Çocuklara özgürlük

3 Haziran 2014

PKK tarafından kaçırılan çocukların akibeti, çözüm sürecinin de kaderini belirleyecek.Dağa kaçırılan çocuklar, hedefi barış yapmak olduğu savunulan bir sürecin pazarlık malzemesi olamaz.Olduğu takdirde “terörle pazarlık yapılmaz” tecrübesi yeni bir doğrulama kazanır.Geçen hafta sonu Öcalan’la konuşan HDP’li Sırrı Süreyya Önder sorunun artık bürokrasiden çıkıp siyasi heyetler üzerinden görüşülmeye başladığını belirterek bunun “iyiye gidiş” işareti olduğunu savundu.Ama realist olmalı, çocuklar ailelerine teslim edilmediği sürece bu tür yorumların hiçbir değeri yoktur.HDP Eş Genel Başkanı Ertuğrul Kürkçü PKK’nın kaçırdığı çocuklar konusunda şu açıklamayı yaptı:“Bize yapılacak bir talep yoktur. Askere alma dairesi olarak iş görmediğimiz gibi çocukları arayıp bulma kurumu da değiliz!”Halk herşeyi bilmeliSüreçte, müzakerelere meşru bir zemin kazandırılması, buna bağlı bir takvim oluşturulması aşamasına yaklaşıldığı hissediliyor.İmralı’ya yapılan son ziyarette Öcalan’ın “En önemli realite, sürecin yeni bir aşamaya gelmiş olmasıdır“ dediği aktarıldı.HDP, İmralı ziyaretlerinde mutabakat sağlanmış konular ile süreci hedefine taşıyacak düzenlemeleri hükümetin kamuoyuna açıklamasını istiyor.Öcalan’ın son görüşmede “Süreci gizli, saklı bir iş yapıyormuş gibi halkın denetiminden ve katkılarından uzak tutmanın rasyonel tarafı yok” dediği ifade ediliyor.Hükümet çevreleri süreci şimdiye kadar seçim öncesi dönemler için son derece değerli olan çatışmasızlık ortamını sürdürmek amacıyla kullandı. Sonra yine bilinen söylemler geri geldi.Haydut gizlenemezBu defa sürece ilişkin düzenlemeleri hükümetin Cumhurbaşkanı seçiminden önce açıklaması isteniyor.Ama bu beklentiye fazla kredi açmamak gerekir.Kaçırılan çocuklar konusunda Başbakan’ın bir süredir diline doladığı “B ve C Planı” sır küpünde durmaya devam ediyor.Erdoğan dün gruptan sonra gazetecilerin sorularına şu cevabı verdi:“Bu tür şeyler söylendiği zaman netice alınabilir mi? Olayın bir çok boyutu var. Hazırlık içindeyiz. Hem parlamento hem parlamento dışı bütün adımlar atılacak..”Bu sözlerin hiçbir anlamı, önemi bulunmuyor .Hiçbir iyilik haber vermiyor.PKK’nın kaçırdığı çocukları pazarlık kozu olarak kullanan vicdansızlıkla yola çıkılamaz. Devlet haydutla konuşmaz. Çözüm sürecinin , kaçırılan çocukları evlerinde görmeye ihtiyacı var.Çocuğu şantaj aracı yapan acımasızlıktan her kötülük beklenir!

Devamını Oku

Meydan dayağı

2 Haziran 2014

MetroPoll Araştırmalar Merkezi’nin son anketinde, halkın tarafsız bir Cumhurbaşkanı istediği çıkmış.Millet bıktı kavgadan gerilimden...Aslında tarafsızlık Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı için Anayasa emridir.Ama Anayasa’dan gelen tarif işe yaramıyor.Çünkü iş başında, bağımsız kurumlara katlanamayan ve onları tek tek düşüren bir iktidar var.Ordu ile başladı işe.Oradan yargıya ve polise geçti.Tarihin belki de en büyük, en acıklı bürokrasi tehcirini yaşattı bize.İktidarın siyaset üslubu suçlama, bunaltma ve bölme esasına dayanıyor.Yargı, ordu, polis, darma dağın edilmiştir ama ihtiraslar tatmin edilememiştir.Bir anda bağımsız kurumlar hedef alınmıştır.Anayasa Mahkemesi Başkanı ile Türkiye Barolar Birliği Başkanı sırayla azarlandıktan sonra sıra Merkez Bankası Başkanı’na gelmiştir.Başçı’ya yapılan muameleye “azarlama” sözü yetersiz kalır. Buna “meydan dayağı” demek daha gerçekçi olur!Sebep malum; Merkez’in yeterli faiz indirimi yapmadığına inanan Başbakan TCMB Başkanı Başçı’ya “Sen dalga mı geçiyorsun?” diye çıkışmış, faizi artırırken 5 puan birden yükseltip indirmeye gelince yarım puan indirmesini eleştirmişti.Bu meydan dayağı TC Merkez Bankası ile Başkanı Başçı’nın itibarını sarsmıştır.Piyasaları tedirgin etmeyen bir çözüm ve iletişim modeli her zaman vardır.Nitekim Başkan Başçı dün Bakanlar Kurulu’na izlediği politikayı savunan bir sunum yapmıştır.Başbakan ne yapmak istiyor?Yoksa “Faiz haram” diyen din yorumuna uygulama alanı yaratmak peşinde mi koşuyor? Maceradır; her şeyle oynamasın!Ümit kesmek olmazMeclis Başkanı Çiçek, dört eski bakanın yolsuzluklarını soruşturacak komisyona isim bildirmeyen AKP’yi eleştirdi. Kendisini süreci hızlandırsın diye sıkıştıranlara da çaresizliğini itiraf etti;“Tankım, topum yok, bekliyorum” dedi.Tıkanmayı açmak için top, tüfek mi şart?Birleşmek tek çareSarıgül çatı aday formülüne karşı çıkmış.“Ortak adayı hiçbir parti taşımak istemez, ortada kalır” demiş.Ne yapalım?Çoğunluk partisi başkanlık sistemine takmış. Muhalefetin sakıncalı gördüğü bu sistem değişikliğine karşı olan partiler güçlerini birleştirmekten başka ne yapılabilir?“Olmaz” diyenin bu konuda “olur”un ne olduğunu söylemesi gerekir.Sosyal medyaya bir bakın, halk umut istiyor.Ve tek imkân dağınıklıktan kurtulmak!

Devamını Oku

Gezi şemsiyesi: Herkese yer var

31 Mayıs 2014

Taraf doğru bir teşhis koymuş.. Gezi Parkı için Türkiye’nin en renkli, en sahici muhalefeti diyor.“Her yer Taksim, her yer direniş” diye yola çıkan hareket, yabancı katkısı taşımayan öz be öz Türk Malı bir çağrıdır.Birinci yaşgününü idrak etti.Bedeli ödenmiştir. Ruh kazanırken genç insanlar hayatlarını feda etmiş, birçoğu gözünü kaybetmiştir.Başbakan Yardımcısı Arınç, can kayıplarını hatırlatarak yıldönümünde kutlama değil anma töreni yapmak gerektiğini savunuyor ama bunda haklı değil.Çünkü Gezi, halkın, hele de genç kuşakların varlığından mutluluk ve güven duyduğu bir değer haline gelmiştir.İleri ülkeler hayranlık ve kıskançlık duygularını saklamıyorlar.O nedenle Gezi kutlanmayı hak eden büyük bir ittifaktır. Başarıdır.O kadar büyük bir şemsiyesi var ki altında herkes kendine yer bulabilir. Siyaset üstü, inançlar üstü yapısı uygar toplumların dikkatini ve hayranlığını çekmiştir.Gezi Parkı, kendini sürekli yenileme yeteneğine sahip bir çağdaşlık projesidir.Başbakan’ın şu sözleri...“Bu Geziciler var ya bu Geziciler fikri olmayanlar artist müsveddeleri ölümler yaşansın diye isyan çağrısı yapıyorlar.”Hiçbir gerçeğe dayanmayan zalimce bir suçlamadır bu.Özel yetkili savcı terörünü hatırlatıyor ve demokrasinin paydaşlarını birbirlerinin yüzüne bakamayacak hale getirerek toplumsal barışı zor bir uzaklığa itiyor.Gezi ruhunu severek paylaşmalıyız. Aksi halde bu gergin ve sağlıksız havayı solumaya mahkûm olacağız.Nükleer santralSoma faciası, güvenlik tedbiri almakta ne kadar yetersiz olduğumuzu bize acı bir dersle öğretti.Şimdi şunu biliyoruz ki, madende farklı bir güvenlik denetimi düzeni kurulu olsaydı o facia yaşanmayacaktı.Devlet yapınca böyle de özel sektör üstlense daha mı güvenli olacaktı?Hayır. Devlet veya özel sektör, bizde fark etmiyor.“Bize bir şey olmaz” adam sendeciliği genlerimize işlemiş.Türkiye bir deprem ülkesi.Soma’nın savunmasız hali ile gündeme gelen denetim zaafiyeti, maden faciası sayesinde hatırlandı birkaç gün sonra unutuldu.Oysa hayati önemde bir mesele duruyor karşımızda:Son yılların en büyük nükleer kazası Fukuşima’da yaşandı.O facia bir deprem sonrasında meydana geldi.Aynı risk bizim için de geçerli.Japonlar bile güvenliği garanti altına alamadığına göre bizim müstakbel nükleer santralı kimler koruyacak?Soma dersi haddimizi bildirmedi mi?

Devamını Oku

Kafalar değişmeli

30 Mayıs 2014

Gezi Parkı eylemleri ne bir kaç ağacın yerini değiştirmek, ne de oraya AVM dikmek isteğinden patladı.Halk demokrasiyi tehlikede görüyordu. İfade özgürlüğünü ve toplanma hakkını barışçı yollardan güven altına almayı denemişti.Dünyadan gelen cesaretlendirici destekler ve bunun içerde yarattığı güven duygusu şimdi Gezi eylemlerini birinci yıldönümünde kutlamaya değer kılıyor.İktidar bu eylemlerin kendi varlığına kast ettiği vehmine kapıldığı için eylemi ve eylemcileri düşman belledi.Gezi’nin birinci yıldönümünde İstanbul’a getirilen 25 bin takviye polis ve 50 tane TOMA aracı, geçen bir yılın kafaları yeterince değiştirmediğini gösteriyor.Bu acı kuvveti kullanmaya hazır iradenin Gezi Parkı’na halâ düşman ve düşmanlık olarak baktığını belli ediyor.Gaz işkencesiİstanbul Barosu eski Başkanı Turgut Kazan, dün Vali Avni Mutlu’yu ziyaret etti.Ve kendisine polis devleti uygulamalarından vazgeçilmesini isteyen bir dilekçe sundu.Ona gösteri hakkının izne bağlanamayacağını, hiçbir alanın da kapatılamayacağını gösteren AİHM kararları ile Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Türkiye kararını dosya içinde Vali’ye verdi.Şöyle bir hatırlatma da yaptı:“Gösteri hakkını kullanan insanlara biber gazı sıkmak işkence suçudur ve bu suçun zaman aşımı yoktur.”CHP lideri Kılıçdaroğlu dün iktidara ağır bir suçlamada bulundu. “Hükümetin insanları tahrik etmek için provokasyonlara başvuracağını bütün yurttaşların bilmesini isterim” dedi.O maskeliler...Neye bakarak bu suçlamayı getirdiğini anlatırken şu ifadeleri kullandı:“Son olarak taziyeye giden bir yurttaşımızın bir polis kurşunu ile öldüğünü öğrendik. Bu çok önemli bir gelişmedir!”Gerçekten de iktidarın eli silâhlı yüzü maskeli insanlarla “ellerinde kitap ve karanfilden başka bir şey bulunmayan” vatandaşları bir tutmaması gerekiyor.En büyük kışkırtma bu tür adaletsiz eşitlemelerden çıkıyor.Hükümet bu tür olaylar konusunda tecrübe kazanmıştır.Devletin acı kuvvetini silâhsız insanlara yöneltmek vebaldir, tahriktir.Baskıcı iktidarlar uyguladıkları despotluğu meşru göstermek için ülkede devamlı karmaşa olsun isterler. Sık sık da ocağa odun atar gibi yeni tahrikler üretirler.AKP iktidarı böyle bir şüphenin muhatabı olmasın.Maskeli, silâhlı cehennem zebanilerini masum grupların arasında barındırmayacak bir yaklaşım, iyi bir başlangıç olur...

Devamını Oku

Çözümde darboğaz

29 Mayıs 2014

Kürt sorununu bitirmek için ümit bağlanan Çözüm Süreci darboğaza girmiş görünüyor.Hükümet ile PKK arasında kaçırılan çocuklar restleşmesi yaşanıyor.Dağa götürülen çocukların geleceğini hayatını çalmaktır bu. Acımasızlığın doruğudur. Çocuk kaçırabilen bir zihniyet samimi olarak barış istiyor olamaz.Böyle bir rehin alma ve şantaj suçu sadece terör örgütlerine yakışır diyemeyiz. Çocukları şiddet satrancında piyon olarak kullanmak terör örgütlerine bile yakışmaz.Siciline “bebek katili” yazdıran bir örgüttür PKK.Şimdi çocuk kaçırmaktan medet umacak hale gelmesi ümitsizliği arttıkça daha acıtıcı eylemleri göze alacağının habercisi olabilir.Öyle bir tırmanmaya iktidar asla meydan vermemelidir.Arıza var ihbarıBaşbakan daha önceki kaçırma olaylarını sessizce kabullenmek zorunda kalan annelerin şimdi tepki gösterme cesareti kazandıklarını olumlu bir gelişme olarak tanımlıyor.Güneydoğu’dan gelen haberler bu görüşü yazık ki doğrulamıyor.Kürt kökenli siyasetçilerin “HDP’liler çocukları alıp getirsin” diyen Başbakan’a cevapları, Çözüm Süreci’nin hanidir verdiği arıza ihbarını farkedilir hale getiriyor.Başbakan önümüzdeki seçimlerde zarar görme korkusu ile Çözüm Süreci’ni “rabia” işareti eşliğinde “tek vatan, tek millet, tek bayrak, tek devlet“ şartına bağladı.Kürt siyaseti kendini kilitlenmiş hissediyor.Bu açmazın nasıl aşılacağı konusunda HDP Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel dün bir ipucu verdi.İmralı çözemez mi?Tuncel, Başbakan’ın “HDP’liler gitsinler o çocukları da alsınlar“ dediğini hatırlattıktan sonra sorunun BDP’nin HDP’nin meselesi olmadığını iddia etti.Ama çocukları iade etmeyeceğini söyleyen PKK’nın rehin alma siyasetinin hangi dayatmadan kaynaklandığının ipuçlarını da verdi.Sebahat Tuncel şunu diyor:“Biz istiyoruz ki bütün insanlar gelsin, demokratik siyasete katılsın. Zindanlar boşalsın, insanlar dağa gitmesin, dağdakiler gelsin burada siyaset yapabilsin. Ama hiçbir adım atmıyorsunuz!”PKK ve siyasi uzantıları, çözüm vaadi ile oyalandıklarını ve kandırıldıklarını düşünüyor.Güven zedelenmiştir. Bu arıza onarılmadan ilerleme olmaz.Zaman kazanmaya dönük müzakere siyaseti tehlikelidir.Bugünkü krize Çözüm Süreci’ni feda etmenin, heba etmenin hiçbir mantığı yoktur.Çare arayışında İmralı’nın desteği ihmal edilmemeli.

Devamını Oku

Baskıya bahane..

28 Mayıs 2014

Şiddet sarmalı mı demeli yoksa şiddet kumpası mı?Yaşadığımız baskı, şeytani bir kurgunun mağduru olduğumuzu düşündürüyor. O nedenle “kumpas” benzetmesi daha yakışır üstümüzde uygulanan baskı yöntemlerine..Kılıçdaroğlu Meclis Grubu’nda ciddi tehdit içeren bir duruma işaret etti:İstanbul Okmeydanı’nda iki gencin ölümü ile sonuçlanan olaylar sırasında kalabalığa karışmış maskeli kişileri hatırlatarak “Bu yüzü maskeli, elinde silâh, olayları çıkaranlar her kimse bunları çıkarsınlar” çağrısı yaptı.Haklılığı tartışılmayacak bir şüphe sergiledi;“O kişiler acaba kim? Gezi olaylarında TOMA’ya molotof atan polisleri gördük” dedi.Aslında “kimin adamıdır bunlar?Kimler hesabına çalışıyorlar?”Onun hesabını soruyor. Hatta daha ileri giderek bu tehlikeli kışkırtmanın iktidardan geldiğini ima ediyor.Unutulmayan derslerİktidar niçin başvursun böyle yöntemlere?Kutupları keskinleştirmek “böl ve yönet” tarzına alışkın siyasilerin vazgeçemedikleri bir yönetme biçimidir.Dün Emre Kongar “12 Mart ve 12 Eylül askeri darbelerinin gerekçeleri hep şiddet eylemleridir” diye yazıyordu.Baskıcı bir yönetim bahane üretmek zorundadır. Sokaktaki şiddeti üreten merkezlerin çoklu olması sebepsiz değil.Mahkeme kararıyla sabit, “darbe öncesi anarşi dönemlerinde solda da sağda da can alan kurşunlar aynı tabancalardan çıkmıştır” gerçeğini unutamayız.Bu tecrübe bizi sonsuza kadar koruyacak dersler barındırıyor.Polis kurşunu ile ölümleri “normal” sayan anormallik unutulmaya mahkûm edilmelidir.Denemeye değmez mi?Başbakan’ın, sanki öldürmemek için her şeyi yapan polisler var gibi onları “Nasıl sabrediyorlar, anlamıyorum” diye gaza getirmesi hiçbir iyiliğe hizmet edemez.Demokrasimiz korunmaya muhtaçtır.Toplantı ve gösteri hakkını kullanan toplulukların kışkırtılmaya karşı şerbetlenmesi elbette iyi olur.Bu hassasiyet koruyucudur.“Ortalık karışsa da baskı yönetimine bahane oluşsa” niyetinin göstergeleri molotof, kurşun ve maskedir.Bunlar göründüğü anda demokrasi güçleri bu melânet simgelerini hemen açığa çıkarmalıdır.Polis de tabiatında var olması gereken duyarlılığın sabırsızlığa kapılarak vurmak değil, sabır göstererek korumak olduğunu hiç unutmamalıdır!Bu arada Kılıçdaroğlu’nun şu sözü:“Başbakan üç gün sussa Türkiye huzur bulacak.”Sizce de denemeye değmez mi?

Devamını Oku

Kaçırılan çocuklar

27 Mayıs 2014

Bu gidişe çözüm süreci değil çözülme süreci demek acaba daha mı doğru olur?Güneydoğu’da çocukları PKK tarafından kaçırılan ailelerin sayısı ona varınca bu soruyu ciddi olarak irdelemek gereği ortaya çıkıyor.Çocuklarını isteyen ailelerin Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi önündeki oturma eylemi bir haftayı geçti.Görünürde bir çaba yok. Kaçırılan çocukların anneleri ümitlerini BDP ve HDP’ye bağlamış durumdalar.Biri “Selâhattin Demirtaş’ın kendi çocuğu nerede? Dizinin dibinde. Yeter artık. ‘Halkım için mücadele edeceğim’ diyor. Ben de onun halkıyım” diyerek tepki gösteriyor.Neden devletin kapısı çalmıyorlar?Niye terör örgütünün siyasi uzantısı olan partinin genel başkanını muhatap alıyorlar?Çünkü anne yüreği böyle zamanlarda içinden geleni yapar.Egemen devlet olmanın birinci şartı vatandaşının yaşama hakkı konusunda muhatap sayılmaktır.Eylemdeki anneler BDP’ye, HDP’ye sesleniyorlar. Çocuklarını bu muhatapların kurtaracağına inandıklarını gösteriyorlar.Yalnız onlar mı; Başbakan Erdoğan bile dün aynı mutahaplara çağrı yaptı.“HDP’ye çağrı yapıyorum.. Gidiyorsunuz alıyorsunuz ya; o yavruları da alıp gelin!”Egemenliği tartışılan bir devletin çaresizliğidir bu çağrı.PKK’nın rehinleri, bölgede devlet otoritesinin sarsıldığını ispatlayan kanıtlardır.Gerçekçi gözler ‘çözüm süreci’ sayesinde bölücü örgütlenmenin ekonomik ve askeri hedeflerine epey yaklaştığını görüyor olmalıdır o bölgede.Çocuk kaçırmak, ‘çözüm süreci’ne inanmayan bir samimiyetsizliğin alçaklığıdır.Böyle bir zihniyetle barış kurulamaz.Rehin şantajı devlet için utançtır.İktidar bu dayatmaya boyun eğmemeli!Hangisi anası, hangisi yavrusu?Bağımsız kurumlar demokrasilerin sigortasıdır. Hoyrat davranmamak gerekir.“Tek Adam” olma tutkusunu frenleyemeyen siyasi liderler için mesela bağımsız Merkez Bankası da yıkılası bir yapıdır. Başbakan’ın yeni hedefi şimdi o.“Bu faiz oranı yüksektir” diyor.Müdahalesini “halka hesabı bağımsız Merkez Bankası’nın başkanı değil biz vereceğiz” diyerek gerekçelendiriyor.“Faiz sebeptir, enflasyon neticedir” diyor.Gerçek ya bunun tam tersi ise?Yani “Enflasyon sebeptir, faiz netice..” Olsun, “Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan?” sorusu ile yıllardır oynuyoruz.Biraz da faizle oynarız!

Devamını Oku

Cehennem sapağı...

26 Mayıs 2014

Başbakan’ı hedef alan suçlamalar bir uçsa Başbakan’ın iktidarı savunan sözleri öbür ucu temsil ediyor.Alman Bild gazetesinde çıkan açık mektup günahlarının ancak bir kısmını saymış. Özetle hatırlatırsak...“Soma’da hayatını kaybeden 301 insan için gözyaşı dökmediniz, omuz silktiniz. Dediniz ki ‘Bunlar olağan şeylerdir.YouTube ve Twitter’ı kapattırdınız çünkü orada halkınız özgürce fikrini ifade edebiliyordu.Ailenize yönelik yolsuzluk iddialarına cevap olarak yüzlerce polisi savcıyı görevden aldınız.Eleştirilerine katlanamadığınız gazetecileri hapse attırıyorsunuz.Kadınlara kaç çocuk yapacaklarını buyurmak istiyorsunuz.Taksim Meydanı’nda özgürlük için gösteri yapan gençlerin üzerine polisi acımasızca saldırttınız..”Göstermek lâzım“İstenmiyorsunuz” diye biten açık mektuba Köln’deki mitingde Başbakan cevap yerine geçecek şeyler söyledi.Onu da özetle hatırlatalım:“Bizim demokrasiden, hukuktan temel hak ve özgürlüklerin genişlemesinden hiçbir çekincemiz yok.Biz Avrupa Birliği’ne tam üye olmayı önümüze bir hedef olarak koymuş, bunun için samimi olarak çalışan bir ülkeyiz.Dostlarımız bizden korkmasın.Barıştan başka, demokrasiden hukuktan, insanca yaşam şartlarından başka hedefimiz yok bizim!”Başbakan’ın anlattığı ülke keşke Türkiye olsa.Ama değil.. İktidar dayatmacı ve baskıcı bir zihniyetin elindedir ve istikrar pamuk ipliğine bağlı durumdadır. Çünkü “tek adam”a dayalı rejimler her an kırılıp dağılma riski taşırlar.Hemen, şimdi, haydiDikta yönetimleri iletişim yetmezliğine erken sürüklenirler.Nitekim artık tekme tokattan bile medet umulduğu görülüyor.Demokrasilerde toplumun enerjisini boşaltma imkânı vardır. İfade özgürlüğü ve gösteri hakkı kısıldığı zaman polis devleti sahneye çıkar.İnsan hak ve özgürlükleri eskisi gibi saygı görmez ve şüpheci yöneticilerin tabiatından gelen şiddet uygulamaya konulduğu için macera başlar.Tek adam ölümleri küçümser, normal göstermeye kalkar, öbür yanda da polislerin sabrını övüyor gibi yapıp “sabır göstermeyin, silâhınızı kullanın” çağrısı yapar.Ve bir anda toplum, polis kurşununun ibadethane avlusunda masumları bulduğunu ve öldürdüğünü görür.Bir kavşaktayız. Cehennemden önceki son kaçış fırsatını mutlaka değerlendirmeliyiz.AKP değişmeli, Başbakan’ın Köln’de ifade ettiği hedeflere inanarak ve inandırarak yürümeli, yeni bir başlangıç gerçekleştirmelidir.

Devamını Oku