Halkın zekâsını hafife almayın

15 Mayıs 2014

Kibir insanların aklını ve insafını rehin alan bir kötü huydur.Bu kötü huy bir partinin, hele de iktidar partisinin kimliğine, kişiliğine egemen olmaya başladığı zaman orada toplumsal bir risk oluşacağını bilmek gerekir.Soma’daki maden ocaklarında meydana gelen iş kazalarının ve ölüm olaylarının tekrar tekrar yaşanmaması için gerekli tedbirleri araştırmak amacıyla Meclis’te üç Manisa milletvekili tarafından verilen önerge AKP oyları ile reddedilmiş olmasaydı büyük ihtimalle bu dayanılmaz acıya düşmüş olmayacaktık.Başbakan o önergenin samimi olmadığını, Meclis’te zaman kazanmaya yönelik bir siyasi taktik olduğunu iddia etti ama öyle olmadığı, Başbakan’ın yanıltıldığı belge ile kanıtlandı.Başbakan “olur böyle şeyler” demeye getirdi.Örnekler verirken gelişmiş ülkeleri sıraladı. Maden facialarında İngiltere, Belçika, Japonya, Fransa ve Çin’in bizden fazla kurbanlar verdiğini söyledi.Fıtrat değişebilirÖlümler için “Bu işin fıtratında bunlar var” dedi. (Fıtrat yaratılış, mizaç, huy anlamına geliyor).Demokrasinin doğasında da dürüstlük vardır.Başbakan Soma’ya kıyas ararken örnek gösterdiği ülkelerin yüz-yüz elli yıl önceki rakamlarını vererek halkın zekâsı ile alay etmenin yanlışına düştüğünü fark etmiyor mu?Mutlaka ediyordur ama önemsemiyor.Bu yanlışı insana ancak kibir işletebilir!Liberal Demokrat Parti dün yazılı bir açıklama yayınladı, hızlandırılmış tren kazasıyla başlayan, Uludere katliamı, Reyhanlı saldırıları ile gelişen iz bırakmış olayları hatırlatarak “AKP Türk Milleti’nin güvenliğini sağlamaktan aciz bir partidir” iddiasında bulundu.Madenci çocuklarıGerçekten de karbonmonoksit ile gelen ölümleri öven siyasi açıklamalar, ölümlerden ölüm beğen diyen bir acıklı güldürü yaratmıyor mu?Perişanlığımızın cezası olan acılar üç günde unutulmamalıdır.Önce kazancı, kârlılığı güvenliğin önüne koyan yanlışı düzeltmeli, sonra da Soma kurbanlarının geride bıraktığı eş ve çocukları korumanın borcunu ödemeliyiz.Barolar Birliği Başkanı Feyzioğlu, Soma yetimlerinin eğitimlerini güvence altına alacak olan bir kampanyayı başlattıklarını açıklarken LDP de madenlerin ve çalışanların özel sigorta ile sigortalanmasını öneriyor.Kaza tazminatlarının yüksek tutulması, maden sahiplerini güvenliğe daha fazla yatırım yapmaya mecbur edecektir.

Devamını Oku

Güvenlikten tasarruf olmaz

15 Mayıs 2014

Dayanılır gibi değil. Bu fedakâr insanların kaderi ölmek olmamalı...Soma’daki maden faciasından yaralı kurtulan işçinin ambulansa bindirilirken hemşireye “Çizmelerimi çıkarayım mı?” diye sorması, sarsıcı bir andı.İzleyenleri ağlattı.Halkımızın beklenmedik acılar karşısında sığındıkları teselli “kader”dir.Ama yeter artık. Milletçe öğrenmiş olmak zorundayız ki “Kadere ram olanlar, kedere gark oluyorlar..”Kader bir yerde seçimdir. Murat Yetkin dünkü yazısında maden sahibinin iki yıl önce davet ettiği gazetecilere, özelleştirmeden evvel devletin tonunu 130 dolara mal ettiği kömürü 24 dolara ürettiklerini anlatarak övünmüş..Bu başarıyı sağlayan nedenlerden biri olarak da, ithal edilen trafo panolarının yerine kendi yaptıkları panoları kullanmalarını göstermiş.Kötü birincilik..Evet bu uygulama işi daha kârlı hâle getirmiş olabilir ama iş kazalarını, ölümleri de çok ucuzlatmıştır.Tamahkârlığın bu kadar pahalıya mal olduğu başka bir ülke yoktur dünyada.Niye biz maden kazası ölümlerinde Çin’i bile beşe katlayarak birinci oluyoruz?Başka bir ülkede onun yerinde olan madenci çizmesindeki çamuru kutsanmış bir nişan sayar. Bizdeki gariban, o anda bile işini kaybettirecek bir yanlıştan sakınmanın gayretini bırakmıyor.Uzmanlar madenlerde kullanılan yanmaz trafoların Türkiye’de üretilmediğini, yanmayan trafonun maliyet yükünü azaltmak için aranacak bir çözümün de tasarruf sayılmayacağını söylüyorlar.Soma faciası bu görüşü doğruluyor.Kaza değil cinayetBu yazı yazılırken ölü sayısı 238 idi. 150’ye yakın kayıptan ne kadarı eklenecek şehit listesine bilmiyoruz.Facianın yaşandığı maden, düzenli güvenlik denetimi gören bir iş yeridir. Ama bu facia önlenememiştir.Dev-Maden-Sen Başkanı Tayfun Görgün’e de kulak vermeli. Diyor ki:“Bu sahalar Türkiye Kömür İşletmeleri’nin yönetiminde iken neredeyse kaza olmaz, ölüm ise hiç görünmezdi. Ne zaman ki özel sektöre geçti, kazalarda patlama yaşandı.”Sendika başkanı, taşeronlaşmanın devlet politikası hâline gelmesinden üreyen sorunların ışığında Soma’daki olayın kaza değil cinayet diye nitelenmesi gerektiğini savundu.Eğitim yetersiz, güvenlik denetimi işlemiyor.Pek çok alanın meslek lisesi var. Neden madenciliğin yok? Acımız çok büyük. Bu acıyı unutmayalım ki tekrarını önleyecek çarelerin aranmasına hemen başlansın.Şehitlere rahmet, yakınlarına sabır, milletimize başsağlığı diliyoruz.

Devamını Oku

İn midir cin midir?

13 Mayıs 2014

Siyaset sonu olmayan bir yarıştır. Marifet hızı kontrol etmek, patinaj yapmamaktır.Danıştay töreninde yaşanan nahoş olay (isterseniz skandal diyebilirsiniz) hükümeti harekete geçirdi.AKP kurmayları böyle toplantılarda “bir Feyzioğlu daha” görmek istemiyorlar. Kurumların özel günlerini düzenleyen tüzüklerde değişiklik yapılacağı söyleniyor.Yapılması muhtemel düzenlemenin istenmeyen konuşmacı sürprizi yaşamamak için susturma tedbiri getireceği anlaşılıyor.Şimdi sürat kazası ile sakatlanmış bir tüzük değişikliği görmeye hazır olmalıyız.Barolar Birliği Başkanı Feyzioğlu’nu edepsizlik yapmakla suçlayan Başbakan’ın öfkesinden hız alan yakın çevre umarız Barolar Birliği Başkanı’nın üstünü çizip yerine hükümetten bir temsilciyi kürsüye çıkarmak gibi bir düzenlemeyi çözüm niyetine önermez.Görünmez darbeler!Çünkü öyle çözüm olmaz. Olacak şey patinajdır ve Türk demokrasisi, bu olaydan aldığı dersle tekrarı yaşanmayacak bir kriz bahanesiyle avukatları susturacaktır.Savunma yargının vazgeçilmez ayağıdır.Hükümet kendini zorlayan her şeye darbe sıkıntıya sokan her kişiye darbeci deyip çıkıyor.Eğer Barolar Birliği bu törenlerdeki söz hakkından mahrum bırakılırsa hayallerde üretilen darbe asıl o durumda olur!İktidarda takıntı hâline gelen darbe olgusu toplumun ruh sağlığını bozuyor.İktidar mağduriyet enerjisiyle besleniyor. Darbe ve darbeci, sıkıntı doğan her yer ve zamanda sis bombası olarak kullanılıyor.Aralıktaki operasyon yolsuzluk soruşturmasıydı, bir anda darbeye çevrildi.Korkuyla terbiye..AKP’nin Afyonkarahisar kampında “paralel yapı” özel gündem olmuş, 17 ve 25 Aralık operasyonlarının gerçekte birer darbe girişimi olduğu iddia edilmiş.İçişleri Bakanı Efkan Ala, perdeye akseden görüntüler ve şemalar eşliğinde ispatlamaya çalışmış o ucuz atlatılan darbe girişimlerini..Liman soruşturmasının, başarısızlığa uğrayan üçüncü darbe teşebbüsü olduğu iddia edilmiş..Türkiye’nin zamanı ve enerjisi ziyan oluyor. Darbe girişiminin gerçek olduğunu, Erdoğan’ı “dönemin başbakanı” diye adlandıran bir belgeye iddianame diyerek darbeyi kanıtlamaya çalışanlar boşa kürek çekiyorlar.Sahte delil üretme konusunda başyapıtlar çıkaran düzenbazların varlığı toplumun gözünü açmıştır.Darbe ve darbeci in midir, cin midir?Devamlı adları geçiyor ama bir türlü ele geçmiyorlar.Halkı darbe korkusuyla terbiye etmek zalimliktir!

Devamını Oku

Başkanlık ve cadı avı

12 Mayıs 2014

Eleştiri, demokrasi havasının oksijenidir. Engelleyenler kendilerine zarar verirler.Muhalefetin görevi eleştiri yapmaktır. Bu işlev iktidarın önüne aydınlık seçenekler açar.Maalesef Başbakan’ın eleştiriye tahammül göstermemesi, demokratik diyalogtan nasibini alamayan gergin ve kısır bir siyaset iklimi getiriyor.Bu hava da ülkeyi yöneten insanların yanlış şeyler söylemesine, kötü kararlar almasına sebep oluyor.Başbakan’ın kürsüde konuşan Barolar Birliği Başkanı’na yönelik azarları keşke hiç olmasaydı. Erdoğan seçilmişlere saygısızlık saymıştır Prof. Feyzioğlu’nun uzun konuşmasını.Peki Barolar Birliği Başkanı da seçilmiş kişi değil midir?Başbakan öfkesini boşaltırken gündem oluşturacak haberler veriyor. Mesela, oldu bitti yöntemi ile başkanlık sistemine geçiş tasavvuru... Başbakan diyor ki:“Cumhurbaşkanlığı konusunda henüz bir karar vermedim. Ama çıkarsam (Çankaya’ya) yetkilerimi sonuna kadar kullanırım. Cumhurbaşkanı yürütmenin başıdır.”Anayasamız Cumhurbaşkanı için “devletin başı” diyor.Milletin birliğini temsil eden bir işlevi vardır. Ve parlamenter sistemimizin talep ettiği kişi, taraf olan bir başkan değil tarafsızlığa sahip bir cumhurbaşkanıdır.Cumhurbaşkanının gerekli gördüğü zamanlarda bakanlar kuruluna başkanlık etmesi süreklilik taşıyamaz.Başbakan aday olmadan önce istikrarsızlık doğuracak dayatmalara başvurmayacağı konusunda kendisiyle uzlaşmalıdır!Cadı avına gelince... Hukuk devletine yakışmayan bir soruşturma ve cezalandırma türüdür.Muhalif gördüğü insanları cemaate bulaştıran Başbakan, bu iddiayı artık ciddi kanıtlara bağlamanın çaresini bulmalıdır. Cemaati bir koalisyon ortağı gibi aralarına alan irade kendisine aittir. Bunu unutmamalı.Yine tekrarladı:“Biz bu cadı avını yapacağız, bunu da bilin!”Unutulmasın; ispatlanmamış iddialar suçlanan insanları mağdur durumuna sokar halkın gözünde.Son krizdeki devlet adamı rolünü en çok CHP lideri Kılıçdaroğlu hak etti.Çünkü krizin muhalefete sunduğu fırsatlara tamah etmedi.CHP’li Loğoğlu “Feyzioğlu siyasi konuşma algısı yarattı, Başbakan’ın cübbeyi çıkar eleştirisi doğru” demişti.Kılıçdaroğlu “Feyzioğlu’nun ayıplanacak bir şeyi yok” dedi.TBB Başkanı’nın CHP’nin başına geçme hayali kurduğu biliniyor.Kılıçdaroğlu “bir tekme de benden” diyebilirdi.Yapmadı; iyi bir örnek verdi!

Devamını Oku

İki tarafın da hatası var...

10 Mayıs 2014

Başbakan’ın hayatındaki “ikinci Van Münit Vakası” dün yaşandı.Erdoğan, Danıştay’ın kuruluş yıldönümü törenindeki uzun konuşmasına sinirlendiği Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Feyzioğlu’na tepki gösterdi.Davos’ta İsrail devlet başkanına itirazını söyledikten sonra toplantıyı nasıl terk ettiyse aynını tekrarladı.Gerçekten böyle bir tören için Feyzioğlu’nun konuşması alışılmış süreyi aşmış olabilir. Ama bunca yıllık devlet tecrübesi ile Başbakan’ın o skandal müdahaleye meydan vermemesi gerekirdi.Konuşmanın sonlarına doğru kürsüdeki Barolar Birliği Başkanı’na “Yanlış konuşuyorsun” diye müdahale etti.Edepsizlik mi?..Öyle görünüyor ki Prof. Feyzioğlu’nun yargı dışı sorunları da kapsayan keskin eleştirileri Başbakan’ı rahatsız etmiştir.Salondaki konukların alkışlı desteği sabrını taşırmıştır.Nitekim patlamayı Van depremi ile ilgili değerlendirme yaratmıştır.Başbakan’ın “Yanlış konuşuyorsun” diye ayağa kalkması üzerine Barolar Birliği Başkanı “Neyi yanlış konuşuyorum Sayın Başbakan’ım?” diye sormuş, Başbakan da “Böyle bir edepsizlik olmaz ki” diyerek tırmanışı sürdürmüştür.“Ben edepsizlik yapmadım. Kimseye de edepsizlik yapıyorsun demeyi kendime yakıştırmam” diyen Prof. Feyzioğlu’na Başbakan yüksek sesle şu karşılığı vermiştir:“Siyasi konuşma yapıyorsun. Bir saattir sen konuşuyorsun. Van’la ilgili söylediklerin baştan aşağı yalan!”Bu olay yüksek düzeydeki insan ilişkilerinin iyice bozulmuş olduğunu gösteriyor.Sabır eksiğinden...Başbakan eleştiri yapanları hasım sayıyor, düşman yerine koyuyor. Onlara gösterdiği tepki en hafifinden “çıkar cüppeni çık meydana” demek oluyor.Dünkü törende Başbakan kendini frenleyip Feyzioğlu’nun konuşmasını bitirmesini bekleyebilir, “sataşma” gerekçesiyle düşündüklerini kürsüden söyleyebilirdi.Geçende Anayasa Mahkemesi’nin sahne olduğu yıldönümü töreninde Başkan Haşim Kılıç’ı defterden sildi.Şimdi de TBB Başkanı Feyzioğlu mu eklendi listeye?İki tarafın da haklı olduğu sebepler bulunabilir.Feyzioğlu’nun siyasete soyunacağı belli. Ona adımlarını aceleye kapılmadan sabırla atmasını öneririz.Başbakan’ın da “orantısız güç kullanma” alışkanlığına son vermesini dileriz.Çünkü bu azarlama tonunu yönetme yeteneğinde güven sarsıcı bir eksilmeye işaret sayanlar çıkabilir. Çıkmasın!

Devamını Oku

Yaşasın gençlik

9 Mayıs 2014

Üniversitelerin küçük boyutlu festivaller yaşadığı günler başladı yine..Gençler, yoğun çalışma ile geçen öğrenim yılının yorgunluğunu üniversitelerinde eğlenerek atıyorlar.Bahar şenlikleri adı verilen organizasyonlar aynı zamanda gençlerin birbirleriyle kaynaşmasına yardım ediyor.Düzce Üniversitesi’nde önceki gece çekilen fotoğraflar, içten ve temiz arkadaşlıkların, eski kuruntuları aşarak yaşama sevincine dönüştüğünü ispatlıyor.Bundan korkmamak, gocunmamak, fena şeyler düşünmemek gerekir.Din istismarı yapan siyasilerin vehimlerindeki beyhudeliği bu fotoğraflardan daha inandırıcı olarak ne tür bir kanıt anlatabilir?İşte kız-oğlan ayrımı, türbanlı-başı açık ayrımı halledilmiş. Bunlar geçmişte kalmış.Türkçede gencin bir adı da “delikanlı”dır. Ama delikanlı fazladan nitelikler, meziyetler taşır.Birlikte yaşama kültürünü sindirmiş gençlerin özelliği, inançlarına karşılıklı olarak saygı göstermektir. Ülkedeki değişen havanın yarattığı fırsat onlara diledikleri yaşamın anahtarını verdi.Yaşasın gençlik, yaşasın sevgi ve anlayış.Gençlerin temiz duygularından “ötekiler” üretmeye heveslenecek ahlâk zaptiyelerine dikkat etmeyi ihmal etmemek lâzım.Bilgi yoksa görüşme kuru gürültü!Başbakan ve bakanlar hakkında verilen soruşturma önergesi ne şekilde işlem görür, nasıl yürür?Cevabı Anayasa’da yazılı.Yüzüncü madde, soruşturma istemi için “Meclis görüşür ve karara bağlar” diyor.Parlamentonun usulleri vardır, bir sorunun Meclis’te görüşülmesi ciddi bir iştir. Dört eski bakan hakkında verilen soruşturma önergesi size göre yeterince görüşüldü mü?Hayır, aydınlatıcı bilgileri içeren fezlekeleri okuma imkânı esirgenen bir Meclis, ciddi ve doğru görüşme yapamaz.Bilgilerin karartmaya mahkûm edildiği bir görüşme zemininden adil hüküm çıkmaz.Olsa olsa komik ve garip söylemler, çarpık teşhisler çıkar.Nitekim onca yolsuzluk ve rüşvet iddiası karartmaya uğramış, kamuoyuna bilgi olarak bir kol saati kalmıştır.MHP bu kısıtlamayı dava etti. Ankara 11. İdare Mahkemesi, yürütmeyi durdurma ve iptal istemli dava dilekçesini kabul ederek TBMM’den savunma istedi.İktidarın dört eski bakanı temize çıkarma niyeti gizlenemez görünüyor. Umarım yanlış bir tahmindir bu!

Devamını Oku

Milli iradeyi ispat fırsatı

8 Mayıs 2014

Tüm işaretler bunaltıcı ve gergin bir yaz yaşayacağımızı gösteriyor.Aslında beyhude işkencedir çektiğimiz.Sorun diye önümüze gelen açmazlar Anayasa’ya bağlı kalmaya yemin eden koca koca insanların dönmeleri yüzünden doğuyor.Hatırlayın kaç seçim geçti.Seçilenler Meclis’in açılışında “Anayasa’ya bağlı kalacağına” namusu ve şerefi üstüne yemin ettiklerinin neredeyse ertesi günü başka bir anayasa yapmanın arayışına soyundular.Değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek maddeleri silip süpürmeyi göze alacak kadar ileri gittiler.Mesela Başbakan halk oyu ile cumhurbaşkanı seçildiği takdirde Anayasa’nın istediği tarafsız kimliğe girmeyeceğini çok önceden ilân etti.Tayyip Erdoğan nasıl İstanbul Belediye Başkanlığı gizli görevinden vazgeçmiyorsa, Çankaya’ya çıkarsa başbakanlık yetkilerinden de vazgeçmeyecektir.Çankaya dar gelecektir.Kullanma talimatıHalk sandıkta kral, şah, padişah seçmiyor.Hoş Erdoğan bir 23 Nisan bayramında Başbakan koltuğuna oturan çocuğa “Artık istediğini yapabilirsin. Astığın astık, kestiğin kestik” demişti.On iki yıl ülkeyi bu algı ile yönetmiş.Daha kötü şeyler olabilirdi Allah korumuş.Halk seçtiği iktidara devleti teslim etmiyor emanet ediyor. Bu makinenin kullanma talimatı Anayasa’dır.Sağlam aldığı emaneti iktidarlar sağlam geri vermeye mecburdur. Anayasa değişecekse yolu belli. Kendi aldığı oyu “milli irade” diye yücelten, dağınık olduğu için yüzde 50’den fazla oya saygı göstermeyen bir anlayış anayasa yapamaz.Meclisteki sayı üstünlüğü iktidarı tahrik ediyor. AKP yine fiili durum yaratmak isteyecektir.Dağınık çoğunlukAKP Grup Başkanvekili Canikli niyetlerini açıkladı. “İcraatın başı bundan sonra fiili olarak başbakanlar olmayacak cumhurbaşkanları olacak” dedi.Bu ifade, parlamanter sistemin oldu bitti ile sonlandırılacağının ihbarıdır. Sonuçlarından AKP içinde de endişe edenlerin çıkmaya başladığı görülüyor.İyi haberdir.Yeni Şafak yazarı Ali Bayramoğlu dün köşesinde “Böyle bir durum anayasal krizlere, devlet krizlerine kapı açar” uyarısı yaptı.Başbakan, muhalefetten gelen uyarılara kulak asmaz.İster istemez muhalefet AKP’yi durdurmanın çaresini arıyor.Başbakan’ın milli irade hesabına dâhil etmediği kitle azınlık değil net bir çoğunluktur. Bu kitleyi sandıkta birleştirecek beceriyi göstermek, CHP ve MHP’nin gündemindedir.Son seçimin oy dağılımı, “çatı aday” arayışını denemeye değer kılıyor.“Milli irade” neymiş; bunu öğretmenin tam yeri ve zamanıdır!

Devamını Oku

Olumlu etkileşim

7 Mayıs 2014

Adalet en ağır hak ihlâlleri ile nerede yerle bir edildi?Hiç düşünmeden “Türkiye’de Balyoz davasında” cevabını verebilirsiniz.Çünkü yüzlerce asker, birkaç sahte delille, savunmaları bile doğru dürüst alınmadan, kumpas itirafının gölgesindeki yargı cinayetleri ile kıyıma ve hakarete uğramıştır.Dün ilginç bir şey oldu:Meclis Başkanı Cemil Çiçek, hakkında kesinleşmiş mahkeme kararı bulunan MHP’li Engin Alan’ı kurtarmak için parti gruplarına yasa önerdi.Teklif yasalaşırsa, hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunan milletvekilleri için infazlar, dönem sonuna bırakılacak.Kumpas tanımı yapıldığı gün gerçekleşmesi gereken tahliye neden bu kadar gecikti? Haksızlığı millet niçin dört yıl boyunca seyretmeye mecbur edildi?Keşke sahte delil zamanında saptanabilse, keşke kumpas daha erken ifşa edilebilse, adaletin tecellisine en etkin katkıyı sağlayacak bilgiler için gerekli olan iki emekli komutanın tanıklığına mahkeme keşke direnmeseydi!.İyilik de sâridir fenalık da..Vicdanlar özgürlüğün kokusunu almaya başladığı andan itibaren bundan en çok adalet yararlanacaktır.Anayasa Mahkemesi önünde “Adalet Nöbeti” tutan Avukat Şule Erol’un eylemi, mahkeme başkanı Haşim Kılıç’tan sempati görmüştür. Fatih Çekirge’ye eylemi saygı ile karşıladığını belli etmiştir.Balyoz sanıklarının Anayasa Mahkemesi’ne yaptıkları bireysel başvurunun sonucu yeniden yargılanmanın yolunu açabilecektir.Engin Alan’ı kurtaracak yasa, AYM önünde Balyoz sanıkları için yürütülen gösteri ve mahkeme başkanı Haşim Kılıç’ın eylemden olumlu etkilenişi.Umarız devam eder.özgürlük ve adalet için beklemek herkesi yordu..Yalancının mumu Ülke beş aydır rüşvet ve yolsuzluk konuşuyor.Eski dört bakanın savunmaları kamuoyunu tatmin etmemiştir.Savunmalar inandırıcı değildir.Yalancılık siyasi eylemin temeli hâline geldi; olmamalıdır.Hele din sömürüsüne hiç tamah edilmemelidir.İktidar dün, bir gün öncesinin utandırıcı Meclis oturumu hiç yaşanmamış gibi yeni bir gündem yarattı.Ama gerçek hükmünü yürüttü. Suçlanan eski bakanlardan Zafer Çağlayan 700 bin liralık kol saatinin rüşvet olmadığını söylerken saatin garanti belgesinde adının yazılı olduğunu iddia etmişti.Saati üreten firma Patek Philippe Çağlayan’ı yalanlayarak garanti belgesine alıcı adı yazma usulleri bulunmadığını açıkladı.Çağlayan’ın mumu yatsıya bile varmadan söndü!

Devamını Oku