Sevinç neden şimdi anlaşıldı

21 Haziran 2014

Suçlanan dört eski bakanla ilgili haberler hep aynı fotoğrafla yayınlanıyor gazetelerde.Meclisin balkonunda, elleri birleşerek havaya kalkmış, Özal zamanından bildiğimiz “ANAP Selâmı” veren dört adam...O kadar neşeli görünüyorlar ki bilmeyen biri bu adamların rüşvet ve yolsuzlukla suçlandığına asla ihtimal veremez.Gazetelerin yayın müdürleri halkın sinir sağlığını düşünüp yeter artık bir daha yayınlamasınlar.Çünkü devlet katında hırsızlık demek halkın soyulması demektir.Bakanlar neyi kutluyor bilmiyorum ama halkın o fotoğrafı her gördüğünde cüzdanını çaldırmış duygusu yaşadığına şüphe yoktur.17 Aralık soruşturması standartları zorlayan büyük bir lokmaydı. İktidar bile utandı ve soruşturma komisyonu kurulmasına rıza gösterdi.Aradan geçen zaman “huylu huyundan vazgeçmez” atasözüne yeni bir doğrulama getirdi.Mecliste soruşturma komisyonu kurulması gerekiyor. Ama AKP partilerin önerdikleri üyelere itiraz ediyor, kendisi de üye vermiyor, oyalıyor.Tabii ki amaç, fezlekelerin içerdiği rezaletlerin cumhurbaşkanı seçimini etkilememesi..Demokraside karartma olmaz.Bilmek seçmenin hakkıdır.10 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı’nı seçecek olan vatandaştan gerçekleri kaçırmak demokrasi suçudur!AKP Meclis’te yaptığı manevralar sonucu Meclis Soruşturma Komisyonu’nun Cumhurbaşkanı seçiminden önce kurulmasını önleyerek gündemi hatta seçimin sonucunu tayin edecek ağırlıkta bir olayı örtmüştür.Komisyonun oluşmasını bir buçuk aydır savsaklayan AKP yolsuzlukların konuşulmasına 10 Ağustos’tan sonra imkân tanıyacak mı?Cumhurbaşkanı seçiminden sonra genel seçim geliyor.Ben, iktidarın beyin takımından, genel seçimde bile yolsuzluk konuşturmayacak bir yaratıcılık bekliyorum.Yolsuzluğu bile darbe teşebbüsü ile ilişkili gösteren bir iktidara ve bunu kabullenen bir seçmene sahip olduğumuz müddetçe bu iktidarın ve yandaşlarının sırtı yere gelmez!İyi yönetilirse...Başbakan Köşk’e çıkarsa AKP’ye ne olur?Son araştırma, Erdoğan’ın başında olmadığı AKP’ye oy vermeye devam edecek olanları yüzde 42 öngörüyor.Bu rakam 30 Mart seçimindeki AKP oylarıyla örtüşüyor.Aynı soru AKP’nin kendi seçmenlerine sorulduğunda yüzde 79 oranı çıkıyor.Eğer geri kalan yüzde 21 “kayıp” belirtiyorsa AKP oylarının yüzde 42 dolayında bulunduğunu doğruluyor.Sonuç; çatı aday buluşu doğru bir adımdır.İyi yönetilirse kazandırır!

Devamını Oku

Karar neye dayanıyor?

20 Haziran 2014

Balyoz davasının çöküşü ile gelen rahatlama, yerini kısa zamanda intikam bekleyişine bıraktı.Askelerin yıllarca tutuklu konumunda mahkûm muamelesi görerek özgürlüklerinden yoksun bırakılması başlı başına eza ve cefadır.O sürede askerlerin hedef oldukları manevi işkence ve saldırılar öylesine derin yaralar açmıştır ki, etkileri özgürlük sevincini bir kaç gün yaşamaya izin vermemiştir.Özel yetkili mahkemeler yüzünden yargı ve adalet sistemi öylesine zarar görmüştür, o kadar derin itibar kaybına sebep olmuştur ki, büyük bir kesim yüksek mahkemenin Türk yargısına hayata tutunma şansı kazandırdığını düşünmektedir.Cezaevinden son çıkan milletvekili olan emekli korgeneral Engin Alan dün “Meclis kararıyla değil de hukukun aldığı kararla tahliye olduğu için mutlu” olduğunu söylüyordu. Bu değerlendirme gerçeği yansıtıyor mu?Balyoz, yargı rezaletleri ve aile faciaları eşliğinde yaşanan utanç verici bir süreçtir.Elbette Anayasa Mahkemesi tarafından verilen yüz ağartıcı kararın, hukukun üstünlüğüne dayanan bir düzenin normal sonucu olarak doğduğunu görmek her yurttaşın hayalidir.Ama özel yetkili mahkemelere katlanan ve adil yargılanma hakkını ayaklar altına alan bir yargı sistemi bu kadar kısa zamanda değişmez, iyiye dönüşemez.Nitekim dünkü Financial Times gazetesi Balyoz’un bir numaralı sanığı emekli orgeneral Çetin Doğan’ın damadı akademisyen Dani Rodrik’in bir değerlendirmesine yer verdi.Dani Rodrik AYM kararından Türkiye’nin demokratikleştiği sonucu çıkarmadığını söylüyor “Bu sadece ülkede siyasi dengelerin değiştiğini gösteriyor” diyor.“Siyasi dengeleri değiştiren nedir?” sorusunun da cevabı var gazetede:Eski askeri düzen Erdoğan ve Fethullah Gülen’cilerin ortak düşmanı idi.Ancak Başbakan’ın eski müttefiki (Gülen) ile arasının bozulmasından sonra askerlerle ilişkilerini düzeltme çabasına girdiği öne sürülüyor...Tarihin Türkiye’yi getirdiği kavşak hayatî sayılacak derecede önem taşıyor.Özellikle adalet, hukukun üstünlüğünü kabul eden bir zemin bulmalı, Balyoz faciasını yaratan iftiralar ise gideceği bir mahkeme bulamamalıdır.

Devamını Oku

Adalet ve özgürlük

19 Haziran 2014

Her haksızlığın eninde sonunda adil bir mahkeme bulacağı inancı çağdaş toplumun güvencesidir.Montesquieu’nün iki yüzyıl önce savunduğu bu gerçeğin son ispatı Türkiye’de gerçekleşti.Evet, adalet trenine son istasyonda yetişmek göze alınmaması gereken bir risktir ama yetişmek şanstır ve buna da şükretmek lâzım..Balyoz Davası’nda hüküm giyen askerlerin bireysel başvuru haklarını kullanarak yaptıkları itirazları haklı gören Anayasa Mahkemesi kararı bir devrim değerindedir.Mahkeme eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ve Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’ın tanık olarak dinlenmesi taleplerinin ret edilmesini ve dijital delillerin sahteliğine ilişkin şikâyetlerin giderilmemiş olmasını hak ihlâli saymıştır.Yargının utancıYüksek mahkeme adil yargılanma hakkının ihlâl edildiği kararını oybirliği ile hükme bağlamıştır.Bu kararın iki sonucu olacaktır:1. Adil yargılanma hakkı ihlâlinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılacak;2. Balyoz hükümlülerine özgürlükleri geri verilecektir!Balyoz davası yüzyılın yargı faciasıdır.Başbakan dün Balyoz adaletsizliğine karşı elde edilen zaferin onurunun bireysel başvuru hakkını hayata geçiren AKP iktidarına ait olduğunu hatırlattı.Doğru ama bu “iyilik”, iki yüzü aşkın masumu lekeleyerek zındanlara tıkan “kötülük” yanında hiç kalır!İlerde Silivri mahkemeleri, Türk yargısının utancı olarak anılacaktır.Başbakan’ın “Ben de bu davaların savcısıyım“ dediği kolay kolay unutulmayacaktır.Oybirliği ile gerçekAnayasa Mahkemesi’nin, adil yargılanma yapılmadığına dair oybirliği kararı o kadar açık, seçik ve o kadar kasıtlı kötü niyet yansıtıyor ki, insan yaşanan adalet faciasına inanmakta zorluk çekiyor.Taraftarlarına “kininizin davacısı olun” öğütü veren muhteris bir liderle yapılan yolculuk daha ağır bedeller ödetebilirdi bize.Tabii savunmasını bile yapamadan özgürlükleri 4 yıl, 5 yıl gasp edilen ve ailelerinden koparılan askerler neler çekti, ne bedeller ödedi; bunları ancak yaşayanlar bilir.Seçmen tabanının askere yönelik intikam duygularını tatmin uğruna yaratılan oyunun gerçekte onur kırıcı bir oyun, bir “kumpas” olduğu itiraf edildiğine göre Balyoz, insaf sahibi kafalarda çok önceden vicdanlara toslayıp dağılmıştır.Dileğimiz, kin ve intikam döneminin bir daha geri gelmemek üzere kapanmasıdır.

Devamını Oku

İtiraz edenler aday söylesin

18 Haziran 2014

Her önemli virajda devrilme tehlikesi yaşamak CHP’nin kaderi midir?Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun çatı aday olarak belirlenmesi CHP içinde itirazlara sebep oldu.Aslında önemsememek, hatta tersine övmek gerekir. Parti içi demokrasinin varlığına işarettir.Önemli bir karar verilirken başka bir parti ile uzlaşma sağlamak övgüye değer bir başarıdır.CHP içinde Prof. Dr. İhsanoğlu’nun cumhurbaşkanı adayı gösterilmesine en az 15 milletvekilinin itiraz ettiği ve edeceği anlaşılıyor.Bu olayın CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’dan rövanş almak için uygun fırsat yarattığını düşünenler vazgeçsinler; kısa zamanda yanıldıklarını göreceklerdir.Ekmelettin İhsanoğlu’nu istemeyenler oldu-bittiye katlanmak zorunda değiller.Beş arkadaşlarını daha ikna etmek diledikleri kişiyi aday göstermelerine imkân tanıyor.Birinci turda kendi adaylarını yarıştırırlar, yüzde 50’yi aşan olmazsa ikinci turda, çatı aday arayışını zorunlu kılan sebep yönünde hareket ederler.10 Ağustos seçimi “Erdoğan olmasın da kim olursa olsun seçimi” değil mi?İlk turda bitmezse ikinci tura iki aday kalacaktır.Fransızlar “Birinci tur tasfiye eder ikinci tur seçer” derler.CHP’den bir grubun ortak adaya itiraz etmesi dramatik bir değişiklik getirmeyecektir. Ama çatı adaydan esirgeyecekleri oyların Tayyip Erdoğan’a destek anlamı doğuracağını da bilmeleri gerekecektir.Çatı aday, uzlaşma özürlü demokrasimiz hesabına önemli bir kazanımdır.Geç bulduk; kaybetmeyelim!Yaralayan şüpheKişinin ismine bakıp kişilik tahlili yapmak bize özgü bir marifet olmalı...Bizim harika çocuklar, çatı adayın adına bakıp ne olduğuna derhal karar verdiler:Anti laik ve Atatürk düşmanı!Dün İhsanoğlu’nun bu iki iddiaya karşı savunmasını okuduk.Cumhuriyet’ten Çakırözer’in yazdığına göre çatı aday İhsanoğlu önce konuşmak istememiş, iddialara üzüldüğünü belirttikten sonra ısrar karşısında şunları söylemiş:“Atatürk’ü, Cumhuriyet realitesini ve kazanımlarını inkâr etmek yanlıştır. Amerika için Washington neyse Türkiye için Atatürk odur..”“Siyasi güçlerin din üstünde baskı kurmaması gerekir. Benzer şekilde siyaset üstünde din adına bir baskı da kurulmamalı.”Bazı makamlar ve ünvanlar böyle fedakârlıklar talep ediyor.Bu iki temel konuda kendini ispatlamak zorunda kalmak Prof. İhsanoğlu’na ağır gelmiş olabilir.Ama kendisini çatı aday yapan sebepleri düşünecek olursa, şüphenin yansıttığı hassasiyete hak verecektir!

Devamını Oku

Kalite rekabeti

17 Haziran 2014

Erdoğan’a rakip olup da onun ağzından kötülenmeyen ilk şahsiyet olmak ayrıcalıktır.Bu durum Prof. İhsanoğlu’na ait kalitelerin Başbakan tarafından da takdir edildiğinin delilidir.Ama bugünün sorusu şu:Seçmen tabanında yeterli karşılığı bulunmayan bir adayı topluma nasıl benimsetirsiniz?Kendi adayınızın kalitelerini överek rakibin yoksunluğunu sürekli vurgulamak, iyi bir taktik olabilir.Galiba İhsanoğlu ile yapılması beklenen o!Dünkü grupta CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, aday gösterdikleri kişiyi belirlerken benimsedikleri on kriteri saydı.- Kuvvetler ayrılığı ilkesine inanmayan;- Vatandaşına tokat atan, bizden sizden diye ayıran;- Kin ve öfkeyi politik dil haline getiren;- Hukukun üstünlüğüne inanmayan;- Kadın erkek eşitliğini tanımayan;- Yalan söyleyen;- Dünyada saygınlığı sürekli eriyen;- Demokratik, laik, sosyal hukuk devletine inanmayan;- Bilgi birikimi yetersiz, sanata ve sanatçıya düşman;- Geçmişi şaibeli kişiden cumhurbaşkanı adayı olmaz!Senaryo belli, CHP ve MHP liderleri kampanya boyunca bu ilkeleri AKP adayı Erdoğan’ın eksikleri olarak sayacak, Prof. İhsanoğlu’nun bu kalitelere sahip olduğunu, seçilirse yıllardır özlenen siyaset zemini ve ikliminin yaratılacağını vaat edeceklerdir.Bu strateji, rekabeti kötüleme üstüne kuran Başbakan’ı sıkıntıya sokabilir.Milletçe denemeye değer bir tecrübe yaşayacağız!Zehirlenme...Başbakan, dinci terörün vahşi örgütlerini azdırmamak için “yazmayın, çizmeyin, söylemeyin“ talimatı verdi ama maşallah kendisi durmuyor.Eskisi gibi atışa devam!Katile katil demenin sakıncalı görüldüğü bir dönem yaşıyoruz.Medya toplum vicdanını hem oluşturan hem yansıtan bir araçtır.Onu susturanlar din adına, mezhep uğruna katliam yapanlara mazeret üretiyorlar.Başbakan dün grup konuşmasında “Mezhep aidiyetimiz ne olursa olsun biz ‘La ilâhe illâllah’ diyeni mümin kardeşimiz gördük, bağrımıza bastık“ diye konuştu.Keşke Türkiye’nin bağrına bastığı insanları seçmekte iktidar daha gerçekçi ölçütler kullansaydı.Başbakan “inşallah bölgemizde ebediyyen hakkı, sabrı tavsiye eden bir ülke olarak kalacağız” diyor.Bölge siyasetimiz bugünlere mezhep eksenli saflaşmanın, ayrışmanın günahlarını işleye işleye geldi.Bu günahları itiraf etmesini kimse beklemiyor ama bari insaflı olmaya çalışsın. Başbakan dün “CHP, bu genel müdür döneminde en sefil dönemini yaşıyor” dedi.Sadece şu hitap tarzı bile siyasetin niçin bu kadar zehirlendiğini anlatmaya yetiyor. Yanlış mı?

Devamını Oku

Çatı aday başarıldı

16 Haziran 2014

CHP ve MHP liderlerinin ortak cumhurbaşkanı adayı arayışları ilk hedefine ulaştı.İki muhalefet liderinin yaptıkları temaslardan elde ettikleri izlenimler ışığında İslâm İşbirliği Örgütü eski Başkanı Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu “çatı aday” seçildi.CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun laik-muhafazakâr Ekmeleddin İhsanoğlu’nu önerdiği buluşmada MHP lideri Bahçeli de adayı onayladıklarını belli etti.Prof. İhsanoğlu seçimi, Başbakan Erdoğan’ın Çankaya yarışında mutlaka var olacağı öngörüsü temel alınarak yapılmış bir seçimdir.İki lider ön temaslar yaparken sürekli tekrarladıkları niteliklere Başbakan Erdoğan’ın sahip bulunmadığını ima ediyorlardı.Kılıçdaroğlu tekrarladı dün:“Herkesin kabul edebileceği saygınlığı, dürüstlüğü olan, bilgi birikimiyle herkese örnek olacak bir ismi öneriyoruz. Kavgadan uzak barıştan huzurdan yana bir süreci başlatmak istiyoruz.”Muhalefet cephesinin uyarısı açık ve net:“Başbakan Erdoğan’la elde edilemeyecek kalitelere sahip bir cumhurbaşkanını biz öneriyoruz“ demiş oluyorlar.CHP lideri aday gösterdikleri İhsanoğlu’nun zarafetini överken elbette Başbakan’ın sert ve kırıcı üslubunu tasvip etmeyen kesimlerin duygularına da tercüman oluyordu.Bütün bunlar muhalefet cephesinin ortak adayına seçim kazandırır mı?Birbirinden bağımsız partilerin ortak bir başarı için ne verimde bir işbirliği kurabileceklerini gördükten sonra bu soruya cevap verebiliriz.CHP lideri oyununu birinci turda yarışı kazanma üstüne kurmuş.İkinci turda seçmeni sandığa götürmenin zorluğu onu korkutuyor olmalıdır.Haklı olabilir. Ama CHP seçmeninin cevap arayacağı daha önemli bir sorun duruyor ortada:Ankara Belediye Başkanlığı seçimine MHP kökenli Mansur Yavaş’la giren CHP, cumhurbaşkanlığı seçiminde de yakasında altı ok rozeti bulunan bir aday çıkaramadı.Rahatsız edecektir örgütü ve CHP seçmenini..Güney komşularımızdaki iç savaşlar çok esnek ihtimaller üretebilir.Savaşın etkileri hesapları her an değiştirebilir!Gözümüz yoldaBir okur sormuş: Türkiye’ye gerçek demokrasi ne zaman gelir?Başbakan geçen gün “Muhalefet Pensilvanya yörüngesinde” dedi.Pensilvanya, AKP’nin on yılı aşkın süredir koalisyon ortaklığı yaptığı cemaatin öbür adıdır.Buna rağmen Başbakan bu suçlamayı yapabilmektedir.Büyük rahatlıkla..Bu rahatlık ne zaman ki halk katında bedel ödeme mecburiyeti doğuracak, demokrasi bize de işte o gün gelecektir!

Devamını Oku

Demokrasiye yasak bölge

14 Haziran 2014

Saddam’ın ruhu Ortadoğu’da geziyor. İnsanların onunla geçen günleri mumla aradıklarını görüyor olmalı...“Toplumlar lâyık oldukları şekilde yönetilirler” sözü son deneyini Irak laboratuarında gerçekleştirdi ve yine haklı çıktı.Irak’taki mezhep savaşı, bölünen halkların ne kadar acımasız olabildiğini gösteren bir ibrettir.Zaten bu gerçek kabul edildiği için büyük güçler Ortadoğu halklarının diktatörlerce yönetilmesine sessiz kalmışlardır.Seçkin bir diplomat olan Şükrü Elekdağ kaleme aldığı son makalesinde Irak’taki facianın müsebbibi olarak Amerika’yı gösteriyor.ABD Irak’ı işgal ederken demokrasi ve istikrar getireceğini taahhüt etmişti.Elekdağ “Amerika’nın açtığı Pandora kutusundan demokrasi ve istikrar değil ülkeyi mahveden mezhepçilik ve rövanşizm çıktı“ diyor.Demokrasiyi kurmadan askerini çektiği için ABD yönetimini suçluyor.Suriye’den sonra Irak da hangi şerrin felâketini ne zaman saçacağı belli olmayan bir karanlık tünele girdi.Yürütülen dış politika en utandırıcı diplomatik yenilgiler dizisi olarak tarihe geçecektir.Irak’taki iç savaş bitecek gibi görünmüyor. Şii lider Sistani eli silâh tutan herkesi “kutsal” diye niteliği savaşa çağırıyor, ölenlere şehit rütbesi sözü veriyor.Türkiye’nin ne işi vardı böyle bir kavgada?Bizim görevimiz, çağdaş değerleri laiklik ilkesiyle güvence altına almış ülke olarak bölgedeki haydut devletlere rol modeli olmak ve onları değişime özendirmekti.Yazık ki olmadı.Onlara örnek olacakken onlar gibi olmaya başladık.Sükût altındırOy için yapılan propaganda geri tepen silâh gibidir.Hele bugünün şartlarında...Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun “Kimse Türkiye’nin gücünü test etme yanlışına düşmesin” sözü acıklı bir şaka olarak dolaşımda dönerken Başbakan Yardımcısı Arınç’ın “Türkiye hedef haline gelmedi” demesi, halkın idrakini küçümsemek, başkonsolosluk işgalini, 80’i bulan rehineleri görmemek değil mi?Başbakan da aynı yanlışa düştü. “Rehineleri tereyağından kıl çeker gibi kurtarma gayretinde” olduklarını söylemesi işleri kolaylaştırmıyor.Devlet sorumluluğu taşıyan insanlar, kökten dinci teröristlerin hangi lâfı neasıl anlayacakları tahmin edilemez canilerin böyle sözlerden etkilenebileceğini hesap etmek zorunda değil mi?Bazı durumlarda “Söz gümüşse sükût altındır” atasözünün erdemini siyasetçiler bilmez mi?

Devamını Oku

Saddam’dan daha beter!

13 Haziran 2014

Batı medyası Irak’ın çöktüğünü ve daha şimdiden üçe bölünmüş olduğunu yazıyor;Şii yönetim, Sünni azınlık ve Kürt bölgesi..Saddam Hüseyin’e rahmet okutan yorumlar görülüyor.Tony Blair’in danışmanı John McTernan şöyle demiş:“Irak’ta Saddam Hüseyin, Kürtlere soykırım uygulayan bir faşist olabilirdi ama en azından İran’ı ve cihatçıları uzak tutuyordu!”Economist dergisindeki bir analiz ise Irak’ta tozu dumana katan IŞİD örgütünün Türkiye dahil birçok koruyucusu olduğunu savunuyor.Amerika ve İngiltere’nin seçtiği seyirci rolü felâket davetiyesidir. Irak’ın yalnız bırakılmaması onlar için bir mecburiyettir.Bu mecburiyeti dayatan çarpıcı işaret, Irak ordusunun Musul’u hiç savaşmadan terk etmesidir.Ve geri almak üzere hazırlandığına dair bir belirti de yok.Mezhep ayrımına göreİngiltere ve Amerika kendi içlerinde bölünmüş haldeler. Kimi askeri müdahalesiz çıkış görmüyorken kimileri de müdahalenin yüz binlerce ölüme yol açacağını söylüyor.Bülent Arınç dün Türkiye’den IŞİD’e silâh geçişi olmadığını savundu ancak örgüte katılmış olan Türklerin varlığını da kabul etti.Bin yıllık devlet geleneğinin bizi koruması gerekirdi.Ama olmadı. Çünkü o birikime saygı duymayan ve hatta alaya alan bir zihniyet yönetiyor ülkeyi.Ve seçimlerimizi, işbirliklerimizi bölgedeki mezhep farklılıklarına dayanan tercihler belirliyor.Dışişleri Bakanı Davutoğlu geldiğinden beri “stratejik derinlik” adı verilen bir tez rehberimiz oldu.Stratejik derinlik ne ki?Bulanık suda balık avlamak değilse nedir?Arabın minneti bu..Dün Mehmet Tezkan, seçimini mezhep temelinde yapan bir siyasetin her an tökezleyeceğini yazıyordu.Irak’ta Cumhurbaşkanı yardımcılığı yapan Faruk El Haşimi, Şii önderleri öldürtmekle suçlanıp idama hüküm giyince Türkiye’ye sığınmıştı.El Haşimi’ye kol kanat geren Tayyip Erdoğan, bu sebeple Irak Başbakanı Maliki ile ipleri kopardı.Korkudan saklanan Haşimi, IŞİD’in Musul’da Türkiye Başkonsolosluğu’nu işgali ardından ne yaptı?IŞİD’i ve militanlarını kutladı!Bizdeki durum?.. CHP Başbakan için verdiği gensoru önergesini ülkenin selâmeti adına geri çekerken, Başbakan toplu açılış bahanesiyle Rize’ye yaptığı seçim gezisinde “Durmak yok; yola devam” diye bağırıyordu.Değişmek lâzım; bu kesin.Dış politikada “Yurtta sulh, cihanda sulh“ ilkesini “stratejik derinlik”in yerine koyarak başlamaya ne dersiniz?

Devamını Oku