AKP iktidarının en etkileyici özelliği kendisine ters düşen kim olursa olsun, ne olursa olsun yanına bırakmaması...
Dolmabahçe Camii, Gezi olayları sırasında adı çok geçen bir yerdi. İktidar sözcüleri muhalefeti kötülerken hınçlarını tatmin etmekte zorluk çektikçe iddialarına akıl dışı boyutlar ekliyordu.
Örneğin polisten kaçan bir grup göstericinin bu camiye sığındığı, hatta bazılarının burada içki içtikleri iddia edilmiştir. Aranan tanık ifadesi kolay bulunur zannedilmiştir.
Çünkü sonuçta iş bir-iki din adamına “Evet bir kaç kişiyi camide içki içerken gördüm” dedirtmekti istenen.
Ama tahmin tutmadı, öyle bir ifade dosyaya girmedi.
Küçük bir yalanı söylemek niçin sorun olsun; Müezzin Fuat Yıldırım etkileyici biçimde cevabını verdi;
Yalan söylemek günahtır, din adamının söylemesi daha da günahtır!
Gezi olayının cami durağında gerçekten değişik şeyler oldu.
İntikam duygusu, seçilmiş hedefi yok etmek suretiyle tatmin edilemeyince oyunun bütün aktörleri aynı cezaya lâyık görüldüler.
Caminin müezzini, imamı ve bağlı oldukları Beyoğlu Müftüsü sürülmekten beter edildiler, adeta uçuruldular!
Müezzin Başakşehir’e bağlı Kayabaşı köyüne, İmam Zeytinburnu’na, müftü Karadeniz Ereğli’ye gönderildi.
Müezzine “Senin tayinin ceza değil. Teftişin selâmeti düşünüldü” dediler.
Bakalım dürüstlüğün selâmetini düşünenler olacak mı?
Fukara, seçimde mi acıkır, üşür?
Başbakan Erdoğan reform paketinden her kesime mensup insanın memnun kalacağını söyledi.
Heyecan duymamak imkansız; hak ve özgürlük bağlamında acaba ne verilecek?
Cevabı pek ümit vaat etmiyor ama gıda ve kömür torbalarının gerçekliği ve inandırıcılığı iktidara güven veriyor.
Seçim geliyor ve iktidar seçim yatırımı olarak geçmişte kullandığı imkânları yeniden devreye sokmaya hazırlanıyor.
Şundan belli:
Başbakan önceki gün halka hitap ederken “Yoksulun, garibin devletten aldığı her kuruş, anasının ak sütü gibi helâldir. Benim milletim bir paket makarnaya, bir çuval kömüre, bir kilo pirince oyunu satmayacak kadar onurludur, gururludur” dedi.
Bu tür yardımları seçimle ilişkili göstermenin haksızlık olduğunu savunurken yapılan işin bir “sosyal devlet icraatı” olarak görülmesi gerektiğini anlattı.
Tamam ama bu “sosyal devlet” fakir fukaranın sadece seçim arifesinde mi acıkıp üşüdüğünü sanıyor?
Son soru... Bu yardımların parası AKP’den mi çıkıyor yoksa “sosyal devlet faaliyetidir” diye devlet kasasından mı?
Teftişin selâmeti
Haberin Devamı

