Ateşkes neye karşılık uzadı?

23 Ağustos 2014

Olan biten şeyler, barut deposunda çayda çıra oynamaya benziyor.Bazı görünmez güçler, çözüm sürecinde elde edilen kazanımları sabote etmekten vazgeçmiyor.Nitekim Lice’deki PKK’lı heykeliyle ilgili gelişmelerin provokasyon olarak nitelenmesine itiraz eden pek olmadı.Süreci yöneten Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay hafta içinde, müzakereleri yürüten kişiselere koruma sağlayan yasanın imkânlarını anlattı.Çözüme sürat kazandıracak her unsura ulaşma amacında olduklarını belirtirken şunları söyledi:“Şimdi yol haritasını çalışıyoruz. MİT İmralı ile görüşüyor. HDP ile siyasi olarak biz görüşüyoruz.Oluşacak yeni heyetin Kandil’le de doğrudan görüşmesini arzu ediyorum. Gerekirse Avrupa kanadıyla da...”Katılımı genişletip samimibir şeffaflıkla desteklemek doğru bir seçimdir. Halkın rızasına dayanmayan uzlaşmaları kimse kimseye kabul ettiremez.Terör belâsından kurtulmak elbette kolay olmayacaktır. Terör örgütünün müzakerecileri, istedikleri her şeyi gerekirse şantaj ve tehditle alacakları hayaline kapılmamalı.Bu alışkanlık sürüyor.PKK’nın Kandil’deki yöneticilerinden Cemil Bayık’ın arkadaşımız Ruşen Çakır’a şu söyledikleri, çözüm çabalarındaki samimiyeti sorgulama ihtiyacı doğuruyor:“Türkiye adım atmazsa biz savaşırız ve Türkiye çok ciddi sorunlarla karşı karşıya gelir. Irak ve Suriye’de yaşanan durumlar Türkiye’de de yaşanabilir..”Ruşen Çakır’a terör örgütü yöneticisi Bayık’ın ağzından kaçırdığı bir ifade var:“Bir de Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilebilmesi için ateşkesin sürmesi gerekiyor, çatışmaların olmaması gerekiyordu...”Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasında ülkenin yaşadığı güvenlik Bayık’ın sözlerinden anlaşılıyor ki bir siyasi pazarlığın ürünü olmuştur.Ortada bir müzakere var.PKK seçim kazandıracak güvenli bir ortamı teröre ara vererek iktidara sunmuşsa bunun karşılığında ne almıştır?Bilmiyoruz ama hiçbir terör örgütü Allah rızası için iyilik yapmaz!Temayül ölçme tekeli liderde..Eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım diyor ki:“.. temayüller konusunda elimizde açık bir bilgi yok. Bunlar sadece genel başkanımızın bilgisi dahilinde.”Tayyip Erdoğan temayül yoklamasını kapalı zarfta tek aday ismi yazdırarak, fakat oyları kimseye göstermeden gerçekleştirdi.Yıldırım, Erdoğan’ın yaptığı seçimin gizli oy vasfını taşıdığını ama açık tasnif niteliğinden nasipsiz kaldığını ima ediyor.Demek ki demokrasinin yarısı ihtiyacına yetiyor!

Devamını Oku

Restorasyon gerekiyor..

22 Ağustos 2014

Tayyip Erdoğan’ın, koltuklarını Ahmet Davutoğlu’na devrettiğini açıkladığı toplantı...Davutoğlu kendisinin AKP Genel Başkanlığı’na ve hükümet başkanlığına aday gösterildiğini açıklayan Tayyip Erdoğan’ın konuşmasına cevaben kürsüde dikkat çekici şeyler söylüyor.Merak çeken ve dikkate değer sözlerinden biri şu:“Büyük restorasyon devam edecektir!”Ne demek oluyor bu?Bozulan, arıza yapan şey ne ki müstakbel başbakan restorasyon, yani onarım sözü veriyor?Sosyal medyanın verimli yorumcularından İzzettin Kartal dün şaka ile karışık irdeliyordu olayı:21 Ağustos 2014 tarihini hafızanıza kaydedin.Cumhuriyet tarihimizin en tuhaf siyasi olayının yaşandığı gündür.1. Cumhurbaşkanı seçilmiş olan mevcut Başbakan, partinin yeni genel başkanı ile Başbakan adayını açıklıyor. Bu bir..2. Mevcut Başbakan 14 Ağustos’ta seçildiği ilân edilen 12’nci Cumhurbaşkanının, yani kendisinin seçimi ile ilgili YSK bildirisini Resmi Gazete’de yayımlatmayarak yasaları (ve anayasayı) çiğniyor; bu iki..3. Cumhurbaşkanı seçilen mevcut Başbakan, parti kurullarıyla yaptığı toplantıda parti genel başkanı olarak kurultay tarihini ilân ediyor, başbakan adayını ve partinin yeni genel başkanını açıklıyor. Bir de konuşma yapıyor; üç...Şaka gibi ama hepsi gerçek!Bu garabet T.C. Anayasası’nın hükümleri çiğnenerek yaşanıyor.Aynı şahsiyet, aynı anda hem Cumhurbaşkanı, hem Başbakan, hem de parti genel başkanı.Yani aynı anda bu ülkenin iki Cumhurbakanı, bir Başbakanı, bir de Başbakan adayı var!Adaylığının ilân edildiği toplantıda “Büyük restorasyon devam edecektir” diyen Ahmet Davutoğlu acaba bu sözleriyle “Bozduğumuz her şeyi restore edeceğim” mi demek istedi?Bu ümidin, yani hukuk devletine kavuşma hayalinin takipçisi olmaktır vatandaş olarak görevimiz.Restorasyon talep eden yer hukuk devletidir çünkü!Değişimde hayır var...Davutoğlu ile hayatımızda ne değişiklikler olur?Kimse garantili tahmin yapamaz bu konuda; olsa olsa iyilik özleminin ürettiği tahminler yapabilir.Benin ümit ve dileğim:1. Havadaki negatif elektrik yükü azalır inşallah!Huzuru özledik.2. Toplumu dilim dilim bölen söylemlerin sonu gelir, önemli kararlar tartışılarak alınır bundan sonra.Ahmet Davutoğlu’nun zor sorunlarımızın talep ettiği kalitelere cevap verecek bir şahsiyet alduğunu düşünüyorum.Umarım yanılmam..

Devamını Oku

Başkanın gölgesi...

21 Ağustos 2014

Yeni Türkiye’nin inşası yolunda önemli aşamalardan birini dün yaşadık.İktidar partisi, Recep Tayyip Erdoğan’dan sonra AKP Genel Başkanı ve Başbakan olacak kişiyi belirledi.Partinin gerçek lideri değişmeyecek.Daha yukardan, Çankaya’dan yönetecek ülkeyi.Etraftan “Olmaz.. Olmadı..” diyen itirazları da yasal bir zeminde çürütmek mümkün olmayacağına göre Nasrettin Hoca hazır cevaplığı ile “Ben yaptım oldu” diyerek karşılayacak.Gerçekten de Tayyip Erdoğan’ın halefi MYK toplantısında seçilmiş değildir.Öyle olsa Cumhurbaşkanı Gül Davutoğlu’nun seçildiğini, Köşk’teki resepsiyonda medyaya açıklayamazdı.Kaldı ki Davutoğlu’nun parti içindeki eğilim yoklamaları yardımıyla belirlendiği bilgisini doğru kabul etmenin de zorluğu ortadadır. Neden?.Önceden seçilmiştiÇünkü son seçimi en yüksek isabetle tahmin eden Andy-Ar şirketinin yaptığı araştırma, AKP seçmeninin “genel başkan ve başbakan” mevkilerinde yüzde 70 gibi yüksek bir yoğunlukla Abdullah Gül’ü görmek istediğini ortaya koymuştur.Bu listede Ahmet Davutoğlu’nun puanı yüzde 2 bile değildir.AKP üst yönetimini rahatsız eden “tek adam” kompleksi, liderin verdiği kararları demokratik bir ambalaja sarma ihtiyacı doğuruyor.MYK’nın Ahmet Davutoğlu’nu seçtiğini söylemek yerinde bir ifade sayılamaz; çünkü bu haberi Abdullah Gül iki gün önce medyaya açıklamıştır.Yani MYK’da yapılan, seçim değil bir onay işlemidir!Yanlış bir iş mi yapılmıştır?Hayır. Partinin iradesi bu yönde tecelli etmiştir.Mutlaka başarı...Tayyip Erdoğan hak ve yetkilerini sonuna kadar kullanacağını açıklayarak yarı başkanlık sistemi çerçevesinde işe başlayacağını ilân ettiğine göre partiyi ve hükümeti emanet edeceği şahsiyeti belirlemekte seçici davranması yanlış değildir.27 Ağustos’ta yapılacak kongreye belli ki Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun tek adaylığında gidilecek, ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ahmet Davutoğlu’nu yeni hükümeti kurmakla görevlendirecektir.Temsili bir görev makamında icracı bir iddia taşımak riskli bir denemedir.Çünkü sadakat özelliği nedeniyle seçilen kişi, kişiliğini ispat iddiasına kapılabilir.Turgut Özal’ın Çankaya dönemi bu sürprizi yaşatmıştı.Erdoğan herhalde bu tecrübenin ışığında seçimini yapmıştır.Davutoğlu, dileriz kendisine güvenenleri mahcup etmeyen bir genel başkan ve başbakan olur.Yaşadığımız şartlar başarısızlığı kabul etmiyor çünkü.

Devamını Oku

İlelebet muhalefet

20 Ağustos 2014

Cumhurbaşkanı seçimi, seneye yapılacak genel seçimlere iyi bir hazırlık maçı gibi oldu.Ve seçim sonuçlarına bakan herkes Türkiye’deki sistemin “muhalefet boşluğundan muzdarip” olduğunu ilk bakışta farketti.Ana muhalefet partimiz yeni bir kurultaya ilerliyor.Kılıçdaroğlu’nun karşısına şu anda bir aday çıkmış bulunuyor. Yalova Milletvekili Muharrem İnce, doğru ve güzel şeyler söylüyor ama bunlar CHP’yi iktidar yapacak vaadler değil.Muharrem İnce “Derdim kurultay kazanmak değil, seçim kazanmak. Bu ülkeye başbakan olmak istiyorum. Bu haramzadeleri yeneceğim, onları devletin tepesinden indireceğim” dedi.Söylem değişmeliBelki farkında değil ama Muharrem İnce, önceki seçim yenilgilerini yaşamış siyasi liderlerden farklı bir şey söylemiyor. Söylemini o da iktidarı kötülemek üstüne kuruyor.Oysa millet, sol siyasetin ruhunu yansıtan net şeyler duymak istiyor.O gerçekliği CHP 1970’lerde yaşamış ve oylarını yüzde 40’lara karmıştı .İyi bir beyin takımının desteğini alan lider Karaoğlan ülkenin dağında, taşında ışıyor, halkın umudu oluyor, “toprak işleyenin, su kullananın” sloganı ile düzenin değişeceğini müjdeliyordu.CHP’nin tarihinde başka bir başarı yok. Akıl aynı stratejinin bugüne adapte edilmesini emrediyor.Ama nafile, CHP hazırlıksız kurultayların kısır döngüsünde kendini tüketmekle meşguldür yine.Amerikalı siyaset bilimci Henri Barkey önceki gün Cumhuriyet’e bu durumu değerlendirdi.Barkey’e göre AKP’nin bir seçim başarısından ötekine koşmasının iki sebebi bulunuyor.Başarı unutturur...Birincisi “Türkiye 2002’ye kıyasla gelişti. Halk yığınları için (sağlık, eğitim ve konut alanında) ilerlemeler sağlandı.İkincisi “muhalefetin projesiz, fikirsiz yola çıkması” iktidar partisinin kazanımlarını kolaylaştırdı.Bu durum Başbakanın ve iktidarının tüm yolsuzluk ve yasaları hiçe sayma suçlamalarına karşı koruma sağladı.Amerikalı uzman, CHP’nin radikal bir değişimden geçmesini “mecburiyet” olarak kabul etme noktasına gelmiş.Ana muhalefet bu değişimden geçmezse ilelebet muhalefet kalacağını söylüyor.Bu akibeti partiyi yönetenlerin de fark ettiğini ve gerekenin yapıldığını savunanlar var;Evet, son genel seçime giderken kara çarşafa CHP koruması sağlandı.O da başka bir gaftı.Oy uğruna katlanacağı fedakârlıkta sınır tanımayan bir ana muhalefeti halk güvenir de iktidara getirir mi?

Devamını Oku

İstanbul için belki son uyarı

19 Ağustos 2014

Türkiye’de bundan daha çok önemsenecek pek az sorun var.Toplumsal bilinç ayağa kalkmadığı takdirde “tabiat ana” tarafından cezalandırılacağız.Alâmetleri sıklaşmaya başladı.Sorumlu davranmazsak, uğruna kendimizi tükettiğimiz hiçbir amacın ve değerin önemi kalmayacak.Masamda bulduğum mesaj Mimar Kentbilimci, Uluslararası Mimarlık Akademisi Bölge Başkanı Prof. Dr. Ahmet Vefik Alp’ten gelmişti.Okudukça telâşa kapıldım.Ve mesajı özetle de olsa paylaşmak istedim:“İklimlerin değiştiğini, hortumlar, kasırgalar yaşamaya başladığımızı artık görüyoruz.Havalar ısınıyor, nem artıyor. Yanıp sönen ateş böceklerinin yerini sivri sinekler alıyor.Artık güzelim ilkbaharlar sonbaharlar neredeyse yok.Çünkü ekobalans bozuldu; daha doğrusu biz bozduk.Teknolojiyi yükseltirken ekobalansı bozduk, yaşamı hormonladık, genetikle oynadık. Doğayı yiyip bitiriyoruz.Alt yapısı özürlü şehirlerimizi taşıyabileceğinin 3 katı insanla dolduruyoruz.Ülke ekonomisini imar rantına endeksledik. Şehirlerimiz birer ‘Ekümenopolis’ oluyor.Ekümenopolis deyimi nüfusu 30 milyonlara dayanmış, her yanı betonlaşmış havası, yeşili, suyu tükenmiş yaşanması bir çile olan, hastalanmış ölümü bekleyen kanserli kentleri tanımlamak için kullanılmaktadır.Burada bir taraftan kuraklık, bir taraftan seller yaşanır. Çünkü doğayı dengeleyecek yeşil örtü azalmıştır.Bugün şehirlerimizde yarım saatlik yağmurda boğulup ölenler olmaktadır.Her kentsel boşluğu yapılar ile doldurmaya, biraz daha ağaç kesmeye ve etrafı çölleştirmeye devam ederseniz toplu ölümler yaşarsınız.Ama selde, ama yangında, ama depremde!!!”Tarafsızlık mı?Anayasa hocaları, parlamenter sistemin Cumhurbaşkanı ile Meclis Başkanı’nın tarafsızlıkları üstünde durduğunu söylerler.Yaşadığımız Cumhurbaşkanlığı seçiminin karmaşası bu değerlendirmenin haklılığını ispatlıyor.15 Ağustos YSK kararı 5 gündür Başbakanlığa bağlı Resmi Gazete’de yayımlanmayı bekliyor.Amaç Tayyip Erdoğan hesabına bir boşluk yaratmamak.Cumhurbaşkanı Gül tarafsız olsaydı, devlet organlarının uyum içinde çalışmadığına bakıp bir çare düşünürdü.Meclis Başkanı, Erdoğan’a bir kutlama mesajı göndererek işlemi resmi kayda geçirtirdi.Eski devrin saray entrikalarını anımsatan ayak oyunları...Bakalım kimin ayağına dolanacak!

Devamını Oku

Silâhlara veda geç bile kaldı

18 Ağustos 2014

Geçen hafta İmralı’ya giden HDP heyetinin getirdiği mesaj “çözüm süreci” denilen hayalin galiba gerçekleşme yolunda önemli bir adım atıldığını haber veriyor.PKK’nın başı Öcalan HDP heyetine şunu söyledi:“Tarihi gelişmelerin eşiğinde olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Bu 30 yıllık savaş büyük bir demokratik müzakereyle sonuçlanma aşamasındadır..”Üstünden bir kaç gün geçmiş olmasına rağmen etkisini kaybetmeyen bu mesaj çözüm dinamiğinde hızlanma yaratmıştır.Dün bölgeden barış ümidine güç katan bir haber geldi.Terör örgütü, eylemlere bulaşmayan ve yaşları küçük olan militanları Türkiye’ye göndermeye başlamıştı;Barışa giden sürecin tüm aşamalarını içeren takvimin 1 Eylül’e yetişmesi hedeflenmişti;Yol haritasının Bakanlar Kurulu kararıyla hayata geçirilmesi konusunda anlaşma sağlandığı belirtiliyordu..Haydut yöntemleriSürecin hız kazandığını düşündüren bir işaret de, gelişmeleri Öcalan ve Tayyip Erdoğan’ın neredeyse taban tabana zıt ifadelerle karşılamasıdır.Öcalan HDP’nin oylarındaki artışı terör örgütünün haydut yöntemlerine bağlıyor:“İnsanların iradesine silâh tehdidiyle el koyanlar karşısında bizler de tavrımızı en güzel şekilde koyacağız. İçişleri ve Silâhlı Kuvvetler tüm imkânlarıyla, hangi dilden anlıyorlarsa o dilden konuşmaya mecburuz.”Tayyip Erdoğan son aylarda “tek vatan, tek millet, tek devlet, tek bayrak“ şartını defalarca tekrarlayarak bölünme korkularını önlemeye, bir yandan da sürecin müzakere yeteneğine zarar vermemeye çalışıyor.Bölünme pahasına alınacak veya verilecek hiçbir taviz olmadığını ve olmayacağını söylemekte tereddüt göstermiyor.Anahtar demokrasi..Bu doğru bir stratejidir.Bir teslim anlaşması yapılmıyor.Egemen bir milletten ve bağımsız bir devletten istenecek şey ancak daha fazla demokrasidir.Bölgede demokratik hakları en gelişmiş Kürtler Türkiye’de yaşıyor.Yeni istekleri veya itirazları varsa onu söyleyecek ve çözecek demokratik anahtar, yani seçim, yani oy kullanma hakkı ellerinde duruyor; kullanırlar, kullanıyorlar..Ama insaf ile kabul etmeye herkes mecburdur ki, şu anda masa üstünde duran talepler ve sorunlar, silâhla masaya oturmuş müzakerecilerin çözeceği konular değildir.PKK önce terörist mezarlığına dikilen heykeli kaldırmalı, sonra da geç bile kalan silahsızlanmayı bitirmelidir.Terör örgütü silâh bırakarak haydutluktan müzakereciliğe terfi etmeli.

Devamını Oku

Yeni hükümet bir fırsattır

16 Ağustos 2014

Türkiye yıllar boyu komşularının yürüttüğü ilân edilmemiş bir savaşın hedefi oldu.Türkiye’ye rahat vermeyen bu düşmanlık terör yoluyla, PKK varlığı ile sürdürüldü.Dünyanın en çirkin, en namert ihanetinin terör örgütü beslemek olduğunu, yaşayarak öğrenmiş bir ülke olarak aynı yolun yolcusu durumuna düşmek Türkiye’nin tercihi olmamalı.IŞİD şiddette canavarlık rütbesine yükselmiş bir örgüttür.Hizbullah lideri Nasrallah onu geçen gün şöyle tanımladı:“IŞİD denen canavar dost-düşman ayırt etmiyor; hiçbir sınırlaması yok. BM’ye göre Yezidi kadınları ve çocukları canlı canlı gömdüler.”Şii lider canavarın nereden gelip nerede himaye gördüğünü de anlattı:“Dünyanın her yerinden gelen militanların hangi sınırları kullandığını, kimlerin yardım ettiğini, para, silâh ve eğitim sağladığını herkes biliyor.Bu yılanı kendileri yarattı şimdi yılan onlara döndü; Amerikalılara, Türklere ve Körfez ükelerine... Her ülkeye tehdit var hatta Türklere.. Türkler durdukları yeri bir gözden geçirmeli!”Utandırıcı, açık bir suçlama söz konusu.Terörü siyaset aleti olarak gören ve taşeron eliyle kullanmaya kalkan bir Türkiye görüntüsü, bu kuşağın alnına yapışan en talihsiz kara leke olur.Bu havayı değiştirmekte acele davranmak için yeterli neden var.Çünkü suçlamalar artık neredeyse her gün tekrarlanır hale geldi.Yaptırım Avrupa BirliğiKendini “IŞİD komutanı” olarak tanıtan Ebu Yusuf adlı bir militan, Washington Post’a örgütün şu anki başarısını kısmen bize borçlu olduğunu söyledi. Nasıl?..“Bazı üyelerimiz Türk hastanelerinde tedavi edildi. Savaşın başında bize katılan yabancıların çoğu ile teçhizat ve erzakımız Türkiye üzerinden geldi..”Bu suçlamalar, diplomasi labirentlerinden sızan fısıltılar değil artık. Şu tesbit ve tehdit Almanya’da muhalefetteki Sol Parti lideri Katja Kipping’den geldi:“Türkiye, bir yandan AB’ye girmeye çalışırken diğer yandan İslâm Devleti örgütünün terör çeteleri için gizli bir geri çekilme ve ikmal bölgesi olamaz!”Ortadoğu’daki gelişmelerin ürettiği kötü şöhreti reddetmek için önümüzdeki günlerde yenilenecek olan Bakanlar Kurulu Ankara’ya fırsat sunacaktır. Bu fırsat iyi kullanılmalıdır.Türkiye’nin dış siyasetini Esad düşmanlığı üstüne kurmak haksızlık olur, büyük yanlış olur.

Devamını Oku

Siyaset dünyamız cevher mi kaynıyor

15 Ağustos 2014

AKP’nin üç dönem kuralı “cömert ağabeyler”in fazileti midir?Gençler bu sayede yükselme şansı yakalar. Ama öyle kritik anlar da doğar ki partinin imkânlarını daraltır, geleceği kurtaracak seçimlerden sizi mahrum bırakır.Yetişmiş insan zenginliğinden yararlanmayı sınırlamak bilgi ve birikimin israfı değil mi?Tayyip Erdoğan son MKYK’da “Üç dönem kuralını işletmeliyiz” demiş.. Liderin bu kararı partinin yeni genel başkan ve başbakan belirleme olanaklarını tek adaya kadar indiriyor.Bu kural olmasa adaylık Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun şahsında odaklanıp kalmazdı.İktidar partisinin yapacağı genel başkan ve başbakan seçimi alternatifsiz bir seçim olmamalıdır.Başbakan Erdoğan “üç dönem kuralı sürecek” diyor; “Arkadan genç kuşaklar geliyor. Zemin hazırlamamız lâzım..”Avusturya’ya yaptığı ziyaret sırasında Dışişleri Bakanı olarak tanıdığı 27 yaşındaki siyasetçiden etkilendiği belli. Ama o genç adamı Avusturya’da vitrine çıkaran imkân, yetişkin siyasetçilere konulan sınırlamalar mı? Hayır.Fırsatların adil paylaşımı, yasak koymaya ihtiyaç doğurmadan da aranan çözüme insanları götürüyor.Çocukken paramız yetmediği için bir kaç arkadaş birleşip bisiklet kiralar, sonra sıra ile binerdik. Bakanlık koltukları, sırayla binilecek bisiklet mi?Siyaset meydanımız cevher mi kaynıyor ki şartlar koyarak alternatiflerimizi daraltıp hayatı zorlaştırıyoruz?Üç dönem tahdidi iyi bir şey olsa dünyada yaygın uygulama alanı bulurdu.Ve tarih başka türlü yazılırdı.Yaratacağı fark da daha iyi bir dünya olmazdı.Gül’e rağmen nasıl? Davutoğlu’nun sırrı ne?Son seçimin en isabetli tahminini yapan ANDY-AR şirketi yol gösterici bir cevap da bulmuş..Cumhurbaşkanı seçiminde oyunu Erdoğan’a veren AKP’li seçmenlere “Partinin ve hükümetin başında kimi görmek istersiniz?” diye sormuş.Taraf’ta çıkan habere göre AKP’li seçmenlerin yüzde 76’sı Abdullah Gül’ün adını vermiş.Yüzde 7’si tercihini Bülent Arınç, yüzde 6’sı ise Numan Kurtulmuş’tan yana kullanmış.Peki üç dönem tahdidinin bir anlamda dayattığı aday Dışişleri Bakanı Davutoğlu’na partili seçmenin gösterdiği güven ve teveccühün boyutu ne?Araştırma şirketinin başkanı Faruk Acar cevap veriyor:“Bugün ismi en çok öne çıkan Ahmet Davutoğlu’nun bu çalışmadaki oranı yüzde 1 idi!”Aradaki uçuruma rağmen Abdullah Gül’ün önü açılmazsa Davutoğlu’nun görünmeyen gücü üstüne yeni araştırmalar yapmak mecburiyeti doğacak.İyi olur. Öğrenmek hakkımız!

Devamını Oku