Büyük depreme hazırlık sınavı

24 Mayıs 2014

Deprem bizim insanımızın aklında uyutmak istediği bir hayalettir.O hayaletin uyandığı zaman ne kadar korkunç olacağını bilir çünkü.Ama özellikle büyük Marmara depreminden sonra şunu öğrendik ki bu bir doğa olayıdır. Onu felâket haline getiren şey insan oğlunun ihmal ve unutkanlık huylarıdır.Deneye deneye şunu öğrendik;“Deprem öldürmez, ihmal öldürür..”Bu deyişin şu değişik versiyonu da var:“Deprem öldürmez, bina öldürür.”Dün Ege Denizi’nin kuzeyinde Gökçeada’ya yakın bir noktayı merkez alan 6.5 büyüklüğünde bir deprem oldu.Çoğu panikleyerek kendini yüksek bir yerden sokağa atarak yaralanan ikiyüz dolayında vatandaş rapor edildi. Can kaybı bildirilmedi.Deprem uzmanları, bölgenin yapısından gelen bir gerçeğe dayanarak 7 büyüklüğe kadar depremleri normal saymak gerektiğini söylediler.Peki olay, İstanbul’u bekleyen büyük depremi tetikler mi?“Hayır” diyorlar. Kırılmanın Batı’ya doğru ilerleyeceğini söylüyorlar.Prof. Dr. Şener Üşümezsoy’un sözleri rahatlatıcı;“Korktuğumuz Kumburgaz fayına açılma yapmıyor. O İstanbul korkusunu tetikleyen bir olgu göstermiyor..”Böyle depremleri ilâhi bir uyarı gibi okumak gerekiyor. Çünkü en çok 30 yıl içinde İstanbul’u büyük bir deremin vuracağına dair tahminler ve iddialar varlığını sürdürüyor.Otuz yılın da yarısı geçti.Peki hazır mıyız?“O gün”ün her an gelebileceğine hazır olmak zorundayız.Hastaneler, okullar, ana yollar güçlendirildi mi?Yapılanlar yetersizdir.En verimli örgüt, 11 yılda 623 bin konut üreten TOKİ’dir.TOKİ Bursa nüfusunu barındıracak kadar ev yaptı.Deprem korkusunu yenmek için daha çok ve daha sağlam konutlar, yapılar üretmeliyiz! Acı vatandan tatlı oylar...Başbakan’ın bir günlük Almanya ziyaretini Alman medyası “seçim turu” olarak değerlendiriyor.Ziyaret, daha farklı bir amaçla anılmayı hak etmiyor.İki ülkenin gündeminde de böyle bir etkinliğe yer bulunmuyor. Başbakan Erdoğan’a yönelik “gelmesin” telkinleri kışkırtıcı etki yaratmış olmalıdır.Bereket ki korkulan, yani kontrolden çıkan bir gösteri olmadı.Ev sahibi ülkenin, hoşlanmayacağı bir olayı yaratanlara uygulayacağı bilinen müeyyide korkutucu ve olmuştur.Alman Der Tagesspiegel “Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmak için Almanya’daki seçmenin oyuna ihtiyacı var” diye yazdı.Bu tespit Alman hükümetine borç yükleyecektir.Almanya’nın bir seçim çevresi olduğu zımnen kabul edildiğine göre, talepte bulunan tüm adaylara, Erdoğan gibi Almanya’da seçim mitingi yapma hakkı tanımak gerekecektir.Tersi büyük eşitsizlik olur!

Devamını Oku

Muhalefet yoksa eğer

23 Mayıs 2014

Bizim ülkede bütün kuşaklar anarşi ve terörden nasibini alıyor şartmış gibi.Okmeydanı iki gündür sancı çekiyor.Geçmişte halkın lânetine uğrayan terör ve anarşinin doğum sancısı olmasın bu olaylar.Her durumda toplumsal direnç kendini göstermeli, siyasetçiler kışkırtıcı sözler sarf etmekten sakınmalı, polis acımasız davranmamalıdır.Okmeydanı’ndaki olaylarda iki vatandaşımızı kaybettik.Sekizi polis dokuz da yaralı var.Dün Başbakan “Soma’daki 301 şehidimizin acısı tazeyken sustuk. Ama kimse kusura bakmasın daha fazla susacak değiliz” dedi.“Anlayamıyorum”Polis araçlarına yönelik saldırıları hatırlatarak adeta yangına körükle gitti:“Polis eli kolu bağlı mı kalacak; bir şey yapmayacak mı? Nasıl sabrediyorlar anlayamıyorum..”Türkiye toplumsal tepkilere sınır koymakta Başbakan Erdoğan’ın dayanma gücünü, daha doğrusu sabırsızlığını ölçü alırsa çok acı çekeriz.Başbakan “sokak eylemlerinin masum olduğuna inanan varsa gözlerini açsınlar” uyarısı yaptı dün.Niyet yargılamak hukukun üstünlüğünü kabul eden hükümetlerin işi değildir.İktidar, her topluluğu hain suçlu ve günahkâr gibi gören ve hınçla terbiye etmek isteyen bir güvenlik anlayışı taşımamalıdır.Bugün öyleyiz maalesef; bir an önce değiştirmeliyiz.Okmeydanı’ndaki olay, Berkin Elvan ve Soma için gösteri yapan gruba polisin müdahalesi yüzünden patlak verdi.Gösteriyi önlemek yerine güvenlik içinde gerçekleşmesinin tedbirini alan bir yönetim anlayışı, her durumda tercihe değer olmalıdır.Muhalefet yoksa...Kendisini hainler, vicdansızlar, ahlâksızlar ve günahkârlar tarafından kuşatılmış hisseden Başbakan, devlet geleneğini değiştiren uygulamalar yapıyor.Ana muhalefet partisinin lideri ile konuşmuyor.Sorumluluğunu taşıdığı mevki böyle bir tavrı kaldırmaz.Muhalefet, Türkiye’nin demokrasi olduğu iddiasını doğrulayacak az sayıdaki kanıttan biridir.Muhalefet sadece demokrasilerde vardır. Onu ret tavrı ile itibarsızlaştırmaya çalışmak ve işlevsizliğe sürüklemek, demokrasimize kötülüktür.Zaman tüneline girmenin, gelecek kuşaklara dönük vebalini kimse göze almamalıdır!

Devamını Oku

Bugünden tezi yok!

22 Mayıs 2014

Anahtar sözcük ortaya çıktı: Aynı maden yabancıların elinde niçin facia doğurmuyor?Bunun cevabını bulur, öngördüğü tedbirleri de alırsak böyle çaresiz kalmaz, dünyaya rezil olmayız!Şimdi çaresiziz. Çalışma Bakanı “Türkiye’de 160 maden ocağı var. Denetliyoruz ama durum vahim” dedi.Birçok ülke böyle ölümlerin ayıbından kurtulalı çok oldu.Biz onların 150 yıl önceki kayıplarını Soma ile karşılaştırıp teselli arıyoruz.Bu bir rezalettir. Rezil olmaktan kurtulmanın da yolunu bulmak zorundayız.Öncelikle Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’nun Zambia’da bile uygulanan sözleşmesini hemen kabul edeceğiz.“Hemen” diyorum çünkü unutuyoruz.ILO sözleşmesi Zonguldak’ta 17 Mayıs 2010 patlaması ardından yine böyle gündeme gelmişti. Türkiye’nin bu sözleşmeye imza koyması toplumsal mutabakat olmuştu.Ama uyutuldu.Aynı tehlike şimdi geçerlidir.Madenlerin toptan kapatılması ancak ILO şartlarını yerine getirenlerin tekrar işletmeye açılması önerisi ciddi olarak tartışılmalıdır.Dört yıl önceki doğru karar nasıl uyutuldu ise bugün verilecek karar da aynı akıbete uğrayabilir.Enerji Bakanı işçi temsilcilerini toplayıp “Siz bu ocakların kapatılmasını ister misiniz?” diye sorduğunu anlattı.“Doğru tedbirlerin araştırılması karşılığında madenler çalıştırılmalı” cevabı aldıklarını söyledi.Elbette öyle olacaktı. Bu insanlar ekmek parası için ölümü göze alarak giriyorlar toprağın altına.Soma faciası, öteki madenlerin riskini azaltmış değildir. Herhangi birinde her an patlama olabilir. Hepsinin güvenlik standartlarını yükseltmek şarttır.Bunun bedeli olarak işçilerin kararına başvurmak zalimliktir.İşçiyi açlıkla terbiye etmek ayıptır, günahtır!Kötü bir şöhretBaşbakan yarın Almanya’ya gidecek.Alman hükümetinin etekleri tutuşmuş vaziyette.Başbakan Erdoğan’ın orada gurbetçilerle yapacağı toplantılarda ortaya çıkabilecek heyecanı kontrol edememe riski Merkel hükümetini korkutuyor.Başbakan Merkel “Erdoğan’ın sorumluluk bilinci ve hassasiyetiyle davranacağına eminim” dedi.Avrupa Parlamentosu milletvekili Elmar Brok da Merkel’in itidal çağrısına katılmanın ötesine geçti.“Almanya’da kutuplaşmanın artmasına sebep olacaksa konuşmasından vazgeçmesi iyi olur” dedi.Ziyaretin, bizi değil, şüphe üretenleri utandıracak sonuçlar getirmesini dileriz.Başbakan Erdoğan da kötü bir şöhret kazanmaya başladığını anlayıp tedbirini almalı!

Devamını Oku

Bu çağda insan habersiz kalmaz

21 Mayıs 2014

Bölünme, bugünkü Türkiye’nin inkâr kabul etmeyecek gerçeğidir.Bu durum yaşamın her alanında ek zorluklar yaratıyor.Kutuplaşma öylesine keskin ki haber kaynakları sağlıklı bilgi üretemiyor. Türk vatandaşının güvenilir kaynak ihtiyacını tatmin yolunda yabancı medyadan yararlanmaya kendini mecbur hissetmesi elim bir gerçektir.İnternetin sağladığı kolaylıklar Türk okurunun yabancı kaynağa yönelik tercihini teşvik ediyor.Okur doğru haber, özgür yorum ister.Bunları Türkiye’de artık bulamayacağına inancı, biraz da bizim hatalarımız nedeniyle derinleşiyor.Freedom House’ın son raporu, yakın zamana kadar “kısmen özgür” kabul ettiği Türkiye’yi basını özgür olmayan ülkeler sınıfına sokmuştur.Bu gerçeği yabancılardan daha önce Türk okurlar gördü. Tarafsız yabancı kuruluşların da doğrulamasından sonra yabancı kaynaklara yönelik talepte hızlı bir artış görüldü.Biz bu dışlanmayı hak ettik. Peki yabancı medyanın Türkiye’ye bakışı dürüst mü?Onu bugünlük Financial Times gazetesinde yer alan David Gardner imzalı makaleye bakarak ölçebiliriz.Yazı Başbakan’ın Soma’daki faciaya verdiği yanıtın, kutuplaşan halkta yeni öfke dalgaları yarattığını anlatarak şöyle devam ediyor:“Bu trajedi ülkeyi bir araya getirme ve birliği sağlama çabaları için benzersiz bir fırsattı. Bu fırsatı değerlendirmek cumhurbaşkanı olacak birinin yapması gereken şeydi!”Tekrar sayıp dökmeye gerek yok.. Başbakan’ın facia sonrası yaptıkları ve söyledikleri ile krizi ne kadar kötü idare ettiğini biliyoruz.Gazete Erdoğan’ın siyasete de uygun olmayan tezatlarından zarar görmediğini belirterek şöyle diyor:“Halkın bütününe değil ‘benim milletim’ dediği, yani ‘yeni İslâmcı’ partisinin kimlik kazandırdığı ve ülkenin gelirinden büyük pay verdiği Anadolu’nun dindar muhafazakâr kalbine sesleniyor.”Yazar David Gardner Başbakan’ın içgüdüsünde kutuplaştırmak bulunduğunu savunarak “yaşadığı sekiz seçim başarısı ardından hiç kimse kutuplaştırmanın işine yaramadığını kanıtlayamaz” diyor.Uzun makale, Başbakan Erdoğan’ın iktidarını sarsabilecek boyutta bir zorlukla karşılaşma ihtimali bulunmadığı gözlemine dayanarak “Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanacak gibi görünüyor” diyor ve son noktayı şöyle koyuyor:“Ama bölünmüş bir ülkeye başkanlık edecek!”

Devamını Oku

Yalansız toplum..

20 Mayıs 2014

Yalan keşke bizim kültürümüzde de bağışlanmaz suçlar listesinin ilk sırasına yükselse...Maalesef bu ahlâki devrimin gerçekleştiği günleri bizim kuşaklar kolay görmeyecek.Yalan bizde hem saldırının hem savunmanın silâhıdır. O nedenle en çok iftira formunda kullanılır.Bir araştırma yapılsa, yalanı en çok kullanan toplumlar arasında yer aldığımız görülecektir.Profesyonel futbolcular bile vazgeçmiyorlar bu silâhı kullanmaktan. Hakemleri ikna etmekte uzman olmuşlar.Yerde upuzun yatarken veya kıvranırken gördüğünüz futbolcu sanırsınız ki can çekişiyor.Ama beklediği düdük sesini duyunca lastik gibi kalkıyor.Yalan çoğu zaman istediğini alıyor!İtibarlı İngiliz gazetesi Guardian dün, Soma’da polis tarafından zaten enterne edilmiş bir göstericiyi tekmelerken görüntülenen Başbakan danışmanının aldığı 7 gün işgöremez raporunu ön plana çıkardı.Danışman Yusuf Yerkel’in kendisine darp raporu veren doktorlara düştüğünü, sağ dizindeki doku şişliğinin bundan ileri geldiğini söylemesi ve suçluyken mağdur konumuna girmesi bizde kimseyi şaşırtmaz.Ama Guardian’ı okuyanlar için alaycı müthiş bir eleştiri, ilginç bir haberdir.Türkiye’de gerçeğe ulaşmanın zorluğu, hatta mahkemelerin uzamasının sebebi dahi budur.Batı’da insanlar en bağışlanmaz suçun, en büyük itibar yıkımının yalandan geleceğini bilerek yaşarlar.Bizim de aynı kaygıyı toplumsal ahlâkın ilk şartı hâline getirmemiz gerekiyor.Muasır medeniyet denilen şey yalansız toplumdur.Bize yok, çünkü...İnternet özgür dünyanın vazgeçilmezi.İfade özgürlüğünü ve haberleşmenin gizliliğini güvence altına alıyorsa hayale sığmaz bir imkân.Baskı rejimleri açısından baktığınız zaman katlanılmaz bir tehdit!Yaratılan her teknoloji, ona müdahale edecek programı, aracı da üretiyor.Nitekim internet gözetleme teknolojileri şu anda hatırı sayılır bir üretim alanı oluyor.Ve özgür rejimler bu imkânı haberleşmenin gizliliğini korumak baskı rejimleri ise sansürcü denetim için kullanıyor.Almanya Başbakan Yardımcısı Sigmar Gabriel dün, Türkiye’nin de içinde olduğu birçok ülkeye internet gözetleme teknolojileri ihracatının durdurulacağını açıkladı.Türkiye ve Rusya, ihracat yapılmayacak ülkeler arasında.Uyguladığımız internet yasağı adımızı ‘baskıcı rejim’e çıkardı.Bunu nezaketle de söylemiyorlar.Babakan Erdoğan’ın Almanya’ya yapacağı resmi ziyaretin arifesinde söylüyorlar! Manidar değil mi?

Devamını Oku

Yumuşama vakti geldi

19 Mayıs 2014

Ulusal yas tutmayı gerekli kılan boyutta felâketler bazen beklenmedik altüst oluşlar yaratır.Soma’daki maden faciası sözünü ettiğim dinamiği içinde saklıyor olabilir mi? Mümkün.Başbakan’ın gizleyemediği asabiyeti, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinin yönetimini elinden kaçıracağı endişesinin sonucudur.Geçen yılın Gezi Parkı protestoları yıldönümü bahanesiyle alevlendirilir mi?Böyle bir ihtimalin varlığı hesaba katılmalıdır.İktidarın her çalının altında hain casus ve cadı araması cumhurbaşkanı seçimi sürecinde kötü sürprizlerle karşılaşma korkusundan geliyor.AKP iktidarının durumu ve Başbakan’ın frenlemekte zorlandığı asabiyeti, halkta birikmiş olan öfkeyi bir anda alevlendirebilir.Ve olaylar Başbakan’ın Köşk hesaplarını altüst edebilir.Kriz yüzünden yenilmiş ve tasfiye olmuş liderler var olduğu gibi kriz yönetmekteki becerisini kanıtlayarak büyümüş ve şansını artırmış liderler de çoktur tarihte.Son olaylar Başbakan’ın kriz yönetmekte eskisi kadar iyi olduğunu göstermiyor.Şu andaki krizin merkezi Soma’dır.İktidarın bu krizi yönetme biçimi ilkel, duygusuz anlayışsızdır.Hatalar ve halkta öfke nöbeti yaratacak ağırlıktaki söylemler ve şiddet içeren müdahaleler sabırları taşıracak negatif birikimler oluşturuyor.Başbakan’ın 301 canın kaybını “işin tabiatı”na bağlaması Soma’yı ziyaretinde yaşanan tekme-tokat rezaletleri, gösteri yapanlara karışmış küçük çocukların altlarına kaçıracak kadar korkutulması, halka yardıma giden avukatlara reva görülen kötü muamele, ciddiye alınması, tedavi edilmesi gereken sapmalardır.Suçları bir haddi aşan iktidarlar dinamit gibi tehlikeli olurlar.AKP’yi yöneten zihniyet ve kendi yanlışlarının, orantısız güç kullanmakta gösterdiği fütursuzlukların başına dert açacağını anladığı zaman nasıl bir eylem çizgisi benimseyecektir?Böyle durumlarda “inceldiği yerden kopsun” anlayışı ile hareket eden iktidarların az olmadığına tarih tanıktır.Bir de şu var: Orantısız güç kullanmayı alışkanlık hâline getiren iktidarlar, bazen bir anda ceza görmeyi hak ettiklerini kabul etme çizgisine gelirler.Bazı durumlarda öylesine yoldan çıkarlar ki, birikmiş korkuları yüzünden seçimde kaybettikleri iktidarı kavgasız gürültüsüz vermezler.Şefkat beklemek hayalcilik olur ama hiç değilse saygı bekliyoruz.Devleti bu kadar acımasız bir role sokmak, hiçbir demokratik iktidarın tercihi olmamalı!NOT: Bir okurum sormuş: Niye milli bayramlar eskisi gibi kutlanmıyor?CEVAP: Yeniler Atatürk’le yüzleşme cesaretine sahip olmadığı için!

Devamını Oku

Acil ihtiyaç umut ve güven

17 Mayıs 2014

Türkiye’nin bir yıldan beri huzursuzluk içinde yaşadığını görmemek körlüktür. Yüzünden gözünden mutluluk okunan insanlara eskisi kadar sık rastlanmadığı da doğrudur. Ne yapacağız? Temelli çare karamsarlık yaratan şartları değiştirmektir. Ama bunun için çok uzun bir zamana ihtiyaç var. Başbakan’ın asabiyetten kurtulmak için çaba göstermeyi kabul etmesi ne kadar zaman alır? Maden faciası için gittiği yerde kendisini protesto ettiğini sandığı vatandaşa tokat atmayıp tahammül göstermeyi öğrendiğini düşünelim; Protestocu bir vatandaşı düştüğü yerde hınçla tekmeleyen genç danışmanını da terbiye etti diyelim.. Yetecek mi? Hayır çünkü sokaklar bunlarla dolu. Bir yanda elbise torbasından, ayakkabı kutusundan milyonlar taşan kirlenmiş yaratıklar, öte yanda evine ekmek götürmek için zehirli gaz dolu dehlizlerde bir asgari ücrete ölüm-kalım savaşı veren temiz insanlar... Bu iktidar kendi zenginini yaratmak için çok cüretkâr servet transferleri yaptı. Sokaktaki adamın gerginliği, bütün bu çarpıklıklara itirazdır. İnsanların içindeki ateş, Soma ‘daki linyitten daha fazla yakıyor. Maden şirketinin kredi talebine yabancı bir bankanın verdiği cevap ibret olmalı. Soma Holding, İstanbul’da inşa ettiği gökdelen için kredi talebinde bulunduğu yabancı bankadan ne cevap aldı? “Siz madencilik de yapıyorsunuz. Madende bir kaza olursa bunu kamuoyuna açıklayamayız. Kusura bakmayın!” Bir değil birden fazla “Temiz Eller” operasyonuna ihtiyacımız var. Ama Başbakan’ı halâ “adamımı kimseye yedirmem“ zihniyeti yönetiyor ve halk bunu görüyor. Aralık’taki rüşvet ve yolsuzluk operasyonu dört bakanı yerinden etti. Soma’daki faciayı yaratan sebepler daha bağışlanır şeyler mi ki tek istifa getirmedi? Madenin iktidara yakın bir şirket olduğu, bakanların koruyucu tavırlarından belli oluyor. Bu da kamuoyu tarafından farkediliyor. Halk siyasi iktidardan saygı bekliyor. Güven duygusu ve umut, şu andaki en acil ihtiyaçtır. Bu ihtiyacı ancak sorumlu bakanların istifası karşılayabilir. İstifa erdemdir. Mutlaka suçlu olmak gerekmez istifa etmek için. İddialı bir sil baştan şansı, güven ve umut yaratır. Çare üretecek güç ve imkâna devletin sahip olduğu mesajını verir.

Devamını Oku

İLO’ya hemen imza koyalım

16 Mayıs 2014

Dünya Çalışma Örgütü’nün “Madende Sağlık ve Güvenlik” başlıklı sözleşmesini Türkiye niçin imzalamıyor?Emekli büyükelçi Onur Öymen doğru bir soru soruyor.Maden facialarından kurtulmanın belki de en can alıcı adımı bu noktada atılacaktır.Afrika ülkelerinin bile uymayı taahhüt ettikleri şartları Türkiye niçin kabullenmez?Tabii ki sözleşmeye uygun hâle gelmenin maden şirketlerine büyük masraf açacağını bildiği için.Yani kör olası para yüzünden!Maden şirketleri yeni teknolojiye yatırım yapmak, eğitimli emek istihdam etmek yerine boğaz tokluğuna çalıştırdığı sendikasız işçilerle yürümeyi tercih ediyor.Çünkü madencinin can pazarında sürekli ucuzluk var.En ucuz şey insan hayatı bizde. O zaman maden sahiplerine ve hükümetlere getirdiği masraflı yükümlülüklere niçin para harcayacaksınız?Bu zihniyet Soma faciasını doğurmuştur.Son Zonguldak maden faciası ardından Meclis’te İLO’nun madende güvenlik normlarını belirleyen sözleşmesine hükümetin imzasını atması isteği gündeme getirilmişti.Yine maliyetler artacak, rekabet gücümüz düşecek gerekçesiyle zamana terk edildi mesele. Ve fatura Soma’da karşımıza çıktı.Maden faciasının sebebini ararken işe siyasi sorumlulardan başlamak gerekir.Çünkü mesele kömür üretiminden önce insan hayatıdır.Bütün arayışlar sebep diye bir yığın ayrıntı üretecektir. Oysa şu belli ki İLO sözleşmesine ülke olarak imzamızı koyduğumuz anda biz de madenlerinde insan zayiatını sıfıra indiren ülkeler sınıfına yürüyeceğiz.O nedenle siyasi sorumluları belirleyerek çözümü aramak daha akılcı olacaktır.Soma’dan üç hafta önce muhalefetin Meclis araştırması talep eden önergesi kabul edilse belki bu canlar ölüme gitmeyecekti.Acılarımız zaman değirmeninde ufalanmadan hükümet İLO sözleşmesine Türkiye’yi dâhil etmelidir.Dünya tecrübesini reddeden bir tavrı kendimize yakıştırmayalım!Tekmeyle terbiyeİktidarın muhalif seslere tahammül yeteneği, yere düşen bir protestocuyu tekmeleme sınırına gelip dayandı.Başbakan’ın danışmanlarından birinin Soma ziyareti sırasında bir göstericiye tekme atması, iktidarın “makbul vatandaş” normlarını yeniden düzenledi:Acın da olsa sessiz bir kabulleniş olmalı.Yok öyle bağırmak!Hele protesto amacını belli eden sözler sarf etmek...Yersin tekmeyi!Bağırmak isteyen “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye bağırsın. Yetmiyor mu?

Devamını Oku