Ekmeleddin İhsanoğlu okumuş seçmenin Çankaya’da görmek istediği adaydır.CHP ve MHP’nin ortak adayı yapılması, yeni bir proje önermesi ile bağlantılı değildir.“Tayyip Erdoğan’ın yolunu nasıl keseriz?” arayışı ile ilgilidir.“Cumhuriyet hedeflerinden sapmalara yol açan;Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu için Anayasa Mahkemesi’nce mahkûm edilen;Birlik ve milli bütünlük anlayışına zarar veren;Türk Milleti sözünü kullanmaktan bile kaçınan, T.C. simgesini kaldıran, Cumhuriyetin kuruluş yıllarında yapılanları kötüleyen;Terör örgütüyle siyasi pazarlık yapan;Dış politikada ülke çıkarlarına ve itibarına zarar veren bir iktidarın baş sorumluluğunu taşıyan bir adayın seçilmesini önlemenin yolu nedir?”Tarz değişikliğiÇatı adayı İhsanoğlu bu sorulara cevap aranırken keşfedildi.Siyaset bizde rakibin altını oymaktır.Ama unutulan şu ki aralıksız 12 yıl iktidar tecrübesi yaşayan AKP ve lideri Erdoğan’ın tanınma sorunu bulunmuyor.Tanınma sorunu yaşayan kişi, çatı adayı İhsanoğlu’dur.CHP eski milletvekili ve emekli büyükelçi Onur Öymen, dünkü Aydınlık gazetesinde yeni bir tarz önermiş.Rakibi kötüleyen siyaset modelini terkedip hedeflerini taahhütname garantisi kazandırarak topluma duyurmasını tavsiye ediyor İhsanoğlu’na..Halkın siyaset kurumuna güveni kalmadığı için yeni siyaset üsluplarının kabul görmesi kolay olmayacaktır.Buna rağmen Öymen’in önerdiği “taahhütname” denemeye değerdir.Kararsız seçmenlerin bir kısmını da olsa sandığa gitmeye ikna edebilir.Zaman az değilTaahhütlerden bir kaç seçme:Tüm vatandaşların dini görüşlerine saygı göstereceğini, ancak dini düşünce ve söylemlere atıfta bulunmadan devleti yöneteceğini;Hakim, rektör ve vali atamalarında hiçbir partinin etkisi altında kalmadan sadece yetenek ve deneyime öncelik vereceğini;Basın özgürlüğünü ileri ülkeler düzeyine ulaştırmak için çaba göstereceğini;Yolsuzlukla mücadelede çağdaş ülkelerin kabul ettikleri kuralların benimsenmesi için çalışacağını;Terör örgütüyle müzakerelere karşı çıkacağını;Dış politikada Türkiye’yi tek taraflı tavizlere zorlayan girişimlere karşı çıkacağını kamuoyuna ilân edebilir!Ekmeleddin İhsanoğlu “zaman dar, rekabet haksız ve acımasız” demesin.Demirel’in dediği gibi siyaset için 24 saat uzun bir zamandır.Devlet imkânlarını kullanmak her zaman avantaj sağlamaz.Güç zehirlenmesi de yaratabilir!
Demokrasi denge ve denetim ayakları üstünde durur. Garantisi de kuvvetler ayrılığı ilkesine riayettir.AKP rejimin dengesini bozdu.Bir kanıtı yaygın torba yasa uygulamasıdır. İktidar kanun üretme sürecini bozarak Meclis’in yasama işlevini kontroluna almıştır.Meclis’teki çoğunluğa tartışmasız sahip olma ayrıcalığı “temiz siyaset” hayalinin önündeki engeldir.Bu konudaki son haber şu:17 Aralık operasyonu ardından istifa eden 4 eski bakanla ilgili soruşturmayı yürütmekle görevli Meclis komisyonu, fezlekeleri savcılığa iade etti!Açıkça anlaşılıyor ki AKP’li eski bakanlar Muammer Güler, Zafer Çağlayan, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar‘la ilgili Meclis Soruşturma süreci, Cumhurbaşkanı seçimi sonrasına bırakıldı...Asıl seçimde lâzımKomisyonun AKP’li Başkanı Hakkı Köylü “Sorunu cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi siyasete malzeme yapmak doğru olmaz” demiş.Nasıl olmaz... Niye?..Seçimi etkileyecek çapta bir yolsuzluk ve rüşvet soruşturması varsa asıl böyle bir zamanda suçlanan bakanların ve onlarla bağlantılı kişi ve kurumların kamu oyu önünde tartışılmaları gerekir.Suçlananların kendilerini savunması vatandaşın da her suçlamadan haberdar olması seçme görevini doğru düzgün yapabilmesi için şarttır.Asıl seçim sürecinde lâzım o görev anlayışı ve gerçekleri bilme hakkı..İktidarın özendiği “ileri demokrasi” doğru kişileri seçmekte çoğu kez başarılı oluyor. Oralarda olsa böyle bir iddia sansürün karartmasına saklanamazdı.Başkan suçu biliyorBaşbakan, ortada onca delil varken bakanlarına bu kadar korkusuzca sahip çıkamaz.Çünkü uğrayacağı yanılgı, kendi konumunu tehlike sokar.Bakanların suçları sabit görüldüğü anda, yanılgısının bedelini istifa ile ödemesi kaçınılmaz olur.Meclis soruşturmasının cumhurbaşkanı seçimi sonrasına ertelenmesi şunu düşündürüyor:Komisyon Başkanı Hakkı Köylü gerçeği biliyor. Dosyada suç vardır. Cumhurbaşkanı seçiminde bundan zarar görmemek için süreci engellemiştir.Diyelim ki soruşturmanın gizliliğini ihlâl etmek suç; kimse konuşmasın..Peki şüphelileri adaletten kaçırmak suç değil mi?Hesap vermekten kaçmak mümkün değildir.Dört bakanın marifetleri kanıtlanacak olursa doğacak ayıptan acaba kimse korkmuyor mu?Çünkü fezlekelerin gizlenmesi, bireysel suçları baştan aşağı parti suçu haline getirecektir.Kimse dosyaları sıfırlamaya kalkmasın!
Siyaset zeminini istediği kıvama sokmak, Başbakan Erdoğan’ın rakip tanımaz yeteneğidir.Bu özelliğini değerlendirmek ona siyasi rekabetin öfke ve suçlamadan beslenen negatif getirilerini sağlamıştır.Ama her şeyin bir sonu var.Cumhurbaşkanlığı yarışında çekiştiği Ekmeleddin İhsanoğlu’nun sakin, saygılı hoşgörülü tavrı ve bunun iktidar takımı üstünde yarattığı etkileri gözlemek bize bu ümidi veriyor.Alıştığımız siyaset atmosferi, küfür ve iftiranın alev topları ile oynayan politik aktörlerin eseridir. Onların başarısı barış değil gerginlik, çözüm değil karmaşa getirir; yıllarca böyle oldu.Başbakan’ın karşısındaki rakipler oyuna gelen, tuzağa düşen saf çocuklar gibi davrandılar.Ve negatif propagandanın oyuncağı olma bahtsızlığı bizi bu günlere getirdi.Kirli ittifak ne?Şimdi bakıyoruz Başbakan’ın öfke siyaseti toplumdan eskisi gibi karşılık bulamıyor.Başbakan’ın torbasında kala kala Pensilvanya diye andığı paralel devlet suçlaması kaldı. CHP, MHP ve son olarak da HDP, Gülen cemaatinin oluşturdukları “kirli ittifakın unsurları olarak Başbakan’ın hedef tahtasındadır.”Ekmeleddin İhsanoğlu bu ittifakın neresinde?İddianın en azından kendisine yönelen iftira kısmını çürütmeyi tahrike kapılmayarak, sessiz kalarak yokluğa mahkûm edecektir.Bu suçlama daha ileri götürülürse verilecek karşılık hazırdır:Gülen’in Amerika’ya giderken takipçilerine bıraktığı talimat “Adliyede ve mülkiyede çoğalın ve güçlenin” idi.Tayyip Erdoğan, Gülen cemaatine hocanın niyetini bile bile 12 yıl koalisyon ortağı muamelesi yapmadı mı?Suç veya gafletten bahsedeceksek kusurun en az yarısı kendisine aittir.Zaman dar geldi...Seçime bir aydan az kaldı.Ağzı bozuk siyasetten arınmak için ümitlenmek acelecilik olabilir ama İhsanoğlu’nun vaat ettiği yeni tarz umarız hoşnut edecektir milleti.Keşke Cumhurbaşkanlığı seçiminin hazırlık dönemi daha uzun olabilseydi.Olumlu etkilerden daha fazla yararlanırdık.Başbakan’ın görev tarifi hiç değilse “kamu görevlisi”ne girer.Cumhurbaşkanı adayı olunca bu gücünü kişisel başarısı için kullanmak bırakalım yasayla uyuşmasını, ahlâken de kabul edilemez bir eşitsizliktir.Aynı şekilde, halkın vergileri ile yaşayan TRT’nin propagandayı ölçüsüz bir yandaşlık zemininde yürütmesi de adalet üstüne düşecek tüm gölgeleri kabullenmektir.İhsanoğlu’nun seçimi kazanma şansı var mı?Bilmiyoruz; ama demokratik seçim yapma becerisini bize kazandıracağını söyleyebiliriz!
Prof. Dr. Levent Köker bilim adamı olma sorumluluğunu yerine getirdi.Zihninde oluşan ve toplumca paylaşılan bir şüpheyi gidermenin çabasını esirgemedi.Başbakan, cumhurbaşkanı adaylığını açıkladığı toplantıda dini vurguları güçlü bir konuşma yapmıştı.Anahtar kelime gibi duran “dava” sözcüğü konuşmaya ne tür bir anlam yüklüyordu?Geçen hafta Taraf’tan Tuğba Tekerek, kamu hukuku profesörü Levent Köker’den Başbakan Erdoğan’ın o konuşmasını değerlendirmesini istedi.Prof. Köker’in böyle bir yetkiyi kullanmayı hak ettiğini söylemek için AKP’nin 2007’deki anayasa taslağını hazırlayan ekipte yer aldığını hatırlatmak sanırım yeterli olur..Din vurgusu yoğunLevent Köker konuşmayı yadırgadığını söylüyor;“İnsanlar dindar olabilir. Toplumun yüzde 90’dan fazlası için din çok önemli olabilir ama devletin temel bir makamına aday olacak birinin bu kadar dini vurgularla konuşmasını ben yadırgadım..”Sonra biraz açıyor:“O konuşmada bir davadan bahsediyor Başbakan.. O davanın ne olduğunu ben anlamadım. Başbakan’ın davası neymiş anlamadım. Kampanyasına Samsun’dan başlamak, sonra Erzurum’a gitmek. Bir yeni İstiklal Savaşı, Milli Mücadele.. Bunlar ne anlama geliyor?”İrdelemeye devam ediyor:“Milli mücadele derken acaba milli sıfatına İslâmî anlam mı yüklüyor?Bu kadar din vurgusu olan ‘hamd-ü sena”larla başlayıp Fatiha’nın Türkçe mealiyle biten konuşma bağlamında ben öyle anlıyorum.”İstikamet nereye?Başbakan’ın bu “dava” sözcüğünü netleştirmesi gerekiyor.“Nedir bu dava? Demokratikleşme davası mı? Avrupa davası mı? İslâmî mücadele davası mı? Nasıl bir anayasa tasavvur ediyorlar, bize söylesinler artık! Bunu söylerlerse oy mu kaybedecekler?O zaman bu toplumun büyük çoğunluğunun kabul etmeyeceği şeyler var kafalarında.. Açıklayamadıkları zaman ben hep bunu düşüneceğim.”Prof. Köker AİHM kararlarını yok sayan yönetim anlayışı için de konuşuyor; “Bunlar bana gelecekte çok daha otoriter bir yönetime maruz kalabileceğimiz işaretini veriyor..”Peki tarafsızlık yorumuna ne demeli?Prof. Köker: “Cumhurbaşkanı tarafsız bir biçimde milletin bütününün cumhurbaşkanı olmalı. Başbakan milletin sadece kendini destekleyen bölümünü millet olarak anlıyor.”Prof. Dr. Levent Köker’in aradığı cevapların peşine hepimiz düşmeliyiz!
Adı “Çözüm Süreci Tasarısı” diye kısaltılan kanun çıktı.Terörle mücadele çabalarını etkinleştirmek için uzun zamandır gerekliliği savunulan yasal zemine Çözüm Süreci kavuşturulmuş oldu.Kanun Bakanlar Kurulu’nu yetkili kılıyor.Hükümet terör örgütü mensuplarının silâh bırakması, eve dönüşleri konusunda ve hayata katılımlarını kolaylaştırmak için gereken tedbirleri alacak.En önemlisi “bu görevleri yapanların hukuki, idari ve cezai sorumlulukları olmayacak..”Türkiye bir kanun devletidir; dilerim ki hukuk devleti kalitesi kazandığını çocuklarımız görür..Burası, benzer bir korumayı yüzde 90’ın üstünde kabul oyu ile garanti etmiş anayasayı değiştiren bir ülkedir.Darbeci general, 90 yaşını aştığına, idrakini yitirdiğine bakılmadan en ağır cezaya mahkûm edilmiştir.Tarihi, kritik günlerŞunu demek istiyorum: Yasadaki bağışıklık garanti hükmü değildir.İcracılar güç ve güvenceyi yasadan değil, yaptıkları işin önemine besledikleri inançtan alacaklardır.Yasanın kabulü çözüm çabalarına taraf olan siyasetçi ve bürokratlar arasında memnuniyet yarattı.Bir yandan da işin zorluğunun asıl önümüzdeki aşamalarda artacağını düşündüren ikazlar kulislerde yankılanmaya başladı.HDP’nin cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş kendi tabanını uyarıyor.“Çözüm aşamasına geldik. Tarihi kritik günler yaşıyoruz. Bu dönemde geri adım atan kaybeder. Tereddüt içine girmek bile kaybettirir.”Sonra Kürt vatandaşların yaptıklarını düşündüğü seçime tercüman oluyor:Silâh bırakma zamanı“Kürt vatandaşlarımızın çoğunluğu ‘Türkiye’de yaşamak istiyorum. Ayrı devlet istemiyorum. Bölücülük istemiyorum. Vatanım Türkiye’dir’ diye bas bas bağırıyor.”Gerçekten de son yıllardaki kazanımlar Türkiye’deki Kürt yurttaşları, bölge ülkelerindeki eşitlerinden daha ileri taşımıştır.Bunu görmeyen ayrılıkçılığın varacağı yer Kürt adıyla dünyanın en kalabalık azınlığını yaratmak olabilir.Sürece bu aşamada zarar verecek en önemli tehdit, toplumda katillerin korunacağı yolunda şüpheler uyandırmaktır.Bu ihlâli iki gün önce PKK yöneticilerinden Cemil Bayık yaptı.“Kürdistan halkı özgür olmadan kim silâh bırakacağımızı sanıyorsa o hayal görüyordur. Kimse hayale kapılmasın” dedi.Çözüm yasasının ilk yararını görme fırsatıdır:“Adamlarına hakim olması için” Öcalan şimdi yasal şekilde ikna edilebilir!
Ekmeleddin İhsanoğlu’nu dinleyenler eminim ki güvenli bir geleceğin ümidini hissetmişlerdir.Siyasetin olumsuzluklarından arınmış bir geleceği ne kadar özlediğimizi de fark etmişlerdir.Cumhurbaşkanı adayı İhsanoğlu’nun hitabeti belki yarıştığı Başbakan Erdoğan kadar başarılı olmayabilir.Ama içeriği daha dolu ve samimi..Çizdiği şu çerçeveyi özetlemeye kıyamadım. İşte bir kaç satır içinde tanımladığı hayaller, hedefler...“Çok hassas dönemde cumhurbaşkanı seçimine giderken ülkemizin içeride huzura, birliğe ve dirliğe, dışarıda itibarını korumaya, komşularıyla ihtilâfını çözmeye her zamankinden daha fazla ihtiyacı var.”“Biz Türkler için vatan bir tarladır; bu tarlayı sulamak, ekmek, biçmek gerekir. Ne ereksen onu biçersin. Rüzgâr eken fırtına biçermiş; kibir eken nefret biçermiş; nefret eken savaş biçermiş.”“Tüm Türkiye’nin cumhurbaşkanı adayıyım, hiçbir partiye daha yakın veya daha uzak değilim..”İki ayda seçimAlçak gönüllülüğü ve tok gözlü bilgeliği İhsanoğlu’nun zaman yetersizliği sorununu aşmasına yardımcı olacaktır.Çünkü İhsanoğlu, halkın önem verdiği hemen tüm kalitelere cevap veren bir kimlik taşıyor.Dün İstanbul’da kampanya sloganını ve seçim bildirgesini açıklarken, haklı olarak iki ayda doğru ve düzgün seçim yapılamayacağından yakındı.Kendisinin seçmen tabanında tanınma sorunu vardır ama madem ki yarış başlamıştır, bu şikâyeti tekrarlamaktan sakınmalıdır.Çünkü bu tavır, yenilgiyi peşin peşin kabullenmek sayılacaktır.Oysa haksızlığı ortadan kaldırmak için imkânlar vardır ve destekçi partiler önümüzdeki bir ayda ellerinden gelen her şeyi vermelidir.İhsanoğlu, parlamenter sistemi savunuyor, teröre yönelik çözüm sürecini destekliyor.Ama Türkiye’nin toprak bütünlüğü ve ulusal birliğinin korunması şartı ile...Temel tercihlerAnayasa Mahkemesi’nin kuruluş yıldönümünde Başkan Haşim Kılıç “Yargı milletin iradesine tuzak kurulacak yer değildir, olmamalıdır” demişti ya; bu beyanatın altına imzasını attığını söyledi.İhsanoğlu, bu tavrı ile erkler ayrılığı ilkesine sadık bir aday alternatifi sunuyor.Ağırlık verdiği bir alan da dış politikadaki kötü gidiş. Diyor ki..“Pilotlarınız, diplomatlarınız rehin alınıyorsa, TIR şoförleriniz rehin alınıyorsa bir kaç ülkede büyükelçiniz yoksa bir sıkıntı var. Böyle giderse yalnızlığımız daha da artacaktır.”Dün mütevazı bir siyaset zeminine misafir olduk.Bugün parası bol, PR ve şov yeteneği yüksek AKP’nin marifetlerini izleyeceğiz.
Başbakan iki taraf var diyor;1- Millet, 2- Devlet..Sonra Cumhurbaşkanı seçildiği takdirde milletin tarafında olacağını söylüyor.İnsanın gölgesi ile kavga etmesi değil mi bu yaklaşım?Devlet ile millet arasında öncelik ve önem ölçütünde tercih yapmak, birini tercih etmek hatadır.Çünkü Başbakan’ın çatışmacı mantığında, birinden yana olmak ötekine karşı olmaktır.Halbuki o iki varlık, yani millet ve devlet, yekdiğerinin karşıtı değil aynı bütünün parçasıdır.Devlet için iyiliğin, millet için kötülük doğuracağını veya tersinin geçerli olacağını kimse iddia edemez.Anayasa’nın talebi olan tarafsızlık Başbakan Erdoğan’ı niçin korkutuyor?O duruş, cumhurbaşkanı olma şartıdır. Anayasa değişmedikçe “taraflı cumhurbaşkanı” olmayacak, olamayacaktır.Tecrübe konuşuyorHele evrensel hukuk normlarını hayata geçirmenin tadını almış bir Anayasa Mahkemesi varsa.Türkiye’de bugün var!Başbakan rakibi İhsanoğlu’nu yürüttüğü çatışmacı siyasetin tehlikeli sularına çekmeye çalışıyor. Ama İhsanoğlu tuzağa düşmeyecek görünüyor.Babakan’ın psikolojisini, siyasetin kıdemlisi Hüsamettin Cindoruk iyi bilir. İçinde yaşadı çünkü..Cindoruk’a göre, her işin içinde ve başında olacağını, yani partili Cumhurbaşkanı gibi davranacağını söyleyen Tayyip Erdoğan, rahmetli Özal ile Demirel’in kaderlerini paylaşmak zorunda kalacağından korkuyor.O nedenle de örgütüne “Köşk’e de çıksam başınızdan ayrılmayacağım” mesajı veriyor.Lider gidince bitiyorCindoruk’a göre Erdoğan’ın Özal ve Demirel’den farklı bir kaderi olmayacaktır.“Genel Başkan gidince parti dağılıyor; hele lider partileri” diye uyarıyor.Taraf tutan ve hele partili, siyasi taraf kimliği öne çıkan cumhurbaşkanı senaryoları için de “ciddiye almıyorum” dedi.Tarafsızlık anayasayı korumaktır.Öngörülür olmaktır.Yeni kurallar getirmeden eski kuralları bozmamaktır..İktidarın ve Başbakan’ın huyu oldu-bittiler yaratarak üstünlük kurmaktır.Makbul olan milletten yana olmaksa demek ki devlete karşı olmak şaşırtıcı olmayan bir sonuçtur.Anayasa ile çatışan bir Cumhurbaşkanı görüntüsü yemini sakatlanmış, devlete hasım bir devlet başkanı sorunu yaratır.Siyasi ihtiraslar Türkiye’nin başına bir de bu derdi açmamalıdır.Başbakan Erdoğan halkın kendisine gösterdiği hoşgörü ve teveccühü kötüye kullanma yanlışına düşmemelidir!
Hak, hukuk, adalet, yakın zamana kadar ihlâl edilen, ihmal edilen değerler durumundaydı.Bu yüzden toplumda huzursuzluk yaratan bir boşluk doğdu.Neyse ki Anayasa Mahkememiz hak hukuk ve özgürlük bağlamında öyle beklenmedik kararlar aldı ki yargımız sanki küllerinden yeniden doğuyor...Strasbourg’ta yapılan Avrupa anayasa mahkemeleri başkanları toplantısında T.C. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın şu sözleri dikkate değer önemdeydi:“Kamu gücünü ve imkânlarını kin ve nefretlerinin aracı olarak kullanlanları sınırlayacak tarafsız ve bağmsız bir yargı gücünün gerekliliğine olan inancımı belirtmek isterim.”Bu konuşmayı okurken TV ekranında CHP lideri Kılıçdaroğlu TRT’nin prpaganda imkânlarını iktidarın insafsızca kendi çıkarına kullandığından şikâyet ediyordu.“Meclis’te oluşan geçici çoğunlukların kaprislerine boyun eğmemek, anayasa mahkemesini var eden kıstaslardan biridir.”Tanınmış bir anayasacı, AYM Başkanı Haşim Kılıç’ın bu çabası ile mahkemeden çıkacak yeni kararlara yüksek mahkemeyi hazırlamaya çalıştığını söyledi.Aynı anayasacı Haşim Kılıç’ın AİHM’ne üstü örtülü biçimde “bizi yalnız bırakmayın” mesajı verdiğini de ifade etti.Bireysel başvuru AYM’ni adalete yaklaştırmıştır.Toplumun yargıya olan güveni artacaktır artık.İktidarın yargıya müdahale isteği Anayasa Mahkemesi’nin kendini korumakta elde ettiğini düşündüğümüz güç sayesinde geri tepecektir.Bağımsız ve tarafsız yargıya duyulan özlem ve ihtiyaç karşılığını bulacaktır!Maliyet hesabı...“Ekmeleddin’e Neden Evet?”Cevapları İnternet’te dolaşıyor.Uzatmadan bir seçme yapıp sunuyorum:1. Çünkü Tayyip’e hayır demenin tek yolu Ekmeleddin’e evet demek;2. Ekmeleddin seçilirse Cumhurbaşkanı olacak, Tayyip seçilirse Başkan olacak;3. Ekmeleddin seçilirse Türkiye üniter kalacak, Tayyip seçilirse Kürdistan eyaletini kuracak;4. Ekmeleddin seçilirse AKP diktasını sınırlayacak bir Cumhurbaşkanı olabilecek;5. Ekmeleddin seçilirse bir İslâmcının eşinin başı açık olabileceği kabul edilecek, türban istismarı bitecek;6. Ekmeleddin kültürel İslâmcıdır, Tayyip siyasal İslâmcıdır;7. Ekmeleddin İslâm bilimini ve kültürünü desteklemektedir. Tayyip İslâmcı tetöristleri;8. Ekmeleddin seçilirse kavgacı değil uzlaşmacı bir Cumhurbakanımız olacak;9. Ekmeleddin’e saldıran Atatürkçüler yeterince Atatürkçü olsalardı bugün Ekmeleddin’e muhtaç olmazdık!