Demokrasi Paketi nihayet açıklandı. Başbakan görünce şaşıracağımızı söylemişti; dediği çıktı mı?Sorunun tek cevabı yoktur, beklentinin düzeyi herkeste değişiyor çünkü.Başbakan’ın paketi açıklamak üzere kürsüye yürürken dışa vuran vücut dili, tatmin olmamış bir ruh hâli yaşadığını belli ediyordu.Şaşırtan çelişki iktidarın eylemlerinde birikmişti.Açıklamanın başlığı “Demokrasi Paketi” idi ama iki büyük hata paketi boşaltmıştı.Başbakanlık, 10’dan çok medya kuruluşuna sansür ve akreditasyon uygulamıştır. Politikası beğenilmeyen medya kuruluşları toplantıya çağırılmamış, buralarda çalışanların mesleklerini yapmaları önlenmiştir.İçini döksün bakalımTürkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Basın Konseyi tarafından yayınlanan protesto bildirileri ciddiye alınmalıdır.Türkiye son zamanlarda ifade özgürlüğü alanındaki ihlâllerle anılıyor ve yıpranıyor.Gelişmesini tamamlamamış toplumların acınası derdini Oscar Wilde şöyle alaya almıştı:“Herkes fikrini söyler, kararı ben veririm. Burada demokrasi var!”Paketin baştan aşağı işe yaramaz olduğunu iddia ediyor değilim. Haksızlık olur. Bir yasa paketini eleştirmek, içeriğinden haberdar olmakla mümkündür. İktidar milletvekilleri bile tam bilmiyor paketi.“Gök yüzünde yalnız gezen yıldızlar” şarkısı uygun bir fon müziği olurdu onlara.Seçim Kanunu için önerilen değişiklikler, harcanmayacak fırsattır. Üç alternatif var. Hangisi halkla bütünleşen parlamenter yaratmaya yarar acaba?Seçim sistemi önerileri, paketin değerli hizmetlerinden biri olabilir.Baş örtüsü yasağı...Bir teklif, barajı yüzde 5’e çekip 5 adaylı daraltılmış seçim çevrelerinin yarışını öngörüyor.Diğer teklif ülke barajını kaldırıp adayları teke tek yarıştıran dar bölge seçim sistemidir.Tanınmış anayasacı Prof. Erdoğan Teziç, barajı 5’e indirerek bugünkü sistemi korumanın bize uygun olacağını söylüyor.Partilere hazine yardımının müzminleşmiş adaletsizliği bitiyor umarız. Bu hak edişin barajı yüzde7’den 3’e iniyor.Nefret suçu yasalarımızda vardı ama etkisiz bulunduğu için cezaları bir yıldan üç yıla çıkarılmış.İktidar baş örtüsü yasağını kaldırmanın anahtarını demokrasi paketinde buldu.Paket, Kürtçe eğitimi konusunda özel okullara daha eli açık davrandı. Tartışmalı geçecek.Aynı şekilde kamuda baş örtüsü yasağının kalkması da gürültülü uzlaşmalarla gerçekleşecek, besbelli..“Kıyafet serbest” deyince neler göreceğimizi o kadar çok merak eden var ki!
çüncü dönem yasağı koymak etkileyici bir efelikti. Ama efeler de insan; hata yapabilir!İktidar partisi bakalım tükürdüğünü yalıyor görüntüsü vermeden o kararı değiştirebilecek mi?Üç dönem siyasi görevlerde bulunanların bir dönem dinlendirilmesi paylaşma fazileti ile taçlanmış bir fedakârlık sayılabilir.Dürüst olalım, açık konuşalım:Bu tüzük kuralı, mazoşist bir eğilimin fiyakasıdır. Ama o fiyaka, partinin hatta ülkenin zarar görmesine sebep olabilir.Hayat, üç dönemin bilgi ve deneyimini biriktirmiş, lider yeteneklerini geliştirmiş başarılı siyasetçiler çıkarabilir karşımıza; onlara “Sen bir dönem kenarda otur dinlen” deme lüksüne sahip olamayız.Hele Üçüncü Dönem Yasağı partinin başbakan olan genel başkanını içine alıyorsa...Bu kararı seçmen vermeli.Kuralları daraltmak seçimi yönlendirmek, ülkenin kaderine müdahale sonuçları doğurabilir.Böyle bir hakkı kimse kendinde görmemelidir.Churchill, böylesine tuhaf bir müdahaleyle dinlensin diye kenara alınmış olsaydı, tarih mutlaka başka şeyler yazacaktı. Ama daha iyi şeyler değil...Şükredelim ki insanlık; lider koltuklarını adaylara sırayla kullandırmanın yanlışına düşmemiş.AKP de düşmesin!Giderken düzeldiAnayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç önceki gün Muş’taki Alpaslan Üniversitesi’nde konuştu.Konu “İnsan Onuru ve Anayasa” idi.Sözü Müslüman ülkelerde yaşanan vahşete getiren Kılıç şöyle devam etti:“Bir kiliseyi patlatıp yüz insanın ölümüne sebep olmak..Dinin neresinde buna izin var?Kafa kesmek, iç organları elde gezdirmek.. Böyle bir vahşeti İslâmla nasıl izah edebilirsiniz?Bu nasıl bir inançtır?Eğer bu Müslümanlıksa ben Müslüman değilim!”Haşim Kılıç, yüksek mahkemedeki icraatı ve kararlara katılış biçimi ile siyasal İslâm’a yatkın bir temsilci görüntüsü verdi.Uzun yıllar boyunca vereceği kararlar önceden tahmin edilebildi.Artık son dönemi.. Yaş haddinden emekli olacak. Ama arkasında kötü bir ün bırakmayacak.Çünkü son yıllarda hızlanan bir değişim ona, iyi bir yüksek mahkeme başkanı kimliği kazandırmıştır.Anayasa Mahkemesi’nde 23 yıl uzun bir zaman..Seçici irade bu mahkemeye hakim seçerken geleceği olan adaylar yerine, o geleceği zaten yakalamış kişileri bulup çıkarmalı.
Yalnızlığı parlatıyoruz son günlerde. Çünkü sahip olduğumuz şey yalnızlık bile olsa bizden dolayı makbul sayılmalı..Financial Times gazetesinde çıkan Abdullah Gül mülâkatı “Türkiye bölgesinde müttefiksiz kaldı” başlığı ile yayınlandı.Gazetenin deneyimli yazarı Daniel Dombey, Arap dünyasındaki çalkantılar ve Avrupa’nın içine kapanması yüzünden Türkiye’nin belirsizlik içine düştüğünü söylüyor.Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler koridorlarında yürürken Arapların sevgi gösterilerine muhatap olduğu 2011’den bu yana çok şeyin değiştiğini savunan Daniel Dombey, Türkiye’nin heveslerini yansıttığı Orta Doğu coğrafyasının şimdi Erdoğan için “devasız dertlerle dolu” göründüğünü yazdı.Çünkü... “Suriye düşman; İran ve Irak onun ardından geliyor. İki THY pilotunun kaçırılması ardından Lübnan da yasak bölge ilân edildi.”Bir devletin yalnızlığa sürüklenmesi dış politikadaki başarısızlığın göstergesidir.Durumun taşıdığı vahamete dün CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da dikkatleri çekti: “Kapısını çalabileceğimiz bir komşumuz kalmadı. Herkesi düşman ilân ettik..”Ana muhalefet partisi liderine göre “terör ithal eden ülke” konumuna gelmiş görünmenin önlemini almak lâzım.Ama ne yazık ki bu konuda şüpheler açıkça seslendirilmeye başlamıştır.Cumhurbaşkanı Gül’ün mülâkat yaptığı gazetelerden biri de Washington Post idi.Gül’ü izleyen gazeteciler arasında Hürriyet’ten İsmet Berkan da vardı.Dikkatinden kaçmamış; aynı mülâkat içinde “Türkiye Suriye’deki radikal unsurları destekliyor mu?” sorusuna iki bile değil, tam üç kez muhatap olmuş.Berkan “Türkiye imajı hakkında ciddi fikir veren bir durum” diyor ve bu sorunun her yerde Gül’ün karşısına çıktığını söylüyor.Başbakan’ın yarın sunacağı demokratikleşme paketi ile yeni bir şans yaratacağını düşünenleri yanıltmamasını diliyoruz!Şaşırtan paketBaşbakan yarın açıklayacağı paketin çok kimseyi şaşırtacağını söyledi.Başbakan boş konuşmaz; acayip demokratikleşeceğiz demektir!Zaten gelişinden belliydi; paketin yarım anayasa değişikliğine bedel hükümler içerdiği belli olmuştu.Neden şaşıralım?Çünkü CHP milletvekilleri bir yana AKP’lilerin bile içerikten haberdar olmaması, paketin “şaşırtıcı bir iş” niteliğini kanıtlamaya yetiyor...
Çoğumuz IMF’ye (Uluslararası Para Fonu) kapitalist düzenin acımasız patronu gözüyle bakarak, sövüp sayarak büyüdük.IMF Başkanı Christine Lagarde’ın dün Birleşmiş Milletler’de yaptığı konuşmayı okurken “iki binli yılların yeni bir mucizesi mi gerçekleşiyor?” diye düşündüm.Bayan Başkan IMF geleneğini değiştiriyor, insanı paranın önüne geçiriyor, ekonomistlere yeni bir bakış açısı öneriyordu.Bayan Lagarde’a göre ekonomistler bugüne kadar sadece büyümeyle ilgilenip gelir dağılımıyla meşgul olmamışlardır.Oysa IMF’nin son araştırmaları, gelir dağılımı adaletini gözeten ekonomilerin iki başarıyı birlikte sağladıklarını ortaya koymuştur.Yani bu ülkeler gelir dağılımı adaletini sağlamaya çalışırken sürdürülebilir büyümeyi sağlamakta kolaylık yaşamışlardır.Yoksullukla savaşIMF Başkanı’nın önerdiği politika tercihleri AKP iktidarı döneminde hayat bulmuş mudur?Bu hedefin peşine inançla düşmek iktidarın başarısını büyütebilirdi.Ama yazık ki AKP’nin kendi zenginini yaratma çabası, fukaralıkla savaşta başarı getirecek kaynakların israf edilmesine sebep olmuştur.Gelir dağılımı adaletini sağlamanın yollarından biri işsizlikle mücadeledir. Rakamlarla oynayarak görüntüyü kurtarmak sorunu çözümsüzlüğe mahkûm ediyor.Medya mahallesini korkutarak mutlu bir hayal dünyası yaratmanın bedeli de ağır oluyor.İşte Siverek ilçesinde İşkur’un 9 ay çalıştırılmak üzere 644 işçi alma teşebbüsünde uğradığı talihsizlik...Daha dengeli dağılımBaşvuranların 2 bini bulması yüzünden izdiham oluşunca polisten yardım istenmiş, polis de “her derde deva” biber gazı kullanarak asayişi sağlamıştır!Türk vatandaşı çocukluk çağında anasının, babasının “Ağzına biber sürerim” tehdidi ile terbiye ediliyor;Yetişkinlikte “Gözüne biber sıkarım” tehdidiyle devlet baba sahne alıyor.IMF bile artık sol politikalardan medet umar hâle gelmiştir. Başkan Lagarde, kapitalistlerin dünyasına “Daha dengeli gelir dağılımı” tavsiye ettiğine ve bunun toplumsal barış yoluyla istikrara da hizmet edeceğini söylediğine göre hükümet endişeye düşmeden siyasetini düzeltmelidir.Çözüme sondan başlamalı, icraatının ilk adımı olarak gaz kullanmaya son vermelidir!
Dağdaki elebaşı yine tehdit etti. Çekilmeyi durdurmuşlardı ya; tümden bitireceklerini söyledi!KCK Eş Başkanı Cemil Bayık İmralı’da Öcalan ile yapılan görüşmelerin diyalog aşamasında takıldığını, müzakere aşamasına geçemediğini öne sürdü.Bir Kürt televizyonuna demeç veren Cemil Bayık, PKK silâhlı unsurlarının Kuzey Irak’a çekilmesini bu aksama sebebiyle durdurduklarını savunuyor.İmralı’da Öcalan ve BDP heyeti arasında 15 günde bir yapılması gereken görüşmelerin arasına 45 gün girdiğini öne sürerek tehdit-tavsiye tonunda şunları söylüyor:“PKK’nın çekilmesinin durdurulması, devleti uyarmak içindi. Eğer AKP Hükümeti adım atmazsa biz de süreci bitiririz!”Halktan kopmak...Bayık’ın konuşmalarından terör örgütünün, müzakere yürüttüğü devlet tarafına hiç güven duymadığı anlaşılıyor.Terör elebaşısı Bayık’a göre iktidarın yapmak istediği şey görüşmeleri sürüncemeye sokmak ve önümüzdeki üç seçimi, bıçak sırtında bile gitse çatışmasızlık ortamında gerçekleştirerek avantaj sağlamak..Çünkü çatışmasız ve gerilimsiz bir seçim ortamının, emeği geçen partilere iktidara özetle herkese getirisi çok kazançlı oluyor.Stratejistler bir “çıldırma hâli” patlak vermedikçe “çözüm süreci”nin iflâs etmeyeceğini düşünüyorlar.Çünkü çözüm sürecinin ilk aşamasında yaratılan toplumsal beklenti, dönüşü olmayan bir hedefe doğru yola çıkıldığı inancını vermiştir.Süreci tahrip etmenin iki tarafa da vereceği zarar ağır olacaktır.Böyle bir hamle, ateşkesi bozanların siciline “halktan koptular” sabıkasını yazdıracaktır.Büyüyen tehlikeBir yandan da şu gerçek var;Türkiye çözüm sürecini sakatlanmaktan korumaya ve işletmeye uğraşırken PKK dağ kadrosunu 7 bine çıkarmıştır.Önümüzdeki dönemde özellikle Suriye sınırımıza komşu bölgenin iyi korunması gerekecektir.Esad rejimine karşı savaşan ve kendi içlerinde bölündükleri bilinen örgütlerin İslâmi cephede yer alanları, bu sakıncayı gidermek amacıyla “şeriat çatısı altında birleşme” çağrısı aldılar.El Kaide bağlantılı El Nusra Cephesi’nin de yer aldığı birlik, Suriye PKK’sının yoğun olduğu bölgede Türkiye’nin terörle mücadelesini zorlaştıracaktır.Barış istiyorsak “Çözüm Süreci”ni hızlandırmak bu nedenle bir mecburiyettir.Şaka değil; ciddi bir tehdit güney sınırımızın yanıbaşında her gün biraz daha büyüyor.Çözüm gecikmemeli!
Demokratik rejimlerin kalitesini halka sunduğu seçeneklerin sayısı ve niteliği belirler.Geçmişte seçenekler kısıtlı olurdu.Meclis’teki çoğunluğu örgütleme pazarlıkları, sıkça tıkanmalar yaratırdı.Yeni Cumhurbaşkanı’nı doğrudan halk seçecek.Lideri “tek adam” haline getiren siyaset kültürümüz, halk tarafından yapılacak ilk Cumhurbaşkanı seçimini beklediğimizden daha çekişmeli bir yarışa çevirebilir.Riski en düşük çözüm, zamanı geldiğinde Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan Erdoğan’ın yerlerini değiştirmeleridir.Engel mi var; parti kurucularını yarışa sokmak ayıp mı olur?Hayır olmaz. Geri tepebilir.Nitekim zaman ilerledikçe “gerçek bir seçim”in şartları oluşmaya başlamıştır.Bu süreç daha da yoğunlaşacak ve seçimde ne yapılması gerekirse AKP önderleri onu yapmaya mecbur kalacaklardır.Cumhurbaşkanı Gül hesapça ahde vefa gösterip yerini yol arkadaşı Erdoğan’a devre hazır görünüyor.Cumhurbaşkanlığı, bağışlanacak hediye edilecek bir makam mı?Gül’ün bir dönem daha aday olma hakkı vardır ve bundan vazgeçmesi için makul bir sebep bulunmuyor.Kendileri istemese bile olaylar onları birbirlerine alternatif durumuna getiriyor.Suriye’de savaş isteyen, Gezi eylemlerini hiddetle bastıran polisi destanlaştırarak yücelten Tayyip Erdoğan bir yanda...Gezi eylemlerinden hiç değilse başlangıcında gurur duyan ve Suriye için barışçı çabaları savunan Abdullah Gül karşısında.Farklılık bu kadar açık olmasa ne alâ. İki AKP büyüğünün durumu ve duruşları onları Cumhurbaşkanlığı seçiminde rakip olarak yarışmaya mecbur ediyor.Siyasi olarak da ahlâki olarak da bu böyledir.Birbirlerine ikram edecekleri bir taç veya taht yok ortada!Laiklik neymiş?28 Şubat MGK tutanaklarını okumadınızsa bulun ve okuyun...Laiklik ve irtica konusunda en can alıcı bölümleri zabıtlardan VATAN ekibi çıkarmış.Dönemin Cumhurbaşkanı Demirel tedbirlerin dindar kesimi tedirgin etmemesini öğütlemiş.Genelkurmay Başkanı Karadayı şeriat tehdidinin ciddiye alınmasını istemiş.Ve Erbakan almış sazı:“Laiklik Müslümanlığa en uygun kuraldır. Yobaz zihniyetten ülke zarar görür. Demokrasi ve laikliği korumak için tedbirleri almalıyız.”Laiklik olmasa her partinin kendine ait bir din yorumu olurdu.Kimse rahmetli Erbakan’a nediyorsa öyle davranması gerektiğini söyleyemezdi!
Türkiye’nin sıkıntısı belli. Ülkedeki yüksek gerilim insanları hasta ediyor.Karşıt görüşte yığınlaşmalar yaratan psikoloji, çare üretemediği gibi suçlama konusunda inanılmayacak kadar insafsız davranabiliyor.Siyasi liderlerimiz terörü birbirlerinden bilecekleri bir noktaya gelmişlerdir.Siyaset son zamanlarda umuttan değil korkutan senaryolarla besleniyor.Türkiye isyan karakteri taşıyan saldırıların bütün çeşitleri ile yoklandı ve zorlandı.Solcu terör, radikal dinci terör ve bölücü terör...Hâlâ ayakta kalmamız bir şanstır.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül BM toplantısına giderken korkutucu bir tespitte bulundu; “Suriye sınırındaki radikal gruplar” nedeniyle kaygı duyduklarını belirterek ekledi:Büyük bir tehdit“Bizim için büyük bir güvenlik tehdididir. Tankla, topla sınırı beklediğimiz hâlde teröristin bile girmesine mani olamıyoruz..”Öyle bir tablo ki Cumhurbaşkanı “Gezmeye gidecek zaman değil” deyip seyahatini iptal etse yeri idi.Başbakan ile CHP lideri arasındaki söz düellosu Gül’ün aktardığı vahamet tablosunu daha ağır hâle getiriyor.Ankara’da Polisevi’ne yapılan saldırıdan sonra Başbakan Erdoğan eylemin CHP’nin işbirliği ile gerçekleştiğini iddia edecek kadar şaşırtıcı oldu.CHP lideri Kılıçdaroğlu da “orantılı karşılık” denemeyecek zehir zemberek bir cevap verdi. Polisevi saldırısı ile Hitler’in Alman parlamentosunu kundaklattığı olay arasında benzerlik kurarak şöyle devam etti:“Adamın eli kanlı diyorum.. El Kaide militanlarını Türkiye’de eğitip Suriye’ye gönderen sen değil misin?”Son imza NairobiSöylenenler vahim suçlamalardır. Siyasetçi söyleyip unutamaz. Gerçekliği varsa Anayasa Mahkemesi’nde iki tarafın da dava açma hakları vardır.Bu hakkı kullanmayanın yaptığı şey suçlama olmaktan çıkıp iftiraya girer.El Kaide ve türevi örgütlerin uyandırdığı tehlikeleri gerçekçi olarak anlatmanın basit yolu son yaptıklarına projektör tutmaktır:Kenya’nın başkenti Nairobi’de AVM basan El Kaide bağlantılı El Şebab örgütü çocuk, kadın, yaşlı ayrımı yapmadan 69 kişiyi öldürdü.Independent gazetesi başyazısında “Nairobi saldırısı, İslâmi şiddeti göğüslemenin ne kadar zor olduğunu gösteriyor” diye yazdı.Din istismarından beslenen tüm yapılar, bozuluyor ve şiddet aracına dönüşüyor. Ülkemizi bu tehlikeli örgütlere açmayalım.Terör örgütleri ile dans etmenin tehlikesi telâfi edilir değildir.Hata yapmayalım!
AKP iktidarının en etkileyici özelliği kendisine ters düşen kim olursa olsun, ne olursa olsun yanına bırakmaması...Dolmabahçe Camii, Gezi olayları sırasında adı çok geçen bir yerdi. İktidar sözcüleri muhalefeti kötülerken hınçlarını tatmin etmekte zorluk çektikçe iddialarına akıl dışı boyutlar ekliyordu.Örneğin polisten kaçan bir grup göstericinin bu camiye sığındığı, hatta bazılarının burada içki içtikleri iddia edilmiştir. Aranan tanık ifadesi kolay bulunur zannedilmiştir.Çünkü sonuçta iş bir-iki din adamına “Evet bir kaç kişiyi camide içki içerken gördüm” dedirtmekti istenen.Ama tahmin tutmadı, öyle bir ifade dosyaya girmedi.Küçük bir yalanı söylemek niçin sorun olsun; Müezzin Fuat Yıldırım etkileyici biçimde cevabını verdi;Yalan söylemek günahtır, din adamının söylemesi daha da günahtır!Gezi olayının cami durağında gerçekten değişik şeyler oldu.İntikam duygusu, seçilmiş hedefi yok etmek suretiyle tatmin edilemeyince oyunun bütün aktörleri aynı cezaya lâyık görüldüler.Caminin müezzini, imamı ve bağlı oldukları Beyoğlu Müftüsü sürülmekten beter edildiler, adeta uçuruldular!Müezzin Başakşehir’e bağlı Kayabaşı köyüne, İmam Zeytinburnu’na, müftü Karadeniz Ereğli’ye gönderildi.Müezzine “Senin tayinin ceza değil. Teftişin selâmeti düşünüldü” dediler.Bakalım dürüstlüğün selâmetini düşünenler olacak mı?Fukara, seçimde mi acıkır, üşür?Başbakan Erdoğan reform paketinden her kesime mensup insanın memnun kalacağını söyledi.Heyecan duymamak imkansız; hak ve özgürlük bağlamında acaba ne verilecek?Cevabı pek ümit vaat etmiyor ama gıda ve kömür torbalarının gerçekliği ve inandırıcılığı iktidara güven veriyor.Seçim geliyor ve iktidar seçim yatırımı olarak geçmişte kullandığı imkânları yeniden devreye sokmaya hazırlanıyor.Şundan belli:Başbakan önceki gün halka hitap ederken “Yoksulun, garibin devletten aldığı her kuruş, anasının ak sütü gibi helâldir. Benim milletim bir paket makarnaya, bir çuval kömüre, bir kilo pirince oyunu satmayacak kadar onurludur, gururludur” dedi.Bu tür yardımları seçimle ilişkili göstermenin haksızlık olduğunu savunurken yapılan işin bir “sosyal devlet icraatı” olarak görülmesi gerektiğini anlattı.Tamam ama bu “sosyal devlet” fakir fukaranın sadece seçim arifesinde mi acıkıp üşüdüğünü sanıyor?Son soru... Bu yardımların parası AKP’den mi çıkıyor yoksa “sosyal devlet faaliyetidir” diye devlet kasasından mı?