Cumhurbaşkanı seçimini birleşik muhalefet cephesine gerçekten tatilciler mi kaybettirdi?Araştırmacı yazar Semih Kalkanoğlu’nun bu görüşe itirazı var.Sandığa gitmeyen 14 milyon 22 bin seçmenin tümünün tatilci olmadığını savunan Kalkanoğlu, şöyle diyor:“Yani toplam seçmenin yüzde 25.18’i özellikle laik cumhuriyetin yıkılmasına, bölünmesine çanak tutan ve aslında artık iyice kopmuş CHP liderine ve partili bir aday çıkaramayan parti yönetimine tepkisini göstermiştir.”Abartılı da gelse bu tepki yönetenleri hınçlandırmamalı, aksine üretken bir tartışma zeminine çekmelidir.Son yıllardaki seçimlere CHP “seçmenin tanıdığı son şansı kullanacak” yorumu eşliğinde girdi.“Korkulan olmadı” demeyin; daha ne olsun?Doğru; 2015 Haziran’da cumhuriyet tarihinin en kritik genel seçimini yapacağız.Eğer CHP aslına dönmezse, laik cumhuriyet yolunda siyaset yapmayacaksa on ay sonra da bu yüzde 25 sandığa gitmeyecektir.Araştırmacı Kalkanoğlu CHP’deki değişimin, lideri ve yönetimi de kapsaması gerektiğini savunuyor.İktidar partisi ve liderine kilitlenmiş bir eleştiri siyaseti başarı getirmemiş Türkiye siyasetinin ihtiyaç duyduğu kaliteli muhalefeti yaratamamıştır.Yenilgilerin bedeli vardır; ödenmeli. CHP’nin söyleyecek sözü olmalı, hayatı güzelleştiren heyecan verici projeleri bulunmalıdır.Bütün mesaisini Başbakan’a endekslemiş, onun tayin ettiği tartışmalara adeta rehin kalan muhalefet anlayışı değişmeli, parti gündemini kendi tayin edebilmelidir.Sürüklenen değil, sürükleyen güç olabilmelidir.CHP’nin 1970’lere ait seyir defteri bile, ihtiyaç duyulan ilhamı verecek zenginliğe sahiptir.Kimse post kavgasına indirmemelidir CHP’deki sorunu.Yenilgi öğretmendir, bedel ödemek fazilettir!İstifa etmiş sayılırTayyip Erdoğan bir türlü bırakamıyor ünvanlarını.Bir kaç gün için de olsa ayrılamıyor onlardan.Anayasacılar hukukun zedelendiğini söylüyor.Dün anayasacı Prof. Erdoğan Teziç’e sordum, açık-net bir cevap aldım.Prof. Teziç dedi ki:“Anayasa, Tayyip Erdoğan’ın seçildiğine ilişkin YSK kararı Resmi Gazete’de yayınlandığı gün başbakanlık, milletvekilliği ve parti üyeliği sıfatlarının sona ermiş olacağını söylüyor.Bunlar için yeni bir karar gerekmiyor. Tayyip Erdoğan Anayasa’nın 101, Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanunu’nun 21’inci maddeleri uyarınca zaten kendiliğinden çekilmiş sayılıyor.”Soru: Herhangi bir işlem yaparsa ne olur?Cevap: Hukuken geçerli olmaz!
Seçim doğru benzetme yapılacaksa atletik sporlara benzemeli.Bizde boksa benzer bir şey oluyor.Yani yarışmadan çok çatışmaya benziyor.Cumhurbaşkanı seçimi ardından iktidar ve ana muhalefet partilerinde görülen huzursuzluklar, daha önce yaşanmış travmaların tekrarıdır.Cumhurbaşkanlığı seçiminden Erdoğan’ın AKP’ye çıkardığı zafer, çöpsüz üzüm değildir. Yeni yapılanmanın can sıkıcı bir maliyet getireceği şimdiden belli oluyor.İstikrarı önemseyenlerin tercihi belli; Gül ile Erdoğan yer değişsin, yeni yapılanma sorun doğurmadan rayına girsin..Erdoğan’ın Başbakan yetkilerini yanında Köşk’e çıkarmak istediği biliniyor.Seçilmiş cumhurbaşkanı yetkilerini sonuna kadar kullanacağını gizlemiyor.Bu durum tek adam rejimine sürükleneceğimiz konusundaki korkuları arttırıyor. Erdoğan sözünden çıkmayacak bir başbakan istiyor.Gül genel başkan ve başbakan olursa Erdoğan’ın her dediğini yapıp yapmayacağı konusundaki şüpheler fren etkisi yaratıyor.Başbakanlık kapısı Gül’e bu nedenle açılmıyor. “Gül Çankaya’da 7 yıl boyunca güvensizlik hak edecek bir mesele çıkarmadı” denilebilir. Ama bu başka.Köşk’te sorumluluğu olmayan bir aktördü. Başbakan olunca icraatından sorumlu olacaktır.Böyle bir kimlik, Gül hesabına çelme değil koruyucu bir işlev olarak görülmelidir.Abdullah Gül “Evet efendim”ci bir başbakan olmayı kabul etmez.Ve zaten Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olduğu bir Türkiye’de tam da öyle bir başbakana ihtiyacımız olacaktır.Arınç’ın uyarısı ciddiye alınmalı:“Eğer mesele Abdullah Gül ise, değeri karşılığında bu partide yer bulacaktır. Eğer araya iki, üç gün, beş gün koyarsanız dedikodu olur, küslük olur, bölünmeler olabilir.Bunu en iyi bilecek kişi de Tayyip Erdoğan’dır.”Arınç, AKP’nin rahmetli Erbakan’ın partisinden doğduğu günleri hatırlatmak istemiş..Aynı havaların şimdi AKP’de estiğini fark ettiği için tabii.Çankaya’dan hükümeti idare etmek öldürücü bir iştir.Özal’ın çok yakınında yaşamış bir şahsiyet bana şunu demişti:“Rahmetli Çankaya’yı bırakıp yeni bir parti kurmanın eşiğine gelmişti. Bir kaç gün içinde duyurusunu yapmak için İstanbul’a gitmeye hazırlanıyordu.Ama ömrü yetmedi!”Erdoğan Gül sayesinde elde edeceği güvenliği heba etmemeli.
Seçim kazanmak için çalışmak, rakibi şaşırtmak.. Bunlar meşru arayışlardır. Ama hile?..Manüplasyondan kumpasa uzanan rezil yelpaze işe yarıyorsa hile de hayatın içinde olacaktır.Ve seçimler, kazanan partiye büyük rantlar getiriyorsa, yolsuzlukların önü alınana kadar temiz seçim, dürüst yarış görmeyeceğiz demektir.Tanınmış araştırma markaları yüzde 51.8 oy alan Tayyip Erdoğan’ı seçim öncesi 55-58 bandında gösteren anketler açıkladı.Tahmin edilen oranla sonuçların bu kadar farklı çıkması ister istemez şüphe doğurdu ve açıklamalar ortada hata değil kasıt bulunduğunu gösterdi.En isabetli tahmini yapan Metropoll’ün sahibi Özer Sencar bir televizyonun canlı yayınında “seçmen tatilden dönmesin diye Tayyip Erdoğan’ın oy oranının fazla söylendiğini” açıkladı.“2500 kişi ile yapılan bir ankette yüzde 2 hata payı kabul edilebilir. Hata aşıyorsa bir kasıt vardır” diyen Sencar şunları ekledi:“Anketle oynandığı kanıtlanamadığı için hiçbir yaptırım uygulanmıyor. Parayı bastırıp algı operasyonu yaptırılıyor.”Yani bu operasyonla tatildeki muhalif seçmen üstünde “Bu iş bitmiş, sandığa gitmeye gerek yok“ duygusu yaratmak istenmiştir.Bilginin tahrif edilmesi, yol gösteren işaretlerin yanlış kullanılması elbette demokrasi isteyen bir toplum için talihsizliktir.Ama kaybeden tarafta asla teselli yaratmamalıdır.Tersine o oranlar, yaşam biçimimizin dayatma ile değiştirilmesine elverişli bir ortam yaratılacağı uyarısı olarak algılanmalıydı.Oy kullanmak için mecburiyet yüklemeliydi.Sandığa gitmeme bahanesi, herkesin oyunu mutlaka kullanması mecburiyetini dayatmalıydı.Halka kumpas amaçlı o sahtecilik deniz kenarlarından sandık başlarına yönelen bir seferberliği yaratmalıydı.Sahtecileri sevindirecek yerde utanç içinde yerin dibine batırmalıydı!Silâhtan güçlüDemirtaş’ın aldığı yüzde 9.8 oy haliyle önemseniyor.Çünkü Kürt siyasetini değiştirecek öneme sahip bir yükseliş var.Bu etnik taban, demokratik seçeneğin daha etkili, daha insani olduğunu tecrübe ile öğrendi.Çözüm sürecinin en hassas rolü, müzakerelerde muhatap alınacak kişinin nitelikleridir.Demirtaş bu seçimde meşruiyetini sandıkta kazanmış bir temsilci katına yükselmiştir.Kendisi ve partisi demokratik ehliyetini ispatlamıştır.Demokratik seçeneğin halktan gördüğü karşılık, Kürt siyasetinde terörün önemini küçültecektir.Demokrasi ve hukuk silâhın yerini alacaktır!
Batılı kafası kolay ikna olmaz. Geleceği okumak için geçmişteki taahhütler ne kadar tutulmuş ona bakar.İngiliz Independent gazetesi, Tayyip Erdoğan’ın zaferini “Hiç sürpriz olmadı” diye verdi.Gerekçesini açarken TRT’nin Temmuz’da cumhurbaşkanı adayları arasında ne kadar adaletsiz bir paylaşım yürüttüğünü rakamlarla ortaya koydu:“Erdoğan’a 533 dakika, İhsanoğlu’na 3 dakika, Demirtaş’a 45 saniye verilmiş.”Gazete, yayın süreleri arasındaki uçurumu Türkiye’nin giderek Rusya tipi içi boşaltılmış bir demokrasiye doğru ilerlediğinin işareti sayıyor.Tayyip Erdoğan’ın seçim kazanmaktaki maharetini balkon vaatlerini tutmakta tekrarlaması ne kadar iyi olurdu?Bu vaat tutulsunErdoğan balkondan şöyle seslendi:“Sadece bana oy verenlerin değil 77 milyonun cumhurbaşkanı olacağım (...) Bana oy verenler kadar oy vermeyenler de, sevenlerimiz kadar sevmeyenlerimiz de kazanmıştır.”Tecrübeleri hatırlayanlar Erdoğan’ın verdiği birlik mesajının, sert ve ayrıştırıcı seçim kamyanyası ile yaşadığı zıtlığı hemen farkettiler.The Times gazetesi pek çok yayıncı kuruluş gibi gündem öneriyor.Mesela Erdoğan’ın masasına gelecek iki acil konu:Irak ve Suriye sınırından yayılan kaosu durdurmak;Bağımsız bir Kürdistan’la çalışmayı kabul etmek;Hamas’ı cesaretlendirmek için değil dizginlemek için çalışmak;Yıkılan Gazze’yi ayağa kaldırmakta İsrail’le birlikte hareket etmek..Gül’e ayak oyunuBölgesel kavgaların derinleştiği bir dönemde partinin geleceğini tayin edecek kararlar vermek gerekiyor.Bugünün sorusu Başbakan ve Genel Başkan kim olacak?Yapılan anketler Erdoğan’sız bir AKP’nin büyük oy kaybına uğrayacağı uyarısı veriyordu.Dün parti MKYK’sı soruya cevap ararken 28 Ağustos’ta görevi bitecek olan Abdullah Gül, tüm senaryoyu yeni baştan yazmayı gerektiren bir çıkış yaptı.“Partime döneceğim” dedi.Yakıştırılan seçenek, Erdoğan Çankaya’dayken partinin ve hükümetin başına Gül’ü geçirmektir.Ama bu çözüm uygun düşmüyor Erdoğan’a.Aranan adam, Erdoğan’ın Çankaya’da oturup hükümeti yönetmesine razı olacak söz dinler bir kişiliktir.Bu görev tarifine Abdullah Gül uymuyor.Dün MKYK’da kararlaştırılan kongre tarihi Gül’ün dönüş kararını beyhudeliğe mahkûm etti.Erdoğan’ın tercih ettiği Başbakan ve Genel Başkanı seçmek için kongrenin kapıları Abulluh Gül’e kapatıldı.Peki hikâye bitti mi?Karar değişmez mi?Her şey mümkündür!
Başbakan Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti’nin halk oyu ile seçilen ilk Cumhurbaşkanı oldu.Bu sonuç, anketlerde çıkan bulguları onaylıyor; yani sürpriz değil.Dikkat çekici olan asıl durum şu:Yakın geçmişte ülke, travma denebilecek önemde olaylar yaşadı.Başbakanın yakın çevresini hedef alan 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturması;301 işçinin hayatını yitirdiği maden faciası;Başbakan’ın Soma’da bir işçiyi tokatlaması, danışmanının bir göstericiyi tekmelemesi ve bunların görüntülenmesi;IŞİD terör örgütünün Musul’da Türkiye Konsolosluğu’nu basıp 49 personeli rehin alıp kaçırması..Bu liste daha uzayabilir ama şunlar bile teker teker bir hükümetin seçimle indirilmesine yetecek önemde olaylardır.Ama hepsi birlikte Başbakan Erdoğan’ın seçimi büyük farkla kazanmasını önleyemedi!Yeni hedeflereSiyasi sonuçları önemli olacak bir seçim geçirdik.Erdoğan’ın birinci turda seçimi alması, angaje olduğu başkanlık sistemine geçiş yolunda ona şimdilik sadece iddia kazandıracaktır.Bu iddiayı hayata geçirme çabası, iç siyasetin yıpratıcı etkilere 2015’teki genel seçime kadar hedef yapacaktır.Kazandığı seçimlerden sonra yaptığı balkon konuşmaları Erdoğan’a özel bir gelenek haline geldi.Buna rağmen artık geleceği aydınlatan güçlü bir ışık saymıyorum balkon açıklamalarını.Çünkü özellikle haklar ve özgürlükler bağlamında verdiği sözleri tutmuyor Başbakan. Kıyıcı ve ötekileştirici söylemler eşliğinde yoluna devam ediyor.Ödenecek hesap varBaşbakan’ın giderek artan otoriter tavrına yönelen endişeler, oyların yığınlaştığı varoşlarda AKP’ye kaybettirmiyor.Bir taksi şoförünün değerlendirmesini unutmam.“Oyum AKP’ye“ demişti; “Ağabey özgürlük size lâzım, bana değil. Bana nafakamı çıkarmak yetiyor...”Ekonomisi büyüyen ülkelerde iktidar seçim kaybetmez..Bu doğru dünkü seçimde bir kez daha kendini kanıtladı.Siyaseti önümüzdeki dönemde bekleyen risk muhalefet boşluğu olacaktır. Çünkü Meclis’te temsil edilen iki muhalefet partisi tartışmasız yenilmiştir.Sorumlusu bellidir bunun; bedelini iki lider ödemelidir.Aksi halde on ay sonra yapılacak genel seçim bir felâket doğurabilir.Tayyip Erdoğan yeni bir kimlik kazanmıştır, onun gerektirdiği kişiliği edinmelidir.Eğitim düzeyi yüksek seçmenlerin yaşadığı yerlerde aynı başarıyı elde edememesi ona da değişimin yolunu gösteriyor.Artık kıyıcı ve dışlayıcı olmamalıdır.Türkiye tarihi bir seçim geçirdi.Hayırlı sonuçlar doğurmasını diliyoruz.
Dünyanın jandarması yine iş başında. Yeni bir iş mi söz konusu? Hayır.Yarım bıraktığı eski bir işi tamamlama niyeti var.Amerika’nın bu kaderi hiç değişmiyor.Savaş makinesine başvurduğu müdahalelerin hemen hiç biri, yola çıkarken konulmuş hedeflere ulaşmadı. Ulaşamadı.Amerika girdiği her kavgadan müdahale ettiği yanlışları daha beter azdırarak ve utanarak çıkmak zorunda kaldı.Sicili bozuk.O nedenle de 2.5 yıl sonra Irak’ta yeniden bir askeri operasyon başlatması Ortadoğu’yu cehennem ateşinden çekip çıkaracağı ümidini maalesef kimsede uyandırmıyor.Müdahaleden önceki Saddam’lı Irak’a geri dönmek için başta Pentagon olmak üzere kim bilir kimler, neler vermezlerdi?Operasyonun amaçlarıABD Başkanı Obama’nın, müdahale emri vermesine sebep olan gelişmeler şu başlıklar altında toplanabilir.1. “Soykırım riski var. Yezidilerin dramına göz yumulamaz.”2. Kuzey Irak Kürt Yönetiminin merkezi olan Erbil’e IŞİD’in yürüyüşü engellenmeli.3. “Orada bir hilâfet kurmalarına izin veremeyiz.”Irak ve Suriye’de güçler ve ittifaklar her an değişime uğruyor.“Düşmanımın düşmanı dostumdur” ilkesi, cehennemin kan ve ateş olan gıdasını fazlasıyla sağlıyor.Kanlı bıçaklı düşmanlıklar ertesi gün silâh arkadaşlığına dönüşebiliyor.Görünür bir gelecekte, bu yangın ve kanamanın dordurulacağını kimse beklemesin.Çünkü ABD yorgun ve isteksizdir.Başkan Obama verdiği son mülâkatta “Operasyonun genişletilmesi emrini verebilirim” dedi.İnandırıcı olmayan uyarıya tehdit denir. Ve “süper güç” sıfatı kullanan devletlere yakışmaz.Elimiz kolumuz bağlıTürkiye’nin durumu, Irak’ta kavgaya geri dönen Amerika’ya müttefik desteği vermeye ne yazık ki imkân tanımıyor.Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz dün “Türkiye’nin şu anda Amerika’ya verilmiş bir desteği yoktu” dedi.Sebebine de şu açıklamayı getirdi:“Bizim orada 49 personelimiz, konsolosluk mensubumuz halâ IŞİD’in elinde duruyor.Dolayısiyle bizim farklı bir şey yapabilmemiz, sorumluluk gereği mümkün değildir.Aksini söyleyenler herhalde bu 49 insana hiç önem verilmemesini istiyor..”Savunma Bakanı Yılmaz terör örgütünün elinde rehine durumundaki vatandaşlarımız yüzünden eli kolu bağlı durumda olduğumuzu daha açık söyleyemezdi.Bu çaresizlik, rehine vatandaşlarımızın can güvenliklerinin sigortası oluyor.Bu da tesellimiz...
Seçimi Erdoğan kazanacak olursa yeni döneme “Cumhurbaşkanı’nın yetkileri”ni tartışarak gireceğimizden emin olabiliriz.Erdoğan’ın bir türlü vazgeçmek istemediği hedef, Başbakan yetkilerini Çankaya’ya yanında çıkaran bir cumhurbaşkanı olmaktır.Bu imkâna açık bir kapı bulunmadığını söyleyenlere Erdoğan Türkiye Ticaret ve Sanayi Şurası’nda cevap verdi.Çankaya yarışındaki rakibi İhsanoğlu üstünden bu işi nasıl kotaracağını anlattı:“Gerektiğinde Bakanlar Kurulu’na gelip başkanlık edecek, istediği zaman Bakanlar Kurulu’nu toplantıya çağıracak bir insandır cumhurbaşkanı..”Tayyip Erdoğan’ın takıntı düzeyinde bağlandığı başkanlık sistemine geçiş, anayasa değişikliği ile sağlanamıyorsa peşi bırakılacak mı?Başbakan o konuşmada karşı görüşü savunanlara “Bir zahmet buyur da Anayasa’nın 104’üncü maddesini aç bir oku” diyor.Sembolik bir yetkiBu işi yıllar boyu yapmış, güvenilir hukukçularla dün konuştum.Elde ettiğim sonuçları özetlemek gerekirse...Anayasa Cumhurbaşkanı’nın “gerek gördüğü hallerde“ Bakanlar Kurulu’na başkanlık etmesini öngörmüştür. Bu durum devamlı ve olağan bir yetki ve görev olmayıp sadece ve gerekmesi halinde söz konusu olacaktır.Bakanlar Kurulu’na başkanlık etme yetkisi, sınırlı haller için verilmiş sembolik bir yetkidir.Tayyip Erdoğan seçimi kazandığı takdirde, Anayasa’ya bağlılık yemini edecektir. Yürürlükte olduğu sürece Anayasa’yı kendi eylem ve söylemlerine uygun hale getiremez.Anayasa Cumhurbaşkanı’na değil Cumhurbaşkanı Anayasa’ya uyacaktır.Demokratik hukuk devleti düzenine dayanan toplumlar böyle özel formüller tartışmıyor.Zorlamak riskliBizde gücü ele geçiren bastırıyor ve krizler doğuyor.Şimdiden belli; Erdoğan kazanırsa anayasa değiştirecek çoğunluğu elde etmiş olmasa bile durmayacak. Dediği gibi “sonuna kadar” zorlayacak.Bugüne kadar kişiselleşmiş bir iktidar modeliyle yönetti ülkeyi; Çankaya’ya çıkabilirse zorlamaya yeni güçlerin katkısı ile devam edecektir.Dokunulmazlığı tavan yapmış yetkilerini abartan Cumhurbaşkanı’na söz dinleyen, yumuşak başlı bir Başbakan gerekecektir.Ama böyle birini bulduğundan emin olamaz.Yakın tarihin tecrübeleri, uysal başbakanların son kullanma tarihlerinin tahmin edilenden daha kısa sürede dolduğunu gösteriyor.Başbakan dileriz, Batı medyasındaki karikatürlerde gösterilen “sultan”ları ülke bir yana, kendine de yakıştırmaz!
Dünyanın yaşamak için daha iyi bir yer olabilmesinin önünde iki engel var.İnternet’in kıdemli yorumcularından Selçuk Tınaz, o iki engelin din ve siyaset olduğunu söylüyor.Tabii istismar aracı yapılan din ve yozlaşmış siyaset..Hele bu iki tehlike aynı bünyede birleşmişse engeller daha aşılmaz, daha korkunç oluyor.Çağın tecrübesi cehalet ortamlarının demokrasiyi yaşatmaya imkân tanımadığı gerçeğini öğretti insanlığa.Kültürel birikimi belli bir seviyeye ulaşmamış toplumlar demokrasiyi bir şekilde kursa bile yaşatamıyor.Arap baharının yanmış, yıkılmış hali ibrettir. Bu toplumlarda demokrasi aşısı tutmadı.Biz çok partili demokrasi bağlamında kendimizi kıdemli sayabiliriz.Ama sık sık o inancın da acaba büyük bir yanılgı olup olmadığını sormak mecburiyetine düşmüyor muyuz?AGİT teftişte...Önümüzdeki Pazar günü, halkın seçtiği Cumhurbaşkanı’nı belirlemek için sandık başına gideceğiz.Bundan sonra yarışın galibini değiştirecek bir sürprizin gerçekleşmesine bağlı bir mucize bekleyemeyiz.Kampanya süresi kısaydı. Tayyip Erdoğan 12 yıldan beri Çankaya’ya hazırlanıyor. Rakibi İhsanoğlu dolu dolu iki ay bile kullanamadı.Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Tekilâtı ile Avrupa Konseyi dürüst bir seçime yararı olur diye Türkiye’ye gözlemciler gönderdi.Teşkilâtın raporu, seçimin dürüstlüğüne gölge düşürecek ihlâlleri sayıp dökmüş.. AGİT, Başbakan’ın propagandayı devlet imkânları ile yürütmesini ve kamu yayın organlarından yararlanmada pervasızca haksızlık yapıldığını belirlemiştir.Başbakan Erdoğan’ın yaptığı, sade seçmen üretmek değil militan seçmen üretmektir.Hileleri önlemekAdaylar arasında doğru seçim yapmaya çalışırken hataya düşmek riski yüksek değildir. Çünkü şansı olan iki aday arasındaki fark gri tonlarda değil siyah-beyaz kesinliğinde ortaya çıkmış durumdadır.A&G Araştırma’nın sahibi Adil Gür gurbetçi oylarında yaşanan kötü tecrübeye rağmen Erdoğan’ın birinci turda seçimi kazanacağını söylüyor.Olan oldu. Millet iradesine ihanet suçundan korunmanın bu aşamadan sonra tek şartı seçimin dürüstlüğünü sağlamaktır.Bu da kolay bir iş değil.Kedilerin elektrik kesintisi yaratmak için trafolara girdiği buna rağmen sandık fareleriyle başa çıkamadığı bir ülkede yaşıyoruz.Fazla basılmış 18 milyon seçim pusulası da hazır bekliyor.Kimin emriyle nasıl kullanılacak; cevap verilmiyor.