Tanrı halkımızı, ülkemizi korusun.Ordunun yaşadığı tasfiye hareketinin düşmanları tahrik etmesi ihtimali yabana atılamaz.CHP lideri Kılıçdaroğlu dünkü Meclis grubunda gereken uyarıyı yaptı.Ergenekon ve Balyoz davalarının yarattığı tasfiye, çok sayıda yetenekli komutanı harcamakla kalmadı. Askerin güven duygusuna da zarar verdi.Haksızlığın olumsuz etkileri hedef alınan kitle yanında vicdan taşıyan tüm insanları üzdü ve güçten düşürdü.Adaletsizlik sabır göstererek çözülecek bir sorun değildir. Nitekim Türkiye’de arsızca yaşamaya devam ediyor.Hukuk cinayetleri, eğer zarar gören “düşman” diye yaftalanmış insanlarsa övgü bile aldı.CHP lideri dün 17 Aralık sürecinin bu çarpıklığın en azından teşhir edilmesini sağladığını anlattı: 17 Aralık’ın haftasına Başbakan’ın Başdanışmanı “Kendi ülkesinin ordusuna kumpas kuranlar”ın varlığını ifşa ediyor.Ergenekon ve Balyoz davalarının çökmesi üzerine Barolar Birliği Başkanı Feyzioğlu Başbakan’ı ziyaret ediyor, “bu davalarda sahte deliller var” diyor.Feyzioğlu ile görüşmenin ardından Başbakan:“Yeniden yargılanma konusuna olumlu bakıyoruz. Arkadaşlarımız çalışıyor ve bitmek üzere..”CHP lideri dün haklı olarak Başbakan’a sordu:“Hani bitmek üzereydi?”Başbakan’ın gerçekten istediği zaman neler yapabildiğini hatırlattı:“MİT Müsteşarı’nı savcı ifadeye çağırdı diye alelacele toplandılar. Kanunlar hazırlandı, parlamentodan yıldırım hızıyla geçti, MİT Müsteşarı savcıya gitmedi!”Ve can alıcı soru:“Orada bu kadar hızlısın, neden burada değilsin?”Öyle bir aday ki...Deniz Baykal Kılıçdaroğlu’na “Cumhurbaşkanlığı seçimleri AKP’den kurtulmamız için önemli bir fırsat olacak” demiş.Böyle bir yaklaşım, seçimi gerçek işlevinden saptırmak olmuyor mu?Çünkü amaç açık: Seçim cumhurbaşkanı seçmek için değil, Başbakan’ın yolunu kapatmak için kullanılacak.Yani cumhurbaşkanı seçimin yan ürünü olacak.İki turlu seçimler zorlamaya gerek kalmadan zaten sözü edilen imkânı içinde barındırıyor.Muhalefet uzlaşma becerisini gösterebilirse ikinci turda bu denemeyi yapabilir.Şimdiden belli; MHP birinci turda bayrağını göstermek isteyecektir.Ve ikinci turda CHP, kendi adayları elendiği için başka bir partinin adayına oy vermek zorunda kalacak kitleyi cezbedecek bir aday bulmayı başarmak zorunda olacaktır.Zor iş; Allah kolaylık versin..
Birkaç günlük bir mola. Siyaseti izleyen gazetecilerin her biri eminim aynı hayali kuruyordur.İki hafta önce düşünü kurduğum cennete adım attığımı sanırken ayağım sanki boşluğa gitti.“Vertigo” adını taşıyan rahatsızlık, hesapta olmayan uzun bir tedavi mecburiyeti doğurdu. Kısa denilecek bir zamanda iyileşip dönebildiğim için memnunum.Bilgi ve şefkat sağladı bu hızı. Sevgili dostum Dr. Cengiz Aslan’a teşekkür ediyorum.Neden? Nedeni yok!İhtiras, açgözlülük, çatışma ve nefret havamızı zehirliyor.Toplumun tüm fertleri zehirlenme riskine hedef oluyor. AKP’nin dinamikleri topluma sürekli şüphe ve düşmanlık pompalayan Başbakan’ı öfke siyasetinden vazgeçmeye ikna etmelidirler.Bu büyük bir fedakârlık olmaz. Zaten girdiği bütün seçimleri açık ara kazanarak erişilmesi zor başarılar elde eden Başbakan’ın niçin bu kadar kırıp dökücü ve saldırgan bir ruh hâli içinde bulunduğuna kimse anlam veremiyor.Yüzde 55’in üstündeki muhalif kitle iktidarın gözünde “milli irade”den sayılmıyor. Bu duygu onları yoruyor yıpratıyor.Başbakan kendi taraftarlarının bile bu dışlayıcı tutumdan memnun olduğunu düşünmesin.Bu hükümetin en değerli sermayesinin istikrar olduğunu bildiği hâlde Başbakan niye eleştirileri, suçlamaları vatana ihanetin, küresel komploların maşası durumuna düşmenin örneği olarak gösteriyor?Mutlaka mahkemeVuslat Doğan Sabancı dün Beyaz Saray Muhabirleri Derneği’nin gala yemeğine katılmış ve Başkan Obama’dan etkilenmiş.Başkan en çok alkışı, kendisi hakkında yazılıp çizilenlerle dalga geçen sözleri nedeniyle almış.Mizah ve nükteden mahrum siyaset zeminleri mayın tarlasına benzer. Yaşama sevinci bizim siyaset dünyamızda da kendini göstermelidir..Mesela öyle bir mecliste, yolsuzlukla suçlanan eski bakanların hesap vermeden kurtulacakları yolunda bir şüphe asla geçerli olmaz.Oysa bugün var böyle bir korku.Soruşturma önergelerinin görüşülmesini Meclis TV’nin yayında olmadığı pazartesi gününe denk getirmek, niyeti bozuk bir tedbirdir.Yolsuzluk ve rüşvet, hiçbir bahane ile korunmamalıdır. Hele hele bu koruma “dava arkadaşlığı”nın gereği sayılmamalı.Sorumluluk iktidarındır. Toplum vicdanı rahatsızdır.Siyasi cambazlıkla üstü kapatıldığı takdirde bu dosyalar suçlananları ve koruyanları sonsuza kadar takip edecektir!
Dilerim zamanı doğru kullanıyordur yöneticilerimiz.Çünkü bu gereği yerine getirmiyorlarsa 1 Mayıs kahredici bir pişmanlık getirecektir.1 Mayıs üstüne yapılan tartışmalar ve sıkça görülen restleşmeler, geleneği ve yasal zemini henüz oluşmamış yeni yetme bir ortadoğu devletinin acemiliğini sergiliyor.1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’dür. Sendikalar, bu günün anısını canlandıracak özeni hak ettiklerini savunuyorlar.Sendikalar 1 Mayıs ile Taksim Meydanı’nın anılarda oluşturduğu bütünlüğün bozulmasını istemiyorlar. DİSK Başkanı 1977 kutlamasında katledilen 37 emekçiye karşı duyulan saygının Taksim’den vazgeçmemeleri gerektiğini onlara hatırlattığını söylüyor.Valilik, “Taksim olmaz, Yenikapı’da toplanın” diyor. Karşılıklı restleşmeler kaba kuvvete çağrıdır; dikkat!Türkiye Barolar Birliği, AİHM’nin 27 Kasım 2012 tarihli kararını hatırlatıyor; O kararda Taksim Meydanı’ndaki kutlamaları engellemenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğu belirtilmişti.Devlet gücünü kullanan iktidardır. Geçmişte bu kutlamaların olaysız gerçekleştiğine yığınla örnek var. 1 Mayıs’ın ruhuna uygun bir buluşma şimdiye kadar çok başarılmıştır; yine başarılır.Mesele şudur: Çözüm “kuvvet” talep edebilir. Polis ne yapacak o zaman?Kalabalığı pişman ettirecek türden müdahale mi, yoksa barışçı kalabalığı dışardan gelebilecek tahriklere karşı korumak mı?Gerilimin tırmanışını önlemek ilk şarttır.Manzara kötü. Sanki söz bitmiş iki ordu karşılıklı mevzilenmiş bekliyor!Önümüzdeki bir haftalık zamanı barış kardeşlik ve özgürlük için değerlendirmenin basiretini göstermeliyiz.Emek bayramı emekçilerin polis dayağına çekildiği bir utanca dönmesin yine.Bu zamanda bu ayıp?.. Yeter!..Dört bakan üstüne arayışlar...Kolay ikna olan saf vatandaşları istismar meziyet sayılmamalı.Mesela 4 eski bakanı, kurulacak soruşturma komisyonu raporu üzerinden aklamak mümkün. AKP’nin gücü Meclis’te buna yeter. Ama parti kurmayları bu yöndeki telkinlere itiraz etmişler:“O aklanma olmaz. Gerçek aklanma yargı (Yüce Divan) yoluyla elde edilebilir.”Aslında o bile yetmez. Çünkü rüşvet ve kaçakçılık gibi ithamlar içeren soruşturma önergelerini reddedip süreci “görevi kötüye kullanma” suçlaması üstüne kurmak da karnuzca bir manevradır.Karar vermek lâzım: Adalet mi, göz boyamak mı?
Kıblesi seçmen olan bir seçim sistemi bu ülkede yaşayan insanların hasretidir.Halkın bunaldığı dönemlerde siyasetçiler bu özlemi kaşıyarak ümit yaratırlar.Başbakan Erdoğan’ın önceki gün yaptığı “Dar bölgeyi Meclis’e getireceğiz” açıklaması, daha öncekiler gibi boş bir hayal midir, yoksa “nihayet kavuşuyoruz” dedirtecek bir ciddi başlangıç mı?Başbakan, düzenlemenin yüzde 10’luk seçim barajı rezaletine çare de olacağını savundu.İki teklif var: Biri daraltılmış bölge; seçim barajı yüzde 5’e inecek, bölgeler 5 milletvekili çıkaracak şekilde düzenlenecek.Öteki teklif: Türkiye her partinin bir aday göstereceği 550 dar bölgeye bölünecek ve seçim barajı haliyle uygulanmayacak.Dar bölgede halkEğer lider sultasına da çözüm getirmek ve bu arada istikrarın devamlılığını gözetmek istiyorsak “Tek İsimli, Tek Turlu Çoğunluk Sistemi” tercih edilmelidir.Lider hegemonyası, rejimin demokrat karakterine zarar veriyor. Devleti oluşturan erkler yerlerinden oynamıştır.Özellikle iktidar partisinin milletvekilleri adeta devrim muhafızı gibi Meclis’te nöbet tutmakta, yukardan gelen kanun tekliflerinin önüne çıkan muhalefet engellerini dozer gibi temizlemekte işe yaramaktadır.Lider sultasının ürünü olmayan halkın seçtiği vekillerle yürütülen bir yasama faaliyeti, Meclis’te fark yaratırdı.Örneğin 4+4+4 çıkmazdı, MİT Kanunu da çıkmazdı.Yangından mal kaçırma yöntemine demokratik bir Meclis’te yer yoktur.Torbaya doldurulmuş birbiriyle ilgisiz kanun teklifleri gece yarısı baskınları ile Meclis’ten tekme tokat geçirilmiştir.Seçilmişe seçilmişLider sultasına izin vermeyen bir meclis bütün sistemi şeffaf, demokratik ve saygıdeğer yapar. Kanunlar tartışılarak ve olgunlaşarak yasama sürecini kat ederler.Başbakan’ın vaadi dileriz “Tek İsimli Tek Turlu Çoğunluk Sistemi“ üstünde gerçekleşir.Düzenlemeyi iktidar partisinin kendi çıkarını büyütmek amacıyla kullanacağına dönük endişeleri kimse kuruntu diye kenara atamaz.Son seçimin rakamlarına dayalı hesapla iktidarın önereceği tekliflerden biri AKP’ye daraltılmış bölgede 25, tek adaylı dar bölge sisteminde 50 milletvekili daha kazandırmaktadır.İktidarlar nalıncı keseri gibi davranmak isterler.Ama İngiltere’nin bu sisteme beslediği güven, şüphecileri ikna etmekte işe yarayabilir. Çünkü yararları sakıncalarından fazladır.Ayrıca... Halkın seçtiği Cumhurbaşkanı, karşısında “Bizi de tek tek halk seçti“ diye övünecek vekillerle dolu bir Meclis bulursa harika olur.
Siyaset biraz da günü belli sorunlara, spekülasyon virüsü ile çürüme yol açmadan çözüm bulmaktır.Cumhurbaşkanı seçimi nedeniyle tarihi bir tecrübe yaşıyoruz.Köşk için doğal aday konumunda Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan duruyor. Ama siyaset hükmünü yürütmeden durmaz.Gül Anayasa’nın izni ile, parti lideri Başbakan ise 12 yıllık performansının yarattığı hak sayesinde adaydırlar.Bu durumu resmen açıklamamış olmaları oyunu değiştirmiyor.Sorunun arızasız çözümü ikisinden birinin feragat göstermesine bakıyor. Yani “Kardeşlik hukuku” halletmiyor problemi.Fark şu; iki taraf da arzularını şifreli ifadelerle anlatmaya mecbur kalıyor. Oradan da lâf ürüyor, parti içinde bölünme riski taşıyan yeni sebepler oluşuyor.Şartlar değişirse?Başbakan’ın “terleyen, koşan Cumhurbaşkanı” olma ve Anayasa’nın tanıdığı bütün yetkileri kullanma tasavvurunu açığa vuran hamlesi çözümü dar bir alana sıkıştırdı.Bir satranç oynanıyor ve hamle sırası Cumhurbaşkanı Gül’e gelmişti.Gül’ün yalnızlığı seçerek başını dinleme lüksü bulunmuyor. Dün Kütahya’daydı ve şu açıklamayı yaptı:“Bugünkü şartlar çerçevesinde benim gelecekle ilgili bir siyaset planımın olmadığını burada paylaşmak isterim..”Gül’ün “Bugünkü şartlar çerçevesinde” sözleri anahtar kelimelerdir.Cumhurbaşkanı seçimi yaklaştıkça kim bilir hangi yeni şartlar ortaya çıkacaktır?Gül bu sözleriyle “yarın ola hayır ola” sabrı göstereceğini, yeni şartlara göre tutum belirleyeceğini anlatmak istemiş olabilir.Rus ruletine hayır“Adaylığınızı tekrar koymazsanız siyaseti bırakacak mısınız?” sorusunun ikinci kez sorulması üzerine söyledikleri netliği artırmıştır:“Bugünkü şartlar içerisinde böyle bir planımın olmadığını söyledik size..”Kütahya’da söylenenler, en azından çözüm seçeneklerinden birini tasnif dışı hâle getirmiş sayılır.Gül bizdeki sorunun da Rusya’daki Putin - Medvedev değiş tokuşu ile aşılmasını kabul etmeyeceğini belli etmiştir. İfadesi Rus ruleti seçeneğinin yok edilmesidir.“(Putin - Medvedev formülü) Demokrasiye yakışan bir uygulama olduğu kanaatinde değilim!”Özetlersek... İki taraf da vazgeçmeye şimdilik razı görünmüyor.Seçimde alınan sonuç ve cemaate karşı yürütülen savaşın sağladığı korku ve hayranlık Tayyip Erdoğan’ın şansını artırıyor.Yalnız unutmayalım; şartları değiştirecek çok uzun bir zaman var önümüzde.
Sınavdan sınava fark var. Her zaman bir yanlış bir doğruyu götürmez.Öyle yanlış vardır ki onun bir tanesi bile bütün doğruları yerle yeksan eder.Özellikle rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasının gündemi kapladığı Aralık ayından beri cemaat okulları üstünde sert, hatta acımasız bir eleştiri ve tartışma devam ediyor.Bu okulların kapatılması kararı, tehdit niteliğini aşan bir iddia eşliğinde geldi ve açıklandı.AKP’ye benzersiz bir iktidar gücü sağlayan cemaat ve başındaki hoca ne oldu da bir anda “tüm kötülüklerin kaynağı” olarak suçlandı ve korkutucu bir cezaya mahkûm edildi?Başbakan’ın bu kararı açıklarken seçtiği söylem “inlerine gireceğiz, köklerini sökeceğiz” ifadesidir.Cemaat okullarının kapatılması kararı, bir paralel devlet, daha doğrusu suç örgütü oluştuğuna dair algıların yayılması üzerine açıkça ilân edilmiştir.Yargı kararı olmalıBir yandan kamu otoritesi öbür yandan paralel örgütler gücü gücü yetene tarzında bir varlık - yokluk savaşı veriyorlar.Tahrip edici bir yöntemdir bu ve hukukun üstünlüğüne dayalı toplumlarda oluşmasına, yaşamasına asla izin verilmez.Aynı şekilde dershanelerin kapatılması, ortada somut suç isnatları bulunduğuna göre yargı kararları ile hayata geçmelidir.Kamu vicdanını tatmin etmenin başka yolu yoktur.Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk bu eksiği dileriz giderir.. Başkan Koncuk CHP lideri Kılıçdaroğlu’na yaptıkları yardım çağrısının olumlu karşılandığını açıkladı.Dershanelerin Anayasa Mahkemesi’ne gitmesi iyi olacaktır.Toplumun içinin rahat olması gerekiyor.Hoca’nın öğütleriTartışmanın yarattığı kavram karmaşası bitmelidir. Bakarsınız cemaatin ikna edilmesi bu şekilde mümkün olacak, suçlandığı noktalarda yön ve yöntem düzeltmelerine kendileri talip olacaklardır.Ben şahsen cemaatin söylemi ile, eylemi ile paralel devlet oluşturmakla suçlanmayı hak etmediğini söyleyemiyorum.Bu şüphe, Fethullah Gülen’in Amerika’ya göç ettiği 15 yıl öncesi, arkasında bıraktığı kaseti dinlerken bende uyanmıştı.Gülen o kasette kendisini izleyenlere özet olarak “adliyede, mülkiyede çoğalmalarını, devletin hayati merkezlerini tutmalarını, tehlike anlarında sabırla normalleşmeyi beklemelerini” tembih ediyordu.Yaşadığımız son kriz, bu talimatlara uyulduğunu gösteriyor.Bir inanç dayanışması zemini olarak cemaate evet, ama o zemini siyasi ve maddi fırsatların anahtarı olarak kullanmaya hayır!
Sosyal medyaya yönelik yasaklar sadece ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar getirmiyor..Geçen hafta Financial Times bu yasakların Türk ekonomisinin büyüme hedefleri üstünde olumsuz etkiler de yarattığını yazdı.Yani yasakçı politikaların faturası zannedildiğinden daha ağır oluyor.Hatırlanacağı üzere geçen yılın sonunda patlak veren yolsuzluk rezaletleriyle yerel seçimler arasındaki çalkantılı dönemde hükümet Twitter ve YouTube’u yasaklamıştı.Önümüzdeki ağustosta Cumhurbaşkanı seçimi, 2015’te ise genel seçim yapacağız.Gazete bu siyasi takvimin talep ettiği gereklere Türk ekonomisinin kolay cevap veremeyeceğini yazıyor. Çünkü düşük tasarruf oranı, yabancı yatırımcıya bağımlılık ve büyüyen bütçe açığı gibi kronikleşen sorunları aşmak konusunda “çok az bir umut” bulunduğunu iddia ediyor.Financial Times gazetesi yayınladığı tahlili büyük ölçüde “Silikon vadisi’nden Türkiye’ye gelen ilk yatırımcı” Barış Aksoy’la ve farklı çevrelerden kişilerle yaptığı söyleşilere dayandırmış.Şu öngörü önemli: İnternet Türkiye’nin en hızlı büyüyen sektörü olacak!Fakat iki yıl öncesine göre ülkede değişimler oldu. Büyüme hızı 2 yıl önce yüzde 9 oranındayken şu an yüzde 4’ü bile geçemiyor. Türkiye katlanamaz bu duruma.Silikon Vadisi’nden gelen yatırımcı sade ve soğuk bir uyarıda bulundu:“Siteleri kapatırsanız bunların ekonomi üzerinde etkisi olacaktır.”Tercümesi: Türkiye’nin ekonomi yönetimi bindiği dalı kesiyor. Yapmayın bunu!Başbakan haberi geciktirmedi...Başbakan Erdoğan, partili milletvekilleri ile yaptığı toplantı ardından, tam da ondan beklenen şeyi söyledi:“Köşke çıkarsam halkın cumhurbaşkanı olurum. Tam yetki kullanırım..” Başka biri gelirse yarım yetki mi kullanacak?Tayyip Erdoğan’ın açıklaması “Yetki kullanmak bahsinde herkesten en az bir fazla” iddiası yansıtıyor.Bu açıklama, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bakanlar kurulu toplantılarına başkanlık edeceği haberini mi veriyor?Köşk’e çıktıktan sonra da paralel yapının peşini bırakmayacağını mı söylemek istiyor?Siyasetten yansıyan gerginlikler boğucu bir hava yaratıyor. Erdoğan’la beraber gerginlik üreten kaynaklara Köşk de eklenecek demektir.Ama bilmeli ki ne kadar az konuşursa Köşk şansı o kadar yüksek olacaktır!