Şiddet sarmalı mı demeli yoksa şiddet kumpası mı?
Yaşadığımız baskı, şeytani bir kurgunun mağduru olduğumuzu düşündürüyor. O nedenle “kumpas” benzetmesi daha yakışır üstümüzde uygulanan baskı yöntemlerine..
Kılıçdaroğlu Meclis Grubu’nda ciddi tehdit içeren bir duruma işaret etti:
İstanbul Okmeydanı’nda iki gencin ölümü ile sonuçlanan olaylar sırasında kalabalığa karışmış maskeli kişileri hatırlatarak “Bu yüzü maskeli, elinde silâh, olayları çıkaranlar her kimse bunları çıkarsınlar” çağrısı yaptı.
Haklılığı tartışılmayacak bir şüphe sergiledi;
“O kişiler acaba kim? Gezi olaylarında TOMA’ya molotof atan polisleri gördük” dedi.
Aslında “kimin adamıdır bunlar?
Kimler hesabına çalışıyorlar?”
Onun hesabını soruyor. Hatta daha ileri giderek bu tehlikeli kışkırtmanın iktidardan geldiğini ima ediyor.
Unutulmayan dersler
İktidar niçin başvursun böyle yöntemlere?
Kutupları keskinleştirmek “böl ve yönet” tarzına alışkın siyasilerin vazgeçemedikleri bir yönetme biçimidir.
Dün Emre Kongar “12 Mart ve 12 Eylül askeri darbelerinin gerekçeleri hep şiddet eylemleridir” diye yazıyordu.
Baskıcı bir yönetim bahane üretmek zorundadır. Sokaktaki şiddeti üreten merkezlerin çoklu olması sebepsiz değil.
Mahkeme kararıyla sabit, “darbe öncesi anarşi dönemlerinde solda da sağda da can alan kurşunlar aynı tabancalardan çıkmıştır” gerçeğini unutamayız.
Bu tecrübe bizi sonsuza kadar koruyacak dersler barındırıyor.
Polis kurşunu ile ölümleri “normal” sayan anormallik unutulmaya mahkûm edilmelidir.
Denemeye değmez mi?
Başbakan’ın, sanki öldürmemek için her şeyi yapan polisler var gibi onları “Nasıl sabrediyorlar, anlamıyorum” diye gaza getirmesi hiçbir iyiliğe hizmet edemez.
Demokrasimiz korunmaya muhtaçtır.
Toplantı ve gösteri hakkını kullanan toplulukların kışkırtılmaya karşı şerbetlenmesi elbette iyi olur.
Bu hassasiyet koruyucudur.
“Ortalık karışsa da baskı yönetimine bahane oluşsa” niyetinin göstergeleri molotof, kurşun ve maskedir.
Bunlar göründüğü anda demokrasi güçleri bu melânet simgelerini hemen açığa çıkarmalıdır.
Polis de tabiatında var olması gereken duyarlılığın sabırsızlığa kapılarak vurmak değil, sabır göstererek korumak olduğunu hiç unutmamalıdır!
Bu arada Kılıçdaroğlu’nun şu sözü:
“Başbakan üç gün sussa Türkiye huzur bulacak.”
Sizce de denemeye değmez mi?
Baskıya bahane..
Haberin Devamı

