Ateş üstünde yürümeyi göze alıp da yanmadan kurtulmak mümkün değildir.Ortadoğu’daki ateşli krizi tehditten çok yeni fırsatlar olarak değerlendirmek iktidarın en büyük yanlışı oldu.Cehennemin aktörleri arasında taraf tutmak, Türkiye’yi her gün kötülüğe biraz daha yaklaştırdı.Alman Die Welt, hükümetin ciddiye alması gereken ciddi bir tehlikeye projektör tuttu.Gazete 1200 dolayında militanın Türkiye üstünden Suriye’ye geçerek IŞİD terör örgütüne katıldığını yazdı.Arap olmayan ülkelerden örgüt saflarında savaşanların en çoğunun Türk olduğu bildiriliyor.Die Welt’in haberinde Ankara kaynaklı şu bilgi yer alıyor:“IŞİD saflarına katılan Türk vatandaşlarının sayısı bini aşmış durumda. 10-15 bin dolayında olduğu tahmin edilen örgüt militanlarının en az yüzde 10’unun Türk olduğu tahmin ediliyor.”Terör örgütlerini bölgesel siyasetin aracı olarak kullanmak Türkiye’nin aklına bile getirmemesi gereken bir çılgınlıktır.Türkiye bu yanlışı maalesef yaptı.Barışçı bir Türkiye aynı zamanda güçlü bir Türkiye’dir.Kavgaya karışmak güvenlikte, siyasette ve ekonomide zaaf yaratır.Direnci azalan bünyede nasıl virüsler uyanır ve saldırıya geçerse devletler de zayıf düştüğünde pusuda bekleyen tehlikeler uyanır, saldırıya geçer.Alman Die Welt gazetesinin haberinde çok sayıda Türk’ün eğitildikten sonra Türkiye’ye gönderildiği bildiriliyor.Pasif durumda bekleyecek olan militanlar, zamanı geliğinde Türkiye içinde harekete geçecekmiş.Durum bu kadar mı kötü? Hayır.Gazete bu durumun Türkiye’nin AB ile ilişkilerini olumsuz etkilemesinin kaçınılmaz olacağını öngörüyor.Türkiye’nin hayatî sorunlarını ciddiye almayan bir iktidar tarafından yönetilmek şanssızlıktır ama bu tehdide kendi güvenlikleri için bile olsa karşı koymaya AB’nin kendini mecbur hissetmesi teselli olabilir. Yine de asıl tercihimiz kesin temizlikten yana olmalı!Hem suçlu hem mağdurParalel devlet gerekçeli operasyonun ikinci dalgası Emniyet’i döverken Adalet Bakanı Bozdağ yakınıyordu:“Yargının içinde Fethullah Gülen’e bağlı şu kadar hakim ve savcı ifadelerini duydukça üzülüyorum.”Yürütme erki yargının içine girer ve onu düzenlerse, müsebbiplerin şikâyete hakları olmaz.Bakan “kanun değiştirmek de sonucu değiştirmiyor” ifadesini kullanmış;Doğrudur. Bütün okulları imam hatipe çevirirseniz, sizden sonra gelecek Adalet Bakanları da üzülecektir.Daha çok üzülecek!
Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu, gerçek bir bilim adamının her şart altında halkını aydınlatmaya muktedir olduğunu ispat etti.Hafta sonunda yaptığı laiklik değerlendirmesi, kim bilir kaç ibadetin sevabına denk düşecek bir uyarı ve uyandırma olmuştur?Okumuş cahiller Türkiye’de laikliği dinsizlik diye tarif ediyor.Çünkü bunlar gerçeği anlayıp anlatmanın peşinde değil, o karanlıktan oy devşirmenin hevesindedir.Zır cahilin hayalleri ise deva bulmaz bir hastalıktır; onları eli kanlı bir terör örgütüne kaptırma bahtsızlığından korumak çoğu kez mümkün olmuyor.Prof. İhsanoğlu çok yararlı bir hizmette bulundu hem dine, hem dindarlara..Hatay’daki mitinginde “laikliğin en güzel tarifi”ni verdi:“Lekum dînukum ve liye din..”Ekmeleddin İhsanoğlu “Budur” dedi , “Başka bir şey değil.Yani herkesin dini kendine, herkesin inancı kendine.Devlet de buna saygılı olmalı.Niye mühahale ediyorsun?..Özel hayata bu kadar müdahale olur mu; çıldırmış bunlar; Şaşırmışlar..”Cumhurbaşkanı adayı konuşurken sömürüye değil, bilgiye dayanıyor.Kur’an ayetini referans gösteriyor.Din ve mezhep üstünden ayrımcılık toplumsal bir kriz halidir.Türkiye bu sömürünün gayya kuyusu haline geldi.Yetmiyor gibi etnik ayırımcılığın zehirli kaynağından beslenenler de kapının önünde hazır, bekliyor.10 Ağustos galibiyeti bütün adaylar için gayedir.Ama kalitesi önemsenmelidir.Seçim, ırk ve mezhep ayrımının günahkârlığı ile lekelenmemeli. Seçim rüşveti yoksa oy yokYurt dışında oy kullanma hakkına sahip 2 milyon 800 bine yakın Türk yaşıyor.Özellikle iktidar partisinin hayallerini süsleyen gücün motoru gibi bakılıyordu bu seçmenlere.Hesapça 10 Ağustos’taki birinci turda Erdoğan’ı Çankaya’ya çıkaracak güç bu gurbetçilerdi.Ama bu hesaba dışardaki seçmenler ortak olmadı.Oy kullanma iradesi 179 bin seçmende karşılık buldu.Bu rakam yüzde 5’lik bir karşılıktır ki ancak hayal kırıklığı yaşamaya yeter.Şimdi hesaplar bozulmuş, iktidar kanadında seçimin ikinci tura sarkacağına dair endişeler artmaya başlamıştır.Bu tecrübeden herkes ders çıkarmalıdır.Türkiye’de propaganda kirliliği ve haksızlığı yaşanıyor. İktidarın borazan takımı muhalefete göz açtırmıyor.Dışardaki seçmenin sadece yüzde 5’i oy verdiyse, demek ki tarafsız bir ortamda, eşit bir yarışta AKP’nin yüzde 50’ler düzeyinde oy alması hayal bile edilemez.
Güç, sorumlu kullanmayı gerektiren bir üstünlüktür.Aşırı güç aşırı dikkat ister.AKP iktidarı seçimlerde elde ettiği oy oranını, yani halktan aldığı desteği yükseltmek için zaman zaman hayret veren, bazen güldüren zorlamalar yapıyor.Parti kurmayları acaba “bu zorlamalara gerçekten ihntiyaç var mı?” diye düşündüğü oluyor mu? Olmalı..Çünkü öyle bir özdenetim olsa Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz önceki gün yaptığı o “bedelli askerlik” açıklamasını yapmazdı.Çünkü oy uğruna göze alınan tamahkârlıkta o gün makulün sınırı aşılmıştır!Bakanın sözleri şöyle:“Başbakanım söyledi; yeni bir seçim yapılıyor. Cumhurbaşkanımız seçilecek. Cumhurbaşkanımız aynı zamanda Silâhlı Kuvvetler’in de başkomutanı durumunda.Başkomutan da şunu söyledi; ‘Biz yeni dönemde milletin taleplerine bakar ve bedelliyle ihtiyaç var mı, değerlendiririz. Varsa düzenleme yapılır..”Bakayalara görevBakan bu düzenlemenin seçim sonucuna bakılarak yapılacağını ifade ederken asıl oy deposu durumundaki bakaya gençlere seslendi:“Bakaya olan korkmasın. Oyunu kullansın. Sıkıntıya uğramayacaklardır..”Anadolu’da böylesi tamahkârlıkları halkımız “sineğin yağını çıkarmak” diye tanımlar.Bedelli askerlik bekleyen mükellefler, onlara ayıp sayılacak tavizler vaat etmeyi haklı kılacak sayıda değildir.Ama iktidar hiçbir zayiat vermemeyi, tersine hak ettiğinden fazlasını almaya kararlıdır.Bu tesbit AGİT (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilâtı) raporuna, hem de daha geniş bir kapsamda geçmiş bulunuyor.Kötü bir önrapor…Dünyadaki seçimleri uluslar arası standartları dikkate alarak gözleyen AGİT’ten Türkiye’ye pek çok alanda eleştiriler geldi.Yayınlanan Türkiye ön raporunda sert uyarılar yer alıyor.Başbakan Erdoğan’ın kişisel propagandasını resmi devlet organizasyonları ile birleştirdiğine dikkat çekilirken Yüksek Hızlı Tren’in hizmete girişi töreni buna örnek gösterildi.TRT’nin muhalif adayları ihmal eden adaletsiz yayın politikası ve şeffaf olmayan YSK hakkında ağır eleştiriler yöneltildi.İktidar kurmayları, yapılan seçim anketlerine güven duyarak baksalar eminim “bu tamahkârlığa değmez” diyeceklerdir.Çünkü tamahkârlık onlara bir şey kazandırmadığı gibi Türkiye’yi de dürüst seçim yapmayan üçüncü dünya ülkelerinin zavallı durumuna düşürmüştür.Seçimi şaibeli bir ülkenin demokrasisi de tartışmalıdır.Hak etmiyoruz bu zavallılığı..
Gazze insanlık vicdanının kanadığı yerdir. Bu topraklar huzur bulmadan dünyanın gerçek bir barış yaşayacağına kimse inanmasın.BBC’nin bir değerlendirmesi şu uyarıyı yapıyor;“1914’ün başlarında hiç kimse dünyanın birkaç ay içinde büyük bir savaşa sürükleneceğini tahmin edemezdi.”Hamas ile İsrail arasında sağlanan geçici ateşkes sadece birkaç saat dayanabildi. Dünya bu çabaları sürdürmeli ve Kahire’de kalıcı ateşkes için görüşmeleri teşvik etmelidir.Gazze cehenneminin yarattığı felâket Filistin’den 1422 , İsrail’den 173 hayatı söndürdü…İsrail’in Gazze’de sığınak olarak kullanılan bir okula düzenlediği saldırı o kadar derin bir nefret uyandırdı ki ABD bile İsrail’i korumaktan vazgeçti.“Kesinlikle kabul edilemez” diye merhamete geldi.Eğer başarılabilirse ateşkes dönemi, Türkiye’nin kendi durumunu gözden geçirmesi için de fırsat olacaktır.İngiliz The Economist dergisi, AKP’nin dış politikasını eleştiren bir değerlendirme yayınladı.Musul’dakiTürk konsolosluğu binasının bugün49 Türk görevliyi rehin tutan IŞİD terör örgütü tarafından karargah olarak kullanıldığını hatırlatan Economist dergisi “Musul fiyaskosu Türkiye’nin bölgede azalan nüfuzunu göstermektedir” diyor.Sonra bir hatırlatma daha;“Bir NATO üyesi olan Türkiye yakın zamana kadar İslâm ve demokrasinin bir anda yaşanabileceği parlak bir örnek olarak gösteriliyordu.”Peki sonra ne oldu? Onun cevabı da şu;Kibir, Sünni mezhepçilik ve AKP’nin kötü kararlarının bir karışımı sonunda Türkiye yumuşak gücünü tüketti.Musul felâketi Davutoğlu’nun Osmanlı fantezilerini ortadan kaldırması ümidini yaratabilir.Peki bu siyasetin kısa zamanda onarılması şansı var mı?İşaret görülmüyor ama inşallah vardır!Adaletsiz yarışCumhurbaşkanı adaylarının kabul ettikleri bağışlar kamuoyuna açıklanmalı mı?İhsanoğlu ve Demirtaş açıkladı ama Tayyip Erdoğan kanadından ses seda çıkmıyor.CHP lideri Kılıçdaroğlu bu durumdan şikâyet etmiş.Seçim de bir yarıştır. Yarışın kuralları hep eşitliği, adaleti sağlamaya dönük tedbirlerdir.Arada büyük farklar olursa, ki zaten Başbakan devlet imkânlarını kullanarak dengeyi kendi lehine değiştiriyor; bağışlar da dengesiz gerçekleşirse adalet hepten yok olacaktır.İş YSK’ya gitse bir şey değişir mi? Hayır.. YSK hangi birini düzeltsin?Deveye “boynun eğri” demişler. O da cevap vermiş;“Nerem doğru ki?”
Demokrasi denge ve denetim üstünde yürür. Hayat bulduğu kaynak bilgidir ve fazilettir.Doğru bilgi, gerçek bilgi… Faziletin de söylevi değil hayata geçirilmiş şekli.İstifanın demokrasilerde faziletten sayılmasının sebebi vardır. Çünkü bilgi kir tutmaz. Temizler. Hükmünü yürütmek ister.Mesela Dengir Mir Mehmet Fırat, kurucusu olduğu AKP’den istifa etti. 2008 yılında partideki yönetici görevlerinden istifa etmişti.Geçen gün partiden de istifa ettiğini açıkladı.Yönetici görevlerinden istifası Başbakan Erdoğan’ın Hakkari mitinginde “Tek devlet, tek bayrak, tek millet.. Buna karşı çıkanın Türkiye’de yeri yok” sözlerinden sonra gelmişti.Partiyle ilişiğini kesen son istifa neden?Nedeni sonra.Fırat “ağır vebal altında” olduğunu söyledi ama ne tür sorumluluklar kendisini bu yola itti; daha sonra konuşacağını açıkladı.İstifa faziletse, fazilet burada sakatlanmış haldedir.Çünkü önemli bir seçime yaklaşıyoruz ve AKP’nin bir kurucu üyesi partiden istifa ederken seçmeni bilgiden yana eksik bırakıyor.Fırat halkın “dobra” dediği tiplerdendir. Partiden ayrılma kararı önemli bir denetim hamlesidir ama eksiktir. Dengir Fırat bu eksiği bir an önce gidermeli.Aksi halde kendisini inşa edecek ama demokratik rejime temizlik yönünde bir katkı sağlamayacaktır.Seçmen sandığa giderken bilgiyle dolu olmalıdır. Dengir Fırat istifa tepkisini işe yarar hale getirmek istiyorsa yarından tezi yok, istifasının sebebini açıklamalıdır.Suç korunmamalı…“Temiz siyaset” özlemini tatmin etmenin doğru yolu budur. Hırsızlık ve yolsuzluk, hiçbir zeminde koruyucu bulamamalıdır.Maalesef buluyor..Bu nedenle Dengir Fırat uzun süre bekletmeden bildiklerini kamuoyu ile paylaşmalıdır.Önümüzde iki seçim var. Dengir Fırat fazilet gösterecekse istifa nedenlerine kendine ait sırlar muamelesi yapamaz. Yapmamalı..Tartışılması doğal olan her konu demokrasinin de yaşamak zorunda olduğu alandır.İşte Dengir Fırat, hemen açıklamak zorunda olduğu sapmaları, yanlışları saklıyor, açıklamasını erteliyorsa kendini demokrasiye dostluk yapmış biri olarak göremez.Demokrasi suçuDört eski bakanla ilgili dosyaların yokuşa sürülmesi de başlı başına bir demokrasi suçudur.Seçimde vatandaş oyunu, iktidar icraatını gözleyerek, tartışarak denetler, belirler ve kullanır.Bizde hesap vermesi gereken iktidar halâ dikleniyor.Vatandaş oyunu belirlerken ihtiyaç duyacağı bîlgilere ulaşması zorlaştırılıyor.İpe un serenler unutuyorlar; suçlananlara yardım ve yataklık suçu işliyorlar!
Bizim siyaset de nükte üretmeye başladı ya, demokrasimize karada ölüm yok demektir!AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, milletvekili Hakan Şükür’ün emniyetteki “paralel yapı” operasyonu bağlamında gözaltına alınan polisleri Adliye’de ziyaret etmesine dair bir soruya iki yorum getirmiş:“Paralel yapının varlığı konusunda Savcının elindeki en büyük delillerden biri bu ziyaret olacak.”“Kafa golleri ile meşhur Hakan Şükür’ün böylesine bir kafasızlık yapmasını yadırgadım..”Yürümekte olan bir soruşturma var. Bazı emniyet mensupları “Bir paralel yapı adına hükümete dönük darbe girişiminde bulunmak”la suçlanıyorlar.Hakan Şükür’ün bu aşamada gözaltındaki polisleri ziyaret etmesi “Demek ki böyle bir yapı var” tezini güçlendirmiş bulunuyor.Emniyette paralel yapı var mı, varsa bunların darbe yapmaya niyetleri var mı?Bu soruların cevabını dava açılırsa iddianamede göreceğiz. Ama şu var ki eski futbolcu Hakan’ın cemaate mensubiyeti yoğun çaba isteyen kanıtlar toplamayı gerektirmiyor.AKP-Cemaat çatışması ardından partiye istifasını veren Hakan Şükür, cemaat ilişkisini yıllar önce açığa vurmaktan çekinmemiştir.Yani bu son olayda attığı kafa kafasızlık mı, yoksa rakibe dönüşmüş eski takımına kafa golü mü; işte onu anlamak ihtiyacındayız.Kim kimdir sorusunun cevabını bulmak zor değil.Cemaatin devlet içinde bir paralel yapı kurmak istediği de meçhul değil.Neredeyse onbeş yıl olacak. Fethullah Hoca Amerika’ya giderken bıraktığı kasette kendisini izleyenlere “Adliyede, Mülkiyede çoğalın, devletin can damarlarını ele geçirin” öğütü vermişti.AKP oniki yıl önce cemaatle koalisyon oluştururken bunu biliyordu. Kriz patlak verdiğinde Başbakan Erdoğan’ın “Ne istediler de vermedik” sitemi , ortada bir kandırmaca bulunmadığını, her şeyin bilinçle yapıldığını ortaya koyuyor.Türkiye’de artık kimse darbe yapamaz.Ama din istismarı ile çok kötü şeyler yapılabilir.Adalet din istismarını aydınlatmalı, halkı bu yönden uyandırmalıdır..Tuzak anketler10 Ağustos seçimine dönük son anketler peş peşe geliyor.Tamamına yakını Tayyip Erdoğan’ın açık ara Cumhurbaşkanı seçileceğini söylüyor.Seçim gününün akşamı anlayacağız gerçeği…Çünkü anketlerin sipariş olduğunu söyleyenler yazlıktaki CHP seçmeninin hedef alındığı düşüncesinde.Amaç “İş bitmiş, tatili bırakıp sandığa gitmeye değmez” dedirtmek. Dikkat!..
Bayramın huzuru ve neşesi, 10 Ağustos seçimini demokrasi şenliğine dönüştürebilir.Bunun için dinin yücelttiği değerleri bizim de övgüyle ve özenle hayata geçirmemiz gerekiyor.Mesela demokrasimizin Cumhurbaşkanı seçiminde lekesiz bir sınav vermesi önemlidir.Bir demokrasinin temizliği, siyaset yapmak için harcanan paranın kaynağına bakarak ölçülür.Zaten bugünlere haksız rekabet koşullarında geldik.Cumhurbaşkanı adaylarının rekabet kabiliyetleri baştan beri utanç verecek kadar dengesiz gelişti.Başbakan Erdoğan devletin tüm imkânlarını, en başta TRT’yi kendi malı gibi kullanmaktan çekinmedi.Cumhurbaşkanı adayı HDP’li Selâhattin Demirtaş “valiler işadamlarını çağırıp Başbakan Erdoğan için tehditle bağış topluyor” dedi.Bağış hileleri…Çankaya adaylarının kendilerini destekleylen kişilerden kabul ettikleri bağışların şeffaf olması lâzım.Nitekim bağış yoluyla İhsanoğlu’na gelen paranın 2.1 milyon lira, üçüncü aday Demirtaş’a yapılan bağışların 361 bin lira olduğu açıklandı.Ama Başbakan Erdoğan için yapılan bağışların tutarı açıklanmadı.HDP adayı Demirtaş’a göre bu gizleme çabası, Başbakan hesabında toplanan bağışların miktarındaki aşırı büyüklüğü izah etme güçlüğüne karşı alınmış bir tedbir.Taraf gazetesi, seçim için Erdoğan’a yüksek miktarda bağış yapmak isteyip 9 bin lira limitine takılan işadamlarının bu engeli aşmanın çaresini bulduklarını öne sürdü.Habere göre işadamları, çalıştırdıkları personel eliyle bağış yaparak maddi desteklerini büyütüyorlar.Başbakan Erdoğan’ın içine dert olur mu bilemem ama 10 Ağustos’ta kazansa bile hak edilmiş bir zaferin tacını giymiş olmayacaktır.Bilinçli özveri…Adil bir yarışın şartları yaratılmadı. İki rakibine oranla Başbakan devletin imkânlarını sonuna kadar –hatta kim bilir örtülü ödeneğe kadar- kullanma ayrıcalığından yararlandı.Bir mucize olsa, Başbakan seçimi bir centilmenler yarışına dönüştürmek konusunda pişmanlık gösterse bu saatten sonra ne düzelir?Bunu bilemeyiz ama hakkaniyet yolunda atılacak adımlar vardır.En azından devlet televizyonu kanunun emrettiği tarafsız yayıncılığa dönmeyi deneyebilir.Bu yapılmadığı takdirde seçim meşru bir seçim olmayacaktır.Başbakan Erdoğan, İhsanoğlu’nu destekleyen partilerin çokluğunu, aday bulamamalarının çaresizliğine veriyor.Çok yanlış.. Bu çoğulcu dayanışma, Erdoğan’ın oluşturduğu risklere karşı bilinçli bir özveridir.
Hükümet, tüm icraatın hesabını vermelidir. Seçim dediğiniz böyle olur!Dört eski bakan hakkında yolsuzluk ve rüşvet iddiasıyla kurulan Meclis Soruşturma Komisyonu aylardır dosyaların kapağını açamıyor.Bir iki defa yakalar gibi oldular ama yine alabalık misali ellerinden kayıp gitti.Ne fezlekeymiş!..İnsanı asıl hayrete düşüren şey sadece fezlekelerin işlem göreceği komisyonca incelenmesinin önlenmesi değil.Asıl şaşırtıcı performans, hesap vermesi gereken iktidarın komisyonu bloke etmesiyle beraber, yaratılan karambolda bir de davacı kimliği sahiplenmesi..Neymiş?..“Pensilvanya’nın hakimleri,savcıları, emniyet içindeki uzantıları, asker içindeki uzantıları Adana’da çok alçakça ihanet girişiminde bulundular. İşte şu anda bunların hesabı soruluyor.”Bir taşla iki kuş...AKP iktidarının darbeci kuşatmasından bir türlü kurtulamadığı algısını yaratmak bir taşla iki kuş vurduruyor;1. İktidarı mağdur konumuna getirip bir sempati haresi yaratıyor.2. Seçim meydanları havaî tartışmalar, iftiralar ve hakaretlerle kirletiliyor.Fezlekeler Meclis komisyonuna bir türlü kavuşamıyor ama iktidarı masum ve mağdur gösteren propaganda da dur durak bilmiyor.Başbakan Adana’da “Şimdi ortaya neler çıkacak neler? Bu daha başlangıç” dedi.Çankaya’ya çıkarsa orada da peşlerinde olacağını vaat etti.Etkileme alanını genişletmeye dönük çabalar ve katkılar da eksik bırakılmıyor.İçişleri Bakanı Erkan Ala VATAN yazarı Yayman’a Emniyet operasyonunu değerlendirirken şunları dedi;Demokrasiye katkı yok“Cemaatlerden biri iktidarın sağladığı özgürlükleri kullanarak hükümeti arkadan hançerlemeye kalktı. Milletin iradesine saldırdı!”Oyunu kuran, gündemi saptayan, Başbakan’dır.Danışman desteği muhtemelen Başbakan’ı Cumhurbaşkanı yapacak ama Türkiye’nin demokrasi evrimine olumlu bir katkıları olmayacak..Çünkü adaylar hep rakiplerinin arasından konuştular, konuşuyorlar. Bu Başbakan için daha da geçerli.Oysa ileri demokrasilerde arkadan konuşulmaz. iktidar olanlar hesap vermekten gocunmaz.Aradığı gerçeklere ulaşamamış seçmenin oyu ile demokrasi olmaz.Üç adaydan ikisi Başbakan’a günlerden beri “Çık karşıma” diye bağırıyor. Başbakan bana mısın demiyor.Kendi cevaplamadığı gibi, Meclikteki komisyonun gerçeklere ulaşmasına da izin vermiyor.Çünkü o da seçmenlerinin tıpış tıpış sandığa gidip kendisini seçeceğini biliyor.Niye zor sorularla canını sıksın, riske girsin?