başarıdan öteki çözümler de olumlu etkilenecektir.Nitekim çatışmasızlık anlaşması sayesinde 8 aydır cenaze görmeyişimiz, güven duygusu oluştuğuna işarettir.PKK liderlerinin bu aşamadan geri dönmenin siyaset ahlâkına uymayacağını söylemesi önemlidir.KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık, PKK’nın üstüne düşeni yaptığını, şimdi herkesin devlet ne yapacak; onu beklediğini belirtti.PKK İmralı Ofisi!..Bayık, demokratikleşme paketindeki gecikmeyi protesto etmek gereği doğarsa kullanılacak aracın silâh ve silâhlı eylem olmadığını, tepkilerini artık silâhsız eylemlerle göstereceklerini ifade etti.Bu tarz değişikliği, yani tehdit ve şantajın dolaşımdan kalkması, iç barışı kurma çabalarına kolaylık getirir.Öcalan’ın çözüm sürecine katkısını daha etkin ve verimli hale getirmek için öngördüğü şartlar, dağdan yansıyan taleplere göre daha geçerli demesek de daha gerçekçidir.Örgütün idam cezasından çevrilmiş ömür boyu hapse hükümlü lideri, olup bitenden her aşamada haberdar olmak istiyor.İmralı’da bir özel ofise sahip olsun ve dilediği kişilerle istediği zaman buluşsun, konuşsun ve yönetsin istiyor.Süreci rayında tutacak bir izleme komisyonu da var listesinde...Paket adına lâyık mı?Ayrıca müzakere aşamasına gelindiğine inandığı için bürokratlarla yürüyen süreci, siyasetçilerle yürütmeye karar vermiş; bu da pazarlık kabul etmeyen bir talep olarak öne çıkıyor.Demokrasi Paketi’nin açıklanması, ha bugün, ha yarın diye uzun zaman sallandı.Başbakan Erdoğan dün “Ay sonuna kadar açıklayacağım“ dedi.Hükümet paketin içeriğini günler, haftalar boyu açıklayamamıştı.Tatmin edici olmayan içeriği nedeniyle mi uzadı?Yoksa pakete tatmin edici bir içerik kazandırmak amacıyla bu gecikme göze mi alındı?Muhalefet, şeffaflıktan yoksun pakete demokratik denemeyeceğini söylüyor. İçeriğin tatmin edici olamadığını da iktidarın toplumla yüzleşmeyi sürekli erteleyen tavrından anlamak mümkün.Dileriz TBMM demokrasi paketine muhtaç olduğu emeği ve zamanı verir..

Devamını Oku

Adalet için yakarmak

17 Eylül 2013

Hrant Dink’in ruhu altı yıldan beri azınlık bölünmüşlüğünün acımasızlığında azap çekiyor.Bu azaba zavallı ailesi de taraftır.Yerel mahkemenin kararını bozan Yargıtay, davaya yeniden bakacak.Dink ailesinin dünkü VATAN’da çıkan açıklaması, katilleri yakalama iradesinden uzak duran devletin ikinci yargılama için de umut veremeyeceği inancını yansıtıyor.“Üzerimize gülündü, alay edildi. Ama en büyük alayı mahkeme ‘Cinayette örgüt yoktur’ diyerek etti.”Cinayet mekanizmalarını ve suç ittifaklarını ortaya çıkarma konusunda yaşanan tek eksiğin siyasi iktidar eksiği olduğunu öne süren açıklamada Dink ailesinin ikinci kez bu oyunda kullanılmayı kabul etmediği belirtiliyor.Açıklamada Dink ailesinin bundan böyle duruşmalara katılmayacağı belirtilirken şu saptama yapılıyor:“Yargıtay’ın yerel mahkemenin kararını bozan hükmü, var olduğunu tespit ettiği örgütü birkaç milliyetçi gençle sınırlayarak bizlerle bir kez daha alay etti.Bu oyununa alet olmayacağız. Duruşmalara katılmayacağız.”Dink ailesi altı yıl boyunca adalet uyanacak, hak yerine bulacak ümidi ile yaşadı. Olayın tanığı olan herkes de bu umudu paylaştı.Azınlıkların kendilerini asıl vatandaş hissettikleri bir Türkiye’nin sadece hayalini kurmak yeter!Dikkat patlar!Suriye’deki derdin silâhsız kapanacağına bakıp sevinmek çok sürmedi.Önceki gün Hatay’daki sınırımızda bir Suriye helikopterinin infilâk ederek düştüğü haberi geldi.Sonradan anlaşıldı ki helikopter Türk hava sahasında 2 km ihlâlde bulunmuş, bu nedenle Türk jetleri tarafından vurulmuştur.Suriye askeri uçağının ihlâl eylemi, sağlam kanıtlarla sabittir. Ama Türkiye’nin ihlâli önleme tarzı, orantılı bir seçim midir?2 Km’lik ihlâl, silâhsız bir helikoptere karşı kabul edilebilir müdahale midir?Geçen yılın temmuzunda Doğu Akdeniz üstünde keşif görevi sırasında bir jetimiz düşürülmüştü.O zamandan bekleyen bir intikam mı bu?Genelkurmay intikam gerekçesini yalanladı ama bölgenin güvenlik hassasiyetleri de aynı mecburiyeti hatırlatmış olabilir.Çünkü hava sahası ihlâlinin cezasız bırakılması risktir ve ihlâl eylemine sesini çıkarmayan bir devlet sınırlarının yol geçen hanına dönüşmesine katlanmak zorunda kalabilir.Hiçbir ülke böyle bir duruma düşmek istemez!

Devamını Oku

Derinlikli müzakere

16 Eylül 2013

Otuz yılı aşkın bir süredir “Terörle pazarlık olmaz” diye yazıyor, söylüyoruz.Ama sanki önümüzde dev bir engel var ve ilerlememize izin vermiyor.Biz de çaresizlik içinde terörle pazarlık ediyoruz.Bir yılı geçtiği hâlde bu çabalardan sonuç alamadığımız için de daha ileri bir aşamaya sıçrama şansımızı artırmayı umuyoruz.İmralı’da Öcalan’la uzun bir görüşme yapan BDP heyeti, şu anda uygulanan yöntemin işe yaramadığını öne sürerek şu görüşleri ifade etti:“Kalıcı çözüm için mutlaka derinlikli müzakerelere geçilmesi gerekiyor..”Öcalan BDP’li ziyaretçilerine İmralı’da ateşkesi sürdürmenin önemini anlatmış.Bu durumu korumaya iki tarafın birlikte özen göstermesi gerektiğini belirttikten sonra da şöyle devam etmiş:“Devletin derinlikli bir müzakere için yeterli araçları ve imkânları yaratması, sürecin ilerlemesi için elzemdir.”Siyasi çevrelerde, KCK’ya bağlı silâhlı unsurların sınır ötesine çekilmesini durduran kararından dolayı Kandil’i, Öcalan’ın eleştirileceği beklentisi oluşmuştu. Bu tahmin tutmadı.Böylelikle süreçteki yavaşlığa tepki göstermekte KCK’nın yerinde bir karar verdiği anlaşılmış oldu.Öcalan’ın başka türlü davranma şansı kalmadığı da belirtilmiş oldu.Ömür boyu hapse mahkûm terör örgütü elebaşısı Öcalan, kalıcı çözüm arama vaktinin geldiğini belirtiyor. Ama farklı bir tarzla...“Mutlaka diyalog aşamasından çıkıp derinlikli müzakerelere geçilmesi gerekiyor. Bunun araçlarının, olanaklarının yaratılması gerekiyor.”Öcalan bu görevin devletin borcu olduğunu düşünüyor. Ve ihtiyaçları konusunda uzun ve zor bir liste veriyor:“Burada tek başıma dış dünyayla bağlantım zayıfken müzakere yürütemem. Benimle müzakere isteniyorsa avukatlarımla, başka siyasi heyetlerle görüşebilmem gerekiyor. Basınla, medya kuruluşlarıyla görüşebilmem gerekiyor.Devlete bu çerçevede önerilerimi yaptım. Ne kadar ciddiye alınacağını hep birlikte göreceğiz.”Terör örgütü liderine bir ofis gerekecektir.Bu düzeyde temasları devlet çatısı altında yürüteceğine göre yetki ve unvan sahibi olmak isteyecektir.İki taraf da makul olmalı, şeffaf olmalı, “tavşana kaç, tazıya tut” türü yöntemlere başvurarak kimse zamana oynamamalıdır.

Devamını Oku

Terörün yeni evi Suriye olmasın

14 Eylül 2013

Dış politikanın eksenini ülkenin ulusal çıkarları belirler.Ülkenin çıkarına olmayan her adım da sorumlu hükümeti ve sorumlu bakanı başarısızlığa mahkûm eder.Suriye’nin Halep kentinde El Kaide türevi örgütlere bağlı militanların, yüzlerce insanın gözü önünde gerçekleştirdikleri infazın görüntüleri, dünya çapında bir nefret duygusu oluşturdu.Time dergisinin yayınladığı fotoğraflar, rejim yanlısı olduğu gerekçesiyle ölüm cezasına çarptırılan bir gencin dayanılması zor görüntülerini yansıtıyor.Nefretin insanlıktan çıkardığı muhalif militanlar resimlerde, Esad’a sadık genç bir askerin başını gövdesinden ayırıyor, sonra da kesik başı havaya kaldırarak kutlama (!) yapıyorlar.Suriye iç savaşı kirli bir savaştır.Müslümanı Müslüman’a kırdıran nefret, bu komşu ülkeyi cehenneme çevirmiştir.Türkiye’yi yöneten ihtiras Suriye’de taraf tutarak bu ülkenin hafızasındaki kara listeye adını yazdırmıştır.Seksen yıllık “yurtta sulh, cihanda sulh” siyasetini inkâr ve iptal eden tercih az kalsın başımıza büyük bir dert açıyordu ki bizi Allah kurtarmıştır.Suriye iç savaşında Amerika ile Rusya arasında dün sağlanan anlaşma zamanı 2 yıl öncesine götürmeyecektir.Yüzbinlerce Suriyeli mülteci başımıza kalmıştır. Türkiye taraf tutmasa yıkımın bu boyuta dayanması mümkün olamazdı.Esad, Rusya kartı ile anlaşmayı kotarmıştır. İlk fırsatta ülkesinde türeyen terör örgütlerini, Türkiye’den intikam amacına kilitleyecektir.Suriye’ye doluşmuş terör örgütlerinin yaratacağı risklere karşı alınacak tedbirler, sağlanan anlaşmanın önemli başlıklarından biri olmalıdır.Zirvedeki hesapBaşbakan Yardımcısı Arınç, Türkiye’nin yakın geleceğini okumakta özel bir maharete sahip.Verdiği son TV mülâkatında, Cumhurbaşkanı seçiminin taşıdığı sırları açıklıkla ortaya koydu.“Abdullah Gül ikinci kez adaylığını koymayacaksa ve Başbakan da Cumhurbaşkanı olacaksa… “Burada söz bulamadı ve “başımızın üstünde yeri var” dedi.Halkın sevgilisi haline gelmiş bir insan özelliği ile Gül’ün “tekrar dönecek olursa başlarının üstünde yeri olacağını” bir kez daha tekrarladı.Bu tahlili biraz daha derinleştirmek gerekirse…Suyun üstünde Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Gül yazısı beliriyor.

Devamını Oku

Tek başına..

13 Eylül 2013

Adalet mülkün temeli ise devlet acınacak hâle düşmüş demektir!“Hukuk devleti” anlayışı yeni insanın beklentilerine cevap veremiyor artık.O nedenle çağdaş insanın yaşamına “hukukun üstünlüğü” değişimi damgasını vuruyor.Ergenekon davasında 34 yıl, 8 ay hapse hüküm giyen gazeteci yazar ve milletvekili Mustafa Balbay, ailesiyle birlikte dünkü VATAN’ın konuğu oldu.Görmüşsünüzdür.Silivri, insan onuruna dönük kabalığın rakipsiz simgesi olarak anılacak hep.Çoğu masum, kimileri neyle suçlandığını bilmeden yıllarca Silivri’de yatan asker, siyasetçi ve akademisyen, yaşadıkları onur kırıcı eza ve cefanın bir mucize ile biteceği hayalini besleyerek günlerini geçiriyorlar.Bu arada Balbay ailesinin hayatında önemli bir değişiklik gerçekleşti. Çünkü Mustafa 4,5 yıldır yattığı hücresinden alınarak Ankara Sincan Cezaevi’ne götürüldü.Silivri’deki gibi yine tek başına çekiyor cezasını. Tecrit rejimine tabi tutulduğu için bulunduğu yere zindan demenin bir yanlışı yoktur.Eşi Gülşah Balbay VATAN aracılığıyla bir çağrı yaptı:“Cezaevinde tek başına olmasına üzülüyoruz. Koğuşuna hiç kimseyi vermediler. Havalandırmaya çıktığında bile tek başına..”Esaret ve yalnızlık..Bunlar bir araya geldiğinde toplamını değil çarpımını çektirir insana. O bakımdan Gülşah Balbay’ın çağrısına kulak vermeli, Mustafa Balbay yalnızlığından kurtarılmalıdır.Kimse tüzük, yönetmelik masalı anlatmaya kalkışmasın.Otuz bin hayatı söndürmenin günahını taşıyan PKK elebaşısı Öcalan’ı her kim hücrede tek başına yaşamaktan kurtardı ise Balbay’ı da kurtarsın.Devletin merhametini hak etmek için mutlaka ihanet ve cinayet suçlusu olmak gerekmiyor herhâlde..ABD’ye dikkat!Komşularla sıfır sorun, bir siyaset tercihidir.Ama barış içinde yaşamak bu tercihin varlık sebebidir.Hatalar sorunsuz komşulukları bitirdi.Eksilen gücün tekrar kazanılması Amerika sayesinde belki mümkün olacaktı fakat Suriye krizi o şansı da kaybettirdi bize.Amerika-Rusya dansının arasına girmek ne kazandırır? Dikkat çekici şeyler söylemek mecburiyeti altında yanlış sesler çıkarırsınız.Davutoğlu, Esad’ın kimyasal silâhlarını imha etmek isterken yeni katliamlara yeşil ışık yakılacağını söyleyince kıyamet koptu.ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü “En iyisi askeri harekât düzenlemek değil” dedi.Diplomatik çevrelerde bir kaygı var:Bir Amerika kalmıştı; yoksa o da mı gidiyor?

Devamını Oku

Değişmek zamanı

12 Eylül 2013

Başbakan seçimde izleyecekleri stratejinin ana unsurlarını açığa vurdu.“TL bazında Türkiye ekonomisi bir trilyon lira milli gelir seviyesine ulaşarak rekor kırmıştır.. Alın teri değen herkese teşekkür ediyorum.”“Onlar tuzak kuracaklar. Önce Allah sonra millet o tuzakları bozacak. Onların bir tuzağı varsa Allah’ın da bir tuzağı vardır, milletin de bir tuzağı vardır.”“O tuzakların hepsi tek tek boşa çıkıyor. İlkesizce atılan manşetler yalanlar sahiplerini utandırıyor.”“Eğer bu karanlık tarihler unutulursa tekerrür eder. Gençlerimizin bu darbelerin nasıl hazırlandığını bilmeleri gerekir.”“Ülkemizin refahını, huzurunu bozmaya kimsenin hakkı yoktur.Bu ülkenin güvenlik güçleri gerekli müdahaleyi yapar, kusura bakmayın.”Başbakan’ın yaptığı konuşmanın değişik bölümlerinden alınan parçalar iktidar partisinin üç seçim içeren dönemde önemseyeceği konuların ipuçlarını veriyor.Mağduriyet AKP’nin çok yararlandığı bir sömürü alanıdır.Bu şekilde parti sözcüleri, iç ve dış tehditlere karşı önce Allah’a sonra halka sığınıyor görüntüsü vermenin fırsatını elde etmektedir.Başbakan Erdoğan, hitabet sanatı saydığı öfkeyi kullanmaya devam edecektir. Çünkü kazandırdığına inanmıştır.Ve öfke aracını da en çok medyayı terbiye etme hedefine ulaşmak için kullanacaktır.Mağduriyet şikâyetleri güncel tutulurken askeri darbelerin gündemden düşmemesine özen gösterilecektir.Toplumsal olaylara son aylarda polisin sadece katkıda bulunduğunu söylemek mümkündür.Türkiye’nin imajına zarar veren ve “polis devleti” olarak nitelenmesine sebep olan bu müdahale anlayışını terk etme zamanının geldiğini iktidar artık fark etmelidir.Başbakan’ın konuşması, asayiş ve güvenlik siyasetinde, demokratik hoşgörüye doğru bir değişim getirileceğini vaat eden bir işaret taşımıyor.Bu arada din istismarı da tırmanışını sürdürüyor.Merak ediyor insan:İktidar partisinin seçim anketlerinden aldığı sonuçlar, yüzde 50 seviyesini koruduğunu gösteriyor.Bu zorlamaların sebebi ve hedefi ne?Şehit hesabıNe zaman PKK ile görüşmelerden söz açılsa AKP ve BDP sözcüleri “İki aydır şehit cenazesi gelmiyor; daha ne” argümanını sunuyorlar.Vatandaşın kafası karışık.Sorduğu şudur:Şehit vermemenin karşılığı ne?Çok dikkat etmek lâzım:Bu sorunun cevabı, ileride daha çok şehit vermenin sebebi asla olmalı!

Devamını Oku